YAZAR-ŞAİR MELTEM TERZİOĞLU  “DERİN” 

DUYGULARIMI BARINDIRAN HER ŞİİR BENİM DERİNİMDİR 

26 Ağustos 2020 Çarşamba 18:19
60 Okunma
YAZAR-ŞAİR MELTEM TERZİOĞLU  “DERİN” 

ASLI MERCAN SARI

 

Bu hafta röportaj konuğum hem yazar hem şair hem editör, kısaca yine bin bir müthiş meziyetle tanımaktan onur duyacağınız, DERİN isimli şiir kitabı ile değerli bir kalem Meltem TERZİOĞLU. Sıcak, samimi bir o kadar candan hem de hemşerim bir tarafı Çukurova’ya dayanıyor. O kadar naif ve ince bir şahsiyet ki Meltem Hanım, sayfanızda fikirlerimi sunacak olmak beni heyecanlandırıyor diyor. Yirmi sekiz yıllık geçmişi olan Meltem Terzioğlu duygularının rehberliğinde yolunu çizen, kendimi kalabalık ancak yalnız bir kadın olarak tanımlayabilirim diyor. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Klasik Arkeoloji bölümü mezunu. Aslında arkeoloğum anlayacağınız diyor. Hayatını İzmir’de sürdürüyor. Aslı Hanım; Duygularımı barındıran her şiir benim derinimdir. Şiir edebiyatın tarihidir, yeri bende başka. Ancak tek bir noktada sabit kalmak, yenilenmemek insanı köreltir. İşte bu yüzden kalemim yettiğince başka türlere de el attım, atmaya devam ediyorum. Birkaç yerde yayımlanmış öykülerim var. Bilimsel bir platformda yayımlanmakta olan belgesel serilerinin senaryolarını yazıyorum. Basımı gerçekleşmemiş çeviri kitabım ve hali hazırda çeviriyor olduğum eserler var. Yenilendikçe nefes aldığımı hissediyorum. Şair olmanın doğuştan gelen bir yetenek olduğunu düşünüyorum. Şiir diğer türlere benzemez, teknik ve kural tanımaz. Duygular oldukça varlığını sürdürür. Ancak şair olabilmek de öyle kolay değildir. Şiir kitabım olsa da kendime şair diyemiyorum. Her şeyden önce iyi bir şair olabilmek için acıların kattığı tecrübelerle harmanlanmak gerektiğini düşünüyorum. Bu kısa vadede olabilecek bir şey değil ifadelerini kullanan Sevgili Meltem Hanım ile “DERİN” sohbetimiz sizlerle. 

 

Merhaba; öncelikle sizi tanımak isteriz. Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz kimdir Meltem Terzioğlu? 

(Meltem Terzioğlu) 

Merhaba, sayfanızda fikirlerimi sunacak olmak beni heyecanlandırıyor. Duyduğum bu heyecan için size teşekkür etmek istiyorum. Yirmi sekiz yıllık geçmişi olan Meltem Terzioğlu’nu duygularının rehberliğinde yolunu çizen, kalabalık ancak yalnız bir kadın olarak tanımlayabilirim. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Klasik Arkeoloji bölümü mezunuyum. Aslında arkeoloğum anlayacağınız. Hayatımı İzmir’de sürdürüyorum. Bolca okur, hissettikçe yazarım. 

Sevgili Terzioğlu, şiir ve edebiyat tutkunuz nasıl başladı? Okuyucularımıza biraz bahsedebilir misiniz? 

Herkesin bir öğretmen hikâyesi vardır. Benim de benzer bir hikâyem var sizin için. Ortaokul yıllarında Türkçe dersine başka bir ilgi besliyordum. Branş öğretmenim de bu ilginin farkındaydı. O zamanlarda sürekli yazardım ve yazdıklarım üzerinde öğretmenimle istişare ederdik. Öğretmenim devamlı olarak düzenlenen kompozisyon ve şiir yarışmalarına katılmam için beni çok destekledi. Üç kez katıldım, beş kez katıldım ve sonunda şiir yarışmasından birincilik elde ettim. Bu, benim için büyük bir motive kaynağı oldu. O yıllardan bu yıllara yazmaktan hiç vazgeçmedim.  

