Ruhum müzik ile yeniden gıdalandı: ‘TÜRKÜ’ 

Aziz Karataş’ın röportajı için tıklayınız…

Ruhum müzik ile yeniden gıdalandı: ‘TÜRKÜ’ 

Aziz Karataş’ın röportajı için tıklayınız…

16 Şubat 2019 Cumartesi 15:24
528 Okunma
Ruhum müzik ile yeniden gıdalandı: ‘TÜRKÜ’ 

RÖPORTAJ: AZİZ KARATAŞ

Türk Halk Müziği denilince akla ilk gelen isimlerdendir Türkü Çevik. O, Sanatı hakkında bir çok takdire şayan yazılar yazılan ender isimlerdendir. Ve o, Türk Sanat Müziğin incilerindir. Bu yıl sanat hayatının 20. Yılını 8. Albümü ‘Yeniden/Vazgeçmedim Söylemekten’ albümüyle süsleyen ünlü sanatçı Türkü ile önceki gün Önce Vatan Gazetesi adına bir araya geldik. Sanat hayatının dönüm noktasından başlayıp günümüze kadar bir çok konuda engin bilgilerini bizimle paylaşan ünlü sanatçı  ile özel söyleşimizi siz değerli okurlarımızla buluşturuyoruz…  

Türkü, hepimizin tanıdığı, sevdiği takdire şayan sanat kimliği olan bir sanatçı peki, Türkü kimliğinin oluşum sürecini anlatır mısınız?

Bu aslında çocukluğa dayanan bir süreç. Müziğe olan yeteneğimi 2. sınıfta ilkokul öğretmenim farketmişti. Onun doğru yönlendirmesi ve tabii ailenin desteği ve sonrasında mandolin dersi almaya başlamam… Kollarım bağlamaya yetmediği için mandolinle kandırıldım… İlerleyen dönemde solfejle beraber bağlama dersleri almaya başladım. Değerli hocalarım Ateş Köyoğlu’ndan, Halil Yüreyli’den, Mustafa Yarıcı’dan dersler aldım. 1990 yılında konservatuara gittim. O zaman sınava 1500 kişi girdi ve  halk müziği ses eğitimi bölümünü kazanan 5 kişiden biriydim. Üniversite hayatımla beraber profesyonel anlamda sahne hayatım da başladı. Öncesinde de amatör olarak sahne alıyordum. O dönem rahmetli Adnan Şenses, Hülya Avşar, Kibariye, Sinan Erkoç gibi isimlerin alt kadrosunda Türk Halk Müziği söylemiştim. O zaman tabii kadro vardı, gazino kültürü vardı. Derken İstanbul günleri başladı benim için.

Bu yıl sanat hayatınızın 20. yılını kutladınız. Bu yolculuk nasıl başladı?

İstanbul’a geldikten sonra ilk Fono Mizik’le bir çalışmamız olmuştu. Fakat kendim de dahil olmak üzere çok kayda değer bulmadığım bir çalışma olmakla beraber tecrübe edindiğim bir albümdü. Sonra Sindoma Müzik’le çalıştım. Allah rahmet eylesin sevgili Murat Göğebakan aracılığıyla tanışmıştım. O zamanın ifadesiye Küçük Emrah’ın ki şimdinin Emrah’ı onun vokalistliğini yaptım. O dönemde Murat Göğebakan ile tanışmıştım ve kendisi beni kıymetli abim Cengiz Kurdoğlu ve Hasan Topaloğlu ile tanıştırdı. Bana göre beni var eden ilk albüm Sindoma Müzik etiketiyle piaysaya çıktı. Ben insanların ismiyle doğru orantılı yaşadığına inanıyorum. O dönem ismimle ilgili duygu ve düşüncelerim vardı ve bunları Güler Duman’la paylaştım. O da birden bire “Bundan sonra senin adın Türkü olsun, türküler gibi yaşıyorsun, türkü gibisin” dedi. Almanya’daydık o sırada ve ben Türkiye’ye döner dönmez Türkü ismini eklettim. Sonrasında arka arkaya albümler geldi ve şimdi de 8. albüm piyasaya çıktı. 

Sizi müziğe özendiren şeyler nedir?

Beni Türk Halk Müziği’ne özendiren yaşanılmışlığı, sanat kaygısı duymadan türkülerin yakılması, kelimelerle ifade edemediğim duyguları tükülerle ifade edebilmiş olmak… Bir türkünün bir dörtlüğü bazen sayfalarca bir kitabın anlattığını özetleyebiliyor. Hem kendimi ifade ediyorum, hem ruhuma gıda oluyor.

4 yıl aradan sonra ‘Yeniden/Vazgeçmedim Söylemekten’ adlı albümünüzle hızlı bir çıkış yaptınız. Neler söylemek istersiniz?

Evet, hızlı oldu galiba. Dinleyenler öyle ifade ettiler. “Geciktin ama tam geldin. İyi ki sahnelere döndün” dediler ama halbuki ben sahneleri bırakmamıştım, albümlere ara vermiştim. Mutuyum çünkü her albüm bizim için yeni bir bebek. Ruhum yeniden gıdalandı.

