Irak ve Suriye coğrafyasında yaşayan insanların tek umudu, sığınabilecekleri tek güvenli liman Türkiye’dir. Irak’ta meydana gelecek herhangi bir çatışma ortamı, buradaki insanların Türkiye sınırına yönelmelerine neden olacaktır. 

Belki arzulanan da budur; bölgesel bir aktör olarak çıkarlarını korumakta kararlı bir tutum sergileyen Türkiye’nin karşısına, İdlib’den sonra yeni bir tehdit unsuru konmak istenmektedir. 

“Ben olmadan Ortadoğu’da, Akdeniz’de ve Kuzey Afrika’da bir denklem kuramazsınız!” diyen Türkiye, ekonomik, siyasi ve askeri operasyonlarla köşeye sıkıştırılmaya çalışılmaktadır. 

Bölgemizde meydana gelen bütün gelişmeleri, Türkiye’ye yönelik olası sonuçlarıyla birlikte değerlendirmek durumundayız. O nedenle, “Bağdat Havaalanında ‘Haşdi Şabi’nin Genelkurmay Başkanı’ General Kasım Süleymani’yi vuran ABD’nin hedefi yalnızca İran mıdır?” sorgulaması, yapılması gereken bir değerlendirmedir.  

M. KEMAL SALLI

Haşdi Şabi’nin Genelkurmay Başkanı olarak anılan İranlı General Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta bombalı bir saldırıyla öldürüldü. Saldırıyı ABD’nin açıkça üslenmesi, yalnız Ortadoğu’da değil, bütün dünyada gerginliğin zirve yapmasına neden oldu. Başkan Trump’ın attığı twetlerle açıkça üstlendiği suikast haberi ilk duyulduğunda, “3 Dünya Savaşı mı tetiklendi?” paniği yaşandı. Bir süredir Ortadoğu’daki, Doğu Akdeniz’deki ve Kuzey Afrika’daki gelişmeleri yakından izlemekte olan piyasalar da kaygılı bir bekleyiş sürecine girmiş oldular. 

Bizler Libya’ya asker gönderme konusuna odaklanmışken yaşanan bu gelişme, Türkiye’ye yönelik olası sonuçları nedeniyle, Libya’nın yanı sıra Irak’a da dikkat kesilmemize neden oldu. Allah korusun, Irak coğrafyasında yaşanacak herhangi bir çatışma ya da bir iç savaş, kaçınılmaz olarak Türkiye’yi de etkileyecektir. Çünkü, Irak ve Suriye coğrafyasında yaşayan insanların tek umudu, sığınabilecekleri tek güvenli liman Türkiye’dir. Irak’ta meydana gelecek herhangi bir çatışma ortamı, buradaki insanların Türkiye sınırına yönelmelerine neden olacaktır. 

Belki arzulanan da budur; bölgesel bir aktör olarak çıkarlarını korumakta kararlı bir tutum sergileyen Türkiye’nin karşısına, İdlib’den sonra yeni bir tehdit unsuru konmak istenmektedir. O nedenle, bölgemizde meydana gelen bütün gelişmeleri Türkiye’ye yönelik olası sonuçlarıyla birlikte değerlendirmek durumundayız. “Bağdat Havaalanında Haşdi Şabi’nin Genelkurmay Başkanı General Kasım Süleymani’yi vuran ABD’nin hedefi yalnızca İran mıdır?” sorgulaması, yapılması gereken bir değerlendirmedir.  

TÜRKİYE’SİZ OLMUYOR

“Ben olmadan Ortadoğu’da, Akdeniz’de ve Kuzey Afrika’da bir denklem kuramazsınız!” diyen Türkiye, ekonomik, siyasi ve askeri operasyonlarla köşeye sıkıştırılmaya çalışılmaktadır. Fakat Türkiye, jeostratejik konumu, tarihinin ve kültürel coğrafyanın kazandırdığı stratejik derinliği nedeniyle de, herkesin yanında görmek istediği vazgeçilmez bir ortak konumundadır. 

