TÜRK SANAT MÜZİĞİNDE  UDİ TARIK ZİNCİR

İnsanın içinde kalmış derin duyguları ortaya çıkaran, fasılların olmazsa olmazı, mızrapla çalınan, asil bir enstrüman olan ud ve muhteşem eserleri seslendiren udi sanatçımız Tarık Zincir ile udun telleri arasında her namede biraz daha demlenen aşk, hicran, sanat dolu bir söyleşi yaptık.

29 Nisan 2022 Cuma 18:55
TÜRK SANAT MÜZİĞİNDE  UDİ TARIK ZİNCİR

NEZAHAT GÖÇMEN

Tarık Zincir Kimdir?

-1974 yılında Muğla’nın Köyceğiz kazasında Dünya’ya geldim. Babamın memuriyeti nedeniyle 1979 yılında Çanakkale’ye taşındık. İlk, Orta ve Lise öğrenimimi Çanakkale’de tamamladım. Ortaokul yıllarımda mahallemizdeki ud ve cümbüş çalan ayakkabı ustasından ilk ud , usül ve nota dersleri aldım. 

1993 senesinde “Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesini” kazandım ve İstanbul’a geldim. Bir yıl sonra da “Boğaziçi Musiki Vakfı Türk Müziği Konservatuvarı’na girdim. Burada usül ve nazariyat dersleri aldım.5 yıl hafta sonları sahne çalışması, hafta içi Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi ve haftanın üç günü Boğaziçi Musiki Vakfında Türk Sanat Müziği eğitimi aldım. Üniversiteden 1997 senesinde mezun olduktan sonra, İzmit ve Kandıra Orduevleri’nde Udi Sanatçı olarak askerlik hizmetini yaparken de udu ve sesiyle adımı duyurmaya başladım. Askerlik dönüşü ekonomist olarak çalışmamın yanında, müzikal kariyerinde bestecilik yönümü geliştirdim. 

 Teoman Alpay hayatınızı nasıl etkiledi? Ud Sevgisi, Teoman ALPAY bileşimi ve musiki yolculuğunda ruhunuzun ve bedeninizin özdeşleştiği konusunda neler söylemek istersiniz?

-1985’li yıllar… Türk Sanat Müziğinin Türkiye’de en popüler olduğu yıllarda, baba dostu Teoman ALPAY’ın bana göre Türk Sanat Müziğine ilk modern beste motiflerini getirerek çığır açan besteleri ve ud çalışı beni derinden etkiledi. Ancak ilkokulda mandolini de pena ile değil, hastane röntgenlerinden kestiğim mızrap ile ud gibi çalmam, müzik öğretmenimin çok dikkatini çekmişti ve ud çalmamda öncü oldu. 

O yıllarda sömestr tatillerinde İstanbul’a akrabalarım yanına Bakırköy’e gelirdik. Babamla biriktirdiğim harçlıkla ilk udumu aldım. Udu aldığım gün kulaktan çalmaya başladım. Ancak nota bilgisinin şart olduğu bilincindeydim. Bana göre Yüce Tanrı’nın bir yazılımıdır sanat. Benim yazılımım Türk Müziği olduğuna erken yaşta idrak ettim. Ancak müziğin akademik bilgiyle desteklenmesi kanaatindeyim. Sanatçı sonradan ya da eğitim alarak sadece olunmayacağı da inancındayım. Yolda yürürken hiç tanımayan biriyle kısa bir sohbet ya da alışverişte “Siz sanatla uğraşıyor musunuz?” sorusu bana hayatımda çok sorulmaktadır. Yani söylemek istediğim ruhunla bedeninin özdeşleşmesi ve uyum içinde dışarıya yansıtabilmek… Kısacası yaradılış…

İlk Konser heyecanınız ve ilk söylediğiniz şarkı?

-İlk konserimi Çanakkale’de lise son sınıfta ud solo olarak, üniversite sınavına hazırlıkta dershanenin yılsonu eğlencesinde vermiştim. Nasıl Geçti Habersiz O Güzelim Yıllar… Teoman ALPAY eseri. O yıllarda popüler bazı şarkıları söylemiştim. 1992 yılı… Konser bitince büyük bir alkış kopmuştu. Orada o sanat hazzını ilk defa almıştım. 

Bir de unutamadığım 24 Kasım’da Öğretmenler Gecesinde yine ud solo olarak verdiğim konser. Ertesi gün yerel gazete bahsetmişti. Basınla ilk tanışmam bu konserle olmuştu. Ancak o yıllarda böyle dijital dünya olmadığı için, cep telefonları ile anlık fotoğraflar olmadığı için bu anları fotoğraflayamam şimdi çok üzücü geliyor bana. Bu dijital dünyaya ne kadar alıştığımızın göstergesi belki de…

 7 Tepeli şehir İstanbul’a Gelişiniz… 

-1993 senesinde Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesini kazanmamla artık İstanbul’a geldim. Ancak bu gelişin artık hedefimde sanat hayatım olduğu için sadece ekonomi eğitimi alıp, dönmemek olduğunu biliyordum. Bakırköy’ün o yıllarda en nezih mekanlarında hafta sonlarında program yapıyordum. Ancak sanatımı ve ismimi duyurmak için sadece mekanlarda program yapmanın yeterli olmadığını fark ettim. Eskiden 1960-70’li yıllarda durum farklıydı. Müzik sektöründe her şey birbiriyle bağlantılı olduğu için sahne alan sanatçı kısa süre sonra albüm teklifi alırdı. Ancak değişen dünya ile birlikte artık müzik sektörü de değişmeye başladı. 

