YAZAR FATMA AKI

Aslı Mercan Sarı'nın, Yazar Fatma Akı ile yaptığı röportaj için tıklayınız...

YAZAR FATMA AKI

Aslı Mercan Sarı'nın, Yazar Fatma Akı ile yaptığı röportaj için tıklayınız...

09 Nisan 2019 Salı 13:22
251 Okunma
YAZAR FATMA AKI

SONRASI EYLÜL KENDİME VERDİĞİM BİR SÖZ, EN BÜYÜK HAYALİM

RÖPORTAJ: ASLI MERCAN SARI

Kültür Sanat röportajlarımda bugün pek değerli sevgili Şaire Fatma Akı var. Kendisi Has Adanalı ve benim direk hemşerim. Yüreği güzel, sohbeti şahane, insanın konuştukça konuşası gelen, hayatı sahiden boşuna geçirmemiş her anını dolu dolu yaşamış asil bir hanımefendi. İstedim ki bu özel ve güzel insanı sizde tanıyın. Değerli röportaj sayfamda bu asil insan da bulunsun. Kendisi Adana’da doğdu. Öğretmen bir anne, avukat bir babanın iki erkek çocuğundan sonra dünyaya gelen tek kızları. Aslen anne tarafı Adana / Kozan, Baba tarafı Adana / Ceyhan dır. Yani tam bir Adanalı. Şu an Adana'nın küçük bir sahil kasabası olan Yumurtalık’ta Babası ve Küçük kızı Gölge ile yaşamakta. (Gölge hayvan dostu köpeği). Meziyetleri saymakla bitmez Akı’nın. Kısa metrajlı çekmiş olduğu filmi var. Hayvan dostu. Şiirlerinin yanı sıra Deneme yazarı.  Aslı Hanım; Ben şiirlerimde hep gerçekçilik ilkesine bağlı kaldım. Zaten şiirlerimin çoğu benim hayatımdan küçük küçük kesitlerdir. Hayat insanları mutlu etmek için uğraşmaz. Hayat bizim kendimizi mutlu ettiğimiz sürece mutlu geçer. Bu yüzden elimden geldiğince önce kendimi mutlu etmeye çalışıyorum. Çünkü bana göre mutluluk büyülü bir parfüm gibidir. Biz üstümüze sıkarken etrafa da ister istemez sıçratırız. İfadelerini kullanan Sevgili Fatma Akı ile o güzel yazın yolculuğu ŞİİR KİTABI “SONRASI EYLÜL VE YENİ ÇIKAN PROJE KİTABI EN İYİ DOSTUM SENSİN’İ” KONUŞTUK.

Merhaba; öncelikle sizi tanımak isteriz. Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz kimdir Fatma Akı?

Fatma Akı, 1972 yılında bir kış günü; öğretmen bir anne, avukat bir babanın iki erkek çocuğundan sonra dünyaya gelen tek kızlarıdır. Aslen anne tarafım Adana / Kozan, Baba tarafım da Adana / Ceyhan dır. Yani tam bir Adanalıyım. İlk, Orta ve Lise yıllarımı Adana'da, Üniversite hayatımı Niğde' de geçirdim. Niğde Üniversitesi İktisadi ve İdari Blm. Fak. İşletme bölümünde okudum fakat son senem de özel sebeplerden dolayı 2 dersten okulu bırakmak zorunda kaldım. 97 yılında memleketim Adana'ya geri dönerek iş hayatına atıldım. Çeşitli sektörlerde Orta Düzey Yöneticilik yaptıktan sonra 2003 senesinde annemin vefatı ile Hayatta hiç bir zaman yapamam dediğim Satış Uzmanlığına; Bayındır Hayat Sigorta ile başlamış oldum. Aslında bu iş ile kendimde var olan ama bir türlü ortaya çıkaramadığım birçok şeyi de hayatımda tecrübe edinmiş oldum. Bayındır Hayat Sigorta ile başlayan satış uzmanlığı hayatım, birkaç farklı sektör sonrasında, MNG Kargo A.Ş. İstanbul Bölge Müdürlüğünde Saha Satış Yöneticisi olarak evlendikten 1 yıl sonra yani 2012 yılına kadar devam etti. 2015 yılında eşimden ayrıldım ve Memleketim Adana'ya geri döndüm. Şu an Adana'nın küçük bir sahil kasabası olan Yumurtalıkta Babam ve Küçük kızım Gölge ile yaşamaktayım. Gölge benim boşandıktan sonra hayatıma dâhil ettiğim, iyi ki dediğim, iyi ki beni seçmiş dediğim, sokakta bulunan sahiplendiğim bir can. Sokak canları ile ilgilenme, ahşap boyama, kitap okuma, kısa küçük hikayeler ve şiir yazma, amatörce fotoğraf çekme, sabah yürüyüşleri yapma, araba kullanma ve seyahat etmek hayatta zevk alarak yaptığım şeylerden sadece bir kaçıdır. Bence hayat insanları mutlu etmek için uğraşmaz. Hayat bizim kendimizi mutlu ettiğimiz sürece mutlu geçer. Bu yüzden elimden geldiğince önce kendimi mutlu etmeye çalışıyorum. Çünkü bana göre mutluluk büyülü bir parfüm gibidir. Biz üstümüze sıkarken etrafa da ister istemez sıçratırız.

