ÇAĞRI MENTEŞ RÖPORTAJI  -2

ÇAĞRI HOCA İLE SIFIRDAN İNGİLİZCE ÖĞRENME YÖNTEMLERİ

28 Ocak 2020 Salı 15:48
114 Okunma
ÇAĞRI MENTEŞ RÖPORTAJI  -2

AYŞEGÜL BEDİR AKOSMAN

İngilizce öğrenmek hatta ikinci bir yabancı dil bilmek çağımızın en büyük gerekliliği. İçinde bulunduğumuz dünya ve şartlar bizi buna zorluyor. Fakat yabancı bir dil nasıl öğrenilmelidir? Bu konuda hepimiz zorlanıyoruz. Çağrı Menteş, hazırladığı kitaplarla, YouTube videolarıyla ve yaptığı işlerlerle İngilizce öğretme konusunda öğrencilerine yol gösteren yeni nesil bir İngilizce eğitmeni. Biz de Çağrı hocayla bir araya gelerek yanlış eğitimlerle vakit ve para kaybetmek yerine doğru yolla İngilizce nasıl öğrenilir? konusunu detaylarıyla konuştuk buyurun...

Çağrı hocam öncelikle kısaca kendinizden bahseder misiniz?

6. sınıfta İngilizce öğretmeni olmaya karar verdim ve 19 yaşında da tam zamanlı olarak öğretmenliğe başladım. Süper lisede yabancı dil bölümünde okudum, ardından üniversitede İngilizce Öğretmenliği okudum. Üniversite üçüncü sınıftayken de okulumuzla Milli Eğitim Bakanlığı arasındaki özel protokol sayesinde tam zamanlı İngilizce dersleri vermeye başladım. 

Nasıl karar verdiniz 6. sınıfta İngilizce öğretmeni olmaya?

Aslında kültürle alakalı oldu biraz. O dönemlerde televizyonda izlediğim şeyler beni etkiledi. Ben de farklı kültürlere ilgi duyduğum için ve okuldaki İngilizce öğretmenlerimizin de etkisiyle İngilizce öğretmeni olmaya karar verdim. İngilizce öğretmeni olmasaydım da mutlaka İngilizce'yle ilgili bir şey yapmak istiyordum, ya rehber olurum ya da tercüman olurum diyordum. Mutlaka hayatımda İngilizce olsun istiyordum. Öğretmenliğe Milli Eğitim de başladıktan sonra İSMEK'te devam ettim ve burada yetişkinlerle çalıştım. Ardından Voscreen'de çalışmaya başladım. Voscreen, kısa film parçalarıyla ücretsiz İngilizce öğreten bir uygulama. Burada 2,5 sene çalıştım hatta eşimle birlikte çalışıyorduk ve oradan ayrıldıktan sonra İngilizce Kitap Kulübüm adında kendi girişimimizi kurduk. Bir süre bunu devam ettirdik daha sonra, kitaplar yurt dışından geldiği için ve döviz çok arttığı için kapattık. Şu an üç senedir Dijital Dil Okulu adında hem kayıttan, hem canlı dersler verdiğimiz bir sitemiz var. 

Uzun yıllar süren eğitim hayatımızda aslında İngilizce hep var ama bir türlü yeterince konuşamıyoruz. Bunun sebebi sizce nedir?

İngilizce çok göz önünde olduğu için böyle düşünülüyor ama diğer dersler de aynı. Örneğin 8. sınıfların girdiği son LGS sınavının sonuçlarına baktığımızda İngilizcede Matematikten daha iyiyiz. 20 Matematik sorusu var ortalaması 5, İngilizcede 10 soru sorulmuş ortalaması 4,5 böyle baktığımızda Matematik ve Türkçe dersini de uzun yıllar görüyoruz ama onlarda da çok bir ilerleme kaydedemiyoruz. Hatta okulda müzik dersi görmemize rağmen üniversite mezunu olup da bir enstrüman çalan kişi sayısı çok az. İngilizce gerçek hayatta çok karşımıza çıktığı için sanki sadece İngilizce'yi okulda görüp de öğrenemiyoruz gibi bir algı var. Aslında diğer dersler de öyle. Bu soruda speaking (konuşma) kısmı biraz ön planda sanıyorum. Onun için de şöyle söyleyebilirim. Okullarda speaking dersi çok az. Ben yabancı dil ağırlıklı bir lisede yabancı dil bölümünde okudum ve üniversiteye kadar okulda hiç İngilizce konuşmadım. Zaten speaking dersimiz falan yoktu sadece üniversiteye gidince konuşma dersimiz başladı. O yüzden İngilizcede de diğer derslerle aynı seviyedeyiz. Konuşmada kötü olmamızın sebebi de okullarda konuşma pratiğinin olmaması. 

