Milli Filozof: Yiğit Caner Ertoşi

Ayşenur Mama’nın röportajı için tıklayınız...

21 Mayıs 2020 Perşembe 16:40
70 Okunma
Milli Filozof: Yiğit Caner Ertoşi

RÖPORTAJ: AYŞENUR MAMA

Altın Kalem Ödüllü yazar Yiğit Caner Ertoşi ile yazın hayatına, yazarlığa ve kitaplarına dair konuştuk. Yiğit Caner Ertoşi’nin özetini okuyacağınız keyifli sohbetimiz sizlerle…

Öncelikle sizi tanımak isteriz. Yiğit Caner Ertoşi kimdir?

Kendimi yazarak anlatırım. Punkçu bir filozof olan Marilyn Manson’un dediği gibi ben de “Cennetin gözünde değerli olan her şeyi yaktım.” 15 Haziran 1990 tarihinde Van’ın Başkale ilçesinde dünyaya geldim. İkizler burcu olmam, benim için çok büyük bir şansken; çevrem için imtihan oldu. Bu, benim şanlı ve de şanssız tarafım sanırım. Amerika San Francisco Dominican Üniversitesi’nde hazırlık okudum. Beykent Üniversitesi’nde İç Mimarlık, akabinde Montesorri Felsefesi ve 3. Göz İlmi olmak üzere psikanaliz üzerine sertifikalar aldım. Fort State University Philosophy (Felsefe) eğitimimi tamamladım.

Dünya genelinde 3 milyon; Türkiye’de ise 300 bin nüfusu olan bir aileye mensubum. Bunu özellikle belirtmek isterim; çünkü insanlarımızda oluşan ön yargıyı yıkmak adına kitaplarımın kapağında her zaman aşiretimizin “Ertoşi” adını kullanırım. Bunun önyargıdan ziyade akranlarıma öncülük eden bir örnek olması adına özenle her yerde paylaşıyorum. Yöresel kadere inanmam; ama yörenin kaderini değiştirebilen kaderlerin kalabalığına inancım tamdır.  Ben, yani ben dediğim nefsim, ötekilerden farklı beslenir.

Zevkler ile Hazlar arasındaki fark nedir?

Zevkler ile işim yoktur, hazlardan doyumumu sağlar. Günlük yaşantımın içerisinde bile zevk aldığım bir şeye rastlayamaz kimse. Uykumda bile hazlar ile döşenmiş rüyalar görürüm.  Sadece yazarım ve bunu geçimimi sağlamak için yapmam, sadece doyuma ulaşmak adına yazarım. Maddi beklenti olmadan sadece başarı güdümlü yazan ender yazarlardanım, sanırım. Sadece yazabilmem için Allah’ın bana refah bir hayat standardı sağladığına inanıyorum.

“BEN, ÇOCUKLUĞUMDAN BERİ HAYATIMI YAZSAM ROMAN OLUR DİYENLERDENİM”

Kasım ayında okurlarla buluşan “Kül Tablası” adlı eserinizden bahseder misiniz? Bu kitabı neden yazdınız?

Bu kitap için söylemem gereken en önemli husus, dünyada bir ilk olmasıdır. Dünya'nın ilk ve tek okuyucusu ile şeref sözleşmesi imzalayan, akabinde sözleşmeye sadık kaldığınız takdirde vadettiği tüm içeriği garanti edebilen, boyutsal değişimi somut şekilde gerçekleştiren kitaptır. Kül Tablası, 3. Göz İlmi “Gerçek-Gerçeklik” demektir.

“Kül Tablası” adlı kitabınızın okurlara vermeyi amaçladığı mesajlar nelerdir?

Şizofren dediğimiz deliler, aslında beyinleri mühürlenmiş bilge olan delilerdir. Bu ve bunların sırlarını anlatırken numeralojiler ile beynin epifiz bezini aktive etmeyi aynı zamanda gerçekleştiriyor okuyucu. Gerçeğin ardında gizlenmiş olan gerçeğe vakıf oluyor, gerçeğe ve gerçekliğe geçişi sağladığı zaman önceden sahip olduğu tüm gerçeklikler gerçeklik manası içermeyecek kadar transparan bir hal alıyor. Buna sevgi, aşk, dostluk, anne, baba gibi önemli makamlar bile dâhil. İnsanların birbirine olan özverisinin bencil bir istenç halinden kaynaklandığını görmeye başlıyor okuyucu.

