Herkes mutlaka psikolojik destek almalı

Av. Mehmet Şah Çelik’in röportajı için tıklayınız...

29 Nisan 2021 Perşembe 17:51
92 Okunma
Herkes mutlaka psikolojik destek almalı

Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘Küresel Salgın’ olarak tanımladığı Covid-19 virüsünün hayatımıza girmesi ile sosyal ve kültürel hayatımızda da bir değişim ve dönüşüm yaşandı. Özellikle uzun süre kapalı mekânda bulunmak zorunda kaldığımız bu dönemde ruh sağlığımız korumamızda güçlükler yaşamaktayız. Bu süreçte psikolojik destek almak önemli hale gelirken sosyal medyada tabiri caizse iki günlük programlara katılıp farklı alanlarda uzman olarak kendilerini tanıtan kişilerden nasıl korunmalıyız? Nelere dikkat etmeliyiz? Bu ve benzeri konulara ilişkin Uzm. Psikolog Avşar SÖZMEN’e tüm merak ettiklerimizi sorduk.

RÖPORTAJ: AV. MEHMET ŞAH ÇELİK

Avşar Hanım en temelden başlarsak psikolog kimdir? Kimlere “Psikolog” denir?

Bazı konularda herkes sorun yaşar ve bunları da profesyonel bir uzman eşliğinde çözmeyi düşünen kişilere bu konularda kendilerini objektif olarak fark etmelerini, yeniden tanıyıp bilmelerini ve neler yapabileceklerini konuşup detaylıca belli teknik ve yöntemlerle ele alacakları uzman bir bakış açısıdır psikolog.

Görüşmelerimizin beş tane bileşeni vardır; görüşmeci, danışan/hasta, ortam, zaman ve dil bunlar çerçevesinde danışanı 360 derece saran bir özellikteyiz, sorunları belli yöntem ve tekniklerle ele alıyoruz, arkadaşla ya da eşle sohbet etmek değil terapiye gitmek. Daha profesyonel bir ortam ve koşullar söz konusu, problem çözme becerilerine ilişkin terapistin/psikoloğun, kolları güçlü olmalıdır ki danışanı taşıyabilsin… Etkili dinleme, empati, empatiyi iletmek de oldukça önemlidir.

Psikolog, dört sene lisans eğitiminde psikoloji eğitimi alıp okuyan ve buna takiben iki sene de yüksek lisansını psikolojisinin herhangi bir branşından yapan kişiye denir. Günümüzde ne yazık ki mühendislik, sosyoloji, matematik öğretmeni, hemşirelik gibi lisans programlarından mezun olup yüksek lisans eğitimini kendi dallarından değil de “klinik psikoloji” ile tamamlayıp kendini uzman klinik psikolog olarak ilan ediyorlar fakat bu hatalı bir statüsel ünvan. Bu eğitim aşamasında mühendis ama yüksek lisans eğitimini klinik psikolojiden yapmış mühendis, sosyolog ama yüksek lisans eğitimini klinik psikolojiden yapmış sosyolog, matematik öğretmeni ama yüksek lisans eğitimini klinik psikolojiden yapmış matematik öğretmeni olarak tanımlamak daha doğru olacaktır. Kısacası; dört sene psikoloji lisansı ve üzerine iki sene yüksek lisansında psikolojinin herhangi bir branşı şartı vardır. Öyle basite indirgenecek bir meslek değildir. Bunun yanında psikolog terapiye karşı ve danışanına karşı sorumlu kişidir, danışan ile iyi iletişim kurmak, öyküsünü detaylıca almak, danışanın tepkilerini anlamak, bir bütün olarak değerlendirmek danışanı, hangi bilgiye gereksinim duyulduğunu bilmemiz önemlidir, bilginin nasıl alınacağını bilmek de önemlidir. 

Uzm. Psikolog Avşar SÖZMEN kendini geliştirmek adına başka ne/neler(?) yapıyor?

Elbette ki yeterli gelmiyor hiçbir zaman yapılanlar, psikoloji sonu olmayan bir gökyüzü evreni gibidir. Bu evrende asıl mesele mezun olduktan sonra ben kendini hangi alanlarda geliştiriyorum bu önemli. Örneğin; eğitimler, webinarlar, workshoplar, sempozyumlar, kongreler, literatür taramaları, okumalar gibi uçsuz bucaksız bir evren… Bunların kenarından köşesinden hala tutmaya çalışıyorum tabii.

Peki, Uzman Psikolog Avşar SÖZMEN bu gökyüzü evreninde nereye savrulmakta? Örneğin bir psikoloğun ötekinden bariz bir farkı var mıdır?