Sevgili Akı, şiir ve edebiyat tutkunuz nasıl başladı? Okuyucularımıza biraz bahsedebilir misiniz?

Aslında ne zaman ve nerede nasıl başladığını hatırlamıyorum bu tutkumun. Üniversite iken arada bir şiir yazardım. Ama işin garip tarafı sanırım bu bana babam ve dedemden kalmış. Babam da çok güzel şiir yazar. Hatta anneme yazdığı şiirler hala saklı. Kim bilir belki bir gün onları babamın hatırasında annem için derleyip bir kitap haline getirebilirim. Ben duygularımı yazıya daha rahat ve daha yoğun aktarabilen biriyim aslında. Şiir haricinde eskiden gördüğüm bir çiçek, bir kar tanesi, yağmur damlası ya da yaşadığım bir an beni etkileyen herhangi bir şey üzerine kaleme sarılıp duygularımı dile getirirdim. Bu, zaman içerisinde beni etkisi altına alan acı, tatlı, güzel, çirkin her şey, herkes için gerçekleşmeye başladı. Ama sanırım beni bu noktaya getiren; Bayındır Hayat sigorta firmasına girdiğim zaman bizi gönderdikleri 15 günlük şile eğitimimde ruhuma işledi. O eğitimde 15 gün boyunca eğitim alanının dışına çıkmadan ve gerçekten çok ciddi bir eğitim sürecinden geçiyorsunuz. Yaklaşık 50 - 60 kişilik farklı şehir, kültür, eğitim ve sosyal çevreden gelen karma bir grup düşünün. Gündüzleri sıkı bir eğitim programı, akşamları 22:00 a kadar etüd. Resmen canınız çıkıyor. Tek sosyal etkinliğiniz sohbet ya da güneşin doğuşunu seyretmek için beklerken sessiz sinema oynamak. Hal böyle olunca biz de 6 arkadaş eğlenmek için kısa metrajlı film çekmeye karar verdik. Filmde çoğu replikler doğaçlama idi fakat filmin bir konusu ve kurgusu vardı. Kurgu ve işleyişi benimle birlikte bir arkadaşım yönetiyorduk. Film için de İ.K müdürümüz kamera çekimlerinde bize yardımcı oldu. Ve film Eğitimin son günü yani Gala Gecesinde; Genel Müdür ve tüm Üst, Orta düzey yöneticiler, Acente Sahipleri, eğitimdeki diğer arkadaşlar - ki filmi onlardan habersiz gece geç vakitlerde çekiyorduk - yani kısacası herkes tarafından seyredildi. Herkes ayakta alkışlamıştı. O gün bu işi ne kadar severek yaptığımı fark ettim. Sanırım yazma tutkum da bu olay ile kendimde hiç bilmediğim ama hoşuma giden beni mutlu eden bir yönümü keşfetmeme sebep oldu.

Başka türlerde de yazıyor musunuz? (Makale, öykü, deneme v.b)

Aslında küçük kısa hikâyeler yazıyorum hayata dair. Hatta bu şiir kitabımdan önce bir deneme kitabım çıkmıştı. İçinde Küçük Hikâyelerin olduğu bir deneme kitabı. Fakat yayın evi ve kitabım içime sinmediğinden dolayı yeni bir yayın evi arayışı içine girdim ve şu an da çalıştığım Sıfır Yayınları ile anlaşma yaptım. Sonrası Eylül benim aslında Üniversite yıllarımda kendime verdiğim bir söz, en büyük hayalim. Bir gün yazdığım tüm şiirlerimi derleyip toparlayıp bir kitap haline getirecektim. Bu yüzden ilk olarak şiir kitabımı çıkartmam konusunda yayın evim beni ikna etti.

Şiire ve şiir yazmaya merakınız nasıl ve ne zaman başladı? İlk şiirinizi ne zaman yazdınız?