Peki hocam İngilizce nasıl öğrenilmelidir? Bir dili daha iyi öğrenebilmek için ne gibi yöntemler, taktikler tavsiye edersiniz?

Aslında yöntemler kişiden kişiye değişiyor. Herkes için en iyi yöntem, sevdikleri şeylerle birleştirmeleri. Sosyal medyada da olduğum için binlerce öğrencim var. Onlardan çok fazla dönüş alıyorum. Örneğin İngilizceyi sadece oyunla öğrenen öğrencilerim var, çizgi film izleyerek öğrenmiş, hatta literatüre girmiş üzerinde araştırma yapılmış insanlar var. Burada önemli olan en çok neyi yapmayı seviyorsak İngilizceyi ona dahil edip kullanmak. Mesela benim kız kardeşim İngilizceyi YouTube'da makyaj videoları izleyerek öğrendi. Neyi seviyorsak onunla birleştirirsek hergün İngilizceye maruz kalıp daha kolay öğrenebiliriz. Çünkü yabancı dil öğrenmekte motivasyon ve süreklilik önemlidir. Hergün oyun oynamayı seviyorsak ve İngilizceyi de buna dahil ettiysek bu bir süreklilik sağlayacaktır ve bu şekilde çok hızlı öğrenebiliriz. 

Özetle hobimizi İngilizce ile birleştirelim diyoruz. Bir de şöyle bir durum var hep duyarız. Anlıyorum aslında ama konuşamıyorum bu neden kaynaklanıyor?

Evet en çok duyduğumuz şeylerden bir tanesi. Herkes bunu söylüyor. Aslında bunun iki yönü var. Birincisi, doğal süreç böyle olduğu için. Mesela ana dilimizi de öğrenirken önce duyuyoruz hatta iki yıla yakın duyuyoruz daha sonra konuşmaya başlıyoruz. Çünkü beynimize ne kadar çok girdi olursa o kadar çıktı oluyor. İkinci yönü ise şu; anlıyorum ama konuşamıyorum diyen insanların çoğu aslında anlayamıyor da. Sadece cümle içinden bir iki kelime seçtikleri için anladıklarını sanıyorlar. Ben bununla ilgili bir test yapmıştım, hatta bunun YouTube videosu da var. Anlıyorum ama konuşamıyorum diyenleri Sultanahmet'te yabancılarla konuşturdum ve aslında anlamadıklarını gördük. 

Evet ben onu izlemiştim. Peki hocam İngilizce öğrenmenin bir sıralaması var mı? Gramer, okuma, dinleme, konuşma, yazma gibi...

Ana dilimizle sırası aynı. Önce dinliyoruz sonra konuşuyoruz. 1. sınıflardaki çocuklar da öyle. Önce okumayı öğrenirler, sonra yazmayı öğrenirler. İngilizcede de sıra aynı diyebiliriz ama yetişkin olduğumuzda yani bilinçli bir şekilde öğrendiğimizde kelimeyle başlamamız bence daha iyi. Çünkü kelimeleri bilirsek, gramer bilmesek de az çok konuşabiliriz. Ama hiç kelime bilmeden sadece gramer bilerek konuşamayız. Kelime öğrenmeyi hallettikten sonra dinleme, konuşma, okuma ve yazmayı birbirleriyle destekleyerek devam ettirmeliyiz. Tabi konuşma ve yazma daha geç gelişecektir, onu da çok sorun etmemek lazım, zamanla gelişir.  Özetle bu şekilde bir sıralaması var diyebilirim. 

