‘Samimiyetimi dinleyici hissediyor ve duygularıma ortak oluyor'

Dünyaca ünlü Türk Piyanist Fahir Atakoğlu ile röportaj
 


Size de aynısı oluyor mudur bilmiyorum ama hani bir film ya da bir dizi izlerken bazı sahneler olur, öyle bir müzik çalar ki fonda, bakakalırsınız ekrana. Müzik sayesinde anlam kazanır daha bir yaşarsınız o sahneyi? O müzik olmasa o duyguları yaşamak mümkün değildir hani? İşte bunu başarabilen nadir sanatçılardan biriyle tanıştım bugün; Fahir Atakoğlu. Ağır Roman, Berlin in Berlin, Cumhuriyet Belgeseli, Muhteşem Yüzyıl, Ayla gibi bir çok dizi, film ve belgeselin müziğine imza atmış.

Küçükken belgesel furyaları vardı. Atatürk'ün hayatını konu alan, 12 Eylül Askeri Darbesini anlatan yakın tarih belgeselleri. Neydi o belgesellerin en can alıcı yerleri diye sorsalar kesinlikle müzikleri derdim. Kendi kendime müzikleri seslendirdiğim bile olmuştur. Meğer  o eserlerin sahibi Fahir Atakoğlu'ymuş... 

Öyle bir piyanist ve besteci düşünün ki 17 ülkede toplam 18 albüm çıkarmış olsun, eserleri milyonlarca kez indirilip cd satış rakamları da 3 milyon adedi aşmış olsun. Rakamlar önemli çünkü Türk bir piyano sanatçısından bahsediyoruz. Üstelik bu başarısı yüzlerce uluslarası ödülle tescillenmiş dünyaca ünlü bir sanatçı.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan en etkili Türkler arasında yer alan Fahir Atakoğlu ile Washington DC'ye 10 mil ötede Maryland’daki evinde buluştuk. Sohbetimize kıymetli eşi Tülin Hanım da çay ve kurabiyeleriyle eşlik edince tadından yenmez oldu...

17 ülkede 18 albüm çıkarmış ve sadece CD satış rakamı 3 milyona ulaşmış dünyaca ünlü pianist ve bestecimiz Fahir Atakoğlu ABD’deki evinin kapılarını Önce Vatan Gazetesi’ne açtı. Atakoğlu ile çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.
 


Öncelikle neden Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşıyorsunuz Fahir Bey? Kaç yıldır buradasınız?

1977 -1980 arası İstanbulda Işık Lisesi’ne devam ederken Cemal Reşit Rey’den Piyano ve Komposizyon dersleri alıyordum . 1980’de mezun oldum ve eğitimime Londra’da devam etttim. 1985 yılında ülkeme döndüğümde askerliğimi yaptım ve reklam müzikleri yazmaya başladım. Bir yandan da belgesellere müzikler yapıyordum. Bu da insanlara daha kolay ulaşabilmemi sağladı...

1990 yılında ABD’de yeşil kart ile kalmaya başladım ardından vatandaşı oldum. 28 senedir de burada yaşıyorum.

Beni ilk cezbeden, buraya dünyanın heryerinden müzisyenlerin  sanatlarını icra etmek, geliştirmek ve dünyaya dinletmek  için gelmesiydi. 11 Eylül’den sonra çok şey değişti ama hala burası sanat için bir 'melting pod' yani dünyanın dört bir yanından gelip sanatlarını özgürce icra edebildikleri bir ortam... Ben de kendi müziğimi dünya ile çalıp, paylaşabilmek için Amerika’yı tercih ettim...


ABD’ye gelmek isteyen çok fazla genç var. Onlara neler söylemek istersiniz?

Ne için gelmek istediklerine bağlı bir şey. Müzik açısından cevap verebilirim.Sadece Amerika için değil dünyanın neresine giderseniz gidin, sanatınızla söyleyeceğiniz, anlatmak istediğiniz bir şeyiniz olmalı. Bir şey diyorum, çünkü o kalbinizin size gösterdiği bir yol ve duyurduğu bir ses. Ona güvenmeli, özgün olmalı ve dinleyiciyle ilişkiyi sanatınızla yalansız kurabilmelisiniz.

Amerika diğer ortamlardan, diğer müzik endüstrilerinden çok farklı. Avrupa’da dinlenilen müzik ile burada popüler olan müzik çok farklı mesela. Kabul edilen dil İngilizce ve Latin Amerika lisanları. Şarkı olarak düşünürseniz sadece bu yüzden bile bir Türkçe şarkının, ya da şarkıcının popüler olması çok zor. Evet şarkı yapabilir, satabilirsiniz ama radyolar çalmaz, listelere giremezsiniz vs... Ben bir tek Sezen Aksu'nun NPR'da (ABD'nin devlet radyosu) dünyadaki ilk 50 ses arasına seçilmiş olduğunu biliyorum... O da  sürekli listelere girdiğinden  ya da TOP 100 radyolarında sürekli çaldığından değil, bir ses olarak koca bir ülkeyi etkilediği için. Sanatının gücü ve saygınlığından dolayı....

