Muayyen şartları haiz olan bütün Müslümanların farz-vacib olarak mükellef olduklarını mâlî ibadetler.

a) Zekat, İslâm Binasının temel direklerinden birisi olup, Kur’ân-ı Kerim’de, zahir, sarih, tevatüren  emredilmiş bir farizadır. Kur’ân-ı Kerim’de emir ve haber olarak otuz iki âyette Salât (namazla) ile birlikte zikredilmiş, diğer pek çok âyette de müstekılen zikredilmiştir. Nebi salla’llahu aleyhi vesellem Muaz (İbn-i Cebel’i) Yemen’e (vali ve kadı) olarak gönderirken şöyle buyurduğu İbn-i Abbas radiya’llahu anhüma’dan rivayet edilmiştir: -Ey Muaz! Yemen’li’leri (ibtida) ilk olarak, Allah’tan başka ibadete layık bir ilah olmadığını ve benim de Allah’ın Peygamberi olduğumu bilmeye ve tanımaya davet et! Eğer bu iki şehadeti kabul ederlerse bu defa onlara her gece ve gündüz üzerlerine beş vakit namaz farz kılındığını öğret. Eğer namazın farziyetini namaz kılarak itiraf ederlerse bu defa da onlara bildir ki, Allah, kendilerine mallarında zekat farz kılmıştır. Bu zekat, zenginlerinden alınır ve onların fakirlerine verilir.”

Taberî’nin Ebü’d-Derda’ radiya’llahu anh’den isnad-ı hasenle ihraç ettiği, “Zekât, İslâm câmiasına girilmek için kurulmuş bir taş köprüdür.” meâlindeki hadis-i Şerif, zekât’ın Müslümanlar için ne kadar ehemmiyetli bir ibadet olduğunu gösterir.

“Zimmetinde koma bir habbe zekât

Ki odur mâye-i feyz ü berekât”

b) Fıtır Sadakası, (Ramazan Sadakası da denilir) ayrıca, zekât-ı fıtır, zekât-ı ramazan, zekât-ı Savm, sadaka-i savm isimleri de verilmiştir. Sadaka-i fıtır ramazan orucuyla birlikte, Hicret-i Nebeviyye’nin ikinci yılında vâcib olmuştur. Sadaka-i Fıtr’ın hükmünde müçtehidler, farz, vâcib, sünnet, mendub olmak üzere ihtilâf etmişlerdir. Buharî, Ebü’L-Âliyye’nin. Atâ’ İbn-i Ebî Rebâha’nın, Muhammed İbn-i Sîrîn’in”Fıtır Sadakası farzdır” dediklerini rivayet ediyor,kendisi de Sadaka-i Fıtr babının ünvanındaki, “Sadaka-i Fıtr’ın farz kılınması babı” diyerek fıtır sadakasının farz olduğu kanaatini izhar etmiştir. Hanefî Ekolü müçtehid’lerine göre, Fıtır Sadakası vâcibdir. Bazı fukaha da sünnet olduğunu kabul etmişlerdir. İbn-i Ömer radiya’llahu anh’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem Zekât-ı Fıtrı Müslümanlardan köleye, hürre, erkeğe, kadına, küçüğe, büyüğe hurmadan bir sâ, yâhud arpadan bir sâ olarak vâcib kıldı. Ve bu sadakanın, halk bayram namazına çıkmazdan evvel verilmesini emretti.

c) Fidye, “Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yâhut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış kronik ve sürekli hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar (fidye’nin miktarı da Sadaka-ı Fıtır miktarı kadardır) fidye verecektir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara 2/184)

d) Kurban, vücub şartlarını haiz, Müslüman, mukim ve dinî ölçülerde zengin kabul edilen kadın erkek, bütün Müslümanlara vacibdir. (amelen farzdır.) İmam-ı Şâfi’î ve Hanafî’lerden, İmam Ebû Yusuf ve İmam-ı Muhammed’e göre, Sünnet-i Müekkede ise de, müftabih olan ve Cumhura göre de vâcibdir. Zira, sevgili Peygamberimiz salla’llahu aleyhi ve sellem efendimiz “İmkanı var da, (dini ölçülerde zengin de) kurban kesmiyorsa, bizim mescidimize (Namaz kıldığımız yere muhite) bundan sonra asla yaklaşmasın,” buyuruyor. Böylesine şedid bir tahzir, herhangi bir sünnetin terkine değil, belki bir vâcibin terkinedir.

