Bülent Ecevit’in ABD hikayesi 25 yıl önce bir arkadaşının babasının yaptığı yeşil kart ısrarıyla başlıyor.

Çekilişe katılan ve kartı almaya hak kazanan Ecevit, 1997 yılında filmlerden etkinlendiği New York’a taşınıyor. Çalışmaya, o zamanlar çoğu Türk’ün yolunun geçtiği benzin istasyonunda kasiyerlikle başlıyor ve boş zamanlarında bazı firmaların ücretsiz müşteri hizmetleri numarasını arayarak İngilizcesini geliştirmeye çalışıyor. Farklı işler yapmakla ilgili fikirleri olan Ecevit, 3 aylık benzin istasyonu tecrübesinden sonra kendi işini kurmaya karar veriyor. 24 senede pek çok girişime imza atan ve şimdilerde milyon dolarlık e-ticaret firması sahibi Bülent Ecevit'le ABD hikayesini konuştuk.



Röportaj: Anıl Sural
Fotoğraf: Rona Doğan
Önce Vatan Gazetesi Washington DC



Öncelikle ABD hikayeniz nasıl başladı?
1996 senesinin bir kış ayında arkadaşım Alper’e uğrayım dedim, evlerine girdiğimde, babası rahmetli İsmet Amcam, bir köşe yazarının yazısından yeşil karta nasıl başvurulurun detaylarını kesmiş ‘’bütün eş dost başvuru yapıyorlar, gel sana da yapalım'’ diye ısrar edince ben de tamam dedim. Aradan yaklaşık 6 ay geçtikten sonra ben Kuşadası’nda başvurduğumu dahi unutmuşken annem üzerinde İngilizce yazan beyaz bir zarf getirdi. Zarfı açınca da kuranın bana çıktığını gördüm. Arkadaşım toplamda 13 kişiye başvurmuştu ama yanlızca bana çıktı. Kısmet tabii... Sonrasında kendimi Şubat 1997’de New York’ta buldum.

ABD’de ilk ne iş yaparak başladınız?
27 Şubat 1997’de ABD’ye geldim ve hemen Long Island’da bir benzin istasyonunda çalışmaya başladım. İlk 3 aylık süreçte sistemi çözme üzerine gözlem ve çalışmalarım oldu sonrasında serbest çalışmaya karar verdim.

İngilizceyi nasıl geliştirdiniz?
ABD’ye ilk geldiğimde İngilizcem çok iyi değildi lakin bu benim için problem de değildi. Çünkü çözümü çok basit... Benzin istasyonundaki çalışma saatlerim genelde geceydi ve benim çalışma saatlerimde pek müşteri olmadığından grocery bölümünde ürünlerin üzerindeki 800’lü müşteri hizmet numaralarını arayıp saatlerce muhabbet ederdim. Bu bedava muhabbetlerle İngilizcem çok gelişmişti.
Sonrasında, geldiğimin bir kaç senesi içinde Barnes and Noble adındaki kitapçıyı keşif ettim. Allah sahiplerinden binlerce kere razı olsun. Sabahtan gidip bir kahve alıp istediğim her konudaki kitapları ve dergileri dilediğim kadar okuyabiliyordum. İstersem 5 istersem 10 saat. Bir Allah’ın kulu ses etmiyordu. İşte o kütüphanede hep okudum, okudum ve okuduklarımdan feyz alıp hemen arkasından kendi hayatıma uygulamaya çalıştım.

Daha sonra başka işler de yaptınız. Nelerdi onlar biraz anlatır mısınız?
ABD’ye gelmeden önce 19’lu yaşlarımda Kuşadasın’da bir girişimcilik hikayem olmuştu. En yakın arkadaşımı yanıma alarak soğuk hazır sandviç işini başlatmıştım. Kuşadası’nda aklınıza gelecek ne kadar büfe, market, otobüs garı varsa çoğuyla anlaşma yapmıştık. Sabah erkenden hazırlanmış sandviçlerin dağıtımını yapıyorduk. İşimiz çok tuttu ve ilk bir ay içinde toplam 6 çalışana çıkmıştık. Sandviç işinin 3. ayında yeşil kart kazandığıma dair mektubu aldım. Yani ABD’ye gelmeseydim Kuşadası’nda soğuk sandviç işini büyütecektim. Önce İzmir sonra İstanbul’a açmayı düşünüyordum ama kısmet değilmiş.
ABD’de kısa süreli benzin istasyonunda çalışma maceram sonrası, Long Island’da çok fazla Türk benzin istasyonlarında çalışıyor ve ben bunlara günlük öğlen yemeği dağıtsam iyi para kazanırım dedim. Yemek yapma tecrübesi olan iki arkadaş ile yemek dağıtım işine girdim. Bu işten günlük 200 dolar kazanıyordum mesela

