Hepimizin hayatı bazen sahnede oynanan oyunlara benzer. Kendi hayatımızın başrolü, kendi oyunumuzun yazarıyız. Tiyatro ve diziler sayesinde hepimiz kendinden bir parçayı buluruz. Aslında bunun en büyük faktörü sahnede oynayan oyuncudur. Onlar sahnede bir Karaktere bürünürler ve sahnede o karakteri öyle bir yaşatırlar ki kimi zaman kahkahalarla güler, kimi zaman da katıla katıla ağlarken alkışlarız onları. İşte o sahnede izlerken bize kendimizden bir anıyı yaşatan, oynadığı karakterler, giydiği rollerle akıllardan çıkmayan Şebnem Özinal ile birlikteyiz.

Şebnem Özinal üniversite yıllarında hem okuluna hem de sahneye dört elle sarılmış başarılı bir oyuncu, sanatını icra ederken yaptığı işin üstüne hep daha fazlasını ekleyen bir sanatçı, hem tiyatro da, hem ekranda başarıyla var olmaya devam ediyor. Tüm bunları yaparken aynı zamanda bir anne. Hem kızıyla alışverişe giden, tatile çıkan, birlikte yemek yapan, onu asla ertelemeyen hem işinde hem de evde en iyi olanlardan.

Tiyatro sahnelerinin ve ekranın tecrübeli oyuncusu Şebnem Özinal..Üniversitede okurken kendinizi tiyatro sahnelerinde buldunuz. Her şey bir anda mı gelişti?

- Oyunculuk hep aklımda olan bir şeydi, ama ailemin de yönlendirmesiyle onların gözünde normal bir meslek edinme adına Jeoloji Mühendisliği okudum. Konservatuar sınavlarına çok hazırlanmıştım, fakat babam izin vermedi konservatuara girmeme. Aslında üniversiteden sonra oyunculuk fikrini bırakmıştım. Üniversite birinci sınıfta özel bir televizyon kanalı güzellik yarışması düzenliyordu. Ben de o zamanki ajansımın baskılarıyla güzellik yarışmasına katıldım. İstemeden katıldım, çünkü sevmezdim öyle yarışmaları. Daha çok eğitime düşkündüm. Sonra Dormen Tiyatrosu'yla tanıştım ve yarışmadan 2 ay sonra teklif geldi, çünkü yarışma esnasında Dormen Tiyatrosu'na gittiğimde tiyatroyu ve oyunculuğu çok sevdiğimden bahsetmiştim. Haldun Dormen’in teklifini kabul ettim. Böylece sahne benim için açılmış oldu.

Hem okul devam etti hem de tiyatro devam etti. - Sahneye çıkınca doğru yerdeyim dediniz mi?

- Kesinlikle ! Yoksa bu kadar yıl tiyatro sahnesinde yer alamazdım herhalde ( gülerek )

-Sanatın her dalı için Meslek olarak yapmanıza gerek yok diyorlar , ama illa sanatla uğraşın. Sizce de öyle mi?

- Oyunculuk amatörce yapılacak bir şey değil. Şu anda çok fazla drama okulu açıldı. oraya giden birçok insan var. Ben de öyle yerlerde eğitimler veriyorum. Avukatlar, mühendisler gelip, oyunculuk eğitimi alıyorlar. Ben de konservatuar mezunu değilim, alaylıyım ama sahneye gerçekten çok emek verdim. Çok çalışkan bir yapım var ve çok bedel ödedim. Bir kurstan Tiyatro eğitimi alarak mezun olmak önemli değil, onun üzerine bir şeyler koyabiliyorsanız ve defalarca tiyatro sahnesinde yıllarınız geçiyorsa o zaman oyuncu olabiliyorsunuz. Şu an konservatuar mezunu olup mesleğini yapmayanlar da var. Benim çalıştığım tiyatroların sahipleriyle ilişkilerim çok iyiydi ve bana her zaman çok saygı duymuşlardır. Her zaman tiyatronun duayenleriyle çalıştım. Bu da ayrı bir şanstı benim için çünkü biliyorsunuz tiyatro usta çırak ilişkisidir.

