ÇAĞRI HOCA İLE SIFIRDAN İNGİLİZCE ÖĞRENME YÖNTEMLERİ

Ayşegül Bedir Akosman'ın, Çağrı Menteş ile yaptığı röportaj için tıklayınız...

22 Ocak 2020 Çarşamba 15:36
814 Okunma
ÇAĞRI HOCA İLE SIFIRDAN İNGİLİZCE ÖĞRENME YÖNTEMLERİ

İNGİLİZCE ÖĞRENMEK SANILDIĞI KADAR ZOR DEĞİL 

ÇAĞRI HOCA İLE SIFIRDAN İNGİLİZCE ÖĞRENME YÖNTEMLERİ

RÖPORTAJ: AYŞEGÜL BEDİR AKOSMAN

İngilizce öğrenmek hatta ikinci bir yabancı dil bilmek çağımızın en büyük gerekliliği. İçinde bulunduğumuz dünya ve şartlar bizi buna zorluyor. Fakat yabancı bir dil nasıl öğrenilmelidir? Bu konuda hepimiz zorlanıyoruz. Çağrı Menteş, hazırladığı kitaplarla, YouTube videolarıyla ve yaptığı işlerlerle İngilizce öğretme konusunda öğrencilerine yol gösteren yeni nesil bir İngilizce eğitmeni. Biz de Çağrı hocayla bir araya gelerek yanlış eğitimlerle vakit ve para kaybetmek yerine doğru yolla İngilizce nasıl öğrenilir? konusunu detaylarıyla konuştuk buyurun...

Çağrı hocam öncelikle kısaca kendinizden bahseder misiniz?

6. sınıfta İngilizce öğretmeni olmaya karar verdim ve 19 yaşında da tam zamanlı olarak öğretmenliğe başladım. Süper lisede yabancı dil bölümünde okudum, ardından üniversitede İngilizce Öğretmenliği okudum. Üniversite üçüncü sınıftayken de okulumuzla Milli Eğitim Bakanlığı arasındaki özel protokol sayesinde tam zamanlı İngilizce dersleri vermeye başladım. 

Nasıl karar verdiniz 6. sınıfta İngilizce öğretmeni olmaya?

Aslında kültürle alakalı oldu biraz. O dönemlerde televizyonda izlediğim şeyler beni etkiledi. Ben de farklı kültürlere ilgi duyduğum için ve okuldaki İngilizce öğretmenlerimizin de etkisiyle İngilizce öğretmeni olmaya karar verdim. İngilizce öğretmeni olmasaydım da mutlaka İngilizce'yle ilgili bir şey yapmak istiyordum, ya rehber olurum ya da tercüman olurum diyordum. Mutlaka hayatımda İngilizce olsun istiyordum. Öğretmenliğe Milli Eğitim de başladıktan sonra İSMEK'te devam ettim ve burada yetişkinlerle çalıştım. Ardından Voscreen'de çalışmaya başladım. Voscreen, kısa film parçalarıyla ücretsiz İngilizce öğreten bir uygulama. Burada 2,5 sene çalıştım hatta eşimle birlikte çalışıyorduk ve oradan ayrıldıktan sonra İngilizce Kitap Kulübüm adında kendi girişimimizi kurduk. Bir süre bunu devam ettirdik daha sonra, kitaplar yurt dışından geldiği için ve döviz çok arttığı için kapattık. Şu an üç senedir Dijital Dil Okulu adında hem kayıttan, hem canlı dersler verdiğimiz bir sitemiz var. 

Uzun yıllar süren eğitim hayatımızda aslında İngilizce hep var ama bir türlü yeterince konuşamıyoruz. Bunun sebebi sizce nedir?