Bülent Bey O zamanlar günlük 200 dolar çok iyi para değil miydi?
Aynen çok iyi paraydı. Sabah 10’da elimi kolumu sallaya sallaya özel kaplara konmuş sıcak yemekleri almaya gidiyordum ve sonrasında anlaşmalı olduğum benzin istasyonları çalışanlarına 3-4 saat içinde dağıtımı yapıp günü bitiriyordum. Diğer çalışan arkadaşlar, alışveriş, yemek hazırlığı gibi işleri yapıyorlardı. Daha sonra benden görenler hemen aynısını yapmaya başladılar.

Birisi kebapçı acınca diğeri karşısına açıyor. Türkler yeni değil de taklit etmeyi mi seviyor?
Aynen, maalesef öyle oluyor. Bazı Türk arkadaşlar taklit etmeyi, işin kolayına kaçmayı tercih ediyor. Halbuki fırsatlar ile dolu Amerika’da, her bireyin eşit olarak başlama fırsatının olduğu bir yerde neleri kaçırdıklarının farkında olmayabiliyorlar. Potensiyeli gören başka Türk arkadaşlar benim sistemi taklit ederek, benim ayarlamış olduğum yol üzerinden müşterilere benden önce giderek yemek satmaya çalıştılar. İşin tadı kaçmaya başlamıştı ben de yemek dağıtım işinden uzaklaşmaya karar verdim.
Aklımda hep ABD’li kurumsal firmaları daha iyi tanıma amaçlı bir işte çalışma vardı. Long Island’da Coca Cola’da 1 sene çalıştım. Sonrasında sıra Manhattan’ı keşfetmeye gelmişti. Manhattan’da kiralar çok pahalı bundan dolayı hemen karşı kıyısında Queens’e taşındım. Yaklaşık 2-3 ay içinde Manhattan’ın her yerini öğrenmiştim. Sonrasında Servet adında bir arkadaşım ile Manhattan da 47. Cadde de bir yer kiraladık. Kiosk adı verilen stantlar bir alt kattaydı ve aylık 2000 dolar kira veriyorduk. Kafeye ‘Basement Cafe’ dedik. Menülere enişten, yengen gibi tost çeşitleri koyduk, demli Türk çayının yanına Queens’de anlaştığımız bir yerden sabahları börek ve poğaça getirdik. Etrafımızdaki esnaf Türk, Ermeni ve Yahudi ağırlıklıydı.
Kafeyi açtığımızın ikinci günü işlerimiz patladı. %90’dan fazla satışımız telefon ile siparişle geliyordu. Kafeyş açtıktan bir hafta sonra 7 kişi çalışıyorduk. Bizim cesaretimize bakın; ne sağlık ne iş yeri ruhsatı elimizde hiçbiri yok. Denetime gelseler gerçekten çok zor durumda kalırdık. Zaten gereklerini yerine getirmeye çalışsanız en iyi şekilde işe başlamanız için en az 100 bin dolar harcamanız lazım. Düşünün biz 2 gün içinde her şeyi kurup 5 bin dolar maliyet ile işe başlamıştık. Allah’a şükür sorunsuz kısa sürede yasal gerekli belgeleri tamaladık ve 3-4 ay işleri belli bir seviyeye getirdikten sonra kafeyi tanıdık bir abimize satıp çıktık. Çok yorucu ve sürekli ilgilenmeniz gereken bir iş. Sonrasında da otoparkçılık yaptım.

Peki neden New York’u tercih etmiştiniz?
Bence New York bir marka gibi... Türkiye’deyken de hep Amerika denince aklımıza ilk New York geliyordu. Dinlediğimiz hikayeler, seyrettiğimiz Amerikan film ve dizileri hep New York ağırlıklı.