İlk etapta dinleyerek öğrenilmeli diyorsunuz fakat film izlerken ya da şarkı dinlerken aksan nedeniyle öyle kolay anlaşılmıyor, bazen bildiğimiz bir kelimeyi bile anlayamıyoruz. Bu sorun nasıl çözülür?

Duyduklarımızı anlama kısmında çok fazla dinleme yapmamız gerekir. Genellikle yeterince dinleme yapmıyoruz. Ben şu anda bile 20 yıldır İngilizceyle iç içe olmama rağmen hala günde bir saat dinleme yapıyorum. Çok dinleyince farklı insanlardan aynı şeyleri duyabiliyoruz. Böylece aksan ne kadar farklı olursa olsun o kelimeyi anlayabiliyoruz. Bir de şu var, kelime bilgisi dediniz ya genelde biz bilmediğimiz kelimeleri duymakta daha zorluk çekiyoruz. Eğer o kelimeyi biliyorsak duymamız ve anlamamız daha kolay oluyor. Aksanı çok fazla kafamıza takıyoruz. Yeterince doğru aksanla konuşabiliyor muyum? Beni anlarlar mı? diye düşünüyoruz. Bu durumda konuşmamızı çok engelliyor ve konuşmaktan çekiniyoruz. Halbuki aksan o kadar çok dert edilecek bir şey değil. İngilizce artık İngiltere'nin egemenliğinden çıktığı için tüm dünyada farklı birçok aksan var. Aksanımız yeterince anlaşılıyorsa hiç sorun değil. Ki zaten Türkler olarak bizim diğer milletlere oranla çok belirgin bir aksanımız yok yani diğer birçok millete göre rahatsız edici bir aksanımız yok. Anlaşılır olduktan sonra bir İngiliz ya da Amerikan gibi konuşmamıza gerek yok. Bu konuya çok takılmamalıyız. 

İstanbul'un turistik yerlerine gittiğimizde ve orada yabancılarla karşılaştığımızda onlar haritayı göstererek nasıl gidilir diye direkt soruyorlar. Hiç de öyle İngilizce dilbilgisi kurallarına uymayı düşünmüyorlar. Oysa biz tam olarak gramer düşünüyoruz. Hatta Cem Yılmaz'ın bu konuyla ilgili bir esprisi de var. 

Evet evet. Hatta doğru konuşmak için kasmamızın dışında uzun cümle kurmak içinde gereksiz çok çaba sarf ediyoruz. Akademisyenlerimiz de öyle. Makale yazarken illa uzun yazayım bir cümlem dört satır olsun istiyorlar. Buna hiç gerek yok. Amerikalıların dünyaca ünlü Hemingway diye bir yazarı var. Adamın en büyük özelliği sade ve düz cümle kurması. Lafı dolandırmaz. Biz de kısa ve net cümlelerle konuşabiliriz. Sadece anlaşılır olmamız önemli. Öğrencilerim kısa cümleler kurabiliyor fakat kendilerini yeterli görmüyorlar ve diyorlar ki; "daha karmaşık cümleler nasıl kurabiliriz?" Aslında buna gerek yok! Kimse bizden böyle bir şey beklemiyor sadece bizi anlamak istiyorlar. 

Mesela eğitim sisteminde, özel kurslarda hep yoğun bir gramere maruz kalıyoruz. Gramer için bu kadar vakit ayrılması sizce doğru mu?

Gramere ayrılan vakit aslında hedefimize göre değişir. Mesela bir sınava hazırlanıyorsak gramer önemli ama hedefimiz konuşmaksa o kadar da önemli değil. Doğrudan gramer çalışmadan sadece konuşma pratiği yaparak ya da sadece kitap okuyarak dolaylı yoldan grameri edinebiliyoruz. 

Örnek cümleleri görerek... 