Kitabın ismi nereden geliyor? 

Kül, insan tablası ise dünyadır. İnsan, ölüme mahkûm edilmiş tükenmesi elzem bir nefestir. Ölmek kavramı ölüme götüren bir güzergâh ise yaşamak dediğimiz kavramın bizi yaşama götürmesi gerekmez mi?

Kül Tablası’nın diğer eserlerinizle benzeşen bir yönü var mı?

Hayır, yok. Benim hiçbir kitabım, kategori bakımından bile bir öncekine benzemez. Ben, çok yönlü bir insanım ve yazarım. Aynı şeyleri farklı cümleler ile yazan kimseler gibi kısa sürede bitecek kadar kısa bir ipliğim yok, aksine tükenmeyen bir makaram var ilham ile doladığım. Tabii makaramızın bitmemesi için sürekli yeni bilgiler toplamaya devam ediyorum.

Biraz da diğer kitaplarınızdan bahseder misiniz?

Kitapların her biri; ardı ardına, kısa aralıklarla vakti şaşmadan meydana geldi. Hiçbir zaman “Sıradaki kitapta ne yazsam…” diye endişe etmedim ve hiçbir kitabım, kategori bakımından ötekilerle alakalı içerik barındırmadı. Her biri birbirinden çok farklı sayfalar barındıran kitaplardı.

Bir eserim; tarih üzerine olan, dünyanın ilk fantastik araştırma kitabı olarak kategorize edilen “Ölülerle Röportaj” adlı kitabım. Hemen ardından çıkan kitabım ise yine dünyada bir ilk olma özelliğine sahip olan, iki okuyucu mecburiyeti gerektiren ve iki set halinde olan “Kutup&Ayısı” adlı eserim. Bu kitap; empati üzerine yönergeler, öz farkındalık-insan gelişimi üzerine içerikler barındırıyor.

Bir sonraki eserim, çocuk kitabıydı. Sonrakiler ise 3. Göz İlmi, meditasyon gibi konuları işleyen ve öncekilerden uzak olan bir yapıt oldu. Kitaplarımın her biri; dünyada tek olma özelliğine sahip olan, inovasyon değeri taşıyan eserler. Binlerce yıl değişmeyen klasik kategoriler ile sınırlandırılmış mazisi olan kitapların bugününde bir şeyleri var olandan farklı yapmayı keşfetmek ve bunu kitaplar kadar sınırlı bir alanda geliştirebilmek, anlatılmaz bir haz benim için.

Hazırlıklarını sürdürdüğünüz projeleriniz neler?

“Dalyan Drej” adlı yeni bir kitap yazıyorum, bitti sayılır. “Tanrılar Ve Marabaları” olarak İngilizce olacak ve Amerika da baskıya girecek olan bu kitabım, dünya genelinde yabancı dil de çıkan ilk eserim olacak. Teoloji (Tanrı Bilimi) üzerine inanç arayışları olan inançların gerçeğinin ardında bir gerçek daha var, diyenlerin labirentlerinden rahatça çıkabilecekleri bilime ve ilime tabi bilgileri romana uyarladım. Bu bir kişisel gelişim kitabı değil. Gelişim kitaplarının yaptığı gibi akıl öncülüğü içermiyor. Aksine, kendinizin öncüsü yine kendiniz oluyorsunuz, romanı aklınızla okudukça yönergenizle birlikte önerilerinizi de kendiniz yapmaya başlıyorsunuz. Öte yandan dünyanın ilk ve tek 7-9 yaş grubundaki çocuk yazarlar için öykü yazarlığı eğitim kitabını yazdım. Malum, Covid-19 kitapları da etkilediğinden kitabı e-kitap olarak çıkarmaya karar verdik. Yazar Perisi “Yaz Çocuk” isimli kitabım Motto Yayınları’ndan çıkacak. Türkiye için yazdığım kitaplarım için de nitelikli bir yayınevi olması; başka bir yayınevi arayışına girmediğim, her yeni kitabın endişesini gütmediğim bir şans benim için. Günümüz yazarlarının en büyük sıkıntıları; sürekli yayınevi değişikliği yapmaları, akabinde okuyucu kitlelerinin etrafa saçılmalarıdır.

İnstagram hesabınız üzerinden gerçek ve gerçeklik üzerine yaptığınız paylaşımlar şöyle dursun, insanların gerçeklerini sorgulatan aforizmalarınız zihinleri zorlayan ağır yanları ile beğenilirken diğer okurların “Defalarca okuyoruz, yine de anlamıyoruz.” şeklinde yorumları da var. Bu konuda neler söylersiniz?