 Beste ve söz yazarlığınız ile dijital dünyada albümlerinizin müzikseverlerle buluşma yolculuğunu anlatın bize.

-2000’li yıllardan sonra çok hızlı gelişen dijital dünyadan müzik sektörü de nasibini aldı. 1995’li yıllarda Musiki Vakfında aldığım eğitim yıllarında ilk bestemi “Hatıralar”ı besteledim. Şimdi hala birçok konserimde okuduğum eserlerimden birisidir Hatıralar…

Her şeyin bir zamanı olduğuna inancım sonsuz. Hiçbir şey hayatta tesadüf değil. Eskiden çalıştığım mekanlarda başka sanatçıların eserlerini okurdum. Ancak 40’lı yaşlarla birlikte beste ve söz yazarlığı yönüm gelişti. Bunun da bir ilahi yazılım olduğu inancındayım. Bu şarkıları nasıl yaptığım bana sorulduğunda aslında ben de cevap vermekte zorlanıyorum. Sözler bir anda akıyor ve onu saracak melodi kendini buluyor şarkılarımda. Bestelerimi evde piyano ve ud ile yapsam da asıl ud sanatçısı olarak kendimi tanımlıyorum. İyi bir piyanistin yanında kendime piyano çalıyor diyemem…

Türk Sanat Müziği’nde 2017 yılında söz ve müziği bana ait olan 8 eserden oluşan “Bir Sabah Geleceksin” isimli ilk albümümü müzikseverlerle buluşturdum.

Ünlü aranjör Tarık Ağansoy ile tanışmak müzik kariyerinizde önemli bir mihenk taşı oldu diyebilir miyiz?

-140 albüme aranjörlük ve sanat yönetmeliği yapmış Konservatuvar eğitimli yıllarını müziğe adamış büyük bir üstat Tarık Ağansoy. 2020 yılı şubat ayı sonunda yine söz ve müziği bana ait olan on eserden oluşan ikinci albümüm: “Bizim Şarkımız”ı sanatseverlerle buluşturdum. Bu albümüm sanat yönetmeni ve aranjörü Tarık Ağansoy oldu. Aslında tam anlamıyla bu albümde kendimi daha iyi ifade ettim ve tarzımı oluşturdum. 

Genellikle nihavend, hicaz, kürdi, muhayyerkürdi, buselik makamlarıyla gençlerinde seveceği daha modern soundlar kullanarak kendi deyimimle “Hafif Türk Sanat Müziği” diyorum tarzıma. Şimdiye kadar çok udi sanatçı çıktı. Ancak  yaptığım müzik tarzı, sahne giyim tarzım ve albümde bütün şarkıların söz ve müziği kendisine ait çalışmalarımla çok farklı olduğuma inanıyorum.  

Kendisini zarafeti ve duygu yüklü sesiyle hatırladığımız Hüner Coşkuner ile tanışmanız ve sizde bıraktığı hatırası…

-2017’de ilk albümümü çıkardıktan kısa süre sonra Hüner Coşkuner ile tanıştım. Aslında o beni sosyal medyadan bulmuştu ve iletişime geçmişti. İlk başta inanamamıştım. Biliyorsunuz açılan birçok sahte hesap oluyor ben de öyle zannettim. Ancak onun olduğunu görünce çok mutlu olmuştum. Yeni udi bir sanatçı çıkmış kendi şarkılarıyla albüm yapıyor ve konserler veriyor diye. Dinleyince çok beğendiğini ifade etmişti. 

Kısa sürede çok sağlam bir dostluk başlamıştı. Türkiye’nin Enrico Macias’ı derdi bana. 2020 yılında yapacağımız proje için; “Tarık, sen albümünü çıkar ben de single yapacağım. Sonra ortak projeler yapacağız” demişti. Ancak Nisan 2020’de amansız hastalığa yakalandığını öğrendi. 

O, on aylık süre zarfında bile uzaktan da olsa desteğini vefatından iki hafta önceye kadar hiç esirgemedi. Mütevazi olduğu kadar yılların tecrübesini barındıran, melek kalpli bir insandı. Birçok derneğe ve vakfa hayır konserleri veriyordu. Böyle bir değerin vefatı beni derinden sarstı. Bir ay sonra Mart 2021’de ona bir şarkı besteledim. İsmi; “Canım Nasılsın?” çünkü telefonu her açtığında öyle konuşurdu. Hala inanmak güç gelse de mukadderat diyerek avunuyorum. 

Yeni Projeleriniz var mı?