Otoparkçılık macerasından bahsedebilir misiniz?
Kafe işinden çıkmaya karar verdikten sonra yeni iş arayışına başladım. Manhattan’da en kolay girilecek iş de otoparkçılık. Central Parking Systems adlı firmada işe girdim. Araba park etmek için görevli olduğum garajda bana verilen park etme işinin yanında boş vakitlerimde mevcut sistemde eksik ve yanlışları gözlemleyip çözümler ile üstlerime gidince iş yeri benden çok memnun kaldı. Ve bir ay geçmeden Manhattan’ın en büyük otoparkında yaklaşık 3000 arabanın park edebildiği bir yere müdür yardımcısı oldum. Burada çalışırken çalışanların hırsızlık yapmasından, çalışırken uyuyanlara, sistemsel fikirlerle müşteri sayısını arttırmaya kadar hızlı katkılarımla 1 ay içerisinde otopark müdürü oldum. Devamında beni kaybetmemek için yükek zam yaptılar ama 1.5 sene durabildim o işte. Çünkü sonraki maceram çoktan kapıyı çalmaya hazırdı.

İnternette ürünler satmaya nasıl başladınız?
Birgün e-bay üzerinden Dell marka bir laptop satın aldım. Laptop bana gelince Dell’in kendi sitesine baktım ve benim aldığım laptop Dell’in sitesinden daha ucuza satılıyordu. ebay’de biliyorsunuz 3-4 farklı satıcı var. Ama para kazanmadan devam etmeleri imkansız dedim ve bu iş nasıl mümkün olabilir onu araştırdım. Nasıl olabileceğini 1 ay sonunda keşfettim. Aynı sistemi daha da geliştirerek bende yapmaya başladım. İşler iyi gitmeye başlayınca, artık otopark işinden ayrılma zamanım gelmişti fakat yatırım desteğine ihtiyacım vardı. ABD’ye ilk geldiğim günden beri abi kardeş gibi beraber senelerimizi geçirdiğimiz Bayram Abimin yatırımıyla e-ticaret işine girmiş olduk. Allah kendisinden bin kere razı olsun...

Amazon artık dünyada çok meşhur. Bazıları o tren kaçtı diyor. Amazon’dan ürün satmak isteyenlere önerileriniz nelerdir?
Amazon 2012 senesinde ‘’gold rush’’ dönemine girmişti ve fırsatlar çok büyüktü. Girişimci yeteneği olan olmayan herkes Amazon’da iş sahibi olmuştu. Lakin günümüzde baktığımızda rekabetin çok arttığını görüyoruz ve rekabetle ürünlerin satış fiyatları düşmeye başladı, tabiki bu alıcıya yaradı ve amazon müşteri sayısı süratli bir şekilde büyüdü.
Sonuçta gelinen noktada tren istasyonu terk etti diyebiliriz. Tren daha tam gaz değil... Hızlı koşup, düşüp bir yerinizi kırmazsanız tren hareket halindeyken halen atlıyabilirsiniz. Amazon ve e-ticaret sitelerinde ürün fabrikadan çıkar ve depoya giderdi. Depodan beri satış elemanları perkandecilere gidip satış yapardı, perakandeci de en son alıcıya satardı.
Artık günümüzde hızla büyümekte olan e-ticarette ürün fabrikadan son alıcıya direkt ulaşıyor. Yani ortada ekmek yiyen meslek ve iş gruplarının azalması sürecine girilmiş durumda. Amazon geçtiğimiz senelerde Çin’li fabrikaları teşvik etmeye başladı ve ABD’de Amazon’un depoları üzerinden direkt son alıcıya satmaları için harekete geçti. Hatta en son Çin’deki bankalarla anlaşma yaptılar ve fabrikalara banka kredisi bile vermeye başladılar. Buna paralel olarak aynı zamanda rekabet edemeyen ABD’li iş sahipleri de teker teker iş kapatmaya başladılar. Sonuçta işin en üzücü tarafı ABD’li müşteriler bunun farkında bile değiller.

Perakande sektörü sizce artık bitti mi?
Bence perakande çok azalacak lakin kesinlikle tamamen bitemez. Çünkü biz insanlar sosyal varlıklarız dışarı çıkıp gezmek isteyeceğiz, gezerken dükkanları görmek isteyeceğiz, hep bilgisayar karşınından satın al ayağıma gelsine dönerse, buna paralel olarak insanlığın teknolojik kirlilik ile artan problemleri çok daha kötü duruma gelebilecektir.

