Günler hızla geçerken,

İnsanoğlu sıkıntılı anında, yaratandan dilek diler. “Bu sıkıntılarımdan kurtar Allah’ım!” derken oluşum mekanizmasını hızlandırmak için bir başka canlıyı kendi canı, kendi istekleri için kurban eder. Kurban edilen tarafından bakarsak yaşamının son bulması. Kurban eden mutludur huzurludur.

 Din işleri Yüksek Kurulu Başkanlığının açıklamasına göre “kişinin sorumlu olmadığı halde farz veya vacip cinsinden bir ibadeti yapacağına dair Allah Teâla’ya söz vererek o ibadeti kendisine borç kılması”dır (Mevsılî, el-İhtiyâr, III, 445).

Dinimizce mükellef olmasa da bütün dinlerde çeşitli şekillerde bulunmaktadır. Kişinin arzusu yerine gelmesi şartıyla Allah’a söz vermesidir. 

Adak kavramı mülkiyet kavramının gelişmediği yontma taş devrine kadar gidiyor. Kazılarda bulunan ipuçlarına göre isteği gerçekleşen insanlar parmak boğumlarından birisini İlahlara tanrılara adıyorlarmış.

Tüylerimin diken olduğu olay Erzincan’da yaşanmış.

Hikâyenin gerçek olması insanı sarsıyor

20. Asırda 2,5 aylık oğlunu tanrısına kurban eden dindar bir adamın hikâyesi.

 Olayın gerçek yaşandığı yere ve zamana gidelim. Kanımız donsa da yaşanmış.

Kendini koruma yetisi olmayan bir bebeğin yaşadığı son. Vicdan tartısının olmadığı bir durum.

Yıl 1962, yer Erzincan’ın Tercan İlçesi'ne bağlı Kargın köyü.

Bir erkek çocuk babası olan Müslüm Koca Isparta’da askerliğini yaparken para çaldığı iddia edilerek iftiraya uğrar.  Müslüm, bu iftiradan kurtulduğu takdirde ikinci doğacak çocuğunu Allah’a kurban edeceğinin sözünü verir. Bir süre sonra gerçek ortaya çıkar ve Müslim aklanır.

Müslüm Koca köyüne geri döndüğünde karısının hamile olduğunu görür. 1962yılının Şubat ayında bir erkek bebek dünyaya gelir. Bebeğe  "Mızrap" adı verilir.  Müslüm çocuğun erkek olmasını  Allah'ın kendisine bir  mesaj gönderdiğini  düşünerek kurban istediğine yorar.

Ailenin yoksuldur, büyük oğlu hastalanır, köyde o yıl kuraklık başlar. Müslüm doğa felâketlerini Allah’a söz verdiği adağını yerine getirmediği için ortaya çıktığına inanır. Bebek yeni doğduğunda, adağını yerine getirmek istese de bebeği çok cılız bulduğu için vazgeçer. Kendi deyimiyle bebeğin "biraz daha beslenmesi, serpilmesi" gerekmektedir.

1962 yılında Nisan aynın 24’ü sabahı adak işleminin gerçekleşmesine karar verir. Bir an önce adak yerine gelmelidir. İşte o gün  24 Nisan 1962. 2 buçuk aylık oğlu Mızrap’ı mis gibi yıkaması için karısı Gülbahar anaya teslim eder. Bu arada kendisi de abdest alıp namaz kılar, ibadetini tamamlar. Yıkanan bebeği alarak evinin biraz ilerisinde boş bir çimenlik alana gider.

Hz. İbrahim’in oğlunu Allah'a kurban etme hikâyesi kulaklarında çınlar beyninden film şeridi gibi geçer. Allah kendisinden çocuğu kurban etmesini talep etmiştir. Yaptığı eylemin hayırlı bir şey olduğundan zerre kadar şüphesi yoktur.  Allah, Hz. İbrahim’e müdahale etmiş ve oğlunun yerine kesmesi için bir koç göndermiştir.

Çimenlik alanda, önce bebeği yere yatırır. Besmele çeker. Cebinde getirdiği bıçağı çıkarır ve yalın bir içgüdüyle bebeğin boğazına dayar. Dua ederek tepkisiz minik bebeğin boğazını keser. Kanlar içinde minik bedeninin can çekişmesini izler.  2 buçuk aylık bebek Allah'a adak olarak babası tarafından kurban edilmiştir.  

“Gafil,  Nasıl elin vardı?”

Başını gökyüzüne çeviri bakar. Hz İbrahim hikâyesinde olduğu gibi gökten gelen bir melek ve onun getirdiği bir koç yoktur.

Olaydan sonra Müslim Koca jandarmaca tutuklanır.  Evladını kurban ettiğinden hiç pişmanlık duymadığını, sadece Hz. İbrahim'in yolundan gittiğini ve Allah'a karşı vazifesini yaptığını söyler.

Müslim Koca doktorlar tarafından muayene edilir.  Avukatları, cezayı hafifletmek için çocuğun başkasından olduğuna dair şüphesi olduğunu söylemesini isterler.  Müslüm, Hayır, Çocuk benim” der. Akli dengesinin kesinlikle yerinde olduğu kanaati oluşunca yargılanır. Duruşmaları yapılırken salondaki bazı izleyiciler baygınlık geçirmiştir.  Kendini suçlu görmeyen baba hapisten 12 yıl  sonra çıkmış ve 2 hafta sonra ölmüş. Cehalet dünyanın en iyi insanını evlat katili yapabiliyor.

Olay tüm yalınlığı ile 17 yıl sonra beyaz perdeye aktarılmıştır. Cehalet , fakirlik ve din kol kola

Atıf Yılmaz 1979 yılında insanı sarsan, belgesel tadında, doğu toplumunu ruh halini yansıtan bilimsel bir filmini yapmış.  Başrolde Tarık Akan ve Necla Nazır. Film bu olayı işlerken kara cehalet ile dinin ortak ilişkilerini de sorgulamaktadır.

Ritüeller bilimin aydınlığında incelenmeli. Hangi din olursa olsun, korkunç bir uygulama.  Din kutsalının özünde böyle bir uygulama var mıdır? Araştırılmalı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.