İngilizce çok göz önünde olduğu için böyle düşünülüyor ama diğer dersler de aynı. Örneğin 8. sınıfların girdiği son LGS sınavının sonuçlarına baktığımızda İngilizcede Matematikten daha iyiyiz. 20 Matematik sorusu var ortalaması 5, İngilizcede 10 soru sorulmuş ortalaması 4,5 böyle baktığımızda Matematik ve Türkçe dersini de uzun yıllar görüyoruz ama onlarda da çok bir ilerleme kaydedemiyoruz. Hatta okulda müzik dersi görmemize rağmen üniversite mezunu olup da bir enstrüman çalan kişi sayısı çok az. İngilizce gerçek hayatta çok karşımıza çıktığı için sanki sadece İngilizce'yi okulda görüp de öğrenemiyoruz gibi bir algı var. Aslında diğer dersler de öyle. Bu soruda speaking (konuşma) kısmı biraz ön planda sanıyorum. Onun için de şöyle söyleyebilirim. Okullarda speaking dersi çok az. Ben yabancı dil ağırlıklı bir lisede yabancı dil bölümünde okudum ve üniversiteye kadar okulda hiç İngilizce konuşmadım. Zaten speaking dersimiz falan yoktu sadece üniversiteye gidince konuşma dersimiz başladı. O yüzden İngilizcede de diğer derslerle aynı seviyedeyiz. Konuşmada kötü olmamızın sebebi de okullarda konuşma pratiğinin olmaması. 

Peki hocam İngilizce nasıl öğrenilmelidir? Bir dili daha iyi öğrenebilmek için ne gibi yöntemler, taktikler tavsiye edersiniz?

Aslında yöntemler kişiden kişiye değişiyor. Herkes için en iyi yöntem, sevdikleri şeylerle birleştirmeleri. Sosyal medyada da olduğum için binlerce öğrencim var. Onlardan çok fazla dönüş alıyorum. Örneğin İngilizceyi sadece oyunla öğrenen öğrencilerim var, çizgi film izleyerek öğrenmiş, hatta literatüre girmiş üzerinde araştırma yapılmış insanlar var. Burada önemli olan en çok neyi yapmayı seviyorsak İngilizceyi ona dahil edip kullanmak. Mesela benim kız kardeşim İngilizceyi YouTube'da makyaj videoları izleyerek öğrendi. Neyi seviyorsak onunla birleştirirsek hergün İngilizceye maruz kalıp daha kolay öğrenebiliriz. Çünkü yabancı dil öğrenmekte motivasyon ve süreklilik önemlidir. Hergün oyun oynamayı seviyorsak ve İngilizceyi de buna dahil ettiysek bu bir süreklilik sağlayacaktır ve bu şekilde çok hızlı öğrenebiliriz. 

Özetle hobimizi İngilizce ile birleştirelim diyoruz. Bir de şöyle bir durum var hep duyarız. Anlıyorum aslında ama konuşamıyorum bu neden kaynaklanıyor?

Evet en çok duyduğumuz şeylerden bir tanesi. Herkes bunu söylüyor. Aslında bunun iki yönü var. Birincisi, doğal süreç böyle olduğu için. Mesela ana dilimizi de öğrenirken önce duyuyoruz hatta iki yıla yakın duyuyoruz daha sonra konuşmaya başlıyoruz. Çünkü beynimize ne kadar çok girdi olursa o kadar çıktı oluyor. İkinci yönü ise şu; anlıyorum ama konuşamıyorum diyen insanların çoğu aslında anlayamıyor da. Sadece cümle içinden bir iki kelime seçtikleri için anladıklarını sanıyorlar. Ben bununla ilgili bir test yapmıştım, hatta bunun YouTube videosu da var. Anlıyorum ama konuşamıyorum diyenleri Sultanahmet'te yabancılarla konuşturdum ve aslında anlamadıklarını gördük. 

Evet ben onu izlemiştim. Peki hocam İngilizce öğrenmenin bir sıralaması var mı? Gramer, okuma, dinleme, konuşma, yazma gibi...

Ana dilimizle sırası aynı. Önce dinliyoruz sonra konuşuyoruz. 1. sınıflardaki çocuklar da öyle. Önce okumayı öğrenirler, sonra yazmayı öğrenirler. İngilizcede de sıra aynı diyebiliriz ama yetişkin olduğumuzda yani bilinçli bir şekilde öğrendiğimizde kelimeyle başlamamız bence daha iyi. Çünkü kelimeleri bilirsek, gramer bilmesek de az çok konuşabiliriz. Ama hiç kelime bilmeden sadece gramer bilerek konuşamayız. Kelime öğrenmeyi hallettikten sonra dinleme, konuşma, okuma ve yazmayı birbirleriyle destekleyerek devam ettirmeliyiz. Tabi konuşma ve yazma daha geç gelişecektir, onu da çok sorun etmemek lazım, zamanla gelişir.  Özetle bu şekilde bir sıralaması var diyebilirim. 

