Ne yaparsan yap hayatta. Ne kadar uğraşırsan uğraş. Deliler gibi çalış, karun kadar zengin ol veya beş kuruş paran olmasın, bütün ömrün miskinlikle geçsin; gideceğimiz yer aynı. Öyle veya böyle, ne farkeder ki...

Üç günlük dünya işte, basit hali ile 72 saat yani. "Aman tanrım ne kadar kısıtlı bir zaman" diye ürperdiğinizi duyar gibiyim, alın o zaman size ×60= 4.320 dakika. "Ömür gercekten kısa, ne yapılabilir ki bu kadar az zamanda" diye telaş etmeyin, alın size ×60= 259.200 sn. Bu da mı yetmedi, o zaman size sonsuz bir yaşam gibi ×60= 15.552.000 salise veriyorum. Bir nevi akıl aldanması işte... Farzı misal olarak söyledim elbette.
Gideceğimiz yer aynı diyoruz da geldiğimiz

yeri hiç hesaba katmıyoruz. Gideceğimiz yer, geldiğimiz yer mi acaba. Eğer öyleyse orayı biliyoruz demektir, eğer ki tüm insanlık olarak bir hafıza kaybına uğramadıysak... Öbür dünyada sonsuz zenginlik var ise bu dünyadaki zenginlikler için çalışmanın bir anlamı yok. Ama, hangi dine mensup olduğu farketmiyor, en dindar, en inançlı gördüğümüz, en çok ibadete düşmüş kişiler ve din adına faaliyet gösterenler de bu dünyada en çok para ve zenginlik peşine düşenler olarak karşımıza çıkıyor, bu da bir handikap. Üstelik ellerinde tuttukları dünyanın zenginliklerini paylaşmamakta da ağız birliği etmiş gibiler. Paylaşsalar açlıktan ölen çocuklar, borç harç içinde çıkış yolu bulamayıp hayatına kıyan insanlar olmazdı. Allah'ın verdiği nimetler insan, hayvan, tüm beşeriyata, her yaratılana yeter, her canlı huzur içinde yaşar ve ebediyete intikal ederdi. Demek ki; "Bu dünyada nimetler sunulmuş, o zaman debelenmenin anlamı yok" diyenler bu işi çözmüş demektir.

Değil mi yani :) Madem ki bu dünyadan öbür tarafa bir şey götüremiyorsun, ne diye para için, mal için bir tarafını yırtıyorsun. Zengin olsan ne, fakir olsan ne. Karnın doysun, sırtın açıkta kalmasın, başını sokacak bir dam bul, insan ol, insan gibi yaşa yeter. Ama öyle değil işte. Bu işte bir gariplik var; Ya bu dünya yalan, yada öbür dünya.

Çok uzun geliyor ya hani yaşam bize, hiç sonu gelmeyecek gibi bir hırs ve telaş içindeyiz ya; belki de an'dır yaşam. Şu an.
Bizim dünya ölçülerinde ufacık beynimizle kurguladığımız zamanın acaba evrendeki karşılığı ne... Bir yıldız görüyoruz, diyoruz ki "3 ışık yılı uzaklıkta". E kendini bilmez; insanlık daha ses hızı dediğin şeye ulaşamadı, denedi beceremedi hüsranla sonuçlandı, ışık hızı diye bir hesap yapıyorsun; bu da enteresan. Bir kaç milyon yıl daha geçmesi gerekiyor insanlığın bu hıza yetişmesi, yada bu kafayı değiştirmesi gerek en güzeli... Bir kaç milyon yıl biraz iyimser bir tahmin oldu sanırım :)

İnsanın evrimsel tarihi üzerine yapılan araştırmalara göre, insanın maymun benzeri bir yaratık olduğunu da ortaya koyarsak; yaklaşık 65 milyon yıl önce dünya üzerinde fosil kalıntılarımıza rastlanmış. Tabii hemen itirazlar gelecektir, "insan, insan olarak yaratılmıştır, maymundan gelmedik" diye. Tamam, öyle kabul edelim. İskelet yapımız benzediğine göre, o dönemde yaşayana ister maymun de, ister insan, karbon testlerine göre  65 milyon yıl geçmiş işte.

Yine mi itiraz; o zaman pek beyninizi yormayın, polemik de olmasın, şu an aynada kendinizi gördüğünüz haliniz ile modern insan'ın varlığı yaklaşık 200 bin yıl öncesinden başlıyor diyelim olsun bitsin. Daha fazla itiraz edip kafamı bozmayın; tüm yaşamın kaynağı tek hücreli yaşam formunu ilk yaratılış olarak kabul edip 3.5 milyar yıl öncesine dayandırırım evrimimizi, bilim diye bir şeyi kabul ediyorsanız yani.

Neticede öyle veya böyle 13.51 milyar yaşında bir Samanyolu Galaksin'in, 4.54 milyar yıllık Dünya gezegeninde insan ömrü nedir ki... Üç günlük dünya işte.
Yalancı mıyım?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.