Bu kalp seni unutur mu?

Türk Sinemasının duayen yönetmeni Ümit Efekan; Doğal, samimi, zeki, çok alcak gönüllü bir şahsiyet, şahane bir röportaj oldu hatta sohbete doyamadık, yazı dizisi halinde yayınlayacağız, bir devre ve toplumun değer yargılarına, ikili ilişkilere farklı bir bakış açısı ile derinden inceleme, unutulmaz anılar ile klasikler arasına giren bir söyleşi oldu. Kariyer yolculuğunda aldığı eşsiz eğitimin ve çok özel isimlerin değerini bilip, üzerine müthiş bir çalışma ile bugünkü zirve noktasına gelişinin hikayesini, Zamanında yapılan filmlerin bugünün köklerini attığını ve daha pek çok detayı, Çok kibar, tatlı dilli, Güler yüzlü İstanbul beyefendisinden dinledik, buyrun...

Bu kalp seni unutur mu?

Türk Sinemasının duayen yönetmeni Ümit Efekan; Doğal, samimi, zeki, çok alcak gönüllü bir şahsiyet, şahane bir röportaj oldu hatta sohbete doyamadık, yazı dizisi halinde yayınlayacağız, bir devre ve toplumun değer yargılarına, ikili ilişkilere farklı bir bakış açısı ile derinden inceleme, unutulmaz anılar ile klasikler arasına giren bir söyleşi oldu. Kariyer yolculuğunda aldığı eşsiz eğitimin ve çok özel isimlerin değerini bilip, üzerine müthiş bir çalışma ile bugünkü zirve noktasına gelişinin hikayesini, Zamanında yapılan filmlerin bugünün köklerini attığını ve daha pek çok detayı, Çok kibar, tatlı dilli, Güler yüzlü İstanbul beyefendisinden dinledik, buyrun...

12 Eylül 2019 Perşembe 15:39
63 Okunma
Bu kalp seni unutur mu?

Çocuk yetiştirmek ve büyütmek, başlı başına bir sorumluluk ve sanat zaten. 

Hayatım, karı koca olarak çocuk yetiştiriyorsun evdeki durumun ne, yetişen çocuk nasıl yetişiyor? Acaba sizin birbirinizle sürtüşmenizde nasıl etkileniyor? Çocuk anne ve baba arasında böyle mi büyür? İşte hergün kavga, tartışma vs. derken hadi evlen diyorsun yeni nesile ben evlenmem diyor. Yaşamda aslına bakarsan yani köküne bakarsan Tanrı’nın bize verdiği şey şu: İnsan özgürdür ve birey özgür olduğu müddetçe mutlu olur ve yaratıcı olur. 

O zaman mutlu olunca da yaratıcı oluyorsun...

Evet yaratıcılıkta özgürce düşünmeyle alakalı zaten. Özgürce yaşıyorsun ve özgürlük senin keyfin. Ama sıkışıpta baskılar başlıyorsa, ekonomik sıkıntılar başlıyorsa bu sefer kadın olarak daha da zavallı hale geliyorsun, orada da o zaman bazıları, başka birine tutunabiliyor. Ben birine tutunayım bana güç versin diyor. Erkeklerde de bunu görüyoruz. Aslında senin kendi kişiliğin önemli, o kadar önemlisin ki, kadınlar daha hırslı erkeklerden artıları daha fazla. Siz kadınlar çok hassasınız, çok detaycısınız bizim böyle gelip höt dediğimiz bir şeye siz oradan buradan şuradan derken 10-15 tane seçenekle geliyorsunuz. Biz erkekler öyle kala kalıyoruz. 

Erkekler biraz daha düz mantık gidiyor...

Evet biz düz mantıkla gidiyoruz ama zaten ikimizde öyle olsaydık kadın, erkek ilişkileri olmazdı. Kadının bu kadar becerili, ince düşünceli olma erkeği idare etmesi sonucunu doğuruyor. Erkek bir kadını idare etmiyor, bir evi idare etmiyor. Erkek mücadele edip parayı buluyor bir şeyi alıp getiriyor, ondan sonraki düzen çaktırmadan kadına ait. Hem savaş veriyoruz dışarda parayı getiriyoruz hem de birde evde fırça yiyoruz. (Gülüyor)

Halbuki o kadar safız ki çok ince geçişler var burada hemen teslim oluyoruz 2-3 güzel söze teslim oluyoruz. ‘Canım’ dersin biter. “Aaah geldi hayatım, sana şunu yaptım” de biter. İşte çocuk bir şey ister babayı üzmek yok vs. Bunun gibi 8-10 tane kalıp cümle var bunu bilen kadın işi çözer.  Siz kadınların da birçok özelliği var bu kadar şeyi idare etmek insanın sinir sistemlerini bozar. Evi, çocuğu, kocayı, işi, parayı, sağlığı, yemeği idare et derken yıpranıyorsunuz. Velhasıl iki insanın bir arada kadın erkek ilişkilerinde özellikle yaşaması çok zor. Bunu benimsemek, içselleştirebilmek zor, evlilik zor. Onun için 5 senelik mukavele şeklinde kanunlar hazırlanıyor yurt dışında. 