Aynen öyle. Özellikle hedefimiz bu değilse gramer çalışmak çok sıkıcı oluyor. Gramer, tüm dünyada neredeyse bütün dilleri öğrenirken okullarda ön planda ve bu dili, dilden çok derse dönüştürüyor. Bu da öğrenciler için sıkıcı olabiliyor ve öğrenciyi dil öğrenmekten uzaklaştırıyor. Bence konuşmak için bu kadar yoğun gramer gerekli değil. 

İngilizce veya dil öğrenmek deyince insanlar çok istediklerini söylüyor ama biraz da ürküyor. Hiç İngilizce bilmeyen birisi için İngilizce öğrenmek sanıldığı kadar zor mu? Ne kadar sürede öğrenilebilir?

Sıfırdan İngilizce öğrenmek veya başka bir yetenek öğrenmek hem kolay hem zor. Kolaylığı şu; ilk 20 saat diye bir kavram var. Bu zaman diliminde çok hızlı ilerleme kaydedebiliyoruz. Bütün yeteneklerde bu böyle, gitar çalmak, dil öğrenmek vs. Daha sonra bu eğri yavaşlıyor ve yavaşlayınca da insanların motivasyonu düşüyor ve hevesi kaçıyor. Mesela günde 15 dakika çalışarak hiç İngilizce bilmeyen birisi 1 ya da 2 yıl içerisinde ileri seviyeye gelebilir. Bu açıdan bakınca güzel, günde 15-20 dakika çalışmak herkesin yapabileceği bir şey, ama zor olan kısmı bunu 1 yıl devam ettirebilmek. Onu yapabilen çok az kişi var. Bu açıdan baktığımızda da zor oluyor. Yeterince çalışırsak eğer 1 yıl sonunda İngilizcemiz, temelimiz oturmuş olur, 2 yılda da ileri seviyeye gelmek mümkün. 

Hocam günümüzde İngilizce çok önemli çünkü İngilizce yoksa terfi alamıyoruz ya da ne bileyim yeni bir iş aradığımızda karşımıza çıkabiliyor. Akademik kariyer yapmak istediğimizde gerekebiliyor veya eğitim almak istediğimizde belirli bir seviyede değilsek kabul görmüyoruz. İngilizce bu kadar hayatımızın içindeyken ve gerekliyken niye bu kadar öğrenmemeye dirençliyiz? Korkuyor muyuz? Sosyal bir fobimiz mi var? 

Çok güzel bir soru bu çünkü ben farklı pozisyonlardaki yetişkinlerle çalıştığım için bazı farkları çok iyi görme imkanım oluyor. Hobi için öğrenen insanlar daha çabuk pes ediyorlar fakat bir hedefi olan insanlar daha iyi ilerleyebiliyor. İşte terfi edecekse, dil tazminatı alacaksa ya da yurt dışına okumaya gidecekse... Bu insanların daha uzun süre çalıştıklarını, motivasyonunun daha yüksek olduklarını ve eninde sonunda hedeflerine ulaştıklarını görebiliyoruz. Sosyal fobi durumu konuşma kısmında var evet. Ortadoğu ve Asya kültürlerine özgü bir durum bu. Örneğin Kore'deki insanlar da sınıfta konuşmaya çekinirler. Türkiye'de de durum böyle. Biz zaten kendi dilimizde de girişken, konuşkan ya da sınıfta söz alan insanlar değiliz ve toplum içinde konuşma fobimiz olduğu doğru. Fakat dediğimiz gibi net hedefi olanlar motivasyonu yüksek olduğu için bu fobinin üstüne gidip daha iyi ve hızlı öğrenebiliyor. 

Motivasyon demişken, İngilizce öğrenebilmek için motivasyonumuzu nasıl artırabiliriz?

