İYİLİK ELÇİSİ BİR ÖĞRETMEN VE MELEK ÖĞRENCİLERİ 

Öğretmenimizin imkanları sınırlı. Ama görmezden de gelemiyor. Yardımseverlere ulaşıyor. Bulup buluşturup çocukları giydiriyor.  Üstelik tüm bunları tertemiz, melek gibi olan öğrencileri ile el ele birlikte yapıyorlar.  Hadi gelin bu değerli Öğretmeni hep birlikte tanıyalım. 

10 Aralık 2020 Perşembe 16:28
1026 Okunma
İYİLİK ELÇİSİ BİR ÖĞRETMEN VE MELEK ÖĞRENCİLERİ 

FİLİZ BAHÇIVAN

Dünya, bir yetim çocuğun hayata attığı tebessüm kadar masumdu aslında. 

Biz insanlar, dünyayı bu hale getirdik. 

Yaktık, yıktık, öldürdük. Düşünmedik ötesini, daldık dünyanın keyfine, ötesini unuttuk. 

Oysa biz insanlara verilen en güzel duyguydu merhamet. Ve en güzel duyguydu sevmek.

Karşılıksız sevmek. İnsanı, insan olduğu için sevmek.

Sahi sevgi ve merhamet olmasaydı ne olurdu halimiz? 

Dünya ne kadar yaşanılabilir kılınırdı ki? Her şey daha berbat, her şey daha can yakıcı, her şey daha çekilmez olmaz mıydı?

Dünya hala yıkılmadıysa, insanlar hala helak olmadıysa: yüreğinde merhamet duygusunu ve sevgiyi yaşatabilenler sayesindedir. Neyse ki aramızda hala iyi insanlar var. Hatta bazıları öyle iyidir ki, maddi veya manevi kişisel çıkar gözetmeksizin yardıma muhtaç insanlara yararlı olmaya çalışıyorlar. 

Bugünkü röportaj konuğum o iyi insanlardan bir tanesi. 

Siirt'in güzide ilçesi Kurtalan'da genç bir Öğretmen

Çevre köyleri sokak, sokak dolaşıyor. Yoksul, ihtiyaç sahibi insanlara ulaşarak yardım elini uzatıyor. 

Kimi zaman yanmış bir evin boyasını, badanasını yapıyor. İmkanlar dahilinde evin ihtiyaçlarını karşılıyor.

Kimi zaman okuluna sandaletle giden çocuğun önünde eğilerek kendi parasıyla aldığı ayakkabıları giydiriyor. Ancak bu onun içini rahatlatmıyor. Çünkü okula sandaletle giden daha onlarca öğrenci var. 

Çocuk okula gidecek. Hava soğuk, kar yağıyor. 

Öğretmenimizin imkanları sınırlı. Ama görmezden de gelemiyor. Yardımseverlere ulaşıyor. Bulup buluşturup çocukları giydiriyor. 

Üstelik tüm bunları tertemiz, melek gibi olan öğrencileri ile el ele birlikte yapıyorlar. 

Hadi gelin bu değerli Öğretmeni hep birlikte tanıyalım. 

