Nicedir beynimde gezen bazı satırlar var; Yarın ölüp gitsen senin yerini dolduracak binlerce insan var bu dünyada kız “Aslı” diyorum. "Ben kimim" diyeceksin bu hayatta. Böbürlenmeyeceksin... Küçücük bir vücutsun, neyinle övüneceksin bu yaşamda? Mezar taşın mermerden olsa ne olur, tahta parçasından olsa ne olur? Sonun kara toprak. Sadece kendini mutlu et. Sadece bu dünyadan göçüp gittiğinde arkandan 3-5 insan evladı iyiydi kızcağız şunu da yapmıştı, şu yazıyı da kondurmuş kelamına, şuraya da elini uzatmış, bunu da mı yapmış helal vallahi desinler. Gün içerisinde hayatın bin bir yüzü ile karşı karşıya geliyorum. Yüzlerce insanın mutsuz olduğuna şahit oluyorum. Ah bu gözler neler neler görüyor bir bilseniz… Çok az bir kesim de var ki müstakil yalnızlığıyla o kadar mutlu ki hayran kalmamak imkânsız… Tabi bu beynimde yankılanan düşüncelerin tek şahidi “GECE”…

Geceleri kendimi daha huzurlu hissediyorum. Herkes uykuya dalmış bilmem kaçıncı rüyayı görürken bazı günler uykudan anlamsızca birden uyanıyorum. Gün boyunca kendime zaman ayıramıyorum. Röportajlardı, sunumlardı, toplantılardı, yeni oluşumlardı derken bir bakmışım son solukta atmışım kendimi eve. Bir taraftan akan zaman içinde minicik çekirdek ailem var ki o olayın en tatlı ve en çok ilgi bekleyen tarafı. Sanırım bu sebeplerdendir ki  kendime zaman ayırmak için en doğru saatleri gece yarısı seçiyorum. Özellikle en üretken olduğum saatlerde bu saatler. Haykırışlarımın tek şahidi bu demler… Hatta bu yazıyı da bir gece yarısı yazıyorum. Önceleri kendimle yüzleşmek için harcardım bu vakitleri. Tüm günümü ve geçmişimi sorgulardım. Geleceğimi planladığım da olurdu. Artık öyle yapmıyorum. Sadece sessizliği dinliyorum. Amaçsız, sorgusuz, eleştirisiz, olduğu gibi… Düşünmenin değerini daha doğrusu idrâk etmenin ve bilinçli olmanın yüceliğini işte o zaman anlıyorum.

Yaklaşık 4 yıl boyunca insan karakteri konusunu aklımda oturtmaya çalışıyorum. Bu konu hakkında çok okuduğum söylenemez ancak çok gözlem yaptım. Ayrıca bu konuyla alakalı olarak gerek sosyal medya, gerek yaşamın içindekiler, gerekse halk pazarına gittim. Yetmedi her kesimden insanın sofrasına diz çökmeye çalıştım. Ultra lüks gibi yaşıyormuş gibi görünene de baktım, nev-i şahsına münhasır yaşayanı da gördüm. Deneyimlerimden anladım ki bilinçsel karakterini ve değerlerini oluşturasaya kadar her kesimden insanla takılmak gerekiyor. Böylelikle her kesimin doğrularını ve yanlışlarını tarafsızca görebiliyorsun. Birbirine zıt iki kesimi de gözleyip güzel bulduklarını kişisel değerlerinin arasına koymak insanı mutlu ediyor. Karakterini oluşturduktan sonra değerlerine zıt düşen insanlarla uzun süre takılmak insana zarar veriyor. At gözlüğü takıp sadece kendi değerlerimizi doğru kabul etmekten bahsetmiyorum. Tabi ki de kendi görüşlerimize zıt insanlarla buluşacağız ancak değerlerimize zıt insanları hayatımızın merkezine koyduğumuz zaman işte orada acı çekiyoruz. Mutlu olmak istiyorsak kendi değerlerimize zıt görüşlü insanlar ile hayatımızın kısıtlı bir bölümünü paylaşmamız gerekiyor. Bir ömrü değil! Dost kavramını ve arkadaş kavramını birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Herkesle arkadaş olunur ama dost olmak şüpheli. Kısacası karakterini oluşturamamış insanlarda kırmızı çizgiler bağnazlık iken karakterini oluşturmuş insandaki kırmızı çizgiler bilgeliktir. Bilge olan kişi ise değerlerini ve değerlilerini ezdirmez. Bilge kişi, eğer karşısında en sevdiği insan bile olsa eğer kendi değerlerine bir saldırı varsa tavrını belli etmelidir. İşte tam olarak bu seviyeye ulaşmış insana karakter sahibi insan diyoruz. Ayrıca karakter sahibi insan sırlarını öyle herkesle paylaşmaz. Sır paylaşılacaksa dost ile paylaşılır. Bu konu hakkında hala öğrenmeye devam ediyorum. Fersah fersah yazsam ne biter ne tükenir… Bugüne geldiğimde kendime “sen hayattan ne istiyorsun, hedefin ne, kimler senin hayatında yer edinir?” sorularına kolayca cevap verebiliyorum. Kısacası bugün ben hayattan ne istediğimi ve nereye doğru yol aldığımı biliyorum. İşte bu beni mutlu ediyor. Ne kadar karakter sahibi bir insan olduğum tartışılır ancak benim hedefim belli ve bu konu üzerine düşünmek, uygulamak ve deneyimlerimi yazmak beni mutlu ediyor. Kişisel kazanımlar yolunda öğrendiğim ve uyguladığım öyle muazzam kırmızı çizgiler oluşturdum ki kendime; Bunları meziyet haline getirebilmem epey vaktimi aldı insanlığın bu kadar fütursuz, bana dokunmayan bin yıl yaşasın zihniyetini kabullenmememden olsa gerek…

Bu hayatta kimseye bir şeyler öğretmek zorunda değilsin Aslı dedim öncelikle. Yaz ya da söyle çekil köşene. Kimseye bir şeyler anlatmak zorunda da değilsin. Hatta ve hatta hiçbir olaya anlam yüklemek zorunda da değilsin. Sen kendinle mutluysan olay bitmiştir! Kimse sana ve senin bilgine muhtaç değil. Kimse senden öğrendikleriyle zirveye ulaşmayacak. Adam illa ki fıtratı olan şeyi yaşayacak. Kimselere kendini kanıtlamak zorunda da değilsin. Sen mutluysan olay bitmiştir! Varsın, sana câhil desinler, hatta sana geri kafa diyebilirler. Varsın, sana en beğendikleri kimlikleri giydirsinler. Herkes kendi seviyesi kadar giydirecektir seni ve sen el etek öpmeden kimsenin kölesi olmadığın sürece sorun yok. Sen çok yaşa emi… Ve bu ahir zamanda sen gerçekten mutluysan gerisi sadece boş bir detay!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.