Aslında herkes teoride İngilizcenin önemini biliyor, net bir hedefi olmayanlar bile İngilizce öğrenmeliyim, artık bu dünyada gerekli diye düşünüyorlar yine de çok devam edemiyorlar. Fakat yurt dışına gidip, konuşamayıp o hissi yaşayıp geldikten sonra artık daha net bir hedefi oluyor. Diyor ki; "hocam gerçekten yurt dışında konuşamadığım için kötü hissettim ve artık konuşmak istiyorum" böyle bir deneyim işe yarayabiliyor. Örneğin iş yeri İngilizce öğrenmeye gönderiyor, tamam lazım deyip öğrenmeye başlıyor fakat çok üstüne düşmüyor. Ama birine sunum yapması gerektiğinde ve yapamadığında o hissi yaşadıktan sonra haliyle tavırları, bakış açısı değişiyor. 

Yani önce rezil olacağız, sonra öğreneceğiz. (gülüyoruz ahahaha)

Evet evet bu önemli :)

Peki İngilizce en verimli nasıl çalışılır ve en çok nasıl gelişir? Nokta atışı tavsiyeler istiyoruz hocam. 

Nokta atışı şu var mesela, sıralamada kelimeden başlanır dedik ya, aralıklı tekrar yöntemi diye bir şey var. Bunu yapmak lazım. Beyin bir bilgiyi kısa süreli hafızaya alıyor, daha sonra eğer lazım olmayacaksa onu unutuyor. Her şeyi çabuk unutmamızın sebebi bu. Bilgiyi orta ve uzun süreli belleğe atmak için tekrar etmemiz lazım. Mesela 45 dakika sonra ikinci tekrarı yapıp, ertesi gün üçüncü tekrarı, bir hafta sonra dördüncü tekrarı ve bir ay sonra da beşinci tekrarı yapmamız lazım. Fakat bir kelime listesi çıkarıp bu şekilde çalışmak çok zor. Bu nedenle bu yöntemi kullanan uygulamalardan faydalanabiliriz. Mesela Duolingo dünyadaki en meşhur uygulama bu konuda. 200 milyon kullanıcısı var ve ücretsiz bir uygulama. Siz kelimeyi çalıştığınızda ertesi gün tekrar o kelimeleri soruyor ve 5 kere üst üste doğru yaparsanız uzun süreli belleğe attığınızı düşünüp bir daha sormuyor ama yanlış yaparsanız sormaya devam ediyor, ta ki siz 5 kez üst üste doğru yapana kadar, en uygun yöntem bu. 

İngilizce eğitim veren kişilerden hep duyuyorum, gün içinde sürekli İngilizce düşünün diyorlar. Örneğin, bir kafeye gittik orada kahve ya da çay isterken bunu İngilizce nasıl söylerim diye mi düşünmeliyiz? 

Aynen öyle onların söylediği İngilizce düşünmekten kasıt bu değil ama senin verdiğin bu örnek daha güzel. İngilizce düşünün demelerindeki kasıt şu: biz bir şeyi Türkçedeki gibi ifade etmeye çalıştığımızda birebir çeviriyoruz ve İngilizcesinin öyle olmadığını gördüğümüzde hayal kırıklığına uğruyoruz. Çünkü Google çevirisi gibi oluyor. Mesela çok kolay olan bir şey için “çocuk oyuncağı” demek istiyoruz. Bunu “child’s toy” diye ifade edersek yanlış olur ve anlaşılmayabilir. “child’s play veya piece of cake” dememiz gerekir. O yüzden hocalar Türkçe gibi düşünmeyin demek istiyorlar. Senin verdiğin örneği günlük hayatta pratiğe dökersek bu bizi çok daha fazla geliştirir. Neyi söylemek istiyoruz da söyleyemiyoruz bunu görmüş oluruz. İyi konuşmak için ders alan öğrencilerime yazma ödevi de veriyorum. Bugün yaptıklarınızı yazın dediğimde yazamadığınız yerleri Türkçe yazın diyorum ve öğrenci şunu görmüş oluyor. Ben bu cümleyi neden yazamadım? Hangi kelimeyi bilmiyorum? Hangi gramer yapısını bilmiyorum? Bunları tespit edip, bu açıkları kapattığımızda da istediğimiz seviyeye ulaşabiliyoruz. 

Bazı kalıp cümleler var hocam bir kelime tek başına farklı bir anlamdayken bir cümlenin içinde bambaşka bir anlam içerebiliyor ve karıştırıyoruz. Örneğin deyimler de böyle bu sorunu nasıl çözeriz?

