“SÖĞÜT AĞACI” ÇIKTI 

ÇIKARDIĞIM KİTAPLARIN GELİRLERİ İLE İHTİYACI OLAN AİLELERE DESTEK VE YARDIMDA BULUNMAK İSTİYORUM 

16 Eylül 2020 Çarşamba 17:29
65 Okunma
“SÖĞÜT AĞACI” ÇIKTI 

O, İNCE RUHLU BİR İNSAN 

YAZAR BETÜL ŞENGÜL 

Bu hafta röportaj konuğum başarılı Genç Yazar Betül Şengül. Betül Hanım’ın Söğüt Ağacı isimli Öykü kitabı henüz çok taze raflarda. Biz Betül Hanım ile ünlü bir şairin İstanbul’daki sanat gecesinde tanıştık. O benim canım. Kız kardeş. 1997 İstanbul doğumlu. Betül’ün yaşının küçük olduğuna bakmayın aslan gibi yüreği var. Çocuklarla ilgili birçok sosyal sorumluluk projesinde hep ön planda. Hatta bir çok yüreğe kendi imkanlarıyla dokunduğu gibi çıkardığı kitapların gelirlerini de ihtiyacı olan ailelere destek ve yardımda bulunmak istiyor. Eğitim ve öğrenimime özel bir üniversitenin mühendislik fakültesinde devam ediyor bir yandan da ticari olarak kendi işimizle de uğraşıyorum diyor. Çok fazla mütevazı lakin o büyük bir şirketin sahibesi. Bunu da bir şekilde ifade etmem gerekirse okul hayatım ile beraberinde götürdüğüm bir iş hayatı tempom bulunmaktadır diyor. Neşeli, hayat dolu ve eğlenceli bir insan. Birçok konuda aktif ve sosyal. Yazar Şengül, yazma yolculuğuna şiir okuyarak ve öğretmeninin yazar olmasından esinlenerek başlamış. Yirmi yaşında ilk kitabı Narin’i çıkarmış her geçen gün büyüyen bir kitle olarak okuyucuların takdirini kazanmakta. Bu yoğunluk arasında ikinci kitabı “SÖĞÜT AĞACI’NI” biz okuyucularına sundu. 

Aslı Hanım; İlk kitabım olan Narin`de ne kadar heyecanlıysam bu kitabımda da aynı hisleri yaşıyorum. Umarım ‘’Söğüt Ağacı’’ adlı kitabım ile daha çok kitleye erişebilirim. Bu konuda da beklentim oldukça yüksek. Temennim birçok insana bu konuda erişebilmek ve belli bir okur kitlesine ulaşmak.  İçeriğe gelecek olursam. Anadolu’nun bağrında hayata tutunmak zorunda olan bir gencin yaşam hikâyesidir. Bazen hayat tesadüfleri sever,  bu kitabımda da bizi şaşırtacak tesadüflere yer vermiş bulunuyorum. Aşkıyla, sevgisiyle kendini kaybettiklerinden soyutlamaya çalışan bir hikâye ortaya koymaya çalıştım. Söğüt Ağacı ismini koymamın sebebi ise; Bazı başlangıçların yeri vardır demem ifadelerini kullanan Şengül, çok küçük yaşlarda çıktığı o güzel, başarılı yolculuğu ve SÖĞÜT AĞACI’NI bizlere anlattı. Keyifli Röportajımız sizlerle. 

 

 

 

Söyleşimize sizi tanıyarak başlayabiliriz miyiz kimdir Betül Şengül? Bir günü nasıl geçer? 