Merhaba. Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

Merhaba. Ben Bilal AYDIN. 1981 Siirt/Kurtalan doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Güney Expresin doğudaki son istasyonu / demirlerin bittiği yer olan Kurtalan ilçesinde tamamladım. Üniversiteyi ise ateşten gömlek olarak (sağ-sol olaylarından dolayı) bana anlatılan Ankara Gazi Üniversitesinde Endüstriyel Teknoloji Eğitimi bölümünde okudum. Yeri gelmişken bize kol kanat gelen, adil davranan, haklıya haklı demekten çekinmeyen ve bilgi ve tecrübesiyle bize çok şey katan bölüm başkanımız H.Güçlü YAVUZCAN’a hürmetlerimi sunarım. Üniversite sınavını kazanmamla ilgili kısa bir anı: Tarihi yanlış hatırlamıyorsam 1999 yılıydı, İlçenin kaymakamı Nevzat TAŞDAN (Rabbim bin kere razı olsun kendisinden) korumasını mahallelere tek başına göndermiş. Yöre halkının durumunu ,sıkıntılarını, göze çarpan bir olayın olup olmadığını gözlemleyip, kendisine anlatması için... Bizim mahaleden geçerken beni dut ağacının altında ders çalışırken görmüş ve seslendi bana: “Burası sizin ev mi?” - Evet dedim. (Halı sahada maç yapıyorduk kaymakam beyle, sadece biz değil herkesle oynuyordu, ordan beni tanıdı koruması)... dershaneye gidip gitmediğimi sorunca –hayır, maddi imkansızlıklardan gitmediğimi söyledim... ve gitti koruması. Bir hafta sonra belliki anlatmış sayın kaymakama, beni dershaneye yolladılar... Gel de unut bu baba insanı, Merhamet abidesini... İlk Görev yerim olan (2005) Osman Gazi Yatılı Bölge Ortaokulunu ve özellikle öğrencilerini de unutmam mümkün değil... Öyle vefalı öğrenciler bir daha yer yüzüne gelmez... O kadar önemliydiler ki benim için; 2009 yılında salon ayarlamama rağmen öğrencilerin ısrarı üzerine salonu iptal edip düğünümü okul bahçesinde yaptım. Düğünümde misafir, yemek kısaca her şeyle onlar ilgilendi. Çok ayrıntı var aslında. Biliyorum bitirmem lazım... Evli ve ellerinizden öper 3 çocuğum var.

Kaç yıldır öğretmenlik görevindesiniz?

15 yıl. 2014 yılından beri ilçenin en iyi iki okulundan biri olan Atatürk Ortaokulunda Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyorum. Lakin bin kere daha ölsem ve tekrar tekrar dünyaya gelsem yine de Öğretmenlik mesleğini seçerdim... O derece de mesleğimi ve öğrencilerimi seviyorum.

Branşınız nedir?

Teknoloji ve Tasarım Öğretmeniyim. Branşımı çok seviyorum. Çünkü üretmeyi, projelerle uğraşmayı, icatlar üzerinde kafa yormayı seviyorum. İlçeye daha doğal gaz gelmeden önce odun kömür sobasından yaptığım proje ile evin tüm odalarını peteklerle ısıtmayı,ve müstakil evlerin en büyük ihtiyacı olan sıcak suyu bedava temin etmeyi başarmıştım. Bu projemi Güneş enerjisine de bağlayıp, istediklerimi daha az yakıtla elde etmeyi başarmıştım. Bu projem gerek yerel, gerekse de ulusal basında yer aldı. Ayrıca eski bir arabam vardı, onu cep telefonuyla uzaktan çalıştırmak istedim... Hem bu, hem de tüm ilçeye bedava sıcak su temin etme projelerim imkansızlıklardan, yeterli desteği bulamayışımdan ve küçük ilçelerin kaderinde olan malzeme eksikliğinden yarıda kaldı.

İnsanlığın yavaş yavaş ortadan yok olduğu, insanlığa dair umutların tükenmeye yüz tuttuğu bu devirde sizin gibi iyi ve yardım sever insanların hala var olduğunu bilmek, görmek çok mutluluk ve umut verici. Üstelik siz iyi bir insan olmakla yetinmeyip, o ulvi duyguları öğrencilerinizede aşılıyorsunuz... Kendinizle ne kadar gurur duysanız azdır. Zira biz, sizinle ve öğrencilerinizle gerçekten gurur duyuyoruz. 

Nasıl başladı yardım yapma hikayeniz?

Çok teşekkür ederim, utandırdınız beni. Evet, aynen dediğiniz gibi ben bu yardımları yapınca insanlar mutlaka bir sebep arıyorlar: “Bilal hoca bunu niye yapıyor? O kadar zamanını, arabasını, yakıtını boşuna harcamış olamaz... Mutlaka bir çıkarı vardır! Yoksa akıl işi değil... diyorlar ve bunlar kulağıma geliyor... Üzülüyorum, Oysa bilseler ki en büyük ve güzel sebep; Yüce Allah’ın buyruğuna uyup,insanlara faydalı olmaktır... ve bununla ilgili birçok Ayet, Hadis varken bu sebepleri görmezden gelenler var. Çünkü bu sebepleri ancak ve ancak kalbi temiz olup,Yüce Allah’a tam anlamıyla iman etmiş kişiler kabul eder.