-Ekranlarda da izledik sizi, ama en çok tiyatro oyunlarında izleme şansımız oldu. Bu sizin kendi seçiminiz miydi?

- Ben oyunculuğu tiyatro oyunculuğu televizyon oyunculuğu diye ayırmak istemiyorum. Elbette tiyatro önceliğim. Kızım Ayşe doğana kadar birçok dizi-filmde rol aldım, ama Ayşe doğduktan sonra bilinçli bir şekilde, geç anne oldum diye o tempodan uzaklaşmak istedim. Zaten koşullar çok yorucu, set saatleri çok uzun... televizyonda da çok çalıştım biliyorsun, program sunuculuğu yaptım , Televizyon programı hazırladım ,canlı yayına çıktım... Ağırlığı televizyon programcılığı ve tiyatroya vermiştim.. Elbette dizi ya da sinema filmlerinden gelen teklifleri , çok içime sinen bir karakter olunca değerlendiriyorum.

Televizyon dizileri eskiden izlediğimiz tatlı kapı komşularını, sevimli mahalleleri, komik apartmanları maalesef anlatmıyor artık. Süreler uzadı, oyuncu kaşeleri arttı. Teknoloji olarak çok ileri gittik, ama yeni sezon işlerinin nasıl gittiğini düşünüyorsunuz?

- Gerçekten çok fazla dizi var. Ben hepsini takip etmekte zorlanıyorum, ama işim olduğu için takip etmeye çalışıyorum, fakat iyi projeler yapılıyor, iyi paralar harcanıyor, tiyatro oyuncuları açısından en sevindiğimiz yanı da artık tiyatro oyuncularına bir kazanç kapısı çıktı. Eskiden tiyatro oyuncuları tiyatro yapardı, dizi oyuncuları daha farklı sektörlerden oluyordu. Aslında bu dönemin başlangıcını 'Böyle mi olacak' dizisiyle biz yaptık. Tatlı komşu dizilerinin dışında bir konsepti, daha fazla entrika, daha fazla olay, farklı, üç aile yapısını anlatan, ailedeki ilişkileri anlatan bir diziydi. Türker İnanoğlu Türk izleyicisinin nabzını çok iyi bilir. Ben üç bölüm için girdim diziye altı sezon oynadım (gülerek). Hala da oradan hatırlarlar beni. Yeni sezon işlerini iyi buluyorum. Karşı çıktığım tek nokta, dizilerin süreleri. Bir de başroldeki oyuncuların güzel, estetik olup yan rollerle desteklenmesini karşı buluyorum. Estetik olabilirler, ama oyunculuklarını da kuvvetlendirmeleri gerekiyor. Ben bir dizi-filmin içinde kızım rolünü oynayan oyuncuya 'madem sen bu işe baş koydun bir an önce eğitimini al' dediğimi hatırlıyorum. O da bana dedi ki 'Biz yönetmenle çalışıyoruz. Bu yeterli' bu kafa yapısı bana göre yanlış. Bence bir proje için, yönetmenle çalışmak yetmez. O proje için yetse bile başka projede sönersin.

Ülkemizde tiyatro en önemli sanat dallarından biri, eğer oyuncu olmasaydınız, sadece izleyici koltuğunda oturan biri olsaydınız oyun izlemenin insana neler kattığını nasıl anlatırdınız?

-Zaten tiyatro seyirci olmazsa olmayacak bir sanat dalı. Oyuncular ve seyirciler bence meslektaş. Ben oyuncu olarak seyirciye ne veriyorsam, izleyici olarak da o koltuğa oturduğum zaman oynayan oyuncudan onu almak isterim. Ben oyuncu olmaya seyirciyken karar verdim. Seyirciyken çok etkilendim izlediğim oyunlardan, çünkü benim çocukluğumda çok kaliteli oyunlar yapılıyordu. Ben 'Hisseli Harikalar Kumpanyası'nı izlerken oyuncu olmaya karar verdim. Seyirci olarak 'Biz neden tiyatroyu seçiyoruz.' sorusunun cevabını o koltukta oturan seyirciye vermek oyuncunun boynunun borcu.