 

Aslı hanım öncelikle bu röportaj için sizlere teşekkür ederim. 15.11.1997 İstanbul doğumluyum. Eğitim ve öğrenimime özel bir üniversitenin mühendislik fakültesinde devam ediyor bir yandan da ticari olarak kendi işimizle de uğraşıyorum. Aslında kendimi kısaca üç kelimeyle anlatmak istersem şöyle diyebilirim; neşeli, hayat dolu ve eğlenceli bir insanım. Birçok konuda aktif ve sosyalim. Hayatla dalga geçmeyi, eğlenmeyi, keyifli ve kaliteli zaman geçirmeyi çok seviyorum. Genelde günümün çoğu kısmı koşuşturmayla geçer, sürekli bir meşgalem vardır ve bu sebepten çoğu zaman çok fazla boş zamanım olamıyor. Bunu da bir şekilde ifade etmem gerekirse okul hayatım ile beraberinde götürdüğüm bir iş hayatı tempom bulunmaktadır. Ama elbette ki alışınca her şey gayet güzel ve keyif verici bir hal alıyor. 

Okuru bol olsun ikinci kitabınız çıktı. "Söğüt Ağacı" isimli öykü kitabınız piyasada satışta. Genel tema ve içerikten biraz bahsedebilir misiniz? Kitap isimlerini hep merak etmişimdir. Neden Söğüt Ağacı? 

 

ANADOLU’NUN BAĞRINDA HAYATA TUTUNMAK ZORUNDA OLAN BİR GENCİN YAŞAM HİKÂYESİDİR 

Öncelikle çok teşekkür ederim, Temennim birçok insana bu konuda erişebilmek ve belli bir okur kitlesine ulaşmak.  İçeriğe gelecek olursam. Anadolu’nun bağrında hayata tutunmak zorunda olan bir gencin yaşam hikayesidir. Bazen hayat tesadüfleri sever,  bu kitabımda da bizi şaşırtacak tesadüflere yer vermiş bulunuyorum. Aşkıyla, sevgisiyle kendini kaybettiklerinden soyutlamaya çalışan bir hikâye ortaya koymaya çalıştım. Söğüt Ağacı ismini koymamın sebebi ise; Bazı başlangıçların yeri vardır demem sorunuza cevap olabilir diye düşünerekten, çok da fazla içerik vermeden diğer soruya geçmek isterim. 

Yaratıcı yazarlık kursları ile ilgili bir tecrübeniz var mı? Bu kursları faydalı bulur musunuz yazar olmak isteyenler için, yoksa yazmak daha çok yetenek midir size göre? 

Şöyle söyleyebilirim. Ben yazarlık üstüne herhangi bir eğitim almadım. Fakat bu konuda kendimi geliştirdiğimi düşünüyorum. Tam tamına evet ben yazar oldum demem için önümde hala epeyce bir zaman var. Yazarlık kurslarına gelecek olursak, bunun üzerine eğitim veren bir hoca tanıyorum. Evet yararlı olabilir fakat benim bu konuda düşüncem yetenek den ziyade istemek. Bence isteyip de insanın yapamayacağı hiçbir şey yok. Lakin bu kimimize göre bir yetenek de o yüzden ben bu konunun biraz daha tartışmaya açık bir konu olduğunu düşünüyorum. 

Konularınızı nasıl seçiyorsunuz? Konu seçimi tesadüfi mi oluyor ya da hayatta karşılaştığınız bazı olaylardan mı etkilenip yazıyorsunuz? 

 

Konularımı seçerken aslında bir yerden etkilenip yazmam gibi bir şey söz konusu olmuyor. Kişiliğim bakımından ince ruhlu bir insanımdır. O sebepten daha duygusal bir konu planlaması yapıyor ve ona göre de konu akışını sağlamaya çalışıyorum.  Daha çok konular tesadüfi olarak ortaya çıkıyor. 

Son zamanlarda çok fazla gözler önünde olan, reklam uğruna, satış uğruna özellikle kitap çıkaran yazarlar var. Başarılıda oluyorlar bu bir gerçek. Bu husus hakkında düşünceleriniz? 

Bu konuda diyebileceğim çok fazla bir şey yok fakat şunu söyleyebilirim; ün ve şöhret kazanmış insanların kitap yazarak başarıya ulaşmaları çok zor olmamalı. Amaç reklamsa zaten ismiyle reklam olan kişinin işi satışta da zor olmayacak. Sadece bazı ünlü fakat yazarlıkla hiç alakası olmayan insanların bir şekilde gündem yapmak için, ortaya kitap diye çıkardıkları hikâyeler bence göz ardı edilmemeli diye düşünüyorum.  