4 yıldır sustum şimdi mikrofon ben de diyorsunuz.

Galiba öyle diyorum. 4 yıldır albüm yapmadım ama benim de bir mikrafonum vardı ama mikrafonun pili bitmişti galiba… Artık pilini değiştirdim ve mikrafon ben de. 

4 yıl aradan sonra sevenlerinizle buluşmanın yarattığı heyecanı bizimle de paylaşır mısınız?

Dedim ya ruhum tekrar gıda almaya başladı. Tekrar yüreğimdeki çocuk neşesine kavuştu. Hatta sosyal medyada, dijital ortamlarda yapılan yorumları okuyorum, beni çok mutlu eden yorumlar görüyorum. Yorumlardan birinde şöyle bir ifade vardı: “Türkü geri döndü, efsane döndü, dağılabilirsiniz” Bir başka yorumda “Yüreğimizi dağladın. Nereden bulursun bu türküleri” idi. Bunlar benim için çok özel ve çok büyük anlam ifade eden cümleler, beni kuvvetnediren cümleler. Bunun heyecanını kelimelerle ifade etmek çok zor.

Bu suskunluğunuzun özel bir nedeni var mıydı?

Aslında bir evlilik yaşadım ve sanırım bu süre içinde biraz ihmal ettim türkü söylemeyi, albümü erteledim. Kimse boşanmak için evlenmez ama biz de nasip böyleymiş. Evlilik yaşandı, boşandım. Özel hayatta yaşanılan aksilikler, mutsuzluklar insanı etkiliyor. Hele hele müzisyenleri daha da çok etkiliyor çünkü biz tamamen duygularımızla yaşıyoruz. Duygusallığımız bizi ayakta tutuyor ya da yıkıyor. Galiba kendimce özel bir nedeni varmış bunu da sizin aracılığınızla itiraf etmiş oldum. 

Albüm ismine baktım da ‘Yeniden/Vazgeçmedim Söylemekten’ çok dikkat çekici. Taşıdığı gizli bir manası var mı?

Aslında az önce özetledim. Müziği bıraktığım zannedildi, türkü söylemekten vazgeçtiğim söylendi, sahneleri bıraktığım söylendi. Hem kendi adıma, hem de türküler eski değerini görmüyorlar cümlelerine cevaben yeniden başladığıma inanarak türkü söylemekten vazgeçmediğimi bu albüm ismiyle ifade etmek istedim.

Müzik dünyasındaki soluğunuzu neye borçlusunuz? Bu olmasaydı sanatçı olamam dediğiniz bir şahıs ya da olay var mı hayatınızda?

Müzik dünyasındaki soluğumu tabii ki önce yaradana sonra müzüğe olan yeteneğimi farkeden ilkokul öüretmenim Ali Ak’a, anneme bana güvendiği ve doğru yönlendirdiği için tabii ki öncelikle onlara borçluyum. İnsan inandığı şeyin arkasından giderse herkes veya her şey sebep olabilir. Bu olmasaydı sanatçı olamazdım dediğim biri, birileri veya bir olay yok çünkü hayatımın kendisi aslında sanatçı olmama sebep. İnandığım türkü söylemekti ve türkülere sırtımı dayadığım için kendimi gerçekten çok güçlü hissedyorum. Türküler olmasaydı ben de olmazdım. 

Sizce sanatçıların toplumdaki görevleri nelerdir?

Sanatçı tabii ki topluma örnek teşkil ediyor ama bu anlamda bütün sorumlulukları sanatçılara yıkmamak lazım. Topluma hangi alanda olursa olsun hizmet veren her meslek icracısının bir görevi var. Bunun değişmez bütünlüğü de ahlak, edeb ve vicdandır, insanları ayrıştırmadan yaşamayı bilmektir ve bunun için sanatçı olmalı ya da doktor olmalı diye bir kural yok bence. Sanatçıların görevi şudur toplumda diye kategorize edilmemeli bence. Toplum içinde yaşayan her bireyin toplumdaki görevi aynıdır. Elimize, belimize, dilimize sahip olmamız yeterli… 

Şarkı yazma ritüelinizden bahseder misiniz? Örneğin hangi ortamda, hangi materyallerle, nasıl bir coğrafyada yazmayı tercih ediyorsunuz?

Aslında bunun belli bir ritüeli yok, duygu durumuna bağlı. Etkilendiğim olaya bağlı. Kışın ortasında çocukken bu beni mutlu ederdi ama şimdi kar yağdığında düşündüğüm ilk şey sokakta kalan insanlar. Dolayısıyla öyle bir insanı gördüğüm anda duygu durumum değişiyor ve aklıma gelen ilk satırları hemen not ediyorum. Müzik yapmam gerektiğinde kendime ait alanda gecenin sessizliği beni daha çok motive ediyor. Coğrafya kısmı hiç farketmiyor. Gurbette bir konserde gurbetçi bir dostunuzun duygu durumunu görmüşsünüzdür, özlemini görmüşsünüzdür ve yazarsınız. Evinizdesinizdir hislenir yazarsınız. Coğrafya farketmiyor. Neticede benim kullandığım dil türkülerin dili. 