Yani 5 sene evli kalıyorlar sonunda iki taraftan biri memnun değilse ayrılıyorlar mı?

Ayrılıyorlar değil, çiftlere soracaklar devam ediyor mu diye, çiftler 5 seneliğine imzalayıp devam ediyorlar, bu 5 yılın sonunda mukavele bitiyor, yani evden çıkıyorsun.  

Memnun musun? Değil misin? Kira kontratı gibi. 

Evet kira kontratı gibi, diyor ki çiftlerden biri ben memnun değilim, nedeni şu vesaire dediğinde bu 5 senelik mukavelede devam etmiyor ilişkinin gidişatına göre karar veriyorsun. 

O zaman çiftler birbirlerine daha çok özenirler

Dizi gibi tutmadı mı kaldırıyorsun ortadan, dizilerde öyledir ya reyting yok mu sonlandırırsın bu da öyle bir şey. Çünkü reyting yoksa kazanamıyorsun o zaman hadi artık herkes kendi evine. Eğer iyi gidiyorsa o zaman bir mukavele daha yapıp devam ediyorlar. Bunun doğrusu bu, böyle olursa ne olur biliyor musunuz? Herkes kendine dikkat eder, birbirine özenli davranır, karşılıklı anlayış gösterir çünkü işin içine 5 yılın sonuna yaklaştıkça kaybetme korkusu girer. Çiftler birbirini nasıl mutlu edebilirim diye düşünmeye başlar böylece daha mutlu olurlar. Çiftler birbirine mecbur diye baktıkça ilişki yıpranıyor. 

Hiç hoş değil, çiftlerin içinden gelerek özenle davranması gerekiyor birbirlerine.

Evet bu yüzden dağılıyor evlilikler zaten. Birde insanların yapısal kitle indeksleri var yani kilo taşıma kapasiteleri var. Eşlerden biri su istiyor sonra bir daha ki sefere kahve, sonra hem su hem kahve derken istekler artıyor. Sen yapmaya devam ettikçe verdikçe istiyor. Sonra bu durum sanki senin görevinmiş gibi bir zorunluluk haline dönüşüyor, Murphy Kanunları gibi bir adama bir işi yapın sonra bir daha yapın ondan sonra bu sizin göreviniz oluyor. Evliliğin insan psikolojisiyle ilgisi çok büyük ve bir kere çiftlerin dinlenmesi lazım. Benim söylediğim bir söz var ve ben gerçekten bunu çok seviyorum.” İlişkiler, çiftler, arkadaşlıklar yoruluyor.”

Katılıyorum, adını koymuşsunuz. Hatta yaptığınız iyilikler bile bazen sizin göreviniz gibi yorumlanabiliyor. 

Ne yaparsın yorulunca dinlenebilirsin, örnegin bir arkadaşınız var iç içesiniz o kadar yakınsınız, her gün görüşüyorsunuz. Ben iddia ediyorum 1 ay sonra başlar çatırdamaya. Niye iç içe oldunuz birbirinizle mesafe kalmadı. Arkadaşlıklar, kardeşlikler, baba-oğul, karı-koca, sevgili hepsi böyle ilişkiler yoruluyor. 

İşte ‘Halkalı Köle’, evlilik üzerine bir film ve çok şey öğrendim. Çünkü hayatta dip dibe giden iki insanın yaşayıp yaşayamayacağına bir örnek. Yaşanmış bir hikaye Bekir Yıldız’ın kendi eşiyle olan ilişkilerinin anlatıldığı bir film, hatta kitapları da var. Hayatımın bir parçası olduğu için bu filmden etkilendim ve onun için çok keyifle çalıştım ve Zuhal Olcay’a rolü verdiğim zaman havalara uçtu. Çünkü niye hayata bıraktık biz o filmi. 10 sene, 20 sene, 30 sene, 40 sene geçsede bir Halkalı Köle olacak ve o film seyredilecek. 

