Merhaba sevgili dostlar;

Nasıl bir haldir bu; Gittiğimiz yol bizi mutluluğa, bol kazanca değil de yıkıma götürdüğünde, hayal kırıklığına uğradığımızda, dünya başımıza yıkıldığında, keşkelere düşüp, diğer seçeneği tercih etmemenin pişmanlığı içerisinde kendimizi ölesiye suçlarız...!?

Kim bilebilir ki seçmediğin diğer yolun bundan daha hayırlı olabileceğini...

Demokraside çare tükenmediği gibi yaşam içerisinde de hep bir alternatif vardır. Marifet en zor anda tünelin ucundaki ışığı görebilmek, azim ve cesaret sahibi olabilmektir.

Öncelikle bilinmelidir ki; kolay para, bedelsiz şöhret, menfaatsiz dostluk ve ölümsüz aşk diye bir şey yoktur. Hayatta her seyin bir bedeli vardır, günü gelince ödenir.

Şatafat vadeden, büyük heyecan yaratan şeylere balıklama atlamamak gerek. Biraz fikir yürütmek,sormak soruşturmak,bilirkişiden izahat almak, tecrübeyle mukabil karar vermek güzel bir şeydir tabii ki.

Ama ne kadar kafa yorsak, uzman tavsiyeler alsak ta tercihlerimizi belirleyen yegane unsur ulaşamadığımız arzularımızdır.

Çünkü çoğu zaman danışmanlara, kendimizin ne kadar doğru düşündüğünü onaylatmak için danışınız.

Böyle de bir öz güven halindeyiz yani insan olarak.

Belki de yaşadığın şey  kaderindir. Bunu hiç düşündün mü...

“Olur ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız, hâlbuki hakkınızda o bir hayırdır. Ve olur ki bir şeyi seversiniz, hâlbuki hakkınızda o bir şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Kur'an-ı Kerim, Bakara, 2/216)

Her gün bal yesen baldan usanırsın, tuza hasret gidersin. Hayata anlam katan, keder ve sevincin dengesidir...

Bu şekilde olgunlaşır insan. Hayat süregelen bir deneyimdir. Evrimleşme dedikleri süreç budur işte. Soğuktan donmasa ateş yakmak aklına gelmezdi, oturduğu yerde yiyecek bulsa ekip biçmeyi öğrenemezdi insan.

Birisi düşünüp ateşi bulana kadar geçen sürede soğuktan donup ölenlere de ne yazık tabii ki.

Aşı, ilaç konusu da böyle değil mi?

Bir gün önce bulunsaydı, belki yüzlerce insan ölmeyecekti.Hele ki beş gün önce bulunsaydı komşumuz Nazmiye Teyze de basit bir hapşırık, tıksırıkla atlatacaktı hastalığı...

Ölenin günahı ne? Yaşayanın imtiyazı nereden geliyor?

Eğer ki yazılmış bir kaderi yaşıyorsak zenginle fakirin ayrımını neye göre yaptı yaradan? Güçlü ile güçsüzü, sağlam ile özürlüyü,siyah ile beyazı, halk ile hükümdarı hangi çeteleye göre belirledi...

Tıbbi genetik müdahaleleri saymazsak, doğuştan belli cinsimiz,cismimiz, şekli şemalimiz. O böyle istemiş, böyle yaratmış. Kendinden ruh katmış. 

Seni yaratan, senin ne olacağını da bilmez mi sanıyorsun...

İşte bu sebeple kötü sonuçlanan hiç bir tercihini "Hayatımın Hatası" olarak nitelendirme.

Bizi birey yapan bireysel tercihlerimizdir.

Herkes aynı yoldan gitse ve herkes aynı sonuçları elde etse koyun sürüsü gibi olurduk.

Ayrıca farklılığı şekilde değil, özde yaratmak gerekir.

Toplumdan ayrışmak, fenomen olmak isteyen, hele ki aynadaki süretine yabancılaşan yitik ruhlar hep aynı klişe estetik yöntemleri ve moda markaları tercih ettiğinden,bu sefer de farkında olmadan "Değişim geçirenler" yani popüler adı ile "Mutasyona uğrayanlar" olarak sınıflayabileceğimiz diğer bir grup içinde kayboluyorlar...

İşte bu da bir ders aslında.

Yalancı mıyım?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.