Derya Taşdemir: Yazmak, benim için bir tutku

Ayşenur Mama’nın röportajı için tıklayınız...

29 Aralık 2019 Pazar 16:23
303 Okunma
Derya Taşdemir: Yazmak, benim için bir tutku

RÖPORTAJ: AYŞENUR MAMA

Başarılı yazar Derya Taşdemir ile yazın hayatına ve “İçimde Hoşçakaldın” adlı yeni kitabına dair konuştuk. Keyifli sohbetimiz sizlerle…

Öncelikle sizi tanımak isteriz. Derya Taşdemir kimdir?

1979 yılında Almanya’da doğdum. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra dil eğitimi için Almanya’ya döndüm. Auslands Gesellshaft Institute’yi bitirdikten sonra Bochum Üniversitesi ile yüksek lisans eğitimim için görüşmelere devam ederken, üç yıl kadar kaldıktan sonra orada yaşayamayacağımı anlayıp İstanbul’a geri döndüm.  14 yıldır ilaç sektöründeyim ve bir ilaç firmasında “Bilimsel Alan Müdürü” olarak çalışmaktayım. 

 Sürekli öğrenme isteğinin, yeni yerler, farklı kültürler görme ve keşfetmenin, hobiler ve tutkuların olmasının insana farklı bir bakış açısı kazandırdığına inanıyorum. Bu birikimler de iş ve sosyal hayattaki başarıyı beraberinde getiriyor.

 Farklı danışmanlık ve eğitim firmalarından iş hayatımda da fayda sağlayacak birçok eğitim aldım ve almaya devam ediyorum. Bunların yanı sıra Müjdat Gezen Okulu’nda Tiyatro Eğitimi aldım. Sahnelediğimiz iki güzel eserin içinde oynamak da benim için hem farklı bir tecrübe hem heyecan verici bir deneyimdi. Diğer bir taraftan BÜMED Deniz Akıncılar’dan aldığım Şarap Kültürü ve Kör Tadım eğitimi, o büyülü dünyanın içine dalmama vesile oldu. Sürekli damağımı ve burnumu geliştirmeye yönelik workshoplara katılıyorum. Üzümlerin olgunlaşma serüvenlerinde kaybolmak; tıpkı tiyatro gibi bitmeyen, heyecanlandıran ve yazmak kadar da keyif aldığım bir tutku benim için.  Fırsat buldukça da farklı ülkeleri görmeyi, farklı lezzetler tatmayı, farklı insanlarla tanışmayı çok seviyorum. Hayatın ve insanların gökkuşağı kadar renkli, uzay kadar sonsuz ve tahmin edilemez olduğunu biliyorum. Bu bilinmezlikte yolculuk etmek, kitabımın ve yazacak olduklarımın en güzel tohumları.

Yazın hayatınız nasıl başladı? Size öncülük etmiş isimler var mı?

Yazmaya hevesli her insanın öncelikle Dünya Klasiklerini okumuş olması gerektiğini düşünüyorum. Benim de hayran olduğum yazarlar arasında Shakespeare, Dostoyevski, Tolstoy, Emile Zola, Irvin D. Yalom gibi sayılamayacak miraslar var. Yazım hayatım, aslında lise çağında edebiyat öğretmenimin kompozisyon yazdırması ve yazılarımın onun dikkatini çekip bir gün beni odasına çağırmasıyla başladı. Yazdığım şeyin onu çok duygulandırdığını, ifade ediş biçimimi çok beğendiğini ve “Sakın yazmayı bırakma.” dediğini dün gibi hatırlıyorum. Bazen birileri vesile olur kendinizde çok olağan gördüğünüz şeylerin ortaya çıkmasına. Şu an dünyanın neresinde ve hayatta mı, bilmiyorum; ama ona buradan teşekkür etmek isterim. Umarım, bir yerlerden ulaşır teşekkürüm. 

Yazarken nelerden esinlenirsiniz? Örnek aldığınız yazar ve şairler var mı?

“Örnek almak” doğru bir tabir olmaz bence. Hayran olduğum ve onlara yetişmemin imkânsız olduğunu bildiğim, ölmeyen efsaneler diyebilirim ancak. Az önce saydığım yazarlar gibi birçok yabancı ve Türk yazarları okumayı seviyorum. Türk yazarlardan okudukça kalemine hayran kaldığım Nermin Bezmen, Zülfü Livaneli, Orhan Pamuk, Hakan Günday, Elif Şafak gibi değerlerimiz var. Yabancı yazarlardan da az önce söylediğim sayısız yazarlar... 

Esinlendiğim o kadar çok şey var ki… Hem farklı ülkelerde hem kendi ülkemde olabildiğince opera dinlemeye, müzeleri gezmeye, konserlere gitmeye çalışıyorum. Bazen bir şarkı dinlediğimde, bazen sokakta gördüğüm herhangi bir binadan, insandan, bakıştan ya da bir esere bakarken “Yıllar öncesinde o ressam, o eseri hangi hislerle yapmış olabilir acaba?” diye düşündüğümde, anlayacağınız her şeyden etkilenebiliyorum. Beni besleyen en büyük şeyin sanatın her dalı olduğunu biliyorum ve yaşanmış, gerçek hikâyeleri dinlediğimde çok etkileniyorum.  Örneğin; bu kitabımın ön yazısı hazır değildi ve ne yazacağımı bilmiyordum. “Kovacs” konserinde Cheap Smell’i dinlerken aklıma geldi ve eve döner dönmez kaleme aldım. Kitabımın “Aşk” bölümünün giriş yazısını ise bir şirket yemeğinde arkadaşımın yaşadığı imkânsız aşkının onda yarattığı sersemliği; sofradaki ses yığınının arasında o kadar güzel ifade etmişti ki o gece, yemekten sonra gecenin karanlığında kitaptaki yerini almıştı. 