Bir sanatçı olarak dinlediğiniz ve beğendiğiniz sanatçılar kimlerdir?

Kulağa hoş gelen herşeyi dinliyorum. İsim sayarsam unuttuklarım  olabilir, haksızlık yapmak istemem. 

Hedefinizi nasıl daha açık, net ve ölçülebilir hale getirebilirsiniz?

Hedeflerim her zaman umut ettiğim ve gerçekleştirebileceğim ölçüde olmuştur. Aksi taktirde ömür boyu mutsuz yaşamak zorunda kalırdım. Tabii ki dünyanın da türkülerimizi dinlemesini istiyorum ama bu mümkün görünmeyen bir şey. Hala kendi ülkemizde Türk Halk Müziği bitti, Türk Halk Müziği dinlenmiyor gibi cümleler duyarken dünyaya türküler söylemek bu anlamda zor görünüyor. Bunu kendime hedef edinemiyorum çünkü mutsuz olurum bunu gerçekleştiremeyeceğim için. Büyük kitlelerle türkülerimi hep bir ağızdan söylemek istedim ve gerçekleştirdim. Sağlığım yerinde oldukça da bu devam edecek.

Hedeflerinize ulaşmanın yaratacağı en büyük etki ne olurdu?

Hedeflerime ulaştım ve yaratacağı etkide şu anda ben de gördüğünüz kadar. Mutluyum, vicdanım rahat ve en önemlisi hala türkü söylüyorum. Hedeflerime ulaşmanın yarattığı en büyük etki mutluluk, bundan ötesi de olamazdı zaten.

Eğer sanatçı olmasaydınız hangi işle meşgul olmak isterdiniz?

Çocukluğumda çocuk doktoru olmak isterdim. Sonra psikolog olmayı istedim. Bir dönem gazeteci olmak istedim. En son grafiker olmak istedim. Teknik lisede grafik eğitimi alırken konservatuar sınavlarına girmeye karar verdim. Zatem müzik eğitimim hep devam ediyordu. Sanatçı olmasam da iyi bir dinleyici olurdum. 

Türkiye’de sanatçı olmak zor mu?

Türkiye’de türküyü dinletmek çok zor çünkü türküler bitti gibi bir algı sürekli gündemde tutuluyor. Bu da insanı üzüyor. Ben sanatçı olmanın derdinde değilim, her geçen gün daha geniş kitlelerle türküler söylemenin derdindeyim. Bu da 20 yıldır zordu ama türkülerimiz öyle sağlam temellerle yakılmış ve yazılıyorki zorluğu bir şekilde aşmayı başarıyoruz. 

Sahne ve konser çalışmalarınız var mı?

Sahne ve konserler devam ediyor. Zaten bunlara hiç ara vermedim. 

Gelecek ile ilgili projelerinizden söz eder misiniz? Bundan sonraki hedefleriniz neler?

Projem yine albüm yapmak ki artık bu eskisi kadar kolay değil. Gönül olarak istediğim bir şey var, o da bir komedide oynamak. Türkülerimle dinleyenlerimin dertlerine klavuz olmaya çalışıyorum ama insanları güldürmeyi de çok seviyorum.

Sizce önemli olan çok şeye sahip olmak mı, az şeye ihtiyaç duymak mı? En fazla nelere sahip olmak istersiniz?

Az şeye ihtiyacınız varsa zaten çok şeye sahip olmak istemezsiniz. En fazla sahip olmak istediğim sağlığım. Hiçbir madde size sağlığınızı kazandıramaz. Hep sağlıklı olmak istiyorum. Az şeyle bütün ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum. 

Bu sektörde kadın müzisyen olarak edindiğiniz en büyük tecrübe nedir?

Cinsiyet olarak bakmadım. Bence tecrübenin cinsiyeti yok ama şunu öğrendim ki siz müzisyenseniz müziğinizi, doktorsanız doktorluğunuzu ihmal ederseniz, kendinizi güncelemezseniz unutulusunuz. Ben ihmal ettim ve bu süreç benim için büyük bir tecrübeydi ve ben bunu yapmamam gerektiğini öğrendim. Siz ihmal ederseniz sizi de ihmal ederler, edindiğim en büyük tecrübe bu.

Sanat adına başka ne tür çalışmalarınız var?

Başka bir çalışmam yok. Sadece hala türkü söylemeyi öğrenmeye çalışıyorum. Doğru albümler doğru türkülerle oluşabiliyor, doğru türküleri bulmaya çalışıyorum. 

Son olarak dinleyicilerinize, sevenlerinize neler söylemek istersiniz?

Dinleyicilerime, sevenlerime her zaman söylediğim gibi şunu söylemek istiyorum: Yüreğinizden sevgi, bedeninizden sağlık, yüzünüzden tebessüm, cebinizden bereket, dilinizden de türküler eksik olmasın. Sevgiyle kalın.

Biz de Önce Vatan Gazetesi ailesi olarak bizimle yaptığınız bu özel ve içten röportajdan ötürü değerli sanat yüreğinize şükranlarımızı sunar, gelecek çalışmalarınızda başarılar diliyoruz…

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.