Öğrencilerime gelince ve tabi çocuklarım. İyiliği yaymak ve geleceği daha yaşanılır bir hale getirmek istiyorsanız bunun en iyi yolu çocuklardır. Çünkü onların kalbi biz büyüklerinki gibi kirlenmemiş,İşte bu yüzden kirlenmiş kalple iyiliği yaymaktan çok daha kolaydır. Zira gelecekte bizler yok olacaz ve yerimize onlar geçecek, ne öğrettiysek onu bırakacaz geleceğe ve dünyaya... Onlarla bu çalışmaları yapmamın bir diğer sebebi ise; onlara anlatmaktan ziyade onlarla yapmayı tercih ediyorum ve bu şekilde iyiliğin anlık davranıştan kalplere inmesini sağladığımı düşünüyorum. Her çocuk islam fıtratı üzerine doğar ve tertemizdir yürekleri. Bize düşen bu temizliği korumaktır. Peki nasıl koruyacaz? iyilik yapmak için onlara yeryüzünde doğal bir labaratuvar ortamı oluşturma gayretindeyim... ve fırsat verilirse her insanın iyi kalpli olduğuna inanıyorum. Bedenler ne ile meşgul olursa kalplere de o yerleşir ve bir kişilik (iyi yada kötü) çıkar ortaya.

Yardım yapma hikayemize gelince; Öyle çok belirgin bir an beklemeyin benden... Çünkü imkanlarım kısıtlı da olsa, fakir bir köylü aileden gelmiş olsam da küçüklüğümden beri çevremde olup bitenlere karşı duyarsız olamadım hiçbir vakir: Kimi zaman çok sevmeme rağmen eski ayakkabımı yalın ayak gezen arkadaşıma verdim, kimi zaman (şuan ki sarele gibi) üstüne salça sürdüğüm tandır ekmeğimi bana bakıp yutkunan çocuğa verdim... vee o zamanlardan beri çoook paramın olmasını istedim (Gerçi bu isteğim hala da devam ediyor, çünkü yetmiyorum çevreme) Daha belirgin birşeyler duymak istiyorsanız: Birgün bir arabam oldu ve kaskosunu yapacaktım. Konuşurken kulak misafiri olan Rahmetli Babam kaskonun ne olduğunu sordu... (Mekanı cennet olsun, ne yapıyorsam onun bana bıraktığı ahlak mirasıyla yapıyorum. Biliyorum Filiz hanım sizin de babanız vefat etmiş, Mekanı cennet olsun inş ve ne mutlu ki sizin gibi bir evladı var... ) Sonra anlattım kaskoyu... Devam etti babam: “o parayı yatırınca arabaya bir şey olmayacak mı yani?” “- olursa masrafını verirler” dedim. “Peki ya sana bir şey olursa?” dedi babam... Peki ne yapayım sence baba? Deyince “Bu yıl da kaskonu Allah’ın yanında yap ve git o parayı şu 4 aileye ver, Herşeyin sahibi seni korusun!” dediğini yaparken yaşadığım huzurla artan bir ivmeyle başladım insanların yüreğine dokunmaya... Böylece çocukluğumdaki hayallerim; ihtiyaç sahiplerinin,yetimlerin gariplerin evlerinde ve köy çocuklarının yüzlerindeki tebessüm gökyüzüne doğru bir bir kuş misali yükselip çevreye bizzat yaşadığım hikayeler olarak yayıldı... (Bu hikayelerin hepsinde rahmetli babamın maddi-mannevi payı var,Maneviyatı anlattım zaten, maddi olarak da ona ait biraz para var yanımda ve her çalışmaya temsilen biraz katıyorum ki onun da hayrı her yere dağılsın)

Yaptığınız ziyaretler ve yardımlar nasıl gerçekleşiyor, o süreç nasıl işliyor?