Aslında bizim aile de sanat her daim gündemde olan bir şeydi. Mesela küçüklüğümde kalan bir hatıradır; babam çok güzel şiir okurdu. Belki bilirsiniz ki adını mutlaka duymuşsunuzdur eskiden Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Müdürlüğü yapmış Adana' nın; Tiyatro ve sanat Duayeni aynı zamanda da Tiyatro sanatçısı olan Ercan KONT. Büyük Kızı benim ortaokul ve lise de en yakın arkadaşımdı. Bu sayede sıklıkla Ercan amcanın düzenlediği etkinliklere katılma imkânımız olurdu. İşte beni şiir konusunda ilk etkileyen kişi Ercan Amcadır. Bir etkinliğinde kendisinin yazdığı "Cinnet - Ben Deli Değilim" adlı şiirini okumuştu. Hala aklımdan çıkmaz şiiri okuyuşu. O kadar etkilenmiştim ki. Şimdi bile ne zaman dinlesem bir parça hüzün, bir parça acı ve hakikat ile ürperirim.

İlk Şiirimi Üniversite yıllarımda yazmıştım. Sanırım 2 ya da 3. sınıftaydım o zaman.

Şiirde alışık olduğunuz bir tarz var mı mesela Aşk tarzı, serbest ölçüde şiir ya da kafiye olmazsa olmaz gibi. Yâda hiç yazmam dediğiniz bir şiir tarzı var mı?

Hayır. Şiirde belli kalıplaşmış bir tarzım yok. Öyle kafiyeli olsun gibi bir olmazsa olmazım da olmadı şimdiye kadar. Ben içimden gelenleri kağıda döküyorum. Ben şiir yazarken bir konu bulup o konu üzerine hiç şiir yazmadım. Şiir yazmak için de özel bir zaman yaratmadım hiç kendime. Bazen kızım ile yaptığım sabah ya da akşam yürüyüşlerinde gördüğüm bir çiçek ya da bir gün batımı ilham verdi bana. Zaten şiirlerime baktığınızda büyük bir kısmı yaşadığım yerle ilintilidir. Ya da çevremde ki insanlardan yaptığım gözlemlerimin sonuçlarıdır.

Şiirde gerçekçilik mi? İdeal dünyamı yoksa hüzün mü?

Ben şiirlerimde hep gerçekçilik ilkesine bağlı kaldım. Zaten şiirlerimin çoğu benim hayatımdan küçük küçük kesitlerdir. İdeal bir dünya kişiye ve ortama göre değişkendir. İnsan her zaman hüzünlenemeyecek kadar güzel gülebilen bir varlıktır aslında. Sadece gülmesini unutmamak gerek bence. Evet hüzün hayatımızın bir parçası ama hüzün aynı zamanda umutsuzluğun da karanlığa açılan bir yanı. O yüzden ben umutsuzluktan ziyade şiirde gerçekçilik içindeki hüzün ve ideal dünyayı daha çok seviyorum. Çünkü o zaman o dünya sizin kendi gerçek dünyanız oluyor.

Şiirleriniz de yaşanmışlıktan mı yola çıkarsınız yoksa diğer şiirlerin size verdiği bir ilhamdan mı? Hangisi doğru şairlik örneğidir?

Doğru kelimesi çok göreceli bir kelime bana göre. Yani bana göre her insanın kendine göre doğruları vardır. Toplumun kanıksadığı doğrular bile kişiden kişiye göre farklılık gösterirken doğru şairlik ne derece doğru olur bilemiyorum. Fakat; ben kendi şiirlerimde yaşanmışlıklardan yola çıkarım. Yaşanmışlıkların kişilerin üzerinde bıraktığı etkilerden, eksikliklerden, fazlalıklardan.. Yani ruh, kalp, göz, beden, beyin bunların bütününün; zaman, yer, doğa, kısacası her şey ile bütünleşmesinin yansımaları bana ne hissettiriyor ise onu yazıyorum şiirlerimde.

Sizce şiirde imgenin yeri ne olmalıdır?

Bana göre çok uç noktalarda olmamalıdır. Şiir bir nevi gerçek ile hayalin paralel olduğu bir bileşimdir. Aslında bana göre hayalleri olmayan insanlar yarı ölü insanlardır. Bizleri hayallerimiz ayakta tutar. Bu hayaller elbette ki düşsel boyutta olduğu zaman gerçekliliğini yitirir. Aradaki bu ince çizgiyi iyi irdelemek gerekir bana göre. Hayalinizde ki sevgiliyi tarif etmek ile hayal ettiğiniz sevgiyi tarif etmek arasında çok fark vardır. Hayalinizde ki sevgiliye ulaşma imkânınız kim bilir belki çok zayıftır ama hayalinizde ki sevgiye ulaşma imkânınız tamamen size bağlıdır. Sevgi ve sevgiliyi örnek verdim çünkü şiirlerde en çok konu olan iki kavramdır bunlar.