-2022 yılı içinde söz ve müziği bana ait dört eserden oluşan yeni maxi single çalışmamı piyasaya çıkarmayı hedefliyorum. Bu albüm çalışmamda rahmetli Hüner Coşkuner için bestelediğim şarkımda olacak. O şarkı sadece benim değil, artık onu seven herkesin şarkısı olacak bu şarkı…İstanbul Büyük Şehir Belediyesine bana verdiği konser desteği için minnettarım. Çünkü artık özellikle üreten sanatçı bir elin parmakları kadar azaldı. Bu bilinçte ve kültürde insanların varlığı bana umut veriyor.

Ancak şarkılarımı ve sanatımı duyurmak için ülkemizde daha fazla belediyeden konser talep ediyorum. Yurtdışına da açılmak istiyorum. Şarkılarımda aşk, duygu ve kalite hakim olduğuna inanıyorum. “Üreten Sanatçı”nın kıymetini anlamak, ona destek olmak Türk Sanat Müziğinin yaşaması için en önemli parametredir. Kültür ve bilinçli insanların, toplumun değer göstergesidir. 

Bir sanatçı olarak kendimi ifade etmek zorunda kalmam aslında düşündürücüdür maalesef… Türkiye’de şu an söz, müzik, yorum ve enstrüman çalarak albüm yapan kaç sanatçı var? 

Tarık Zicir’i neden daha sık görmüyoruz? Neden TRT’de program yapmıyorsunuz? 

-Her konser sonrası sanatseverlerin bana sorduğu sorulardır. ”Tarık Bey neden sizi daha sık görmüyoruz? Neden TRT’de program yapmıyorsunuz? Sizin konserinize geldiğimizde, eski Maksim gazinosu yıllarına gidiyoruz sanki.” diyorlar. Bu beni çok mutlu ediyor. Onlar da konserden mutlu ayrılıyor. Dinleyicilerime yaptığım açıklamada; “Ben buradayım. Ancak medya bize yeteri kadar ilgi göstermiyor maalesef. Çünkü ben magazinden uzak sadece sanatımla gündeme gelmeye çalışan bir sanatçıyım” diyorum. 

Bir de engel olmaya çalışanlarda olmuyor değil tabi. Her şeyin farkındasınız sizi engellemek için başka sebepler dahi sunanlar oluyor. Nasıl diyecek ki? “Seni engelliyorum mu diyecek?” Ancak halkın önünde kimse duramaz. Halk isterse iş bitmiştir. Allah’tan dijital dünyanın burada nimetleri çok. Kimseye bağımlı olmadan binlerce insana özgürce ulaşıyorsunuz. Yeter ki siz kaliteden ödün vermeyerek, size yakışacak şekilde üretin. Ancak bu durum sadece bana özel ilk defa yapılmıyor müzik tarihinde, hep aynı şeyler olmuş maalesef. Hepimiz ölümlüyüz. Hak yemeden, zulüm etmeden, iftira atmadan ve kötülük yapamadan bu dünyadan ayrılmak lazım zamanı gelince ama işte nefs…

Aile Hayatına ve sanatınız

-Çok sağlam iyi dostlarım var… Tabi ki bu karşılıklı çıkarsız ilişkilerden kaynaklanıyor. Ancak insanın en sağlam dostu bence ailesidir. Aile hayatına çok önem veriyorum. Huzurlu bir aile, sizi seven bir eşiniz varsa, kafanızda sorun olmazsa, sanatınıza daha iyi odaklanıyorsunuz. Bir sanatçı eşiyle, ailesiyle resmini paylaşmamalı düşüncesine saygı duyuyor ancak katılmıyorum. Türk toplumuyuz biz. Bizim için aile önemlidir. Bu konuda çok şanslıyım. Yüce Tanrıma şükrediyorum. 

Eşim en büyük destekçim. Konser öncesi kuliste makyajıma o kadar hazırlar. Yeni çıkacak şarkılarımı önceden dinler fikir beyan eder. Kıyafetime kadar destek olur. Ailenin ne demek olduğunu kendi ailemden öğrendim. Mükemmel bir babam var. Baba olarak çıtayı o kadar yukarıya koydu ki “ Babam kadar iyi bir baba mıyım?” diye bazen kendime soruyorum. Müzik hayatımda da en büyük ilk destekçim babam oldu. Ben de ailemden aldığım ahlakı, sevgiyi, eğitimi bir adım öteye taşıyarak kızıma öğretmeye çalışıyorum. İler de o da iyi bir aile sahibi olsun isterim tüm kalbimle…

 Sanatı ve yaşamı birkaç cümle ile anlatır mısınız?

İlk albümümü çıkarırken içine yazmıştım. Uzun ince bir yol, diye devam eden bir demeç…

Sabır, dikkat ve özveri isteyen bir yol. “üretmek” kutsaldır. Her meslekten insan üretebilmeli. Ancak o zaman bu toplum kalkınacak ve refah seviyemiz artacaktır. Üreten insanın ne demek olduğunu idrak etmek; bilinç, farkındalık ve kültürdür. 

Bu konuda destek olan değerli gazetecilerimize, değerli hocalarıma ve her şeyden önce halkımıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum… 

Önce Vatan Gazetesi

Son Güncelleme: 29.04.2022 18:57
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.