Özellikle en dikkat çekenlerin başında gelen; “Beni yaşatmaya senin bile gücün yetmez, Tanrım.” sözü var.

Evet… İnsanlarımız; özlü söz, deyim ve atasözlerinden öteye gitmeli, diye düşünüyorum. Aforizmalar; kişinin kendisine göre anlam değişikliği içeren, tek bir anlama varmayan, birçok anlam ifadesine göre şekil alan çıkarımlardır. “Ülkemizin okurlarının aforizmalar ile hâlâ tanışmamış olması, bu durumun sebeplerinden ilkidir” diyebilirim. Birbirine benzer yazarların yapısı nitelik taşımayan; adı farklı, içeriği aynı olan kişisel gelişim kitapları okunmaktan vazgeçilsin artık.  İnsanların bilmediği şey, sizde olmayanın başkasında da olamayacağı gerçeğidir. Bu kişisel gelişim kitaplarını yazanlar, okurları ile aynı yaşama sahip kimseler değil. Üstelik kişisel gelişim kitapları öngörü ile yazılamayacağı gibi bu kitaplarda birinci şahsın deneyimleri üzerinden elekten geçen tecrübelerin yönergeleri sunulabilir. Nitelikli yazarların kitaplarını okusunlar. Bu anlaşılmaz dedikleri çıkmaza bir örnek vermem gerekirse Balzac en güzeli olacaktır. Balzac’ın kaleme aldığı her kitap, girift mana ve derin anlamların adeta matruşka gibi iç içe geçmiş fantazyaları ile doludur. Özellikle “Goriot Baba” okudukça kaybolduğum bir eser. Üç defa okuduğum bu eserin her tekrarında yeni bir kitap okuduğumu fark ettim. Bu cümlelerin anlaşılmaz oluşu, anlaşılmaz yazılmasından değil; anlayabildiğiniz kadar okur oluşunuzdan kaynaklıdır. Neticede yazar için anlam barındırmayan bir düşünce; cümle olup yazıya dökülemez, değil mi? Cümlenin içinde geçen kelimelerin sözlükte anlamları olduğu sürece yazının anlaşılmaz oluşunu anlamlandıramamanız, görecenize sığdıramadınız mananın fazlalığıdır. Yapmanız gereken, gerçek eserler okumak. Biraz da felsefe içeren eserleri okumalısınız. Felsefeye az da olsa hâkim olan bir okuyucu gerek psikoloji, gerek teoloji, gerekse alanı dışı başlıklara bile hâkim olacak temel bilgiye sahip olacaktır.

Nasıl bir yazma alanınız var?

Evimde çok büyük bir çalışma alanım olmasına rağmen 5 metrekarelik kilerimin içine girip orada yazıyorum.  Dört tarafının kapalı ve duvarla çevrili olması, dikkatimi dağıtacak bir nesne bulunmaması ve dar olması yazmak için biçilmiş kaftan kılıyor bana bu alanı.

Yazma konusunda en garip yönünüz nedir?

Bazen takım elbise ile giriyorum o odaya, bazen de çıplak…

Çıplak bir beden ile yazdığım zaman özgürlüğümün elimden alınmış olduğu hissine bürünürüm ve kalemim daha ürkek, daha savunmasız, keza güvensiz bir mürekkep ile dolar. Bu da satırlarıma yansır. Kıyafetim, mutlaka yazacağım konu başlığıyla alakalı bir kombin olur ve yine dolma kalemlerimden birini yazılacak metin için özenle seçerim.

Dolma kalem ile mi yazıyorsunuz?

Bilgisayarda yazmayı sevmiyorum, kâğıda yazıyorum ve dediğim gibi; dolma kalem kullanıyorum.

Yazma rutininiz nedir?

Müzik dinlerim; ama Türkçe müzik dinlemem. Genelde Ethnic House yahut Deep House türlerinde müzikler çalar kulaklığımda. Kitap yazacağım zaman ise kesinlikle 24 saat uykusuz kalırım, akabinde yazmaya başlarım.

Bunu neden yapıyorsunuz?