Kitap okuyarak, dizi ve film izleyerek bu sorunu aşabiliriz. Kalıp cümleleri o şekilde öğrenmeliyiz ve üstünde çok düşünmemeliyiz. Türkçe'de de aynı durum geçerli yabancıların Türkçe öğrenmesi oldukça zor. Yabancılara Türkçe eğitimi de veriyorum. İngilizceye göre Türkçe çok fazla istisnası olan bir dil. Mesela “Gözü kara çıktı.” diye bir cümleyi küçüklüğümüzden beri duyarız ve kullanırız. Garip de gelmez bize. Ama bir yabancı tek tek bu kelimeleri sözlükte arayarak “gözü kara” ifadesinin “korkusuz” olduğunu bulamaz. O yüzden bu gibi cümleleri kalıp olarak ve deyim olarak öğrenirsek daha doğru olur. Bu tip cümleleri sözlükten öğrenemeyeceğimiz için kitaptan okuyup bu nasılmış? diye bakmak veya filmde izleyip nasıl kullanılıyormuş? diye görmek daha kolay öğrenmemizi sağlar. 

Bir YouTube kanalınız var Çağrı Hoca İle İngilizce Öğren diye ve burada sıfırdan İngilizce anlatıyor ve öğretiyorsunuz. Biraz bahseder misiniz?

O kanal şöyle ortaya çıktı. 2011'de İSMEK'te çalışmaya başlamıştım. Bilmeyenler için İSMEK, belediyenin ücretsiz kursları ve orada 16 yaş üstü yetişkinlere hafta içi her akşam 18:00 - 21:00 saatleri arasında İngilizce dersleri veriyordum. Akşam grubunu tercih edenler de çalışanlar oluyor genellikle. Bu yüzden süreli “hocam bu hafta toplantım çıktı, mesaiye kaldık” vs. gibi sebeplerle çok fazla ders kaçırıyorlardı. Ertesi hafta şöyle bir durum ortaya çıkıyordu, “hocam ben geçen hafta gelemedim o konuyu kısaca tekrar anlatır mısınız?” Anlatırım ama hem zaman kaybı oluyor hem de önceki hafta o dersi görmüş insanlar sıkılabiliyor. Ben de düşündüm ne yapabilirim diye? Kullandığımız kitabın bilgisayar versiyonu vardı PDF olarak, onun üzerinden önceki anlattığım konuları videoya çekmeye başladım ve CD'ye keydettim, ders kaçıran öğrencilere onları veriyordum. Daha sonra CD'nin çok kullanışlı olmadığını fark edince bunları YouTube'a yükleyeyim, link veririm en azından dedim. Birkaç ay sonra baktım ki öğrencim olmayan insanlar da izliyor. YouTube o zamanlar çoğunlukla oyun oynayan çocukların olduğu, ciddi insanların zaman kaybı olarak gördüpü bir mecraydı. Şu anda ise durum böyle değil. Artık herkes YouTube'u bir şeyler öğrenebileceği bir yer olarak görüyor. Aradan geçen 8 yılda böyle bir duruma evrildi. Neticede başkalarının izlediğini görünce ben de video çekmeye devam ettim ve insanlar bu konuda beni çok yönlendirdi. O yüzden artık YouTube kanalımda her şeyle alakalı içerik var. Sıfırdan İngilizce gramer dersleri var. Okuma ve çeviri yaptığımız videolar var. Çocuklar için 4. sınıftan 8. sınıfa kadar sınava hazırlık videoları var. Açıköğretim okuyanlar için videolar, İngilizce kitap özetleri ve filmlerle İngilizce gibi çeşitli oynatma listelerim var. 

Sosyal medyada oldukça aktifsiniz ve İngilizce öğretmeyle ilgili de bir projeniz var. Merak ediyorum bu fikir nasıl doğdu?