Kitabınızda kendinizden soyutlanmış karakterlerimi yoksa sizi yansıtan karakterlerimi anlatmak daha güzel geliyor? Yani eserlerinizin sizi yansıtması hoşunuza gider mi? 

Kitabımda kendimden soyutlanmış karakterler kullanmayı tercih ediyorum. Çünkü kendimi olay içine bırakır ve kendi karakterimi yansıtmaya çalışırsam kitabımın akışını bozabilirim.  Bu yüzden kendimden soyutlanmış karakterler kullanmak tercihim durumundadır. 

Bazı sorular vardır bu sorumda evet artık bırakıyorum Aslı Hanım diyen kalemdaşımıza çok rastladım. Yazmak sizin için hayat boyu sürecek bir serüven mi yoksa yazmayı bırakmayı düşündüğünüz bir zaman var mı?  

Ben yazmayı çok seviyorum, o sebeple şu an için bırakma gibi bir düşüncem söz konusu değil. Hayat neleri beraberinde getirir maalesef bilemiyoruz. Benim için yazmak hayatımın bir parçası haline geldi. Bir gün kitap çıkartmayı bırakacak olsam bile yazmayı bırakmayı düşünmüyorum. 

Edebiyat dünyasında gördüğünüz en bariz sorun nedir? Bu soruna ne gibi bir çözüm önerisi sunulabilir?  

 

BU KONUDA BENCE ACİL ÖNLEM ALINIP YAYINEVLERİNİN DAHA SEÇİCİ DAVRANMASI GEREKİYOR 

 

Edebiyat dünyasındaki en büyük sorun bence herkesin saçma da olsa bir şeyler yazıyor olup kitap çıkartmaya başlaması. En basiti görüyoruz ki incelemesiz basılan bir sürü kitap var ve bunlar yeri geliyor bizim çocuklarımızın ellerine geçiyor. Bu konuda bence acil önlem alınıp yayınevlerinin daha seçici davranması gerekiyor. 

Son zamanlarda iyice meşhur olan ama içeriğe sahiden önem verilmeyen Edebiyat Dergileri hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Bu konuda da şunu söyleyebilirim. Herkes ticari olarak kazanmak uğruna maalesef ki ortaya bir şeyler çıkarıyor. Kimisine göre onlar ama boş ama değil…  

Yazın yolculuğunda gelecek ile ilgili projelerinizden bahseder misiniz? 

Şu an için belli bir planım yok fakat çocuk masalı üzerine güzel bir seri yazmayı düşünüyorum.  

Hoş bir auranız var kederden uzak. Merakımı maruz görün, mutlu insan yazamaz diyenlerdenim ben. Derin yaşanmışlıkları olacak yazan insanın. Sizin görüşleriniz nedir? Hem fikir miyiz acaba? Gülüşlerinizin ardında mı, yürekte mi o derin acılar? 

 

 

Mutlu insan da yazar lakin çok derine giremez, çünkü çekmediği acıların gölgesinde kalmaktan korkar 

Teşekkür ederim, sizde çok hoş ve naif bir insansınız. Mutlulukların ardında perdeler vardır aynı mutsuzlukları örten örtüler gibi. Arkası dışardan kimine çok anlamlı kimine ise çok anlamsız gelir. Genel de dışarıya karşı içimde olan derinlikleri, hüzünleri, üzüntüleri belli edemeyen bir karakterimdir. Ama ne olursa olsun hep mutlu olmaya ve çevremdekileri mutlu etmeye çalışacak kadar da güçlü olduğumu düşünüyorum. Gülüşlerimizin ardında kalmış olan yüreklerimiz de bırakıyoruz acıları. Mutlu insan da yazar lakin çok derine giremez, çünkü çekmediği acıların gölgesinde kalmaktan korkar.  