Şimdilerde sizi Haldun Dormen'in sahnelemiş olduğu 'Daha Neler' adlı oyunda izliyoruz. Komedi oyunu mu?

- Evet, komedi.

- Komedi oyunlarının içerisinde rol almayı seviyorsunuz...

- Ben mesleğe başladığımdan beri hep komedi oyununda oynadım.

- Bu sizin önünüze gelen bir şey mi yoksa siz mi tercih ediyorsunuz?

- Ben aslında çok komedi sevmem. Zor gülerim, ama iyi, kaliteli bir komediyi tercih ederim. Beni güldürmesi için çok zekice yazılmış ve çok iyi oynanması gerekiyor, çünkü komedi oyunculuğu çoğunlukla snobe edilir. Özellikle Türkiye'de klasik oyunların oyunculuğu daha zormuş gibi söylenilir, ama öyle değil. Komedi için çok enteresan bir varlık ve matematik gereklidir.

Dünyanın en tehlikeli konularından biri olan Aşk konusu, 'Tamamla Bizi Ey Aşk' oyununda işlediniz.

- Çok iyi yorumlar geldi. Sizin de dediğiniz gibi çok evrensel bir konu.

Aşkın başlaması, gelişmesi, bitmesi, aşk üzerine her konu gerçekten ilgi çekiyor. Seyircinin çok sevmesinin bir nedeni daha vardı; interaktif bir oyun. Orada grup terapisine giden bir karı-koca anlatıyor ve grubun diğer elemanları olarak seyirciyi görüyoruz. Seyircilerle birlikte terapiye gitmiş gibi oluyoruz. Seyirci de kendinden çok fazla done buluyor.

- Siz de oyuna girerken ilk okuduğunuzda böyle mi hissetmiştiniz?

- Evet, zaten Ali Poyrazoğlu yazdı bu oyunu ve bu oyun yazılırken psiko-drama tekniğiyle yazdı. Oynarken psiko-dramayla ilgili kitap okuduk ve Ali'nin ilk yazdığı şekilden daha farklı bir yere evrildi oyun.

“Daha Neler” adlı oyununuz İstanbul'da gösterime girecek mi?

- Evet, oyunun iki oyuncusu da Almanya'da yaşıyor. Aynı zamanda oyunun prodüktörü de Almanya'da yaşıyor, ama Türk'ler İstanbul'un çeşitli yerlerinde de oynamak çok istiyorlar. O yüzden bu sezon İstanbul'da da oynayacak. Avrupa turnelerine de devam edecek. Biz bu oyunu 22 yıl önce Dormen Tiyatrosu'nda oynamıştık. Ben aynı rolü Metin Serezli ile birlikte oynuyordum.

Yurtdışındaki tiyatro seyircisiyle Türkiye'deki tiyatro seyircisinin gözlemlediğinizde neler söylersiniz?

- Bir kere oradaki çalışma sistemi çok değişik. Salonların belirlenmesi, salonları düzeni daha farklı ve seyircisini ben daha disiplinli buluyorum. Türkiye'deki bazı oyunlarımda, oyun başladıktan sonra gelen seyirci bile oluyordu. Bu mantığın biraz oturması lazım. Bir de yurtdışındaki biletler çok daha önceden tükeniyor. Bizim Aralık ayından Nisan ayı biletlerimiz satılmış oluyordu. Görsel Sanatlar, Tiyatro onlar için inanılmaz önemli. En önemlisi de orada yaşayan Türklerle buluşmak çok güzel. Akrabalarımızı görmüş gibi oluyoruz. Çok güzel dostluklar edindik, hala görüşüyoruz. Eski Türk geleneklerini görüyorum onlarda. Onlar buradaki Türklerden daha bağlı yaşıyorlar.

