ESER TAŞKIRAN “EĞER SANAT ÜRETİYORSANIZ YAŞADIKLARINIZIN SİZDE KALAN TORTUSUNU ÜRETİYORSUNUZ"

Gerçek bir müzik dehası, besteleri, aranjörleri, müziğe adanmışlığı, iyi yorumlarıyla bir sanat üreticisi… Tüm enstrümanların başında gelen piyanoya parmak uçlarında hayat veren adam “Eser Taşkıran” ile yaptığı müzikler ve müziğe adanmış hayatı hakkında güzel bir sohbet yaptık. 4 yaşında parmakları piyano tuşlarına erişen dahi çocuk, absolüt kulağa sahip nadir insanlardan biri, Cem Karaca, Barış Manço, Harun Kolçak gibi değerli isimlerle çalışma fırsatı bulmuş değerli bir müzisyen ve bugün gerçek bir sanat yapabilmek için, yetenekli gençlere değerli bir müzik bırakabilmek için çaba sarf eden piyanist. Hayat sanki ona piyanist olması için bir kapı açıyor ve bu yolculuk ona daha dört yaşında güçlü bir kariyer, uzun bir serüven hediye ediyor. Bazı hayat hikayeleri yazarın da, okuyanın da ilham kaynağı olur ya, işte Eser Taşkıran’ın hayatından sızan o ritmi hissedebilirsiniz. Her okuduğunuz satırda kendi melodinizle birleştirmek isteyeceğiniz, özellikle genç yeteneklere ilham kaynağı olacak bir hayat hikayesi…

29 Haziran 2020 Pazartesi 15:56
134 Okunma
ESER TAŞKIRAN “EĞER SANAT ÜRETİYORSANIZ YAŞADIKLARINIZIN SİZDE KALAN TORTUSUNU ÜRETİYORSUNUZ"

RÖPORTAJ: GİZEM YILDIZ

Merhaba Eser Bey, 4 yaşından beri parmakları piyano tuşlarına erişen dahi çocuk. Hikayeniz 4 yaşında mı başladı?

Ben hikayenin başlangıcını hayal meyal hatırlıyorum. O dönemi annem anlatır. Benim konservatuara girmem de bir şans. Annem iki ablamı konservatuara sokmak için bu yola giriyor. Oturduğumuz apartmanda virtüöz Mustafa Süder oturuyordu. Mustafa Süder ülkemin en önemli viola, keman ve klarnet virtüözü. Annem ablamlar için Mustafa ve Filiz Süder çiftinden yardım istiyor. Ablalarım hazırlanırken ben de salak salak mahallede koşturan bir çocuğum. Annem, ablamları konservatuara götürürken, başka bir komşumuz “Sen kızları konservatuara götürürken Eser’e kim bakacak?” diye soruyor. Annem de o anda bir ampul yanıyor. Götürmüşken Eser’i de yazdırayım diye düşünüyor. Annem bana hep “Sen sınavdayken kapı aralıktı. Onlar sana ne sorsa sen doğru cevap veriyordun ve onlar da kahkahayla gülüyordu.” Diyor. O gün konservatuar hayatım başlamış oldu.

Müzik için dört yaş ideal mi?

Benim de bir kızım var. Onun için müzik eğitimi düşünüyorum, ama asla konservatuar düşünmüyorum. Ben yarı zamanlı konservatuar okudum, bir yandan da normal okula gidiyordum. Tüm bunların içinde çocuk olmak çok zor. Bir çocuğa sanat tarihini, bestecinin yaşadığı dönemi anlatmadan belli bir eser silsilesini çalmasını bekliyoruz. Ezbere dayanan, ama sevgiye dayanmayan, işin özünü öğretmeden belli bir sonuç bekleyen bir sistem var. Klasik müzik tarihinde önemli Türkler var. Baltacıgil Kardeşler gibi, Fazıl Say gibi, ama tüm bu isimler yurtdışı eğitimli insanlar. Bizim eğitimimizden geçerek dünyayı sarsacak bir virtüöz yetiştiremedik.