Şiirlerinizde ne tür konuları ele alıyorsunuz?

Her türlü konu var şiirlerimde. Sevgi, Aşk, Ölüm, Acı, Sevinç, Doğa.

Tamamen sosyal medya yazarlığı yapan, bilgi birikimden yoksun olan birçok yazarcık olduğu gerçeği var maalesef. Bu husus hakkında düşünceleriniz?

Şu bir gerçek ki günümüzde kitap yazma saygınlığı - ki bana göre kitap yazmak gerçekten bir birikim, yaşanmışlık ve saygın bir uslûp içermelidir - kitap okuma alışkanlığının düşmesi, sosyal medya araçlarının yanlış kullanılma işlevi ile neredeyse yok denecek kadar azalmıştır. Ve bugün ülkemizde sosyal medya yazarlığı aslında belli bir talepten doğmamış tamamen arz edenler tarafından oluşturulmuş bir taleptir. Tabi bunun en büyük ve en önemli etkeni yani sosyal medya yazarlarının bu kadar ilgi görmelerinin en büyük sebebi de; bana göre düşünebilen insan sayısının az olmasından yani maalesef ki beyin tembeli insan sayısının fazla olmasından kaynaklanıyor.

Sonrası Eylül şiir Kitabı ile sizce ilgili dönütler nasıl?

E tabii şiir kitabı olduğu için okuyan kesim de malumunuz belirli bir kesim. Ama buna rağmen oldukça güzel dönüşler alıyorum.

Sıfır yayınları öncülüğünde En iyi Dostum Sensin isimli proje kitapta sizde yer aldınız. Biraz içeriğiyle ve nasıl bu projeye evet dediniz bahsede bilir misiniz?

Öncelikle bu soru için çok teşekkür ederim. Çünkü En İyi Dostum Sensin kitabı tamamen; bir sosyal sorumluluk projesi. Gelirinin büyük bir kısmı Sokak Hayvanları için kullanılacak. Toplam 62 Hayvan sever yazarın yer aldığı 62 farklı hikâyenin olduğu bir kitap. Bazı hikâyeler tamamen kurgusal yazılmış olsa da büyük bir kısmı yazarların dostları ile başından geçen acı, tatlı, güzel, mutlu olayların anlatıldığı ve insanlara bu güzel dostlarımızla ilgili güzel dilek ve mesajların verildiği bir kitap En İyi Dostum Sensin.

Biliyorsunuz benim de birlikte yaşadığım bir can dostum var. Benim dünya güzeli kızım da benden önce sokaklarda idi. Sahibi onu daha küçükken sokağa atmış. 4 yıldır birlikteyiz kızımla.  Ayrıca yaşadığım kasabada çok sevdiğim bir ablam ile sokakta ki canlara elimizden geldiğince yardımcı oluyoruz. Ben bu dünyada bizim ne kadar yaşama hakkımız var ise o canların da bizimle aynı hakka sahip olduklarına inanan biriyim. Üstelik onların tek istedikleri şey bir kap mama, bir tas su, bir parça sevgi ve itilip kakılmadan, yaralanmadan yaşam hakları ellerinden alınmadan bizimle birlikte sevgi içinde yaşamak. Eskiden sokakta ki bu canları severdim ama korkardım. Artık korkmuyorum. Her gün onlarla oynuyor, onlarla gülüyor, onlarla güne başlayıp onlarla günü bitiriyorum. Ve inanır mısınız her gün onlardan biz insanoğlunda olması gereken ama maalesef ki olmayan bir çok güzelliği görüyor ve öğreniyorum. Bu yüzden projeye evet demek benim için hiç zor olmadı.  Projeye evet dememin bir başka ve en önemli sebeplerinden biri de; benim yaşadığım bu muazzam güzel tecrübeyi başkalarının da yaşayabileceğini göstermek, anlatabilmekti.

Klasik sorularımdandır. Her şair ve yazar kalemdaşımıza muhakkak sorarım. Yazar ve şairlerin kanayan yarası yayınevleri. Türkiye’de kitap yayımlamak zor mudur? Bir kitabı yayımlatmak için hangi süreçlerden geçmek gerekir?