Instagram’da tek bir görselle veya bir dakikalık videolarla neler yapabiliriz hep bununla ilgili düşünüyoruz. Bunun dışında yakın zamanda Tik Tok iletişime geçti ve “burada eğitim içeriklerini artırmak istiyoruz sizle beraber ne yapabiliriz” dediler. TikTok'ta da bir hesap açtım ve ülkemizde algısı yine çok kötü olan bir mecra. 

Evet bizimkiler çok farklı kullanıyor orayı, dünya şaşkın (gülüyoruz)

Evet orada da şu an çocuklar daha fazla. Türkiye'de 25 milyon aktif kullanıcıları varmış. Burada da ne kadar yararlı içerikle insanları buluşturabilirsek bizim için o kadar iyi. 

Ayrıca sosyal medya üzerinden İngilizce online eğitimleriniz var. 

Evet. İlk olarak geçen sene yaptığımız English Challenge diye bir projemiz var. İngilizce öğrenmek isteyenler 30 gün boyunca günde 1 saat online ders aldılar ve tüm derslere katılanlara ödedikleri paranın yüzde ellisini iade ettik geçen yıl. Bu sene de bir çılgınlık yapıp 90 günlük sürede yüzde yüz iade yapıyoruz. Çünkü geçen yılkinin çok kısa olduğunu söylediler, devam etmek isteyenler oldu. Biz de üç kur olsun diye bu yıl üç aylık yaptık ve bu üç ay boyunca bütün derslere katılanlara kesinti yapmadan ödediği tüm ücreti iade edeceğiz. Bu proje benim fikrim değil, Avrupa'da bunu yapanlar var. Türkiye'ye uyarlayabilir miyiz diye geçen yıl bir deneme yaptık ve insanların çok hoşuna gitti o yüzden bu sene de devam ediyoruz. Ben hep eğitimlerimde sosyal sorumluluk çerçevesinde çalıştığım için, mesela İSMEK öyleydi, insanlara sınıf ortamında ücretsiz ders veriyorduk. YouTube yine öyle, ücretsiz videolarla ders izleyebiliyorlar. Canlı, özel ders almak isteyenler için de böyle bir sistem oluşturduk. Bu derslerimiz interaktif oluyor, sınıfta el kaldırabiliyorlar ve ben onların mikrofonunu açıyorum, soru soruyorlar, cevaplıyorum dersler bu şekilde etkileşimli oluyor. Parası olmayanlar için de bir fırsat gibi düşünebiliriz. Bütün derslere 3 ay boyunca katıldıklarında parayı iade alıyorlar. Böylece benden ücretsiz ders almış oluyorlar. 

Bunun yanı sıra bir kursa gidip yollarda vakit kaybetmek yerine neredeyseniz oradan o anda derse katılıp zamandan kazanmak da oldukça cazip. 

Evet. Bir de motivasyon oluyor aslında. Bugün hep motivasyon konuştuk ve insanların verdiği paranın yüzde yüzünü geri alması önemli bir motivasyon kaynağı. 

Benim de çok beğendiğim bir kitabınız var. Bu kitapların devamı gelecek mi?

Kickstart Your English ilk kitabımızın adı. Evde kendi kendine İngilizce çalışmak isteyenler için bu kitabı hazırladık. Kendi kendine çalışırken bir yerden okuyup anlamak zor oluyor. O yüzden kitabın her sayfasına QR kodları (karekodlar) ekledik. Böylece bu kodları telefondan okutarak ister o sayfayı kendileri çalışabilirler isterlerse videosunu izleyebilirler. Daha sonra yine kitaba dönüp alıştırmaları çözebilirler. Bu başlangıç seviyesi için yaptığımız bir kitaptı ve 25 bin adet sattı. Türkiye şartlarında çok iyi bir sayı bu. 500 tanesini de YouTube kanalımın 5. yılında ücretsiz dağıttım 2018’de. 

Onlardan biri de benim. 