İlk etapta dinleyerek öğrenilmeli diyorsunuz fakat film izlerken ya da şarkı dinlerken aksan nedeniyle öyle kolay anlaşılmıyor, bazen bildiğimiz bir kelimeyi bile anlayamıyoruz. Bu sorun nasıl çözülür?

Duyduklarımızı anlama kısmında çok fazla dinleme yapmamız gerekir. Genellikle yeterince dinleme yapmıyoruz. Ben şu anda bile 20 yıldır İngilizceyle iç içe olmama rağmen hala günde bir saat dinleme yapıyorum. Çok dinleyince farklı insanlardan aynı şeyleri duyabiliyoruz. Böylece aksan ne kadar farklı olursa olsun o kelimeyi anlayabiliyoruz. Bir de şu var, kelime bilgisi dediniz ya genelde biz bilmediğimiz kelimeleri duymakta daha zorluk çekiyoruz. Eğer o kelimeyi biliyorsak duymamız ve anlamamız daha kolay oluyor. Aksanı çok fazla kafamıza takıyoruz. Yeterince doğru aksanla konuşabiliyor muyum? Beni anlarlar mı? diye düşünüyoruz. Bu durumda konuşmamızı çok engelliyor ve konuşmaktan çekiniyoruz. Halbuki aksan o kadar çok dert edilecek bir şey değil. İngilizce artık İngiltere'nin egemenliğinden çıktığı için tüm dünyada farklı birçok aksan var. Aksanımız yeterince anlaşılıyorsa hiç sorun değil. Ki zaten Türkler olarak bizim diğer milletlere oranla çok belirgin bir aksanımız yok yani diğer birçok millete göre rahatsız edici bir aksanımız yok. Anlaşılır olduktan sonra bir İngiliz ya da Amerikan gibi konuşmamıza gerek yok. Bu konuya çok takılmamalıyız. 

İstanbul'un turistik yerlerine gittiğimizde ve orada yabancılarla karşılaştığımızda onlar haritayı göstererek nasıl gidilir diye direkt soruyorlar. Hiç de öyle İngilizce dilbilgisi kurallarına uymayı düşünmüyorlar. Oysa biz tam olarak gramer düşünüyoruz. Hatta Cem Yılmaz'ın bu konuyla ilgili bir esprisi de var. 

Evet evet. Hatta doğru konuşmak için kasmamızın dışında uzun cümle kurmak içinde gereksiz çok çaba sarf ediyoruz. Akademisyenlerimiz de öyle. Makale yazarken illa uzun yazayım bir cümlem dört satır olsun istiyorlar. Buna hiç gerek yok. Amerikalıların dünyaca ünlü Hemingway diye bir yazarı var. Adamın en büyük özelliği sade ve düz cümle kurması. Lafı dolandırmaz. Biz de kısa ve net cümlelerle konuşabiliriz. Sadece anlaşılır olmamız önemli. Öğrencilerim kısa cümleler kurabiliyor fakat kendilerini yeterli görmüyorlar ve diyorlar ki; "daha karmaşık cümleler nasıl kurabiliriz?" Aslında buna gerek yok! Kimse bizden böyle bir şey beklemiyor sadece bizi anlamak istiyorlar. 

Mesela eğitim sisteminde, özel kurslarda hep yoğun bir gramere maruz kalıyoruz. Gramer için bu kadar vakit ayrılması sizce doğru mu?

Gramere ayrılan vakit aslında hedefimize göre değişir. Mesela bir sınava hazırlanıyorsak gramer önemli ama hedefimiz konuşmaksa o kadar da önemli değil. Doğrudan gramer çalışmadan sadece konuşma pratiği yaparak ya da sadece kitap okuyarak dolaylı yoldan grameri edinebiliyoruz. 

Örnek cümleleri görerek... 

Aynen öyle. Özellikle hedefimiz bu değilse gramer çalışmak çok sıkıcı oluyor. Gramer, tüm dünyada neredeyse bütün dilleri öğrenirken okullarda ön planda ve bu dili, dilden çok derse dönüştürüyor. Bu da öğrenciler için sıkıcı olabiliyor ve öğrenciyi dil öğrenmekten uzaklaştırıyor. Bence konuşmak için bu kadar yoğun gramer gerekli değil. 

İngilizce veya dil öğrenmek deyince insanlar çok istediklerini söylüyor ama biraz da ürküyor. Hiç İngilizce bilmeyen birisi için İngilizce öğrenmek sanıldığı kadar zor mu? Ne kadar sürede öğrenilebilir?