Aslında yazara göre çok zor bir olay değildir kitap yayınlamak. Tabii bu işin bir çok boyutu var. Öncelikle yazarın bu boyutlardan hangisini tercih edeceği önemli. Sonrasında tabii ki seçtiği ve yürümek istediği boyutta Yayın evi bulması önemli bir husus. İşin aslı; Yazar ve Şairler eserlerini yazdıktan sonra en önemli kısım yayın evine düşmekte. Yazdıklarınız editörler tarafından dikkatli bir şekilde incelenir ki bana göre en önemli ve en hassas kısım burasıdır. Çünkü bizler yazarken duygularımızı hislerimizi bilerek yazıyoruz işte editörün iyi ve dikkatli olması bu noktada çok önemli. Çünkü editör bizim hislerimizi, duygularımızı bilmeden sadece okuyarak; okuyucuya doğru duyguları aktarmak için yazdıklarımızı kontrol edip noktalama işaretlerinden tutun - ki bir yazı da noktalama işareti çok ama çok önemlidir çünkü anlatabilmek istenen duyguları bu şekilde kuvvetlendirirsiniz - tüm imla, yazılım hatalarına kadar düzeltme yapar. Aslında Yazarın ya da şairin işi şiir ya da roman ve hikâyelerini yazdıktan sonra bitiyor sayılır. Editör çalışmasının ardından kitap için grafik çalışmaları yapılır. Kapak görseli - ki bazı yayınevleri kapak görsellerini asla yazar ya da şaire bırakmazlar kendileri tasarlar ve seçerler -  , sayfa düzeni, sayfa tasarımı bunların hepsi grafikerin yaptığı işlerdir. Size bütün bunlar bittikten sonra son hali gelir ve siz incelersiniz yapılanları ilave ya da çıkartma yapacaksanız onları bildirirsiniz. Sizin onayınızın ardından kitabınız basıma hazır hale gelir ve matbaaya verilir. Kısaca bir kitabın hikâyesi budur aslında.

Eskiden yazarlar görünmezdi şimdi ki yazarlar şöhretli olma baskısı mı hissediyor?

Eski yazarların, şairlerin birçoğu hayatta iken ünlü olmadılar. Ya da ilk kitaplarında yılın en çok satanı olmadı kitapları. Çünkü yazar ya da şair kazanç ya da şöhretten ziyade yazdıkları okunsun uzun yıllar kitabı bilinsin istiyordu. Yazarlar da şairler de bana göre eskiden gerçekten yazmaktan zevk aldıkları için kitap yazmışlar. Bir Sabahattin Ali mesela biz onu kürk mantolu Madonna’sı ile tanıdık ama değirmen kitabını okursanız yazarın yayınlanmayan hikâyelerinin olduğu bir kitaptır ve o hikayeleri okuduğunuzda samimiyeti, doğallığı gerçekçiliği görürsünüz. Bu haliyle, tüm kitaplarında vardır. Ben günümüzde ki yazarların birçoğunu sabun köpüğüne benzetiyorum. Aslında şimdiki yazarlarda ki; şöhret olma baskısından ziyade, şöhret olma isteği bana göre.

"SONRASI EYLÜL" isimli ilk şiir kitabınız piyasada satışta. Genel tema ve içerikten biraz bahsedebilir misiniz?

Meraklılarına isim neden Sonrası Eylül?

Şiirlerim; yaşadığım, gezip gördüğüm şehirlerden, insanlardan, doğadan, bana verdiği duygulardan, hislerden oluşuyor. Hüzün, umut, sevgi, aşk her şey var mısralarımda. Yani bir parça ben varım için içinde bir parça da okuyan var.

Neden Sonrası Eylül; çünkü eylül herkes tarafından hüzünü barındırır içinde. Oysa benim için Eylül her şey için yeni bir başlangıçtır. Ve bana göre hüzün değil umut besler içinde. Gün batımı Eylül' de yeni gelin gibidir. Kırmızının yani tutkunun en güzel tonlarını barındırır içinde. Mavinin en özgür halini bir de.

Ne tür okuyucu kitlesine hitap ediyorsunuz?

Duyguları ile düşünebilen, hissedebilen kendini tanımaya, kendi olmaya hazır, hayalleri olan ve hayallerini gerçekleştirmek için kendi içsel yolculuğunu yapacak kadar özgür ve cesur bir ruha sahip herkese hitap ettiğimi düşünüyorum.

Fatma Hanım; yolunuz Açık, yürek sesiniz daim, kaleminiz kavi olsun Sevgili Fatma Hanım.

Bana böyle bir fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederim Aslı Hanım.

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.