 Başka türlerde de yazıyor musunuz? (Makale, öykü, deneme v.b) 

Şiir edebiyatın tarihidir, yeri bende başka. Ancak tek bir noktada sabit kalmak, yenilenmemek insanı köreltir. İşte bu yüzden kalemim yettiğince başka türlere de el attım, atmaya devam ediyorum. Birkaç yerde yayımlanmış öykülerim var. Bilimsel bir platformda yayımlanmakta olan belgesel serilerinin senaryolarını yazıyorum. Basımı gerçekleşmemiş çeviri kitabım ve hali hazırda çeviriyor olduğum eserler var. Yenilendikçe nefes aldığımı hissediyorum. 

Sizce sonradan şair olunabilir mi yoksa doğuştan gelen bir yetenek midir şiir yazmak? 

Şair olmanın doğuştan gelen bir yetenek olduğunu düşünüyorum. Şiir diğer türlere benzemez, teknik ve kural tanımaz. Duygular oldukça varlığını sürdürür. Ancak şair olabilmek de öyle kolay değildir. Şiir kitabım olsa da kendime şair diyemiyorum. Her şeyden önce iyi bir şair olabilmek için acıların kattığı tecrübelerle harmanlanmak gerektiğini düşünüyorum. Bu kısa vadede olabilecek bir şey değil. 

Şiire ve şiir yazmaya merakınız nasıl ve ne zaman başladı? İlk şiirinizi ne zaman yazdınız? 

Bunun tam olarak ne zaman başladığını söylemek güç, sanki içimde bir yerlerde hissettiklerimi kâğıda dökme isteği vardı hep. Duygularımı yoğun ve en uç noktalarda yaşayan biriyim. Bu, ruhuma işleyen karakteristik bir özellik olduğu için şiire karşı her zaman bir yatkınlığım vardı. İlk şiirimi tam olarak ne zaman yazdığımı hatırlamasam da bu ortaokul yıllarıma dayanıyor. Ben büyüdükçe yazdığım şiirlerin teması da değişti haliyle. 

 

Şiirde alışık olduğunuz bir tarz var mı mesela âşık tarzı, serbest ölçüde şiir ya da kafiye olmazsa olmaz gibi. Yâ da hiç yazmam dediğiniz bir şiir tarzı var mı? 

Çok eskiden kafiye olması için büyük emekler sarf ettiğimi hatırlıyorum ancak şiirin kafiyeler ve hece ölçüleri arasına sıkışamayacak kadar derin bir tür olduğunu anladım. Serbest şiirde kendimi buldum. Serbest şiir ve anlaşılabilir bir dil. Şiirdeki ahengi kaybetmeden, özgür hissederek yazıyorum. Garip akımından çok fazla etkilendiğimi eklemek isterim. Asla yazmam dediğim bir tür yok ancak kendimi post modern etkisiyle yazılmış şiirlere yakın hissetmiyorum. Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday, Özdemir Asaf, Ataol Behremoğlu, Cemal Süreya, Turgut Uyar hayatımı başka noktalara taşıyabilen şairlerden. 

Bütün şiirlerinizi ezbere biliyor musunuz? Ya da bunu gerekli buluyor musunuz? 

Bunu gerekli görmüyorum ve tüm şiirlerimi ezbere bilmiyorum. Oldum olası hem eğitimde hem de başka alanlarda ezbere karşı olmuşumdur. Ben etkilendiysem o satırlar bir şekilde gelip zihnimin içine sızar zaten.  

Toplumumuzda şair olmanın getirdiği bir sorumluluk var mıdır? 

Şair olmanın getirdiği sorumlulukların olduğunu düşünüyorum. Çünkü bizler yazıklarımızla insanlara ulaşabiliyoruz. Toplumun sesi olabilmek için ya da insanlara seslenebilmek için şiiri araç olarak kullanabiliriz. Ki edebiyat benim için topluma ulaşabilmek için kullanılan harika bir araç. 

Şiirde gerçekçilik mi? İdeal dünyamı yoksa hüzün mü? 

Şiir çeşitlilik gösterir, bunu bir kalıba sokmak doğru olmaz. Ancak gerçekler insanlara her zaman hüzün verir. Bu yüzden hüzünlü bir şekilde aktarılan gerçekçilik diyebilirim. Ayrıca hayal dünyamızı da hesaba katarsak düşlerimizdeki ideal dünyayı yazmamız olmazsa olmazlardan. 

İlk şiirinizi kaç yaşında iken yazdınız, kime yazdınız Sizi yazmaya iten önemli bir etken: "kişi, olay veya fikir" var mı idi? 

Çok eski bir başlangıç olduğu için kime yazdığımı hatırlamıyorum. Ancak 12-13 yaşlarındaydım. Öğretmenimin vesilesiyle içimdeki ateşi körükledim ve yazdım. 14 yaşındayken yazdığım birkaç şiir hala durur. Amatörce yazılan, yalnızlığı ve sahte dünyayı konu aldığım eski şiirlerim var. 