Ablanız Meltem Taşkıran’ın müzik dünyasından biri olması, müziğe duyduğunuz şevki daha da güçlendirmiş olabilir mi?

Meltem, iyi bir müzik yorumcusu, söz yazarıdır. Aynı evde yaşamış olmak güzel bir şeydi. Hayatım boyunca bana çok ters olan bir kapışma gördüm. Arkada duran müzisyen, önde duran şarkıcıyla hep bir kapışma halinde oluyor. O şarkıcının daha büyük ilgi görmesine arkada duran müzisyen içerliyor ya da şarkıcının daha çok para kazanıyor olmasına, daha büyük adımlar atıyor olmasına sinirleniyor. Ablamın şarkıcı olması, ben de bu kapışmanın hiç oluşmamasına yol açtı. Ben, her zaman şarkıcının önde durmasına saygı duydum. Birçok sanatçıya eşlik ettim, birçok sanatçının orkestra şefliğini yaptım ve benle çalışan şarkıcılar en çok bu yönümden faydalandılar. Ben her zaman onları yüceltmek için var olduğumu bildim ve onları yüceltmek için elimden geleni yaptım.

Anneniz, babanız müzikle ilgili ebeveynler miydi?

Babam eline ne alsa çalardı fakat bir bilim adamıydı. Babaannem de o dönem de müziği bir meslek olarak görmediği için babamın bütün sazlarını kırarmış. Babam her çaldığı sazı ustalıkla çalardı. Müzik babamdan geçen bir yetenekti, ama annem arkamızdaki en büyük armadaydı. Babamın beyin kanaması geçirip felç olduğu yıllarda hem babama baktı hem de üç kardeşi bu bakar başarılı yetiştirdi.

Çok az kişide bulunan ve doğuştan gelen “Absolüt kulak” olmak muhteşem bir şeydir…

Absolüt kulak, aslında tıp adamlarının hastalık gözüyle baktığı bir şey, çünkü geçen arabanın sesi “mi” notasıyla geçti, arkadaki vantilatörün sesi “sol” notası gözüyle analiz yapıyorsunuz. Bunlar biraz gerizekalılık yaratıyor (gülerek) ama müzikte çok büyük bir artı. Özellikle bir orkestra şefinin sahip olması gereken en büyük artılardan birisi, çünkü 60 kişilik bir orkestrada kimin yanlış bastığını, kimin zamanlamayı bozduğunu ancak bu yetenekteki insanlar anlayabiliyor. Absolüt kulağa sahip biri müzik eğitimi almayan biri de olabilir. O zaman duyduğu seslerin frekansını bilmiyordur.

Müzik hayatınıza çok küçük bir yaşta girmiş. Sizce müzik insanı çocukluktan bir şey mi? sonradan gelen bir istek sadece hobi olarak mı kalır?

Tutkunuza bağlı. Hüseyin Sermet (önemli piyanistlerimizden biri) daha geç yaşlarda müziğe başlamış olmasına rağmen çok başarılı. Yaş bir sorun değildir. Benim çocukluğumda piyanoya başlamanın yaşı 5-7 arasındaydı. Şimdi böyle bir şey yok. Ben çocukluğun yaşanması taraftarıyım. Benim yaşadığım iki okul birden çok stresliydi. Böyle bir şeyi benim çocuğumun yaşamasını istemedim. Onun çocukluğunu kendi istediği şeylerle geçirmesini daha doğru buluyorum. Eğer sanat üreticiyseniz, yaşadıklarınızın sizde kalan tortusunu üretiyorsunuz. O tortu olmadan sadece bir yorumcu olabilirsiniz. Benim en büyük artım da bu; çok başarılı ustalarla çok güzel şeyler yaşadım.


Kariyeriniz boyunca birçok tecrübeli ismin aranjörlüğünü yapmışsınız, onlara çok güzel besteler vermişsiniz. Sizin için hala unutulmaz grup veya isim hangisidir?

