Wuhan kökenli koronavirüsün son varyantı olan Omikron konusundaki görüşler net değil, COVID-19’un son versiyonuna ilişkin iki olasılık da geçerli:

1)Çok bulaşıcı olması nedeniyle hızla yayılmasına rağmen, hafif seyrederse, ölümcül olmazsa, çok sayıda kişinin bağışıklık kazanmasıyla Omikron,  evcilleşerek mevsimsel koronavirüse dönüşebilir.

2) Önceki COVID-19 varyantlarına oranla daha az ölümcül olan Omikron’un yapısı, çok kolay bulaşmasına ve çok hızlı yayılmasına neden olduğundan, hasta sayısında çok hızlı artış yaşanması nedeniyle hastanelerin dolması ve sağlık sisteminin yetersiz kalmasından dolayı ölümler artabilir.

Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, “Omikron dalgasının yükselme konumundayız. Önümüzdeki günlerde daha da yükselecek. Oysa bazıları salgın bitmiş gibi davranıyor. Sanki herşey normale dönmüş gibi, ama hiç de öyle değil. Umarım bu dalga son dalga olur” diyor. Peki, Omikron’un, COVİD-19’un evcilleştiğine ilişkin bir müjde olduğunun açıklanmasını beklerken bizler ne yapmalıyız?

M. KEMAL SALLI

Sağlık Bakanı Koca, geçtiğimiz Aralık ayı sonlarında, Wuhan kökenli koronavirüse (COVID-19)  oranla daha kolay bulaşan, dolayısıyla daha hızlı yayılan Omikron’a karşı, küresel çapta alınan önlemler paralelinde bir dizi karar açıkladı. Daha sonra bu kararların bazıları geri alındı. Hem vatandaşlar arasında hem de bilimsel çevrelerde kafa karışıklığı yaşandı ve “Koronavirüse karşı mücadelede çaresiz mi kaldık, sürü bağışıklığına mı gidiyoruz?” sorgulaması başladı. 

Avrupa ülkelerinde aşı olmayanlara giderek artan engelleme ve kısıtlamalar uygulanırken, Türkiye’de aşı bir tarafa kontrol amaçlı testlerin bile kaldırılması kafaların karışmasına neden oldu. Sağlık Bakanlığı’nın, Koronavirüs Bilimsel Kurulu’nun önerileri çerçevesinde aldığı kararlarına yöneltilen eleştiriler bazı ciddi kaygıları dile getiriyor.

Enfeksiyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “Bu kararları bilimsel olarak yorumlamak ne yazık ki mümkün değil” diyor. Kararın bilimsel temelden yoksun olduğunu savunan Türk Tabipler Birliği (TTB) de, “Toplumun sağlığının tehlikeye atıldığını” iddia ediyor ve test sayısının azaltılmasının hastalığın gerçek boyutunun anlaşılmamasına neden olduğu, bu kontrolsüzlük halinin her vatandaşı potansiyel bir COVID-19 vakasına dönüştürebileceği iddia ediliyor. 

OMİKRON MÜJDE Mİ, TEHLİKE Mİ?

Wuhan kökenli koronavirüsün son varyantı olan Omikron konusundaki görüşler net değil, COVID-19’un son versiyonuna ilişkin iki olasılık da geçerli:

1)Çok bulaşıcı olması nedeniyle hızla yayılmasına rağmen hafif seyrederse, ölümcül olmazsa, çok sayıda kişinin bağışıklık kazanmasıyla Omikron, evcilleşerek mevsimsel koronavirüse dönüşebilir.

2) Önceki COVID-19 varyantlarına oranla daha az ölümcül olan Omikron’un yapısı, çok kolay bulaşmasına ve çok hızlı yayılmasına neden olduğundan, hasta sayısında çok hızlı artış yaşanması nedeniyle hastanelerin dolması ve sağlık sisteminin yetersiz kalmasından dolayı ölümler artabilir.

Toplumu 2020 Mart ayından beri etkilemekte olan COVID-19 ve varyantlarının yol açtığı hasarlar konusunda elimizde yeterli veri yok. Türkiye’de günde en fazla 200 bin PCR testi yapılabiliyor ve bu test sonuçlarına göre açıklanan vaka sayıları gerçekleri yansıtmıyor. Batı ülkelerinde de durum bizden farklı değil.

Avrupa’da ve ABD’de açıklanan vaka sayıları, bir kısmı Türkiye’de üretilen “hızlı tanı testleri”ne dayanıyor. Omikron’un hızla yayılıyor olmasına rağmen vaka sayılarının 50-60 binlerde dolaşmasının gerçekçi olamayacağı söyleniyor ve PCR testleri yanı sıra acilen hızlı tanı testi uygulamasına geçilmesi öneriliyor. “Omikron evcilleşti; Şubat sonu rahatlayacağız” şeklindeki açıklamaların toplumu rehavete sürüklemesinden korkuluyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünyada Omikron varyantına bağlı olarak ölüm vakaları saptanmadı; “Bu varyant daha bulaşıcı, daha hızlı yayılıyor olmasına rağmen, daha hafif bir klinik tabloya sahip olacak gibi görünüyor.”