Yaptığımız yardım süreci şöyle işliyor: Ben hiçbir zaman ihtiyaç sahipleri için hayırseverlerden ve hiç kimseden maddi yardım veya bağış yapmalarını istemedim. Çünkü isteyip kimseyi zor duruma koymak istemem, yardım yapmak isteyen kişiler kendi rizalariyla telefonla veya sosyal medya aracılığıyla bana ulaşıyorlar. Ben de isteklerini soruyorum, oyuncak olarak mı, kırtasiye malzemeleri mi, gıda kolisi veya giyime mi harcamamı istersiniz? şeklinde sorarım ve isteklerine göre etrafımdakilere yardımcı olmaya çalışıyorum. Kimileri de siz zaten biliyorsunuz, takdir sizin hocam deyip inisiyatifi bana bırakıyor... İhtiyaç sahiplerine gelince: Onlar da sosyal medya aracılığıyla bana ulaşıyorlar. Ya bizzat kendileri ya da başkalarının tavsiyeleri üzerine onlarla iletişime geçiyorum. Lakin en sık denediğim yöntem arabama binip vakit buldukça sokaklarda geziyorum ve kendi gözlerimle dikkatimi çeken evler, aileler olursa not alıyorum. Daha önce yatılı okulda çalıştığım için çevre köylerin çoğunu biliyorum durumlarından haberim var ve eski öğrencilerimle iletişime geçip, çocuk sayısı cinsiyeti vb yada yetim ailelerin bilgilerini alıp ona göre hazırlıklarımı yapıpgidiyorum. Bilmediğim aileler olursa güvendiğim dostlara, sosyal yardımlaşma müdürüne soruyorum ve kısıtlı olan imkânlarımı harcayacak öncelikte olup olmadıklarına karar veriyorum... Alışverişi kendi ellerimle bizzat yapıp, bana en çok indirimi yapan yerlerden yapıyorum ve bu konuda çok pazarlık yapıyorum ki fazladan bir ailenin rızkı da çıksın. 

Özellikle bu araştırma, alışveriş süreçleri çok zamanımı alıyor ve aileme, çocuklarıma haksızlık yaptığım duygusuna kapılıp bu işlere ara verecek duruma geliyorum. Neyse ki bu olumsuz düşüncelerim ve yorgunluğum aileler ve çocukların yüzlerindeki mutluluğa şahit olduğumda yok olup, yerini tarifi imkânsız bir huzura birikiyor... Ev ziyaretlerine yada köylere gidince yanıma (velisinden izin aldığım) öğrencilerimle bazen çocuklarımla, bazen de evde sadece bayan varsa ya eşimle yada okuldan bir bayan hocadan rica edip gidiyoruz...

Daha çok kimlere yardım ediyorsunuz?

Benim önceliğim çocuklardır ve özellikle uzak köylerde, mezralarda yaşayan dezavantajlı, güzel şeylerden mahrum kalan çocuklardır önceliğim. Anne veya babası vefat etmiş çocuklar ise bu kategorideki en önemli hedef kitlemdir... Tabi yeri geldi mi ilçe merkezindeki çocukları da unutmuyorum. Hatta bazen arabama bir sürü top, balon çikolata vb alıp fazla gelişmemiş mahallelere rasgele gidiyorum ve bir araya gelen çocukları gördüğümde durup veriyorum istediklerini onlar da bana huzur ve tatlı bir gülümseyiş ikram ediyorlar.

En çok nelere ihtiyaç duyuluyor?

İstisna da olsa ev eşyaları ve mevsime göre odun, kömür, soba lazım olsa da en öncelikli ihtiyaçlarımizi 4 ana başlık altında toplayabiliriz, Bunlar: Oyuncak, gıda, kırtasiye malzemesi ve giyimdir.

Hiç tanımadığınız insanlara yardım ettiğiniz zaman neler hissediyorsunuz?