Bunun sebebi, beynin yorgun bırakıldığı zaman bedenin endişe mekanizmasının devreye girip ekstra güç takviyesi vermesi. Üçüncü güne geçtiğimde fantazya dünyamın uçlarında yazarım. Bu, bir nevi bilinçli bir bilge deli makamına vardığımı hissettiriyor bana.  Hep böyle yazarım. Bu, değişmez bir ritüeldir benim için. İnsanlar, kitap okumanın getirisine gerçekten vakıf olsaydı kitapları sigara paketi gibi ceplerinde gezdirirdi.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mı? İnsanlara iletmek istediğiniz ya da bilinmesini istediğiniz şeyler?

Çok şey var; ama merkezindekileri dile getirmeye vaktimiz ancak yeter. İzniniz olursa evet, birkaç şey söylemek isterim.

Yüzbinlerce lira değerinde mal varlığınız yahut mal yapma planınız vardır elbet.  Her insan, şunu sormalı kendine: Her şeye sahip olma isteklerimin reçetesi bana mı ait? Ben, geçen gün sosyal medya hesabım üzerinden minik, şirin bir ağaç ev resmi paylaştım ve içeriğine şöyle yazdım:

“Milyonlarca lira değerinde servetimiz var, lüks evlerde yaşıyoruz; ama demek ki şöyle orman içinde bir hayalimiz olmayacak kadar fakiriz”

Hayal ettiyseniz onu gerçekleştirin, fikirleri kullanıp evrene salmayın. Hayal kirliliğinden sonu gelecek tüm insanlığın. Gün gelecek, hiç kimse hayal sahibi olamayacak, hiçbir hayal cazip gelmeyecek insanlara.  Hayalsiz insanlar topluluğu, umutsuzluğa mahkûm edilecek sonunda. İnsanoğlu, geleceğe dair hayal inşa edemeyince geçmişine hapsolmuş bir şekilde eski günleri hayal ederek umudunu hayata tutunmaya çalışacak. Buna bugünlerde çoktan başlamadık mı? 90’ların, 80’lerin tadını aramıyor mu yürekler?  Beteri de var, çok daha beteri var, emin olun. Genç arkadaşlarıma hayatın şifresini de söylemek isterim; yaşamınızda hiçbir şeye nedensiz dokunmayın, sadece dokunmak adına da dokunmayın. Hiçbir kadını/adamı sevmeden dokunmayın mesela. Bu; bir çiçek için bile değişmez, aynıdır. Hayat veremeyeceğiniz bir bitkiyi almayın elinize. Sizde kalıcılığına tam bir istikrar sağlayınca dokunaklı bir dokunuş olsun yürekten kalbe; çünkü nedensiz edindiğimiz tecrübelerimiz ve deneyim dediğimiz yıkımlarımızın enkazında kalan tek gerçek duygularımız. Duygularımız olmadan yaşamın tadını almak imkânsız. Ben, özlem duygusunu yitirmiş bir bireyim ve inanın, bu duyguyu tekrar geri kazanmak adına engelli bir yaşama mahkûm edileceğimi bilsem bile hiçbir organımı buna karşılık takas etmeyi bir an bile düşünmem. Ayağım olmasaydı zor şartlarım olurdu belki; ama yanımda ayağa kalkacağım bir günü özlem ile bekleyebilecek kadar şanslı ve buna değecek bir detay olacak. Son olarak içimden geçenler bunlardı. Size de canı gönülden teşekkür ederim güzel sohbetiniz ve iyi bir dinleyici olabildiğiniz için.

Yiğit Caner Ertoşi’nin popüler olan aforizmalarından seçmeler

“Dostu düşmanı ayıklamak için en güzel elek başarıdır. Dostlarımdan biliyorum, elleri gitmedi tebrik etmeye.”

“Beni yaşatmaya senin bile gücün yetmez Tanrım.”

“Bir kadının kaybolan küpesinin tekinde gizlidir pişmanlıkları.”

“Kurak diye öptüğünüz yer dudağın mazisi sırılsıklam.”

“Parmak izi yok diye tenlerde gusûlen temizlendi; ama aklanmadı günahlar.”

“Geçmişi ezberleyen her cahil, bugünlerimizi tehlikeye atacak.”

“Hakkımda ne duyduysanız daha fazlası yaptım.”

“Modası geçmeyen defilenin değişmez kombinidir tabut ile kefen.”

Yiğit Caner Ertoşi Sosyal Medya Hesapları:

İnstagram: https://twitter.com/yigitertosi

Twitter: https://www.instagram.com/yigitertosi/

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İstanbul Fatura Basımı

avukat kartvizit

evden eve nakliyat

ofis taşımacılığı