OMİKRON, “COVID-19 EVCİLLEŞTİ” MÜJDESİ Mİ?

Bazı laboratuar çalışmalarına dayanılarak yapılan açıklamalar, Omikron’un evcilleştiği, mevsimsel koronavirüse dönüştüğü gibi bir algının oluşmasına neden oluyor, fakat ne Türkiye’de ne de dünyada bunun gerçek olduğunu savunabilecek kadar yeterli veri yok. Her testin ayrıntılı incelenmesi yapılmadığından, vakaların ne kadarının Delta ya da Delta Plus, ne kadarının Omikron kaynaklı olduğu bilinemiyor. “COVID-19, geçirdiği çeşitli mutasyonlar sonunda evcilleşti” diyebilmek için vakit henüz çok erken. Salgın sürecini Omikron varyantıyla nisbeten hafif geçirenlerin Delta varyantına karşı bir bağışıklık kazandığı söylenemiyor.

Biim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alper Şener, “DSÖ verilerine göre, Omikron’a bağlı herhangi bir ölüm vakası bildirilmedi” diyor, ama Sağlık Bakanı Koca, Aralık ayı başında TBMM’inde yaptığı açıklamada, “Resmi vefat rakamları dışında, dolaylı kayıplarla iki, hatta üç kez fazla vefatların olduğunun tahmin edildiğini” söylüyordu. 

RAKAMLAR GERÇEKÇİ DEĞİL Mİ?

COVID-19’unsağlığımızı küresel çapta tehdit etmeye başladığı Mart 2020’den bu yana, Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan turkuaz tablodaki vefat sayılarının gerçekçi olmadığı iddia edilmişti. Toplumun çeşitli kesimlerinde vefat sayılarının açıklanandan daha fazla olduğuna ilişkin bir inanç vardı. Mesela, Polonya ve Ukrayna gibi nüfusu Türkiye’ye oranla daha seyrek olan ülkelerdeki vefat sayılarının Türkiye’den fazla olması, bu konuda duyulan kuşkuların artmasına neden olmuştu.

COVID-19’un ülkemizde ilk görüldüğü güden itibaren, oluşturduğu milyonluk sağlık ordusuyla salgına karşı ciddi bir mücadele başlatan, dünyaya örnek olan filyasyon ekipleri oluşturan Sağlık Bakanlığı’na insaf ölçülerini aşan eleştiri yöneltmek vefasızlık olur, ama bazı gerçekleri görmezden gelmek kendimizi kandırmak olur.

Meslektaşımız Sedat Ergin’in, her gece yayınlanan turkuaz tablodaki vaka ve vefat sayılarına ilişkin çok önemli bir saptaması var. 25 Kasım 2020 tarihli İstanbul Büyükşehir Belediyesi vefat rakamlarıyla, aynı gün Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye geneli için yayınladığı vefat sayılarını karşılaştıran Ergin, şu çarpıcı gerçeği ortaya koyuyor: 25 Kasım 2020 günü, yalnızca İstanbul’da vefat edenlerin sayısı 473 iken, Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye genelinde vefat edenlerin sayısı yalnızca 168.

Acı, ama gerçek..

GÜNDE 200 BİNDEN FAZLA TEST YAPAMIYORSANIZ…

Böylesi bir ölümcül salgın sürecinde Dünya Sağlık Örgütü bile çaresiz kalırken, Sağlık Bakanlığı’nın vaka ve vefat sayılarının gerçekçi olması beklenemez. 82 milyonluk bir ülkede 200 binden fazla PCR testi yapma imkanınız yoksa, vaka sayılarına ilişkin verilerin sağlıklı olması beklenemez. DSÖ’nün, faz çalışmaları henüz tamamlanmamış bazı aşılara, zorunlu olarak “acil kullanım” izni verdiği unutulmamalıdır.

O nedenle, bizim sağlığımız için fedakarca çalışan sağlık ordumuza, can borçlu olduğumuzu unutmadan yardımcı olmak zorundayız. “Aşı, hijyen, maske ve mesafe” deniyorsa, bu önerilere uymak, herşeyden önce vatandaşlık görevidir; uymak zorundayız.

AŞI VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZDEN BAŞKA SİLAHIMIZ YOK

Günde 200 binden fazla test yapma imkanınız yoksa, “koronavürüs Omikron varyantıyla evcilleşti” deme şansımız yoktur. COVID-19 ve türevleri karşısında bütün dünya gibi, bizim de, aşıdan ve bağışıklık sistemimizden başka bir savunmamız yok.