Tanımadığımız insanlara yardım etmenin bende uyandırdığı duyguyu ben şu hadise şerifle tarif etmek istiyorum: “Bir Müslümanın yanında olmayan bir din kardeşine ondan habersiz şekilde ettiği dua kabul olur" Evet, aynen bu şekilde hiç bilmediğiniz, tanımadığınız insanların yüreğine dokunup, hayatlarında bir nefes olabiliyorsanız ve dualarında yer alıyorsanız sonrasında, işte bu yaşadıklarınız tam da bu hadisi şerifin duaların davranışa, fiiliyata geçişi ve bizzat yaşanması olarak görüyorum Zira sözlerin en güzel ispatı davranışlardır... Özetle insanın tanıdığına, eşine dostuna yardım etmesi olağandır ve bir mecburi vazifedir... İşte bu yüzden şuna inanıyorum ki En büyük mutluluklar beklentilerin dışına çıkmakta gizlidir, Herkesin yapamadığını yapmak lazım ki, zor şeylerin iradeyle, merhametle aslında çok kolay olduğunu herkes görsün.

Bir çocuğu mutlu etmenin sizdeki karşılığı nedir?

Bir çocuğu mutlu etmenin bendeki karşılığı? Belki şaşıracaksınız ama aslında ben çocuklardan ziyade kendimi mutlu etmek istiyorum, dünyevi boş işlerle meşgul olmayı bırakıp, kendim huzur bulmak istiyorum. Bunun yolunun da Yaradılışımizin gereği olarak Bu yüce Allah'a karşı olan vazifemizi yerine getirmekten ve dolayısıyla tertemiz kalpli hiç günahı olmayan o çocukları mutku etmekten geçtiğini biliyorum. Yani ben bu tüm hediyeleri oyuncakları, gıdalari giyim vb herşeyi kendime almış oluyorum dolaylı yoldan. Çünkü çocuklara ve ihtiyaç sahiplerine verirken yaşadıkları mutluluğa şahit olunca dünyalar benim oluyor... Çoğu insan bir çıkar arıyor ya; işte benim en büyük çıkarım bu, karşılığında huzur bulmak, mutlu olmak ve Allah'a kulluk vazifemi yerine getirmeye çalışmak... Bunlar yaşayanların anlayabileceği duygular, öyle tarifle anlaşılacak duyguları değil.

Duygular, öyle tarifle anlaşılacak duyguları değil... Kendini beğenmişlik gibi algılanmasın lütfen bu söylediğim; Köyde görev yapan birkaç öğretmen arkadaşım şunu dediler bana: “Biz sınıfta çocuklara soruyoruz, Büyüyünce hangi mesleği seçeceksiniz? Kimi çocuklar -Büyüdüğümde Bilal Hoca mesleğini seçecem" diyorlar Aman Allah'ım! Gel de ölme huzurdan ,mutluluktan... Yeryüzüne iyilik yayılsın istiyorum ya, işte tam da bu yüzden bunlar benim için çok önemli ve düşünün iyiliği bir meslek olarak gören çocuklar var Aslında fena fikir değil, Böyle bir Üniversite ya da fakülte mi açsak:) İyilik Fakültesi.

Çocuktum, köyde kayalıkların üstünde gözümüzü kırpmadan şehirden gelecek çöp arabasını beklerdim arkadaşlarımla... Ve ilk gören bağırırdı sevinçten! Geldi çöp arabası koşun! 3 km ye yakın yolu nefesimiz tükenene kadar koşardık... İlk yetişen şanslıydı çünkü kırık dökük de olsa, şehirli çocukların artık beğenmedikleri de olsa o çöpün içinde arayıp bulunan oyuncakları gören ve alan olmak lazımdı... Bazen bulurdum üstü kirilmis ve bir tekerleği olan kamyoneti, bazen de bulamazdım... Basen kimse bulamazdı ve öylece birbirimize bakardık nefes nefese kalmış şekilde ... Hadi bir heyecanla geldik köyden buraya kadar, o moral bozukluğu ile nasıl gidecektik uzaklıktan minicik gözüken köye:( geri dönerken çok hayal kurardım bir gün param olsa da tüm köy çocuklarına oyuncak versem... Allah'a hamdolsun ve o hayalin peşinde koşuyorum, içinde yaşıyorum gerçek olarak.