Şiirlerinizde yaşanmışlıktan mı yola çıkarsınız yoksa diğer şiirlerin size verdiği bir ilhamdan mı? Hangisi doğru şairlik örneğidir? 

Yaşanmışlıklardan yola çıktığımı söyleyebilirim. İyi bir şair ve yazar olmak için iyi bir gözlemci olmak gerekir. Yaşanılanları gözlemleyip, yaşadığım hisleri kâğıt kalemle ifade etmek bana yakın gelen. Bizi biz yapan şeylerdir yaşadıklarımız. Ancak ben doğru şairlik diyerek bir tanımda bulunamam. Belki başka bir şair okuduğu şiirlerin ahenginden güç alır ve ortaya harika şiirler çıkartabilir. 

Sizce şiirde imgenin yeri ne olmalıdır? 

Şiiri şiir yapan temel taşlardan biridir imge. Düşlerimizde tasarladığımız bir fotoğraf karesini satırlara dökmek için imgeleyebilmenin gücünden faydalanırız. 

Eserleriniz arasında “gözbebeğim” diyebileceğiniz bir tanesi var mı?  

Şiirlerim çocuğum gibi. Nasıl bir anne bana çocukları arasında ayrım yapamıyorsa ben de bunu şiirlerim için pek beceremiyorum. Sadece birkaçının diğerlerinden daha fazla içime sindiğini söylersem yanlış olmaz. 

Şiirlerinizde ne tür konuları ele alıyorsunuz? Biraz bahsedebilir misiniz? 

Tek bir konuda sabit kalmıyorum. Şiirlerimde imkânsız aşk, ayrılık, yalnızlık temalı bireysel konular da var. Kendimi içinde yalnız hissettiğim dönemin insanlarına seslendiğim toplumsal şiirler de var. Kime, neye hitap etmek istiyorsam öyle şekil aldı şiirlerim. 

Tamamen sosyal medya yazarlığı yapan, bilgi birikimden yoksun olan birçok yazarcık olduğu gerçeği var maalesef. Bu husus hakkında düşünceleriniz? 

Bu hususta bilgi birikiminden yoksun olduğu halde kendini yazar olarak tanımlayan kişilere değil onları destekleyen okuyucu kitlesine kızıyorum daha çok. Özellikle gelişim çağında olan, 18-19 yaşlarındaki gençlerin takip ettiği sosyal platformların tehlikeli bir merci olduğu kanaatindeyim. Anne babalara iş düşüyor. 

Yazın yolculuğunuzda gelecek ile ilgili projelerinizden bahseder misiniz? 

Ne zaman bir plan yapsam planladıklarımın dışına çıkardı hayat beni. O yüzden çok fazla plan kurmadan, hayatın getireceklerine odaklı yaşıyorum. Şu sıralar iş dışında geriye kalan vakitlerimde okumaya ağırlık verdiğimi söyleyebilirim. Bir de ikinci kitabı çıkarmak gibi düşüncem var. 

"Derin" Şiir Kitabı ile sizce ilgili dönütler nasıl? 

 Şiir zor bir tür ve herkes tarafından okunmuyor. En başında bunu bilerek attım adımımı. Ancak beklediğimden çok daha güzel tepkiler alıyorum. Özellikle tanımadığım insanlara ulaşabilmenin keyfi başka. Duygularımı, özelimi açtığım kişilerin kalbine dokunabiliyorsam ne mutlu.  

Klasik sorularımdandır. Her şair ve yazar kalemdaşımıza muhakkak sorarım. Yazar ve şairlerin kanayan yarası yayınevleri. Türkiye’de kitap yayımlamak zor mudur? Bir kitabı yayımlatmak için hangi süreçlerden geçmek gerekir? 

Güzel bir konuya değindiniz. Maalesef ticari kaygı edebiyatın önüne geçti. Özellikle satılmadığı için şiir kitaplarına şans verilmiyor. Yayınevleri artık sizin üzerinizden kazanacağı paraya bakıyor. ‘’Kitap mı yazdınız? Getirin basalım.’’ gibi sloganlarıyla akıl çelmeye çalışan yayınevlerine kanmasınlar. Benim önceliğim gönderilen dosyanın iyi bir editör ekibi tarafından incelenmesidir. Edebi değeri olmayan dosyaların yayımlanması neticesinde edebiyatın değeri de düşüyor. 