Bazı laboratuar çalışmalarına göre, koronavirüse karşı en güçlü aşı olduğu kabul edilen mRNA temelli aşıların bile sınırlı bir bağışıklık sağlayabildiği belirtiliyor. Yani bizde de uygulanan mRNA temelli BioNtech aşıları bile kesin kalkan oluşturmuyor. Buraya dikkat; Omikron’un çıkış coğrafyası olan Güney Afrika’da yapılan araştırmalar, mRNA temelli ve COVID-19’un Delta ve Delta Plus varyantlarına yüzde 80 oranında etkili olan aşıların Omikrona karşı yalnızca yüzde 33 oranında koruma sağladığı saptanmış.

Türkiye’de Delta varyantının mı, Omikron varyantının mı daha etili olduğuna ilişkin güvenilir bir veri yok. O nedenle, koronanın çeşitli varyantlarına karşı, bir ilaç bulunana kadar en güçlü silahımız aşı ve bağışıklık sistemimiz. Uzmanlar, kış mevsimine girmekte olduğumuza dikkat çekerek, son aşısı üzerinden 3 ay geçmiş olanların, bir öğle sonunda aşı yaptırmaları gerektiğini söylüyorlar. Aşı yaptırmanın saati mi olurmuş demeyelim;  öğle sonu yapılan aşıların antikor üretimi daha güçlü oluyormuş.

Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, Omikron’u hafife almamamız gerektiğini vurgulayarak, semptomlarını, tahribatını ve yapmamız gerekenleri şöyle sıralıyor:

“Kas ağrıları, sırt ağrıları, göğüs ağrıları, halsizlik çok belirgin. Ayrıca baş ve boğaz ağrıları oluyor. Sıkıntılı dönem 5-6 gün sürüyor; yani, hayatınızdan en az 1 hafta çalınmış oluyor.

Yaşlılarda, kronik hastalıkları olanlarda, bağışıklığı baskılanmış kişilerde hastalık daha ağır seyredebiliyor. Ölümcül seyreden vakalar var. Hastane yatışı, yoğun bakım desteği gerektirebiliyor. Omikron dalgasının yükselme konumundayız. Önümüzdeki günlerde daha da yükselecek. Oysa bazıları salgın bitmiş gibi davranıyor. Sanki herşey normale dönmüş gibi, ama hiç de öyle değil. Umarım bu dalga son dalga olur.”

GEVŞİYOR MUYUZ?

Covıd-19’un diğer varyantlarına oranla daha kolay bulaşan, dolayısıyla daha hızlı yayılan Omikron’a karşı daha sıkı önlemler alınması beklenirken, uçak yolculuğu dışındaki yolculuklarda PCR testi aranmayacağına ilişkin kararlar alınmasının gerekçelerin de şöyle açıklıyor, Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Özlü:

“Omikron varyantıyla bu virüsün davranışı değişiyor. İlk salgın ortaya çıktığında, Wuhan kökenli COVID-19 ile onun Delta varyantı birbirlerinden çok farklı. Bu klinik değişikliklere göre de izolasyon ve karantina süreleri ile önlemler değişiyor. (…) Bir haftalık sürede çoğu vakanın virüsü temizlenmiş oluyor. Optimal süre, şu an itibarıyla, bu varyantta 7 gün yeterli gibi görünüyor. İnsanımızın işini gücünü aksatmamak, hayatı durdurmamak için bu süreyi ihtiyaca göre optimize etmek gerekiyor.”

Olağanüstü bir hızla bulaşan ve yayılan, ama etkisi ve hastalık süresi öncekilere oranla daha kısa ve zayıf olan Omikron varyantı, COVID-19 kodlu ölümcül salgının sonu olmayacak. Fakat, onun giderek evcilleştiğini, pandeminin endemiye dönüşmekte olduğunu söyleyenlerin haklı çıkma olasılığı giderek yükseliyor.

KORONA KALKANI

Wuhan kökenli ölümcül COVID-19’un, en son varyantı olan Omikron’la evcilleşerek, bir kış enfeksiyonu haline geldiğinin müjdelenmesini beklerken, bizim neler yapmamız gerekiyor? Vatandaşları rehavete sevketmemiş olmak için yeniden anımsatalım; bugünlerde hayatımızı tehdit etmekte olan koronavirüs yelpazesinde COVİD-19 da var, onun Delta, Delta Plus ve Omikron varyantları da var. Hangisinin daha yaygın olduğuna ilşkin sağlam, güvenilir verilere sahip değiliz. Peki durum netleşene kadar ne yapacağız?

Yapacağımız en önemli şey bağışıklık sistemimizi güçlü tutmaktır. Bunun için de Osman Müftüoğlu hocamızın reçetesini kahvaltılarımızdan eksik etmeyeceğiz:

1çay kaşığı zerdeçel, ¼ çay kaşığı karabiber, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ve bolca limon suyu. Bunları küçük bir tabakta karıştırıp ekmeğinizi banabilirsiniz ya da bir miktar yoğurda karıştırarak altın yoğurt şeklinde tüketebilirsiniz.

“Omikron COVID-19’un evcilleşmiş varyantıdır”  müjdesini beklerken, salgından etkilenen vatandaşlarımıza acil şifalar diliyoruz.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.