Tüm yardım faaliyetlerini öğrencilerinizle birlikte gerçekleştiriyorsunuz. Bu süreç içinde siz çocuklardan ne öğrendiniz? 

Bu yardım faaliyetlerinde çocuklardan çok şey öğrendim. Örneğin 2 defa vazgeçtim yardım etmekten. Çünkü zamanımı alıyordu, çok yoruluyordum, üstüne insanların eleştirileri de beni çok yıprattı ...ve iki seferinde de 1. Sınıfa giden küçük kızım Mekselina beni ikna etti: "Baba yağmur yağıyor dışarda bak, hani seninle o çadırda yaşayan insanlara ekmek, naylon giysi götürecektik? Paran yoksa al benim kumbarami açabilirsin" deyip uzattı bana minik elleri arasına aldığı kumbarasını... Gel de ikna olma:( Demek ki bazı gariban insanların, yetimlerin, çocukların rızıklari devam etmeliydi ve bu sefer Yüce Allah bunu küçük bir kızı vesile kılacaktı... Bu yardım faaliyetlerinde en büyük yardımcım Küçük kızım Mekselinadir. Yeri geldi kumbarasını verdi, yeri geldi doğum günü pastasını köy çocuklarına götürdü.

Öğrencilerime, köy çocuklarına gelince... Onlardan şunu öğrendim: Basit ufak şeylerle mutlu olmayı öğrendim. Yani biz büyükler gibi değil iç dünyaları, Mutlu olmak için bahane arıyorlar sanki ,biz ise mutsuz olmak ve mutsuz etmek için bahane arıyoruz... Bir diğer öğrendiğim şey hiçbir zaman boş bırakmıyorlar kendilerini ,sürekli bir meşguliyetleri var., ve bu bence çok önemli, tam da benim örnek aldığım bir durum, kesinlikle beni boş bulamazsınız, ya okuldayım ya bahçe işlerinde yada yardım faaliyetlerinde köylerde... Bir de çocuklar mücadele etmeyi çok seviyor, istediklerini almak için ağlarlar, kavga ederler her yolu denerler ama istediklerini alırlar biz büyüklerden! Hele bir de onlardaki paylaşma huyu var ya, sonrasında merhametleri... gittiğim köyde çocuklara oyuncak verdim bana sayı eksik verilmişti, bir çocuk oyuncaksız kaldı, üzüldü ve öylece baka kaldı... Ver bir çocuk verdiğim oyuncak kepçenin ucunu kırdı uzattı ona “al sen bununla oyna, ben de bununla oynarım" Ne diyeceğimi şaşırdım... Sarıldım ikisine de (Pandemi sureci değildi) Bir bilseniz nelere şahit oluyorum, ne hikayeler görüyorum ve hepsinden parça parça birseyler birleşti yüreğimde... Örneğin sabırlı olmayı öğrendim "hocam gelecek yıl bir daha gelseniz buralara bana da oyuncak getirir misin?" diyen çocuktan... Oyuncak yetmediğinde 5 çocuğuna "Sırayla oynayın " diyen babadan kanaatkar olmayı öğrendim... Anlatılacak çok şey var çok ve hep yüreğim sevincim eksik kalıyor... Herkese yetişemiyorum çünkü.

Yaşadığınız zorluklar ya da sizi şaşırtan durumlar oluyor mu? 

Bu yardım faaliyetlerinde yaşadığım birçok zorluk var... Lakin size burada sadece bir kısmından bahsedebilirim. Çünkü anlatılamayacak zorluklar da var... Gelelim anlatabileceklerime: Örneğin iyi niyetimi kullanıp ihtiyacı olmadığı halde yardım talebinde bulunan veya tavsiyesinde bulunan insanlar var... Akülü tekerlekli sandalyesi olup benden ikincisini talep eden birine vermedim diye bana küsenler var...Dediği kişilere (ihtiyaçları olmadığı için) yardım etmediğim için “Hiç mi hatirimiz yok hocam” deyip küsenler var... Evet arkadaşın hatırı var lakin kimsenin hatırı Yüce Allah'ın hatırından, mazlumun hakkından büyük olamaz...