Küçük bir kızınız olmasına rağmen siz hiç oyunculuğu bırakmadınız, mesleğinizden vazgeçmediniz. Anne olduktan sonra yaptığı mesleği bırakan ve ev hayatına dönen annelere örnek olan bir hayat biçiminiz oldu. Anne olduktan sonra çalışmak zor mu? Hele bir oyuncu için...

- Bence hiç zor değil. Aslında çalışmak anneliğin getirdiği zorluklardan daha kolay. İkisini bir arada yürütmekten pek zorlanmadım. Zaten şöyle bir yanlış bakış açısı var; Annelik bir meslek değil, annelik hayatın getirdiği bir durum. Evleniyorsunuz ve çocuğunuz oluyor. Sadece görsel sanatlar mesleğinde uğraşan insanlar için değil, bankada çalışan bir kadın, çocuğu üç aylıkken bırakıp işine dönmek zorunda. Ben yıllardır emek verdiğim mesleğimi neden bırakayım... Annelik yüzünden mesleğini yapamıyor sözüne çok karşıyım. Buna sığınanlara kızıyorum, çünkü mesleği bırakacak bir durum değil annelik. Burada zor durumda kalanları sözün gerisinde bırakıyorum, ama alternatifi olanlar için annelik mesleğini bıraktıracak zorlukta bir durum değil. Ayşe'de çok mutlu, benim oyuncu olmamı seviyor.

- Kızınızın da ileride oyuncu olmasını ister misiniz?

- Benim istemem önemli değil, o isteyip mutlu olacaksa ben onu desteklerim.

- Çoğu oyuncu çocuğunun ondan etkilenip bu mesleğe atıldığını düşünüyor...

- Evet, ben de Ayşe'yi çok kulise götürüyorum. Turnelere gidiyoruz beraber. Zaten Sahne Sanatlarına çok düşkün. Viyola çalıyor, yarı zamanda Mimar Sinan üniversitesinde dans ediyor, ama oyunculuk olarak seçer mi, bilmiyorum, her koşulda sanata yakın olmasını isterim.

Sosyal sorumluluk projeleriyle aranız nasıldır? İlgi duyar mısınız?

- Elimden geldiğince yer almaya çalışırım, gelen teklifleri değerlendiririm. En son canlı yayın yaparken, orada Minik Kalplerle El Ele diye bir projemiz vardı. Sonradan Dernek oldular. Dernek olmalarının sebebi benim programım olmuştu. Türkiye'nin önde gelen isimlerinden Arzu Sabancı, Nesrin Ercan başında. Ama Ayşe olduktan sonra aktif olarak çalışmalarımı sürdüremedim.

- Eğitmenlikle ilgili tecrübeleriniz de var. Hala yapıyor musunuz?

- Geçen yıl eğitim veriyordum. Zaten Yüksek Lisans yaptığımdan beri oyuncu koçluğu yapıyorum, kamera önü oyunculuğu eğitimi veriyorum. Belli akademilerde ders veriyorum. Genelde doğaçlama ve drama eğitimi veriyorum. Drama dünyadaki ilk bilimdir. Herkes dramayı oyunculuk olarak biliyor, ama bilimin çıkış noktası dramadır. Drama üzerine gelen izleyicileri de kattığım bir çalışmam var. Festivallerde davet aldığımda oyuncularla birlikte onu yapıyorum.

Bu sohbet için çok teşekkür ederim. Bu mesleği kendine yol edinmiş gençlerimiz için ne söylemek istersiniz?

- Öncelikle ben teşekkür ederim. Para kazanacak bir branşa olarak mesleklerini hangi yönde seçerlerse seçsinler sanattan ayrılmamaları gerektiğini savunuyorum, çünkü sanat onlara kendi seçtikleri mesleklerinde de farklı bir bakış açısı açacaktır, dünyaya entegre olmalarını sağlayacaktır, vizyonlarını genişletecektir.

Fotoğraf: Yiğit Danacı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.