İslâm’ın şartlarından, temel farz’lardan, kelime-i Şehadet, Kelime-i Tevhid, İslam’a giriş şartıdır. Namaz, oruç yalnızca bedenen yapılan birer ibadetler olduklarından, fakir, zengin, kadın, erkek, büluğ çağına ermiş herkese farz-ı ayn’dır. Hac İbadeti, hem bedenî, hem de mâlî bir ibadet olduğu için, beden sağlığı yanında, yol masraflarına, orada kaldığı sürece harcamalarına, memleketinde bıraktığı aile ferdlerine kendisi dönünceye kadar yeter miktarda bir servete malik olanlara farzdır.

Farz olan zekât ile vacib olan, fıtır sadakası, fidye ve kurban gibi malî ibadetlerin farz-vâcib olması için, dinen zengin kabul edilmesi gerekiyor. İşte tam bu noktada, “Havâic-i Asliye” (Aslî ihtiyaçlar) Nisab, (zenginliğin ölçüsü, miktarı ve nev’i ehemmiyyet kazanıyor.

 HAVÂYİC-İ ASLİYE: Mesken, ev, eşyası, yardımcı hizmetli, binek vasıtası kışlık-yazlık, bayramlık-normal gün elbiseleri, medenî, kitab, silah sınaî ve meslekî alet ve edevat. Kısaca, kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile ferdlerinin temel ihtiyaç maddeleridir.

NİSAB: Sözlükte “sınır, işaret, asıl ve kök” manalarına gelen nisab kelimesinin ıstılâhî terim anlamı zekâtın farziyetine, sadaka-i Fıtır ve Kurban’ın vücubuna alâmet ve ölçü olmak üzere tespit edilen belirli bir miktardır. Dînî bakımdan zenginliğin asgarî sınırı veya asgarî zenginlik ölçüsü diyebileceğimiz nisab, zekata tabi her mal için, Haz.Peygamber tarafından gösterilmiştir. Bu asgarî sınırlar bir açıdan o dönem İslâm toplumunun ortalama hayat standardını ve zenginlik ölçüsünü göstermekle birlikte ileri dönemlerde de şer’î belirleme (mukadderât-ı şer’iyye) sayılarak zekât nisabı adıyla aynen korunmuştur. Bu itibarla fakihler toprak mahsulleri hariç, zekât’a tabi bütün mallarda nisabın şart olduğunda görüş birliğine varmışlardır. Hadislerde nisab miktarları şu şekilde gösterilmiştir. Gümüşte nisab miktarı 200 dirhem (595 Gram), altında 20 miskal (85 gram), hayvanlarda, 5 deve 30 sığır-manda, 40 koyun-keçi. Toprak mahsullerinde ise, (Cumhura göre) 5 vesktir (buğdayda 653 kg.) Ebû Hanife’ye göre ise, toprak mahsullerinin azı da çoğu da zekâta tabidir. Toprak mahsullerinin zekâtında nisab aranmaz. Hasad zamanı mahsulün uşru, yani onda biri zekât olarak fakirlere verilir.

Nisab, zekât, sadaka-i fıtır, (fidye) ve Kurban kesmenin vücubu (amelen farz’dır) için aynı ölçülerdir. Ancak, zekâtın farz olması için, ayrıca iki farklılık vardır. Fıkıh Terminolojisinde, “havânü’l-havl” ve “nema” zekâta tabi malların nâmî, hakikaten veya takdiren artması. Zekâta tabi malların üzerinden bir yıl geçme şartına göre iki grupta toplandığı görülmektedir. Birinci grupta zekâtın farziyeti için üzerinden bir kamerî senenin geçmesi şartı aranan, para, nukud (Döviz cinsi yabancı para) ticarete konu eşya ve hayvanlardır. İkinci grupta ise bu şartın aranmadığı toprak mahsulleri, mâden ve defineler yer alır.

Nema, bir malın zekâta tabi olabilmesi için aranan şartlardan biri de nemâ’dır. Sözlükte “artmak, çoğalmak, gelişmek” manalarına gelen nemâ dinî terim olarak iki kısma ayrılır.

1- Hakîkî (gerçek) nemâ bir malın: Ticaretle, yavrulama ile veya tarımla artmasıdır. Ticaret malları, hayvanlar ve toprak mahsulleri böyledir.

2- Takdiri (hükmî) nemâ: Bir malın kendisinde nema imkanının bizzat (potansiyel olarak) mevcut olmasıdır. Altın, gümüş ve para da olduğu gibi. Enflasyon ve başka sebeblerle tedavüldeki paranın değerinin düşmesiyle altın, gümüş gibi kıymetli madenlerle, dövizin değerlerinin artması gibi...

Sadaka-i Fıtır, (fidye) nisabında bu iki şart aranmaz. Ramazan Bayramı sabahı bu miktar servete sahip olanlara, Sadaka-i Fıtır, Kurban Bayramında kurban kesim günlerinde bu meblağa sahip olanlara kurban kesmek vâcib olur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.