Bir diğer zorluk ise bazı çevrelerin benim bu yardım faaliyetlerini bir yerlere, makama gelmek için yaptığımı söylemeleri ve bunun kulağıma gelmesi:( işte hırsız karşısındakini de hırsız sanirmiş ya, bu da onların felsefesi. Burada anlatsam doğru olmayacağını düşündüğüm şeyler var aslında belki bir gün oturup dertleşiriz sizinle veya isteyen buyurur gelir yanıma anlatırım bu çalışmalara devam etmek için ne makamlardan vazgeçtiğimi... İnsanlar kör olmasaydı en büyük makamın Allah'ın rızasında saklı olduğunu görürlerdi...

Zorluklar... İşte bir diğer zorluk ise Zamandır benim için. İnsanlara yetişmek için zamanım yetmiyor ve bazen diyorum ki keşke bir gün 24 değil de 30 daha çok saatten oluşsaydı... Tek başımayım ve alışverişi, araştırmayı her şeyi kendi başıma yapıyorum... Arabam şu an 44 bin km yapmış ve bunun 30 bini bu yollarda kullanılmış, bunu övünmek için söylemiyorum sadece yaşadığım zorlukları dile getirmek içindir, zira Rahmetli babamın vasiyetidir bu arabadan çok insan faydalansın...

Tüm bu zorlukları yaşarken ailemle birlikte bana en büyük desteği veren ve her zaman her konuda desteklerini yanımda gördüğüm İl Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Deniz EDİP hocama, abime çok ama çok teşekkür ederim. Faydalı bir şeyler varsa insanlara koşulsuz destek vereceğini ve gerek ilçedeki çocuklara gerekse de köy çocuklarına giderken ne zaman kitaplara, kırtasiye malzemesine ihtiyacım olursa destek vereceğini söyleyen ve söylemekle kalmayıp bu Pandemi sürecinde okullarından uzak kalan çocuklara ihtiyaçları olan kaynak kitapları ve kırtasiye malzemelerini bize temin eden Sayın Deniz Edip müdürüme ve çalışanlarına çocuklar adına teşekkür eder Hürmetlerimi sunarım.

Beni şaşırtan çok olay var, örneğin herkesin çok soğuk gördüğü, hayatta iyilik yapacağına ihtimal vermedikleri kişilerin yanıma gelip, birkaç aile yardımcı olmak istediğini söylemeleri şaşkınlıkla birlikte beni çok mutlu ediyor ve iyiliğin yayılması için paylaşıp teşekkür ediyorum, benim gibi başkaları da şaşırıyor, mesaj atıyorlar, Hocam gerçek mi?... Ya da eski öğrencilerimin (maddi sıkıntı yaşadıkları halde) yardım faaliyetlerine maddi destek vermeye çalışmaları hayranlıkla birlikte beni şaşırtıyor ve kabul etmesem de ısrar ediyorlar... En çok da sasirdiğim durum Maddi açıdan sıradan insanların Zengin insanlara göre daha çok bu faaliyetlere destek vermeleri... Yani tersini bekliyor insan ister istemez... Demek ki bazı işler kısmet işidir. 

Yaptığınız yardımlar dışında bir de Köy çocuklarına oyuncak kampanyası başlattınız. Ve hedefinizde 571 çocuğa oyuncak ulaştırarak yüzlerini güldürmek var. Nedir bu oyuncak kampanyasının önemi? ve neden 571 çocuk. 571 sayısının bir anlamı var mı? 

Şahsım ve gazetemiz Önce Vatan adına size çok teşekkür ederim. Ayrıca görevini layıkıyla yerine getşren tüm Öğretmenlerimizin ve sizin Öğretmenler gününü kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. 

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.