Ben , bu evrende, bilişsel davranışçı ekole sırtımı dayadım ilk önce, ardından şema terapi eğitimi alıyorum, üçüncü dalga akımı dediğimiz metakognitif, kabul ve kararlılık, farkındalık, özşefkat gibi yöntemler, tekniklerle harmanlıyorum. Bol bol okumalar yapıyorum, yenilikleri takip ediyorum, yeni eğitimleri oldukça yakından takip ediyorum diyebilirim. Öğrenme yaşam boyu sürer…  Biz ekollerimiz gereği bariz olarak ayrışıyoruz. Örneğin, psikanalitik ekol, psikodinamik ekol, Gestalt, Bilişsel Davranışçı Ekol gibi birinci dalga ve ikinci dalga ekolleri var. Günümüzde bunların yanına bir de üçüncü dalga dediğimiz ekoller de eklendi. Onlar da özşefkat, metakognitif, farkındalık, kabul ve kararlılık gibi…

Bir danışan/hasta psikoloğunu/terapistini nasıl seçmeli, nelere dikkat etmeli?

İlk olarak psikolojiye dair eğitimlerini hangi kurum ve kişilerden aldığı çok önemli.

Mezun olduğu okullar, seneler, deneyimsel tecrübeleri, özellikle çalıştığı hastalık, bozukluk kısaca patoloji alanları.

DİPLOMA sanırım çok önemli, dediğim gibi lisansı farklı ama yüksek lisansı psikolojiden olan herkes kendine psikolog diyebiliyor, bu sizi yanlış bir yola götürür aman dikkat.

Terapistiniz size ikramlarda bulunup iltifatlar ediyorsa ya da tam tersi sizi yargılayıp eleştiriyorsa, sizin yaşadıklarınız üstüne hükümler veriyorsa o ortamdan uzaklaşmanızda fayda var. 

Terapide kurulan ilişki oldukça önemlidir ( terapötik ilişki ) fakat bu ilişki ne dostluk ilişkisidir ne de akraba ilişkisi ne de flörtöz bir ilişki. Evet yeri geldiğinde şakalar ve gülüşmeler olabilir FAKAT her şeyin dozu ve sınırı vardır. Samimi ilişkiler, belli bir çerçeve sınırında olması gerekir terapi sürecine başladıktan sonra ve terapi süreci bittikten sonra dahi. Kısaca, daha ilk seansta bir danışan olarak terapistinden/psikoloğundan bir elektrik alıp uyumu yakalayamadıysan o gemiye bilet alma.

Terapi Odası’nda neler oluyor kısaca bahsedebilir misiniz Avşar Hanım?

Kısaca bahsetmem gerekirse; ilk seansa geldiğinizde bir form doldurmanızı istiyoruz, burada da adınız, yaşınız, adres bilgileriniz, kendi iletişim numaralarınız ve acil durum numaraları yer alıyor. İlk görüşmeler biraz daha değerlendirme ve tanışma seansları şeklinde oluyor, seans içinde olan her şey seans içinde kalıyor ( konuşmalar, davranışlar…), kayıta tabii olma hali ekstrem durumlarda ve danışanın izin vermesi koşulu ile oluyor, seans içindeki bu gizlilik ancak ve ancak kendine zarar ya da çevresine, çevresindeki kişilere zarar verebilir hale geldiği zamanlarda oluyor fakat bu da her şeyi paylaşmak değil acil duruma yazdığı numaradaki kişi ile paylaşılıyor. Çocuk-ergenlerde bu durum daha farklı, yetişkinlerde daha farklı. Amaç danışanın sağlığını korumaktır. Değerlendirme görüşmeleri bitince, yavaş yavaş değişime yönelik adımlar atmaya başlanıyor tabii yine terapötik ilişkinin takibinde terapötik ittifak ile… Yönlendirme ve fikir alışverişleri olmuyor, üzerinde çalışmalar yaptığımız daha çok danışanın anlattıklarından yola çıktığımız malzemeler oluyor elimizde. Her hafta danışan kendini değerlendirebiliyor, belli formlar kullanabiliyoruz, düşünce kayıt formu, duygudurum kontrolü gibi… Sokratik Sorgulama tekniği oldukça sık kullandığımız teknik, hangi terapi ekolü ile çalışırsanız çalışın işe yarıyor. Danışan ile hedeflediğimiz şey “kişinin, kendi kendinin terapisti olması”. Yıllar boyu seanslar devam edemez, kendini nasıl keşfedebilirsin, bunlara alternatif olarak nasıl çözüm yolları getirebilirsin öğrenmek ve kalıcı olmasını sağlamak. İleride karşılaştığı herhangi bir sorun olsa da seans içinde öğrendiklerini uyarlayabiliyor olmak. Seanslar sona erince, tamam bitti artık değil, bu şekilde kapanmıyor, bir ay sonra tekrar görüşmek, sonra üç ay sonra görüşmek yani takip seansları yapıyor olmak tekrarlayan bir sorun, problem var mı görebilmek açısından önemli. Böylece kendi başına kalınca danışan aynı teknikleri uygulayabiliyor mu? Bunu gördüğümüz anda kapanış seansını yapıyoruz. Bu şu demek değil; bir daha asla görüşemeyeceğiz, o dosyalar yeniden açılabiliyor, danışan yeniden farklı problemlerle, karmaşalarla gelebiliyor… bugüne ve geleceğe yatırım yapılıyor seanslar boyu. Herkesin tek başına ya da ailesi, arkadaş çevresi dahilinde çözemediği sorunları olabilir, destek almaktan çekinmeyin. 