Benim sık kullandığım ifadedir. "Tenim Adanalı ama ruhum hep Egeli" 

Peki, sizin ruh dünyanız tam olarak nereye ait? 

Benim de kesinlikle ruhum Egeli… Ben Ege’yi çok seviyorum. Özellikle her sene 2 ay en az bodrumda bulunuyorum. Bu beni epeyce rahatlatıyor, kafam da hiçbir şey kalmıyor. En azından büyük şehir de göremediğim gökyüzünün temizliği karşısındaki yıldızları görüp, ay`ın ise denize yansıyan gölgesine bakıyorum saatlerce… 

Narin ile birlikte güzel bir okur kitlesi yakaladınız bunu yakinen takipteyim. 

Söğüt Ağacı ile ilgili beklentiler ne durumda?  

İlk kitabım olan Narin`de ne kadar heyecanlıysam bu kitabımda da aynı hisleri yaşıyorum. Umarım ‘’Söğüt Ağacı’’ adlı kitabım ile daha çok kitleye erişebilirim. Bu konuda da beklentim oldukça yüksek.  

 Okuduğunuz ve bu işte benim ruh dünyamı yansıtıyor dediğiniz, beğendiğiniz yazarlar kimlerdir? 

Şu ara daha çok Franz Kafka ve onun bazı aşk serüveni kitapları ilgimi çekiyor. 

Bende bu yazın meziyetin sonradan kazanıldığına inananlardan değilim.  Sizi yazmaya özendiren şeyler neydi? 

Beni yazmaya özendiren şey insanların hayatları, şartlar, yaşanan zorluklar ve bazı gördüğüm travmalar oldu.  

Kimsenin okumayacağını bilseniz bile yazar mıydınız? 

Evet yazardım. Çünkü hem yazmayı çok seviyorum hem de kendim ileride arkamda güzel eserler bırakan biri olarak hatırlanmak istiyorum. 

Yaptığım birçok yazar söyleşilerinde Türkiye de ki yayın evleri ile yazara değer verilmediği hususunda ilgili çok şikâyet alıyorum. Sizin konuyla ilgili düşünceleriniz nelerdir?  

Kesinlikle doğru bir yaklaşım lakin bazı isim yapmış yayınevleri için aynısını söylemek sanki çok mümkün değil gibi… 

Türkiye’de kitap yayımlamak zor mudur? Bu yolculuğa adım atacak lakin hiç bilmiyorum ne yapacağımı diyen genç kalemdaşlarımız için bir kitabı yayımlatmak için hangi süreçlerden geçmek gerekir? 

Bence zor değil, süreç şu şekilde ilerliyor. Siz yayımlatmak istediğiniz eseri herhangi bir yayınevine gönderiyorsunuz. Daha sonra gönderdiğiniz eser inceleniyor ve uygun görüldüğü takdir de belli bir bütçe ayırıp bu kitabı bastırabiliyorsunuz. Bazen de şöyle olabiliyor, satış garantisi veren bir yazarsanız eğer yayınevi sizden hiçbir ücret talep etmiyor.  

 Sizinle nasıl ve hangi vesile ile tanıştığımızı çok iyi hatırlıyorum. Sosyal sorumluluk ve yardımlaşmayı seven ender bulunan o güzel yüreklerdensiniz. Bu hususla ilgili ileriye dönük yapmayı hedeflediğiniz projeleriniz var mı? 

 

KİTAP GELİRLERİNDEN İHTİYACI OLAN AİLELERE DESTEK VE YARDIM DA BULUNMAK İSTİYORUM 

Çok teşekkür ederim Aslı Hanım, sizleri ilk tanıdığım günden beri ben de çok mutluyum. Ünlü bir şair`in 40. yıl gecesinde tanışmıştık. Sosyal sorumluluk üzerine birkaç gerçekleştirmek istediğim planım var, hatta kitabımı bastırırken kafam da ilk düşündüğüm şey elde edilen kitap gelirlerinden ihtiyacı olan ailelere destek ve yardım da bulunmak istiyorum. 

