Bırakın insanlar dilediği gibi yaşasın. Yaşasın ki başkasına sarmasın.

İnsanların, başkasını kendine uydurmaya çalışmak gibi bir saçmalığa girişmesinin altında büyük bir eziklik yatmaktadır aslında. Bu bir dışa vurum vaziyetidir.

Bir insan yaşadığı hayattan mutlu değilse ve zorunlu olarak bu hayat ona dayatılmışsa, mutsuzluğunun sebebini hep başkalarında arar. Çünkü kendi yaşantısının doğruluğuna o kadar körü körüne inandırılmıştır ki, yaşamı bir tabudur ve inancını putlaştırmıştır. Aksi bir durumu katiyen hazmedemez beyni. Alimallah dinden çıkar insan. Bu ne büyük bir korkudur... 

Başkalarının özgürlüğü, kendi sıkışmışlığını bir tokat gibi yüzüne çarpar. İster ki onlarda kendi gibi kısıtlı yaşasın. Onların özgürlüğünün, kendini baştan çıkaracağını hisseder, bunadır asıl tepkisi. İRADESİNİN, İNANCINA KARŞI GELECEĞİNDEN KORKAR. O sebeple eleştirir, o sebeple irdeler, o sebeple kavga eder. Diyette olan birinin karşısında ağzını şapırdatarak tatlı yemek gibi bir etkendir bu.

Herkesin bir doğrusu var. Herkes kendi doğrusunu yaşar.

HERKES BİR ŞEYLERE İNANIYOR AMA ASLINA BAKARSANIZ KİMSE NEYE İNANDIĞINI DA PEK BİLMİYOR.

İnanç denilen şey, kişinin kendini ruhsal anlamda iyi hissettiği, huzur bulduğu bir düşünce sistemidir. Bu sebeple sizin inandığınız şey başka birine aynı iç huzurunu sağlayacak diye bir kaide yoktur.

İnsanların doğru diye kabul ettiği şeyler, büyüdükleri çevrenin etkisi ile yerleşmiş olan olgular, alışkanlıklardan mütevelli kurallardır. Bunun dışındaki herşey yanlış kabul edilir, sorgulanması bile düşünülemez. Cezai müeyyidesi de sonsuz cehennem ateşidir.

Keşke ceza sistemi olmadan insanlar inanmaya sevk edilseydi ne güzel olurdu. Yazık ki pek çok kişi korku belasına ibadet eder durma düşüyor...

Kişi çevresini sorgular ve kendine göre başka doğrular çıkarıp yaşadığı toplumdan ayrışırsa bu, kişinin gelişimini gösterir. Neticede Allah insana akıl vermiş. Gördüğün, duyduğun sana mantıklı gelmiyor, aklına yatmıyorsa uymak zorunda değilsin. Zaten ancak bu şekilde birey olabilirsin.

Bu ayrışma kişinin hayrına da olabilir, şerrine de... İster hayır olsun ister şer, kişi kendi tercihini yaşar ve kendi düşen ağlamaz.

Allah akıl verdiyse de, her aklınıza düşeni uygulayın dememiş.

AKLIN SAĞLAMASINI YAPMADAN YOLA KOYULMAK TEDBİRSİZLİKTİR.

Aslına bakarsanız, yaşamda önemli olan bir topluluğa uymak değil, topluluğu oluşturabilmektir. Girdiğiniz veya içine doğduğunuz topluma bilinçsizce uyuduğunuz zaman kendiniz için değil, dahil olduğunuz toplum için yaşamaya başlarsınız. Sizin ne düşünüp ne hissettiğinizin o toplum için bir ehemmiyeti yoktur. Dışlanma belasına, "O ne yapıyorsa ben de öyle yapayım. Onlar öyle yapıyorsa doğrudur, ben de uyayım." diye kendiniz olmaktan çıkar taklit insanlar olarak başkalarının hayallerini yaşar, o hayaller ve idealler üzerine bir hayat inşaa edersiniz.

Bu toplum dediğiniz şey o kadar tehlikeli bir şeydir ki, zamanla toplumu oluşturanlar toplumun ileri geleni olmaya başladıkça toplumdaki yerlerini korumak adına alttakilere baskı kurmaktan bir an geri durmazlar. Her yeni jenerasyonda toplumdaki baskı daha da artar, kurallar daha da sıkılaşır. Cezalar artık ehlileştirmek amacı dışına taşarak eziyet etmek düzeyine evrilir. Mantıksızlık abesle iştigal şekilde günyüzüne çıkar ama kimse ya cesaret edemediği veyahut akıl tutulmasına  uğradığı için bunu dillendiremez. Bu topluma uyan kişilerin asla kendi fikirleri, düşünceleri, arzu ve istekleri olamaz. Komünist bir düzen gibi; özgürsün, eşitsin ama seni yönetenlerin izin verdiği ölçüde...

Toplumu oluşturmak ise çok farklı bir kavramdır.

Özgür bir şekilde, hür iradesi ile dilediği gibi yaşayan insanların bir araya gelmesi ile oluşur bu yapı. Herkes bireysel yaşantısında  mutlu olduğu için, bu insanların oluşturduğu topluluk ta mutlu olur. Kimsenin kimseyi eleştirme ve dışlama hakkı olmadığı bilinir. Aynı şekilde fikirlerini başkasına dayatmak gibi bir hadsiz davranışa da izin verilmez.

SEN YAŞAYIŞINLA ÖRNEK OL, O İSTERSE ZATEN DOĞRUYU SENDE BULUR. Beğenmiyorsan ayrışır, kendine uygun başka bir topluma dahil olursun. Bu, saygının bir göstergesidir. Saygı bir toplumu oluşturan en büyük değerdir.

İNSANLAR SAYGILI OLDUKLARI ZAMAN AHLAKLI DA OLURLAR.

Saygı, güzel ahlakın göstergesidir.

Kimse kimseyi irdelemediği için de, kimse kimseden rahatsız olmaz ve bu insanlar bir araya geldiğinde huzurlu bir toplumu oluştururlar. 

Yalancı mıyım?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.