Hiçbirini unutamam, ama en önemli iki isim Barış Mano ve Cem Karaca. Barış Abi sanatsal zekanın üzerinde bugüne kadar tanıdığım en zeki adam. Cem Karaca ise en koca yürekli adam. İkisinin yeri de benim için doldurulmaz. Bu süreçten sonra bir Cem Karaca’nın veya Barış Manço’nun geleceğini sanmıyorum. O yüzden kendimi katbekat daha şanslı hissediyorum.

Bütün müzik aletleriyle aranız iyi midir?

Hepsini biraz biraz çalarım. Zaten aranjörlüğün en önemli temeli o. Her enstrümana bir parti yazabilirsiniz.

Piyanist olmak çok zor bir şeydir; çünkü müzikte piyanonun yeri çok başka…

Piyanonun gücü şöyle anlatılabilir; Beethoven 60 sazlık bir senfoni yazmıştır. 60 kişilik bir ekipte çalınan bir müziği siz tek başına piyanoda çalabilirsiniz. Bir orkestra şefinin bilmesi gereken bir enstrümandır. Her enstrümanın atası olması size çok büyük bir güç katar.

Aranje ettiğiniz müzik türlerinin bestelerini seçer misiniz?

Seçmem, çünkü iyi profesyonellik sevdiğin şeyi yapabilmek değil, her şeyi yapabilmektir. Ben buna inanıyorum. Zor bir işi seçtiğim zaman da benim sınırlarımı zorluyor diye düşünürüm ve kapasitemin en üst noktasına çıkartmaya çalışırım. Çalışacağım insanı seçerim, çünkü egoyu ve boş bilgiyi sevmem. Bana egoyla cevap verilinceye kadar benim egom hiç ortaya çıkmaz, ama böyle bir durumda iki katıyla cevap veririm ve o kişilerle çalışmam.

Kaç tane albümünüz var?

Saymadım, ama bugüne kadar yaptığım işler 1000’i geçmiş olabilir. Benim diğer meslektaşlarımdan ayrıştığım nokta klasik müzikten caz’a, Türk müziğinden Halk müziğine kadar işlev görebiliyorum.

Bestelerinizin müzik türü belli midir?

Bestelerime de bu durum yansır. Ben hiçbir zaman caz müzisyeniyim diyemem, ama etkilendiğim her müzik türünü besteme yansıtırım. Özellikle bu tür topraklarda doğmamdan ötürü Türk kimliğimi bir tık önde tutarım. Bir türk müzisyeni gibi aranje etmeyi kendime yakıştırıyorum.

Bugüne kadar dinlediğiniz besteler arasında sizi en çok etkileyen bir parça var mı?

Net bir şarkıya bağlanmak yüzlerce çocuğunuzun içinden sadece birini seçmek gibidir. Bu tür seçkileri yapan kişinin de kariyerini sorgularım. O kişinin mesleğinde de seçki yaptığını düşünürüm. Ama beni en çok etkileyen müzisyen “Sting” . Bence o deli bir adam. Şarkı sözleri şiirsel... Belli kalıpları ve kafiyeleri yok. Felsefi manası olan bir şiir var. Müziği bazen bir İspanyol’la bazen bir Mısır’lıyla yapıyor. Çok büyük bir sanat yapıyor olmasına rağmen popülerliğini de koruyor olması çok güzel. Türkiye’de son yıllarda takip ettiğim müzisyen Gökhan Türkmen; şarkıcılığı, karakteri, besteleri bana çok farklı geliyor. Onu çok takdir ediyorum.

Aldığını ödüller, yaptığınız besteler, çaldığınız gruplar… Kısacası sizin kariyeriniz. Bu ülke Eser Taşkıran’ı nasıl şekillendirdi?