Şimdi bu kitabın yeni baskısı yok ama insanlar ileri seviyelerini de istedi ve hazırlayıp daha kalın bir kitap olarak yeni baskımızı çıkarmayı düşünüyoruz. Bunun dışında 8. sınıflar için Kankam İngilizce diye bir kitabımız var. Bu kitabı da Dilek Demirel hoca ve karikatürist Erhan Tatlıdilli ile birlikte yaptık. İçinde bol bol karikatürlerin yer aldığı çok eğlenceli bir kitap ve iki baskı yaptı. Şimdi Zorr-o Sorular diye bu kitabın yeni versiyonu geliyor. Daha zor sorularla hazırladığımız yine karikatürlerin olduğu, eğlenceli bir kitap olacak. 

Peki bir yabancı dili öğrendikten sonra ikinci dili öğrenmek daha mı kolay oluyor?

Kesinlikle daha kolay oluyor, o yollardan geçtikten sonra bir dil nasıl öğrenilir kendiniz için en iyi yöntemi deneyerek bulmuş oluyorsunuz. Özellikle kelimeler nasıl öğreniliyor? Nasıl akılda kalıyor? Neler yapılması gerekiyor? Bunları öğrenmiş oluyoruz. Ben de mesela İngilizce öğrendikten sonra Almanca ve İspanyolca çalıştım, çok daha kolay oldu. Özellikle bu dil, bir önceki öğrendiğimiz dille aynı dil ailesi içinde yer alıyorsa çok fazla ortak noktası oluyor. Örneğin Almancada İngilizceye benzeyen birçok kelime var. Bu açıdan ikinci bir dil öğrenmek daha kolay oluyor. 

Bu konuda çok soru geliyor ve sormak istiyorum. Dil öğrenmek açısından ana dili İngilizce olan eğitmenler mi daha verimli? Yoksa Türk eğitmenler mi daha verimli? 

Türk bir eğitmenden ders almanın şöyle bir avantajı var. O da sizinle aynı süreçlerden geçtiği için nerede hata yapabileceğinizi ya da Türkçeye uygun nasıl daha iyi öğrenebileceğinizi daha kolay kestirebiliyor. Yabancı eğitmenler ise konuşma konusunda pratik yapmak için çok iyi oluyor. Özellikle sizin dilinizi yani Türkçeyi bilmiyorsa. Çünkü böyle olunca, yabancı hocayla kolaya kaçıp Türkçe konuşamıyorsunuz, haliyle kendinizi sürekli İngilizce konuşmaya zorluyorsunuz. En iyisi ikisini birleştirmek olabilir. Özellikle kurslarda hem Türk eğitmenin olduğu dersler hem de yabancı eğitmenin olduğu karma gruplar daha etkili olabilir. 

Son olarak yetişkinlerle, çocukların İngilizce öğrenmesi biraz farklı, neden?

Çocuklar çok daha rahat öğreniyorlar, çünkü hata yapmaktan daha az korkuyorlar. Sevdikleri şeyleri kullanarak İngilizceyi daha kolay öğreniyorlar. Mesela şarkı onlar için çok önemli bir şey. Çok seviyorlar şarkılarla İngilizce öğrenmeyi ya da çizgi film izlemeyi çok seviyorlar. Aksanı da çok rahat duyup kapabiliyorlar. Kelimeleri daha iyi duyabiliyorlar. Yaşları ne kadar küçük olursa, ana dillerine o kadar yakın derecede İngilizce öğrenebiliyorlar. Fakat yetişkinler için bu böyle olmuyor. Yetişkinler, hem hata yapmaktan çok korkuyorlar, hem çabuk sıkılıyorlar, hem de çok farklı işleri olduğu için kafaları çok dağınık oluyor. Bu da konsantre olmalarını zorlaştırıyor. O yüzden yetişkinler işe giderken yolda bir uygulamayla 5-10 dakika çalışmaları onlar için daha iyi olur. Tabii aksanları çocuklar kadar iyi olmayacaktır ama ona da dediğimiz gibi takılmamaları lazım. 

O zaman biraz cesur olmak lazım diyorum ve bu keyifli röportaj için çok teşekkür ediyorum. 

Aynen öyle konuşmaktan çekinmemek lazım. Ben teşekkür ederim. 

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İstanbul Fatura Basımı

avukat kartvizit

evden eve nakliyat

ofis taşımacılığı