Osmanlı Türk tarihinde saray yaşantılarını didik didik ederek Osmanlı ailesini küçük düşürmek için çaba sarf edenlere diyorum ki; bir de Avrupa tarihindeki hanedan yaşantılarına bakıca göreceksiniz ki, Avrupa tarihinde kralların ve kraliçelerin yaşantıları çoğu zaman siyasi sistemleri ve dini sistemleri değiştirecek kadar enteresan ve de iğrençtir. Bildiğiniz gibi Hıristiyan dünyasında Papanın bağışlamaları, Tanrı’nın kanunlarına karşı gelen insanları affetmenin bir yoludur ve sık sık gerçekleşmemesi gerekir. Ancak Katolik Kilisesi standartlarını çok yüksek tutamamıştı. O çağda papaların metresleri, gayri meşru çocukları oluyordu. Bu şartlar altında bağışlanma kâğıtları Vatikan hazinesine yapılan bağışlarla kolaylıkla elde edilebiliyordu.  

1503 yılında İspanyol Ferdinand kız kardeşi Katerina’nın 11 yaşındaki İngiltere Prensi Henry ile evlenmesi için Papa II. Julius'dan izin istedi. Bir bağışlama gerekiyordu çünkü Katerina zaten Henry'nin ağabeyiyle evliydi ancak kocası ölmüştü. Papa ise Hıristiyanlığın bir adamın kardeşinin karısıyla evlenmesini yasakladığını ve bu tür birleşmelerin Tanrının onlara çocuk vermemesiyle lanetleneceğini açıkladı. Ama Papaya müttefiklik sözü verilip büyük bir çeyiz sunulunca -bu çeyiz doğrudan Papanın sandıklarına gitmişti- Papa bağışlamayı kabul etmişti. İngiltere'nin gelecekteki kralı Henry Tudor iki yıl sonra kendinden beş buçuk yaş büyük Aragon'lu Katerina ile evlendi.  

İspanya, İngiltere ve Roma bu evliliği pek ciddiye almadı ve elde ettikleri maddi kazanımlarla ilgilendi. Düğün ise planlanandan dört yıl sonra 1509'da gerçekleşti. Henry düğünden iki ay önce İngiltere kralı olarak taç giydi. Genç çift için her şey tozpembe görünüyordu.

Henry iyi bir kraldı. Bir sanatçı, sporcu ve bilgili bir adamdı. İhtiraslı, yaşama sevinciyle dolu, kendinden önce gelen krallar kadar iyiydi. Katerina ise tutkulu bir şekilde onu yaptıklarında destekliyordu. Öyle ki, verimlilik simgesi olan narı kendi sembolü olarak kullanıyordu. Altı kez hamile kalmış ve üç kız, üç erkek doğurmuştu. Ne yazık ki, bunlardan sadece bir kız hayatta kalmıştı. Bu kızın adı Mary idi.  

Arkasından gelen bir oğlunun olmaması Henry'nin hoşuna gitmemişti. Ayrıca kendinden beş yaş büyük olan, hem de altı doğumdan sonra iyice yaşlı görünmeye başlayan bir kadınla evli olmak da onu sıkıyordu. Katerina çirkinleşmiş ve kendini iyice dine vermişti. Genç ve tutkulu Henry'nin yüzünü bir arayış içinde genç kadınlara dönmesi kaçınılmazdı, başka bir seçeneği yoktu. Çünkü halkına bir prens borçluydu.  

Henry'nin ilgisi sarayda Anne Boleyn adıyla bilinen bir genç kadına yönelmişti. Henry bu kadını “bir meleğin ruhuna sahip, tahta yakışan bir genç hanım” olarak tanımlıyordu. Ama Anne hırslı bir kadındı ve kralın metreslerinden biri olmaya hiç niyeti yoktu. Anne kraliçe olmak istiyordu, Henry de taht için erkek varisler. Bu kusursuz bir eşleşmeydi. Ancak bir sorun vardı, Henry hala Katerina ile evliydi ve Katerina’nın Henry'yi bırakmaya hiç niyeti yoktu.  

Kralın danışmanlarından biri olan Kardinal Wolsey hemen yeni papa Clement'e bir başvuru yaptı. Henry'nin Katerina ile olan evliliği geçersiz sayılmalıydı, çünkü ilk bağışlama hatalıydı! Bu “hata’nın” düzeltilmesi Katerina’nın kızı Mary’nin de tahtın varisi olmadığı anlamına gelecekti. Çünkü geçersiz bir evlilikten doğan bir çocuk muamelesi görecekti.  

Katerina’nın ajanları ve ailesi çoktan Vatikan’la bağlantı kurup kralın bu bağışlamayı sadece kişisel zevkleri için, ona layık olmayan bir kadınla beraber olmak için istediğini açıklamıştı. Wolsey ise olaya, tahta bir erkek varisin gerekliliği, Anne Boleyn'in erdemleri ve Katerina’nın hastalığı yüzünden krala karşı olan karılık görevlerini yerine getiremediğinden bahsederek yaklaşmıştı.  

Konuşmalar, anlaşmalar uzadı ve tüm Avrupa’yı politika, maliye ve sosyal çatışmalar açısından karıştıracak hale geldi. Bunlarda Anne'in reformcu inançlarının da etkisi büyüktü. Anne ile ilgili haberler İspanyol elçileri tarafından hemen Roma'ya uçuruldu. Katerina’nın kraliçe olarak kalması onlar için gerekliydi.  

Bir süre sonra Henry’nin sabrı taştı. Roma, İngiltere ile olduğu kadar İspanya ile de arasını iyi tutmaya çalışıyordu. Esas sorun Clement’in kendinden önceki bir papanın aldığı kararı bozmak istememesiydi. Anne’in acele ettirmesiyle ve taht için gerekli bir erkek varis beklentisinin verdiği tutkuyla sonunda Roma ile giriştiği tüm görüşmeleri kesti ve yeni bir kilise kurdu. Anglikan Kilisesi. Hemen kendisini kilisenin başı ilan etti, Anne ile evlendi ve ilk evliliğini geçersiz ilan etti. Papanın aforoz etmeden birkaç yıl önce “İnancın Savunucusu” unvanını verdiği Henry aforoz edildi ancak bu çok umurunda değildi çünkü artık kendi kilisesi vardı ve istediğini yaptırabilirdi.  

Anglikan Kilisesi’nin ömrü Anne Boleyn ile yaptığı evliliğin ömründen daha uzun sürdü. 1536 yılında Kral onu kardeşi Rochford Vikontu George Boleyn’in de aralarında bulunduğu 5 kişiyle zina, vatan hainliği ve ensest ilişki suçlarını işleme gerekçesiyle Londra Kulesi’nde kafasını kestirerek idam ettirmiştir. Böylece Henry serbest kaldı. Henry ile aşağı yukarı üç buçuk yıl evli kalmışlardı. Ardında sadece bir kız evlat bıraktı. Erkek varis doğuramamıştı.

Kısacası; Avrupa’da ilk defa “tutkulu aşk” sayesinde; “Kral’ın kendine ait bir inanç kilisesi” kurulmuştu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.