Ablam Meltem Taşkıran’la kazandığımız 40 küsur uluslar arası festivaller zinciri var. Avustralya’dan tutun da Avrupa’daki birçok festivale dayanıyor. Yarışma kariyer bir bestecinin yetişmesi için çok doğru bir yer. Artık olmadığı için bence çok büyük bir eksiklik. O yarışmalara hep prodüktörler giderdi ve genç bir şarkıcı ilk defa on binlerce kişinin içine çıkıp şarkısını söylerdi. Artık gençler binlerce lira bulup menajerlere piarlarını yaptırmaya çalışıyorlar ve bunu sadece zengin çocukları yapabiliyor. Şuan Türk müzik sektörüne baktığımızda bunun sadece zengin insanlar olduğunu görüyoruz. Yetenekli olup parası olmayan gençlerin önünde çok büyük bir set var. İnternette yürüyen insanlar arkasında çok büyük reklamı olan insanlar.

Aynı zamanda dizi müzikleri de yapıyorsunuz. Diziler için sound hazırlamak başka bir literatür. Daha zorlukları oluyor mu?

En büyük zorluğu zamansız oluşu ve size bir kurgu geliyor ve siz o kurgudaki ritme göre bir müzik yapıyorsunuz. Tam gönderiyorsunuz ve hocanın o kurguyu kesip yeni bir kurgu yollamasıyla yeni bir müzik yapıyorsunuz. İnsanlar zamanlarını organize edemedikleri için her şey sil baştan yapılıyor. Dünyada bu işler böyle yapılmıyor, ama biz de her iş de olduğu gibi bu da yanlış yapılıyor. Benim inancıma göre ön çalışma can kurtarır. Ön çalışma da çok kolay bir şeydir.

Projenin dört sahibinden biri derler müzik yapımcıları için. Gerçekten öyle mi?

Bence Türkiye’de güzel ve yakışıklı oyuncular var. İlk bölümde bu oyunculara senaryo yakışmışsa o dizi yürüyor. O ilk bölümde kimse müziği dinlemiyor. Şuan o sektörden koptum. Yapımcılar çok fiks isimlerle çalışıyor. Başka isimlerle toplantı bile almıyorlar ya da alıyormuş gibi gözüküyorlar. Artık odeyşına da müzik yollamıyorum, çünkü o müziği de kullanıyorlar. Düşünceleri büyütmek için sizi de kullanıyor.

Eğitim veriyor musunuz?

Eğitim veriyorum. Yetiştirdiğim bazı asistanlar var. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde Armoni ve çok seslilik dersi verdim. Özel ders vermiyorum, çünkü öyle bir şeye vaktim yok.

Eğitim verirken yaş grubu seçer misiniz?

Genelde bu işe ilgili olanlar 20 yaş grubu oluyor. Onlar da her zaman benim stüdyomu bilir ve gelirler. Her zaman kapım onlara açık.

Son olarak bu güzel sohbet için teşekkür ederim. Gerçekten karşımda bir müzik dehası oturuyor. Popüler kültürün her literatürde olduğu gibi müzik dünyasını da ele geçirmesini, tek cümlelik sözlerin beste olması sizin gibi gerçek sanatçıların gözünde nasıl nitelendiriliyor. Müzik dünyası Unkapanı kokusunu arıyor mu?

Unkapanı bir yerde sadece arabesk kültürü yapan bir mecraydı. Ben Unkapanı ile çalıştığım süreçte her işe darbuka eklememi söylerlerdi. O dönemi de çok sevgiyle anmıyorum, ama bu dönem sadece cebinde parası olan insanların öne çıkabildiği bir dönem. Bugün popüler bir kimlik ilk albümünden sonra bir gecede 40-50 bin lira kazandırabiliyor. Bu yüzden biraz popülariteyi sağlayan kişiler fiyatlarını çok yüksek tutuyor. Tabi bu sırada yetenekli insan çıkmıyor. Sadece cebinde parası olabilen insanlar gün yüzüne çıkıyor. Bu üzücü bir şey. Bugün üzerine konuşabileceğimiz bir müzik kalmadı. Bir de yüzyıldır aynı bestecilerden konuşuyor olmamız. Onları ilahlaştırıyor olmamızın bir anlamı yok. Biz hala onları konuşuyor, onları tartışıyorsak bugünde bir sorun var demektir. Benim için en önemli şey, yetenekli gençlerin iyi müzik yapabileceği bir ortam sağlanabilmesidir.

YENİ ÇAĞRI GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR.

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.