Bütün bu nedenlerle, bölgesel ve küresel gelişmeleri bu açıdan bakarak değerlendirmek durumundayız. 

İranlı General Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta ABD’nin üstlendiği bir saldırıyla öldürülmesi bölgemizi, dolayısıyla küresel barışı çok olumsuz etkileyecek ve sonu nereye varacağı kestirilemeyen bir dizi tehlikeli gelişmenin yaşanmasına neden olacaktır. 

27 Aralık Cuma günü, ABD’nin Kerkük’teki askeri üssüne yapılan füze saldırısı, General Kasım’ın öldürülmesine uzanan tehlikeli gelişmelerin fitilini ateşlemiş oldu. 

ABD, 30 Aralık’ta Haşdi Şabi üssüne düzenlediği bir saldırıyla, “Askeri üssümüze saldıranın kim olduğunu biliyoruz” mesajı vermiş oluyordu. 

Ok yaydan çıkmıştı; Ortadoğu coğrafyasında, “intikam” konulu mesajlaşmalar uzun soluklu olurdu. Gelenek bozulmadı ve 31 Aralık’ta, ABD’nin yeryüzünde eniyi korunan Bağdat Büyükelçiliği Haşdi Şabi elemanları tarafından basıldı ve elçilik binasına girildi. Elçilik binaları ait oldukları ülkenin egemenlik alanı sayıldığından, ABD bu saldırıyı hazmedemedi ve yeni yılın üçüncü günü, Haşdi Şabi’nin Genelkurmay Başkanı olarak anılan General Kasım Süleymani’yi öldürerek karşılık verdi. General Süleymani’nin öldürülmesi Batı medyasında, “ABD İran’ı kalbinden vurdu” şeklinde değerlendiriliyor. 

İRAN’IN “ACI İNTİKAMI” NE OLABİLİR?

İran Dini Lideri Ali Hamaney ülkede üç günlük yas ilan edildiğini belirttikten sonra, “Suçluları acı bir intikam” bekliyor dedi. 

Şimdi dünya nefesini tuttu, bu acı intikamın ne olabileceğini tartışıyor. İran ABD ile bir cephe savaşını göze alamayacağına göre, bu intikam “üzerinde ABD bayrağı dalgalanan bütün tesisleri” hedef alan, küresel çapta ses getirecek, fakat dozu çok ustaca ayarlanmış terör saldırıları şeklinde olacaktır. 

ABD, İran’ın kendisinin sabır eşiğini test etmesine ne ölçüde izin verecektir? 

General Kasım Süleymani’nin öldürülmesi sonrasındaki olası gelişmeleri değerlendiren uzmanlar, “ADB, bölgeyi ve bölgenin enerji kaynaklarını kontrolü altında tutabilmek için, kaos ortamını bilinçli olarak körüklüyor” diyorlar. 

ABD’NİN HEDEFİ

ABD, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında oluşan tek kutuplu dünya düzenini sürdürebilmek için, çok daha az riskli ve çok daha az maliyetli olduğundan, yurtdışında gerçekleştirdiği operasyonlarda, Blackwater (ACADEMIA) gibi şirketler aracılığı ile devşirdiği paralı askerleri ya da kurguladığı terör örgütlerini kullanmaktadır. Paralı askeri kullanarak yaptığı vekalet savaşlarında ABD’ye asker tabutları da gitmediğinden, kamuoyu baskısı peşinen önlenmiş olmaktadır. 

3 Ocak günü lideri ABD tarafından öldürülen Haşdi Şabi de, El Kaide, Taliban, İŞID (DEAŞ), PKK/YPG gibi, ABD’nin kurgulayıp –bir şekilde- vekalet savaşlarında kullandığı bir örgüttü. ABD, özellikle Suriye’deki kazanımlarıyla Irak’tan Lübnan’a uzanan bir Şii Kuşağı oluşturmasına göz yumduğu Haşdi Şabi Lideri General Kasım Süleymani’yi füzeli bir saldırıyla ortadan kaldırıverdi. Hatırlayacaksınız, DEAŞ Lideri Bağdadi de, kullanım süresi dolduğundan, benzer bir operasyonla El Kaide Lideri Usame bin Ladin’in yanına gönderilmişti.