Mesela yazı yazarken sürekli dinlediğim şarkılar var ve ilk kitabımın şarkısı Max Richter’in “On The Nature of Daylight” idi. İkinci kitabımın da ismi ve şarkısı şimdiden hazır. Yazarken o duyguya bürünmem için müziğin benim hayatımdaki yeri bambaşka. Müziksiz yazamıyorum. 

Kasım ayında okurlarla buluşan “İçimde Hoşçakaldın” adlı kitabınızdan bahseder misiniz? Bu kitabı neden yazdınız?

Aslında kitap daha yazılmadan ismi belliydi. Kitap yazmaya ilk karar verdiğimde amacım, yaşanmış insan hikâyelerini bir araya getirmekti ve ismi “İçimde Hoşçakalanlar” olacaktı. Sonra tesadüf eseri kitabımın ana karakterlerinden Meryem ile tanıştım. Sohbet ederken o küçük bedeniyle ne zorluklar atlattığını dinlediğimde hayretler içinde kaldım. Kendisine izin verirse hayatını kaleme almak istediğimi söyledim. “Meryem” karakteri dışındakilerin hepsi hayal ürünü; ama hayatın içinden. Kendimizden, arkadaşlarımızdan, ailemizden… Yani çok bizden duygular. Okuyucuların merakını söndürmemek adına anlatmak istemiyorum; ama aslında sosyal sorumluluk konusunda okuyucuya güzel mesajlar veren ve hayatımızın andan ibaret olduğunun, anda kalmanın farkında olarak bununla beraber yaşarken de giderken de birilerinde güzel hoşça kalmak ve güzel “Hoşça kal.” diyebilmek ana mesajım.

Kitabın ismi nereden geliyor?

Kitapta iki ana karakter var. Bu karakterlerin biri hayat mücadelesinde ve yaşadıklarıyla hayatta durmaya çalışırken; diğeri ise hayata geliş amacını sorguluyor ve anlık yaşıyor.  Biri bir gün daha fazla yaşamanın koşturmacasında; diğeri ise yaşadığı hayatın farkında değil. “Erkan” karakteri ayrılığın acısını fazlasıyla yaşamış, hâlâ atlatamamış ve bu acısından dolayı kimseye bağlanmayı, birilerinin de kendisine bağlanmasını istemiyor. Kitabın sonunda 4 hayatın birleştiği bir veda; ama aynı zamanda bir başlangıç var. Hayatta iken de hayata veda ederken de birilerinde güzel kalmak ve giderken de güzel “Hoşça kal.” diyebilmek… Kitabın ana fikri bu aslında. O nedenle ismini “İçimde Hoşçakaldın” koydum.

Sizce kitap, beklenen başarıya ulaşacak mı?

Ben, hayalimi gerçekleştirdim. Yazı yazmayı çok seviyorum. Yazmak; benim için bir tutku ve yazma anı dünyadan koptuğum, hiçbir şey düşünmeyip her şeyden soyutlandığım an. Başarılı olur ya da olmaz, birileri okurken keyif aldıysa ya da kitapta verilen mesajları alıp hayatına uygulamaya başladıysa, bir kişinin hayatında bile ufak da olsa iz bıraktıysa o zaman başarıya ulaşmış demektir.

Kitabınıza bir okur gözüyle nasıl yorum yaparsınız?

“Bazen duygu koridorundan geçtiğim, seyredip hissettiğim, gördüğüm, duyduğum, dokunduğum ve kokladığım 5 duyuma hitap eden sözcüklerden oluşan bir resim sergisine gittim.” demişti bir okuyucum bana. Okuyuculara tavsiyem, vermek istediğim duyguyu anlamaları ve karakterlerin hislerine bir nebze de olsa bürünmeleri için kitabı okurken sayfa içlerinde yer alan müzikleri açıp dinlemeleri. Kendimizi ve hayatı sorgulayan, yormayan, öğreten ve aslında bizi, çocukluğumuzu, bugünümüzü, pişmanlıklarımızı anlatan, kimi zaman da kendimize ayna tutan bir kitap.

Hazırlık aşamasında olan yeni bir eseriniz var mı?

İlk kitabımı yazmadan önce yaşanmış insan hikâyelerini kaleme almayı planlamıştım. Şimdi farklı yerlerde yaşayan o insanların hikâyelerini dinleyip kaydetmeye başladım. Kitabın adı ve müziği belli. Şu an not alma aşamasındayım. Bir an önce oturup, yazmak için sabırsızlanıyorum.

Son olarak gazetemiz okurlarına neler söylemek istersiniz?

Kitabımın içinde yer alan bir bölüm ile sonlandırmak istiyorum:

Bir gün tahmin edemediğim o gün gelecek ve ben o günü bilmeden uyanacağım. Sonum vuslat olsa da ölüme, kalbim aşka da sırnaşır yaşamaya da… Nafile olmasın hayatım. Bıraktıklarım ve anıldıklarım, yaşatılacağım mirasım olsun. İyi ki geldiniz, iyi ki hayatımda hoşça kaldınız. Güzel “Hoşça kal.” diyebilmem ve birilerinde hoşça kalmam dileğiyle…

Üç günlük hayat derler.

Oysa dün bitmiştir.

Yarın belli değildir.

Bir bu gün kalır.

O zaman hayat, bir gündür.

                        Can Yücel

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.