Yani, genç arkadaşlarımızın beklentileri açısından söylüyorum, Türkçe bir şarkıyla maalesef Amerika'da başarı elde etmesi çok zor, hatta pazara gerçek anlamda girmeleri imkansız gibi bir şey...

Türkiye'deki gibi 'yeni bir parça çıkardım basın bülteni yollayayım, ertesi gün de yazılıp çizilir nasıl olsa' ile olmuyor. Burada yaşayıp , döngünün içine girmek lazım.


Klasik bir soru olacak ama piyanoya nasıl başladınız, sizi kim yönlendirdi?

Piyanoya 7 yaşında özel dersler ile başladım. Müzik dolu 4 katlı bir evde büyüdüm. Her katında kuzenlerimden dolayı müzik vardı. Allah rahmet eylesin annem beni çok teşvik etti . Ortaokulda Işık lisesinde müzik hocam Muzaffer Uz bana ders vermeye devam etti ve lise 1’e geldiğimde beni Cemal Reşit Rey ile tanıştırdı...


Dizi ve film müzikleri yapmanız için Türkiye’den gelen teklifleri nasıl değerlendiriyor ve seçiyorsunuz Fahir Bey?

Beni etkileyen, güzel bir şeyler yapabileceğimi hissettiğim senaryoları kabul ediyorum.


Malum Türkiye’de piyano deyince aklıllara gelen isimlerdensiniz. Nasıl bir duygu Türkiye’de ve dünyada çok başarılı bir sanatçı olmak?

Çok teşekkür ederim. Müziğimin dinlenilip sevilmesi tabii ki beni çok mutlu ediyor. Ama bir gün böyle olacağım diye başlamadım, hiçbir hesabım yoktu. Sadece içimdeki müziği yapmak istedim. Gerçek. Yalansız. Samimiyetimi dinleyici hissediyor, duygularıma ortak oluyor. Bunun için de hergün Allah'a şükrediyorum...


Fahir Bey, sizde iz bırakan unutamadığınız bir konser bir organizason var mıdır?

Cumhuriyetin 75.yılı için verdiğim konserler...İlki Topkapı Sarayı Saltanat kapısı önünde olmuştu. Diğeri de Aspendosta...Albümünü çıkardığım Umbria Jazz Festivali  konserinin de başka bir yeri vardır...


İlham nasıl geliyor? Mesela yolda yürürken kulağınıza bir anda bazı notalar mı çalınıyor? Gelince ne yapıyorsunuz? Kalem kağıdı alıp bi şeyler mi yazıyorsunuz ya da mırıldanıp kayıt altına mı alıyorsunuz?

Evet melodiler, ritmler her an gelebiliyor. Ya yazarak not alıyorum ya da dediğiniz gibi elefonuma mırıldanarak kaydediyorum .Telefon yokken peçetelere falan yazardık tabii... Bazen de size verilen bir senaryo sizi bir yerlere taşıyor... Zaman zaman da piyanomu çalarken emprovizasyonlardan çıkıyor. Çok çalmak çok çalışmak lazım . Enstrümanınızla ne kadar fazla zaman harcarsanız evren de size o kadar verici oluyor sanki...


Artık anne babalar çocuklarının sanata yönelmesine daha çok önem veriyor gibi. Bu konuda verilebilecek tavsiyeleriniz nelerdir?

Sanat ile büyümek, gelişmek insan olmak için şart zaten. Okumayı yazmayı öğrenmek gibi... Gözlemlediğim kadarıyla anne baba olarak illa bir enstrüman çalsın, ya da illa ressam olsun, yazar olsun gibi yönlendirmeler yerine, sanatı tüm yönleriyle küçük yaşlarda çocuğa tanıştırmalıyız. Sonrasında doğal olarak yolunu kendisi seçecektir zaten.


Eseri ruh halinize göre farklı yorumladığınız zamanlar olmuş mudur? O günkü ruh haliniz sizi etkliyor mu?

Elbette... Bazen olumlu yönde bazen olumsuz yönde. O günkü ruh haliniz olumsuz bile olsa  her konserinizde oraya sizi dinlemeye gelen insanlara en iyisini vermek zorundasınız. Zaten sahne öyle birşey ki üzüntünüz, derdiniz varsa hemen unutuyorsunuz. Sizi içine alıyor, dinleyiciyle bir enerji alış verişi doğuyor, onlar sizden, siz onlardan besleniyorsunuz..


ABD’de faaliyet gösteren Türk topluluklarıyla bir araya geliyor musunuz? Organizasyonlara katılıyor musunuz?

Eskiden daha fazla katılıyordum ama şimdilerde pek vaktim olmuyor. Yine de her fırsatta anavatanımızı en iyi şekilde tanıtmak hepimizin görevi. Konserlerimle ben elimden geleni yapmaya çalışıyorum.


Röportaj: Anıl Sural

Fotoğraf: Rona Doğan

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.