Yeni mezunlara hatta daha yeni psikoloji okumaya başlamış öğrencilere önerileriniz nelerdir? Bir de örneğin yöneldikleri alan yanlış ya da ilgi duymadıkları, sevmedikleri bir alan o zaman ne olacak?

Bol bol okusunlar, roman, dergi, gazete, makale…

Eğitimlere katılsınlar, özellikle uluslararası da geçerli olan sertifika programlarına, elbette workshoplar, webinarlar oldukça değerli ve önemli.

Dizi, program, reklamları hatta çevrelerinde olup bitenleri psikolojik olarak gözlemleyip izleyip yorumlasınlar.

Gökyüzü kadar uçsuz bucaksız olduğunu bilerek seçim yapsınlar ve yüksek lisansta sevdikleri, ilgi duydukları alana yönelsinler 

Hiç üzülüp endişe etmesinler, diledikleri kadar yüksek lisans yapabilirler, sonuçta okumanın, eğitim almanın bir sınırı yok, deneme yanılma ile bulacaklarına eminim.

Kendi terapinizden geçmeyi de ihmal etmeyin lütfen, çünkü kendi içsel karmaşalarını çözememiş biri başkasının içsel karmaşalarını çözmede ne kadar etkili olabilir ki…

Alan dışında, öğrenci olmak ile ilgili vereceğiniz tavsiyeleriniz neler?

Kesinlikle en az bir tane yabancı dillerinin olması,

Belirgin bir hedeflerinin olması,

Grişimci olmaları,

Okulda klüplere ve etkinliklerde aktif görev almaları,

Sosyal ilişkilerini güçlü tutmaları ve iş ağlarını zenginleştirmeleri,

Kendine güven, azim, şefkat oldukça önemli,

Yine en az bir tane hobi edinmeleri ( dans, resim, tiyatro, spor…)

Okumak, okumak, okumaaaaaak! Diyorum.

Psikolojide mesafe almak nedir? Siz kendinize mesafe alıyor musunuz hiç?

Mesafe almak ne demek, kendine dair objektif bir gözle bakabilmek, özellikle düşüncelerine yargısız olmak, eleştirmemek, düşüncelerin gelip geçmesini gökyüzündeki bulutları izler gibi izlemek, onlarla birlikte savrulmak ya da kaybolmak değil, geçmişin üzüntüsü ve pişmanlığı, geleceğin kaygı ve korkularını bir kenara bırakıp şimdi ve şu ana odaklanmak.. mesafe almak.

Bu gerçekten harika bir soru oldu. Bunu cevaplamaya değil birkaç dakika bir gün yetmez. Fakat evet, hem kendime, hem zihnimdeki düşüncelerime mesafe koyduğum, farkında olarak bunu yaptığım zamanlarım oluyor. Bunu da metakognitif yardımı ile başarıyorum. Düşüncem üzerine düşünmek ve mesafe almak…

Bir psikolog olarak “motto”nuz nedir? Sizi motive eden cümle ne?

Kendini bu milyonlarca yıldız içinden sadece bir tanesi olarak düşün. Parlaklığından tut da boyutuna kadar her şey yalnız sana özgü çünkü sen biricik ve teksin. O zaman hikayen de farklı, yolun da. Seni bilen de farklı bilmeyen de. Genetik kodlaman da farklı mizacın da… Ve bir sürü yıldız içinde keşfedilmeyi değil, KEŞFETMEYİ DENE!

SEN DEĞİŞİRSEN, DÜNYA DEĞİŞİR.

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.