Eskiden yazarlar görünmezdi şimdi ki yazarlar şöhretli olma baskısı mı hissediyor? 

Baskı değil ancak sosyal medya etkisiyle herkes kendini bir şekilde duyurma çabası içerisinde. Eskiden yazarlar eserleriyle bilinirdi. Şimdi yazar olduğunu iddia eden öyle çok şahıs var ki değer hak eden eserler bir köşede yok olmayı bekliyor.  

Yazdığınız şiirin bitmiş olduğunu nasıl anlıyorsunuz? Bitmesi bir yana, sosyal mecralarda yayınlama kararını verirken, kendi kendinizle hesaplaşırken göz önünde bulundurduğunuz kıstaslar nelerdir? 

Buna verecek tek cevabım yazdıktan sonra okurken üzerimde bıraktığı etki. Hiçbir zaman uzun şiir yazmak için bir çabaya girmedim. Aksine Özdemir Asaf’ın şiirleri tadında, birkaç cümleyle ifade edilen duyguları daha çok seviyorum. Yazdığım şiir duygusal açlığımı bastırıp beni etkiliyorsa bitmiş olduğunu anlarım. 

Türkiye’deki edebiyat dergileri hakkında da konuşmak isterim zira şiirsiz dergi, dergisiz de şiir olmuyor. Sizce yeteri kadar besliyor mu okuyucuları piyasadaki envai çeşit dergiler Meltem Hanım?  

Sosyal medya ve değişen dönemle beraber çok fazla dergi yayımlanmaya başladı. Aslında şairlerin ya da yazarların kendi sesini duyurabilmesi için dergilerin güzel bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Önemli olan husus edebi kalitesinden sıyrılmamış olan dergilere ulaşabilmek. 

"Derin" isimli ilk şiir kitabınız  piyasada satışta. Genel tema ve içerikten biraz bahsedebilir misiniz? 

Bu sorunun cevabını okuyuculara bırakmak istiyorum. Şiir göreceli bir türdür. Kimde ne hissettiriyorsam o kalıba uygundur şiirlerim. Yalnızlık, aşk, mutluluk, umut, umutsuzluk, savaş ve savaşın yaşattığı acılar… Birçok tema barınıyor kitabımda. 

Meraklılarına isim neden Derin? 

Aslında spesifik bir sebebi yok. Derinimden kopup geldi satırlarım. Bu ismin şiir kitabı için uygun olabileceğini düşündüm ve üzerinde çok uğraşmadım. Duygularımı barındıran her şiir benim derinimdir. 

Ne tür okuyucu kitlesine hitap ediyorsunuz? 

Şiir okumayı seven ve duygudan beslenen herkese hitap edeceğimi düşünüyorum. 

Pandemi günlerini nasıl geçirdiğinizi de merak ederiz? 

Bu zamanlarda neyse ki ilhamım beni yalnız bırakmadı ve bolca öykü yazdım. Bazen şiir yazmak geldi içimden. İş zamanında ilgilenemediğim çevirilerime vakit ayırdım. Bazen film izledim, bol bol kahve tükettim. Kendimi nasıl iyi hissettiysem onu yapmaya özen gösterdim ve zamanı verimli bir şekilde değerlendirdiğim için mutluyum. 

Son olarak gündemde ısrarla kalmaya devam eden bir türlü bitmek bilmeyen çocuk istismarları, kadın cinayetleri ve hayvana şiddet hususunda neler söylemek istersiniz? 

İnsanlar duygularını nasıl olur da bir kenara bırakıp böyle korkunç, böyle vahşi, böyle akıl almaz olayların başkarakteri olabiliyor anlayamıyorum. Ben haberleri okurken dahi mide bulantıma ve kalp ağrıma hâkim olamıyorum. Sapkın ve cani insanları caydırabilecek cezai yaptırımların uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Onların kötü kalbini değiştirmek zor ancak olayları önlemek bizim elimizde. Susmamamız gerekiyor. Susarak yaşadıklarımızı kabul edip hastalıklı ruhlara güç katmış oluyoruz. Üç maymunu oynamak bize acıdan başka bir şey getirmeyecek.  Susmayalım ve empati kuralım. Masumluğuna el sürülmemiş bir çocuğu, canı yanmamış bir hayvanı,  huzurlu hayat süren bir kadını kaleme alabileceğimiz, güzel günler diliyorum. 

Yolunuz Açık, yürek sesiniz daim, kaleminiz kavi olsun Sevgili Meltem Hanım. 

 

Röportaj: Aslı M. Sarı 

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.