Sıfırdan İngilizce öğrenmek veya başka bir yetenek öğrenmek hem kolay hem zor. Kolaylığı şu; ilk 20 saat diye bir kavram var. Bu zaman diliminde çok hızlı ilerleme kaydedebiliyoruz. Bütün yeteneklerde bu böyle, gitar çalmak, dil öğrenmek vs. Daha sonra bu eğri yavaşlıyor ve yavaşlayınca da insanların motivasyonu düşüyor ve hevesi kaçıyor. Mesela günde 15 dakika çalışarak hiç İngilizce bilmeyen birisi 1 ya da 2 yıl içerisinde ileri seviyeye gelebilir. Bu açıdan bakınca güzel, günde 15-20 dakika çalışmak herkesin yapabileceği bir şey, ama zor olan kısmı bunu 1 yıl devam ettirebilmek. Onu yapabilen çok az kişi var. Bu açıdan baktığımızda da zor oluyor. Yeterince çalışırsak eğer 1 yıl sonunda İngilizcemiz, temelimiz oturmuş olur, 2 yılda da ileri seviyeye gelmek mümkün. 

Hocam günümüzde İngilizce çok önemli çünkü İngilizce yoksa terfi alamıyoruz ya da ne bileyim yeni bir iş aradığımızda karşımıza çıkabiliyor. Akademik kariyer yapmak istediğimizde gerekebiliyor veya eğitim almak istediğimizde belirli bir seviyede değilsek kabul görmüyoruz. İngilizce bu kadar hayatımızın içindeyken ve gerekliyken niye bu kadar öğrenmemeye dirençliyiz? Korkuyor muyuz? Sosyal bir fobimiz mi var? 

Çok güzel bir soru bu çünkü ben farklı pozisyonlardaki yetişkinlerle çalıştığım için bazı farkları çok iyi görme imkanım oluyor. Hobi için öğrenen insanlar daha çabuk pes ediyorlar fakat bir hedefi olan insanlar daha iyi ilerleyebiliyor. İşte terfi edecekse, dil tazminatı alacaksa ya da yurt dışına okumaya gidecekse... Bu insanların daha uzun süre çalıştıklarını, motivasyonunun daha yüksek olduklarını ve eninde sonunda hedeflerine ulaştıklarını görebiliyoruz. Sosyal fobi durumu konuşma kısmında var evet. Ortadoğu ve Asya kültürlerine özgü bir durum bu. Örneğin Kore'deki insanlar da sınıfta konuşmaya çekinirler. Türkiye'de de durum böyle. Biz zaten kendi dilimizde de girişken, konuşkan ya da sınıfta söz alan insanlar değiliz ve toplum içinde konuşma fobimiz olduğu doğru. Fakat dediğimiz gibi net hedefi olanlar motivasyonu yüksek olduğu için bu fobinin üstüne gidip daha iyi ve hızlı öğrenebiliyor. 

Motivasyon demişken, İngilizce öğrenebilmek için motivasyonumuzu nasıl artırabiliriz?

Aslında herkes teoride İngilizcenin önemini biliyor, net bir hedefi olmayanlar bile İngilizce öğrenmeliyim, artık bu dünyada gerekli diye düşünüyorlar yine de çok devam edemiyorlar. Fakat yurt dışına gidip, konuşamayıp o hissi yaşayıp geldikten sonra artık daha net bir hedefi oluyor. Diyor ki; "hocam gerçekten yurt dışında konuşamadığım için kötü hissettim ve artık konuşmak istiyorum" böyle bir deneyim işe yarayabiliyor. Örneğin iş yeri İngilizce öğrenmeye gönderiyor, tamam lazım deyip öğrenmeye başlıyor fakat çok üstüne düşmüyor. Ama birine sunum yapması gerektiğinde ve yapamadığında o hissi yaşadıktan sonra haliyle tavırları, bakış açısı değişiyor. 

Yani önce rezil olacağız, sonra öğreneceğiz. (gülüyoruz ahahaha)

Evet evet bu önemli :)

devam edecek....

Önce Vatan Gazetesi

Son Güncelleme: 22.01.2020 09:03
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İstanbul Fatura Basımı

avukat kartvizit

evden eve nakliyat

ofis taşımacılığı