ABD, ülkeye asker tabutları göndermemek için kurguladığı terör örgütleri eliyle düzenlediği operasyonlarla hedefine ulaşmaya, tek kutuplu dünya düzenini sürdürmeye çalışmaktadır. Şimdi de, amaca ve günün koşullarına uygun bir terör örgütü kurgulayarak, vekalet savaşlarını sürdürmek üzere alana sürecektir.  

ABD VE YENİ İPEKYOLU

Pekçok ekonomistin de belirttiği gibi, II. Dünya Savaşı sonrasında Bretton Woods Anlaşması’yla yürürlüğe konulan düzenin sonu gelmiştir. Şimdilerde, iki büyük dünya savaşı öncesindekilere benzer ekonomik krizi aşabilecek yeni bir dünya düzeni oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bütün insanlığın duası, bu düzenin, bir dünya savaşı yaşanmadan oluşturulabilmesidir.

ABD, dünya enerji kaynaklarını kontrolü altına alarak, tek kutuplu dünya düzenini ve küresel liderliğini sürdürmek isterken, Rothschild Ailesi ve İngiltere’nin desteklediği Çin de, küresel ekonominin yeni kaptanı olma çabasıyla, Yeni İpekyolu projesini hayata geçirmeye çalışmaktadır. 

Yeni İpekyolu’nun hayata geçmesi demek, doların saltanatının, dolayısıyla ABD İmparatorluğu’nun sonu demek. ABD bu gerçeği gördüğü ve bildiği için, Yeni İpekyolu’nun önünü kesmeye, kontrolü altına almaya, Çin’in enerji kaynaklarına ulaşımını engellemeye çalışmaktadır. 

Küresel çapta bir paylaşım kavgası sürerken, Çin de, kıtaları denizlerden ve karalardan birbirine bağlayacak olan Yeni İpekyolu’nu hızla hayata geçirmektedir.

Ortadoğu’daki, Doğu Akdeniz’deki, Avrupa’daki, Kuzey Afrika’daki, Afrika’nın derinliklerindeki, Güney Amerika’daki, Uzakdoğu’daki çatışmaları ve terör olaylarını, derin ABD ile Rothschild Ailesi ve İngiltere’nin desteklediği Çin arasında sürmekte olan amansız rekabet çerçevesinde değerlendirmek gerekir. 

 BÖLGE ÜLKELERİ TUZAĞA DÜŞMEMELİDİR

ABD, küresel liderliğini sürdürebileceği yeni bir düzen kurmakta zorlanmaktadır. Ortadoğu’da petrol sahibi pekçok ülkeyi yörüngesine oturtabilmiş olsa da, Türkiye ve İran gibi köklü devlet geleneği olan ülkeler, haklı olarak, “Yeni bir bölge haritasının oluşturulmasında, bölgenin zenginliklerinin paylaşılmasında ben de varım” demektedirler.  

ABD, küresel çapta sürdürdüğü operasyonlar ve terör olaylarıyla zaman kazanmaya, tek kutuplu dünya düzeni karşısındaki dirençleri kırmaya çalışmaktadır. Bunun için de, kontrolü altına alamadığı hidrokarbon rezervine sahi ülkelerde, etnik ve mezhepsel sorunları körükleyerek uzun soluklu iç çatışmalar oluşturmayı hedeflemektedir. Bugüne kadar İran’ın Irak’tan Lübnan’a uzanan bir Şii Kuşağı oluşturmasına göz yuman ABD’nin Haşdi Şabi’nin “kalbi”ni vurması, bölgede uzun soluklu bir Şii-Sünni çatışmasını hedeflediğini açıkça ortaya koymaktadır. Bölge ülkelerinin bu tuzağa düşmemeleri gerekir. 

Öncelikle şunu unutmamalıyız: Haşdi Şabi’nin Genelkurmay Başkanı olarak anılan İranlı General Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta öldürülmesi, yalnızca İran’ı hedef alan bir saldırı değildir. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.