Okumayı sevmeyen bir milletiz. Günümüzde gençlerin sosyal mecralarda çok zaman geçirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Teknoloji ile birlikte aslında sosyalliğimizi de kaybediyoruz. Bu konuda en çok küçük yaşlardaki çocuklara üzülüyorum. Çünkü birçok şeyden geri kalıyorlar. Keşke her şeyi kararında kullanabilsek. 

 Eskiden yazarlar görünmezdi şimdi ki yazarlar şöhretli olma baskısı mı hissediyor? 

 

Bence artık şöhret olma veyahut ünlü olma diye bir durum kalmadı. Çünkü artık aslında sosyal medyanın etkisiyle herkes kendi hayatlarında ya da çevrelerinde ünlü. Normal sıradan yani hiçbir özelliği olmayan bir video bile çekseniz, Türkiye gibi bir ülkede sizi hemen ünlü yapabilirler. Bu konuda mantıklı veya mantıksız görünen birçok şeye prim vermeye müsait bir toplumuz.  

Neden şu an rövanşta olan şiir ve roman değil de öykü yazarlığı? 

İnsanlar okumayı sevmiyor. Çevremden ben şunu çok duyuyorum. Kitabın kısaysa okurum, eğer çok kalın ve uzunsa ben o kitabı okuyama. Hal böyle olunca biraz işler değişiyor. Ama ben de öykü ve hikâye üzerine sıkmayan daha böyle yaratıcı olabilecek hikayeler ortaya çıkarmayı seviyorum. 

Peki, bu yolculukta ne zaman ben artık yazarım diyebildiniz?  Ya da kendinizi ‘yazar’ olarak tanımlıyor musunuz? Sizde Estağfurullah Aslı Hanım gönül işçisiyim diyenlerden misiniz? 

Ben şu an hala yazarım oldum diyemem lakin yazar olma yolunda ilerlemek isteyenlerdenim. Bu işi gerçekten hakkıyla ve başarıyla yapan üstadlarımız varken bana evet ben yazarım artık oldu demek düşmez. Kısacası şu an için sizin tabirinizle bende gönül işçisiyim.  

Ne tür okuyucu kitlesine hitap ediyorsunuz? 

Daha çok lise çağı ve sonrası yaş insanlara hitap ediyorum.  

Bu pandemik süreçte birçok sektör hayli etkilendi. Yazı ve yayınevi sektöründen biraz bahsedelim mi nasıl etkiledi? Ne gibi çözüm önerileri sunulabilir? 

Benim eve kapanıp yazmamı sağladı, bu anlamda beni iyi yönde etkiledi, bu sayede yeni bir kitap ortaya çıkarmış oldum. Bence yayınevlerini de olumsuz etkilememiştir diye düşünüyorum.  

Peki, bu yolculukta en büyük desteği kimlerden aldınız? 

Annem her zaman bu konuda arkamda oldu, hiçbir zaman desteğini esirgemedi. Hayallerimin peşinden gitmem için beni hep zorladı. Bu anlamda ona çok teşekkür ederim. Yayınevindeki arkadaşlarda çok kez ilgilendir. Onlara da emekleri için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 

Son olarak siz gibi genç yazarlara tavsiyeler desem ve gündemde ısrarla kalmaya devam eden bir türlü bitmek bilmeyen çocuk istismarları, kadın cinayetleri ve hayvana şiddet hususunda neler söylemek istersiniz? 

Ülkemizin bu konuda durumu oldukça içler acısı. Artık son bulsun istiyorum, düşmesin ailelerin evlerine acı yüreklerine ateş… Devletimizden Ülkemizden her zaman adalet bekliyoruz. Kadınlarımıza, çocuklarımıza ve hayvanlarımıza dokunamasınlar. Mustafa Kemal Atatürk`ün de dediği gibi ‘’Adalet mülkün temelidir.’’ Bizler de artık bunu sağlamalıyız… 

Röportaj: Aslı M. Sarı 

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.