Şu anki işinizden bahsedebilir misiniz?
Şu an pek çok firmanın sahip ve ortaklığını yapmaktayım. Şu an en çok vaktimizi alan işimiz, kayınbiraderim Emre ile beraber kurduğumuz Wallniture markamız. Çin’de ürünleri üretip New Jersey’deki depolarımızdan Amazon, Wayfair, Walmart üzerinden son kullanıcaya direkt satışını yapıyoruz. Bunun yanında aynı sektörde başka markalarla da ortaklığımız var. Onlara da aynı şekilde tasarım, üretim ve sistemsel gelişim desteklerini veriyoruz.
İki sene önce kurduğumuz Whipdata isimli bir yazılım firmamız var. Bu firmanın ana yatırımcısı olarak devam etmekteyim. Yazılım firmamızın programları Amazon’da satış yapan satıcıların sistemsel yükünü hafifleten hizmetler vermektedir. Türkiye’den en başından beri 6 programcıyla bunu yapıyoruz.

ABD’de unutamadığınız hiç unutamadığınız bir anınızı paylaşabilir misiniz?
2010 senesinde Ikea ürünlerini ebay ve amazon satarken, (tabiki o zamanlar daha Ikea online satılmıyor) biz günden güne satış hacmini büyüttük. Biz kendimiz gidip Ikea mağazalarından satın alıyorduk. İş öyle bir noktaya geldi ki alışverişe 5 kişi gidiyorduk ve kasanın önünde 25 tane arka arkaya tepeleme dolu ikea alışveriş arabaları oluyordu... O gün üst düzey bir Ikea yetkilisi bizi kasaların orda görüp yanımıza geldi ve nasıl yardımcı olabiliriz diye sordu. Konuşmamız sonunda, o gün o yetkili bize öyle bir kıyak geçti ki ‘’bundan sonra siz gelmeyin, maille listeyi gönderin, biz toparlayıp sizin deponuzun kapısına kadar getiriceğiz’’ dedi. O günden sonra üst düzey yetkililerle ilişkilerimizi daha ileri seviyeye taşıyıp Ikea’nın tedavülden kalkan ürünlerinin bize satılmasına kadar farklı ticaret ilişkilerimiz oldu.

Bundan sonra hedefleriniz neler?
Ticaret dünyası artık çok dinamik. Eskiden babadan oğula geçen işler varmış o zamanlar ne teknoloji var ne günden güne hızlı değişim varmış. Şimdi o devir bitti, ne iş kurarsan kur, ne seviyeye getirirsen getir yerinde durman diye bir şey söz konusu değil. Değişen gelişen teknolojiye ayak uydurman çok önemli, hep bir araştırma öğrenim süreci var. Bizler bu güne kadar hep gelişip büyüme odaklık çalıştık, halen de aynı mantık ile devam etmekteyiz. Değişimlere ayak uydururken aynı zamanda bulunduğumuz sektörlerde gelecek ne yönde yada biz yeni ne keşfedip geliştirmeliyiz planları içindeyiz, önem sırasına göre adım adım hepsine elimizi atmaktayız. Bilgi ve tecrübelerimiz ile başka insanlara nasıl faydalı olabiliriz bu konuda çok istekliyiz, o yüzden yardım amaçlı uğraşılar içindeyiz.

Son söz sizin lütfen...
Amerika tam bir fırsatlar ülkesidir... Ama bu fırsatlar kapıyı durduk yere kendi çalmıyor. Birde şans faktörü olmazsa olmaz! Şans da lazım, lakin sizin kendinizi fırsat ve şansın doğabileceği pozisyona sokmanız da çok önemli. Çoğu insan bir işe girerken negatif yönlerine odaklanır ve bir türlü faaliyete geçemez. Yapmamız gereken tam tersi pozitif yönlere odaklanıp biraz cesaret gösterip girişimde bulunmaktır. Pozitif yönlü girişimle, işe başlamakla beraber kendinizi fırsat ve şans etkenlerinin içine otomatik olarak sokmuş oluyorsunuz. O kapıdan girmek şart, yoksa o benim fikrimdi, bu benim aklımda vardı diye konuşup ömrünüzü bitirirsiniz. Mevlana nın değerli sözünü hatırlamak önemli burda, “Sen yola çık yol sana görünür”...
Sizin vizyonunuza sahip arkadaşları takımınıza davet etmeniz ve birlik olmanız çok önemli. Tek başınıza çok fazla yol kat edebilmeniz mümkün değil. Son 7 senedir desteğini eksik etmeyen yol arkadaşlarım Emre, Can, Sedar, Murat, Bahri, Gülay ve Sevde Hanımlara çok teşekkür ederim, eksik olmasınlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.