İkincisi, Madde 438 hayat kadınlarını dövüyorsun. Ama hayat kadını olduğu için daha az ceza alıyorsun, tabi kadın şikayete gidiyor. İnsana değer vermiyorsun. Birde ‘Acı Dünya’ diye bir film çektim Tarık Akan ve Harika Avcı’yla o da bir yaşam. Şimdi sinemada bir hayali şeyler çekebilirsin ya da birisi bir kitap yazmıştır o kitabı alırsın çekersin ve birde kendi yaşadıkları vardır yaşamak, nefes almak, dokunmak, kavga etmek, sarılmak, bir araya gelmek, her şeyi yaparken işte bu noktada neler çıkıyor biliyor musun? Bir senaristin bir yönetmenin hayal edemeyeceği şeyleri bulabiyorsunuz yaşanmışlıklar çok önemli. ‘Acı Dünya’ ve ‘Halkalı Köle’de ben bunları gördüm. Çünkü birebir yaşananları ele alıyor. Öyle bir şey ki mesela kendimiz bir şey yaşamışızdır onu biraz senaryoyla değiştirebiliriz. Ama sen bana gelir öyle bir şey anlatırsın ki hiç aklımıza bile gelmeyen bir hikaye olabilir. Örneklerden bir tanesini söyleyeyim bende çok çektim. Şöyle bir hikaye vardır onu siz de çok seyrettiniz. Adamın birinin ilişkisi iyi değildir ve gider bir başka bir kadınla birlikte olur onun adına da metres denir. Kadında evde kıyameti koparır, çocukları vardır lanet olsun diye bağırır çağırır. İşte adam gelir, çocuklar kadınla tanışmaz kabul etmez, kavgalar, sürtüşmeler bunu film olarak düşün. ADam metresine gider evine pek dönmez vs. biz bunu böyle çektik. Hatta Türkan Şoray’la Can Gürzap’ın bir filmi var böyle adı Metres. Adamın bir evliliği var Türkan Şoray’da çok güzel bir kadın onunla metres hayatı yaşıyor. Seneler sonra bu filmi çektik biz ve senaristlerde yazdı. Sonra Susan Sarandon’un filmi geldi Julia Roberts oynuyor, seyrediyorum. 

Evet hatırladım. Şok ediciydi.

Susan Sarandon’un iki tane çocuğu var, erkekte Richard Gere’di galiba sürtüşüyorlar ilişkiler bozuluyor, kadın yorulmuş. Julia Robert ise tam bir ceylan gibi genç, güzel ve hoş. Eşi böyle bir kadınla birlikte oluyor evde zaten sorun var. Evdeki kadın idare ediyor falan, dedim ki biz bu filmi çektik hem de kaç kere çektik bu film nereye gidiyor acaba merak ediyorum bizim çektiğmiz gibi mi? Ama akıl akıldan üstün, senarist ne yapmış biliyor musun? Susan Sarandon anne ya deliriyor tabii o kadını çocuklarına kötülüyor. Çocukları babasına göstermiyor her şeyi yapıyor derken birden hastalanıyor ve asıl senaryo o zaman başlıyor. Tam burada bizim düşünemediğmiz senaryo giriyor devreye ve inanamadım bu nasıl bir şey dedim. Senaryoda kadın hasta, kanser oluyor, ölüyor yani ölecek. Ölünce ne olacak çocukları ortada kalacak işte o kötülediği kadınla (kocasının sevgilisiyle) yüz yüze konuşuyor ve dost oluyorlar. Çocuklarımı sana emanet ediyorum diyor. Çocuklarına bir konuşma yapıyor babanız haklı olabilir belki benden bıkmıştır gibi ılımlı konuşarak çocuklara o kadını sevdirmeye çalışıyor. Çocuklar istemediği halde kadın çocukları oraya doğru itiyor. İşte bu bizim aklımıza gelir mi? Bir kadın çocuklarını annelerinin nefret ettiği, babalarının metresi olduğu başka bir kadına teslim ediyor ve çocuklarda o kadını seviyor. Alkış kadına alkış kötü kadındı hani. Şimdi ben neyi anlattım bir şeyi öğretiyor bu bize. Senaryo böyle bir şey o film topluma doğru mesaj verdi ama biz veremedik o filmlerde veremedik. 

Tam yeri gelmişken şöyle bir soru sormak istiyorum Ümit bey, siz Safa Önal’ın senaryolarını da çekmişsiniz biz üniversitedeyken kendisi bizim festivallere geliyor ve seminerler veriyordu. Hep senaryo yazmanın öneminden bahsederdi. Sizce neden ülkemizde böyle çarpıcı senaryolar yazılmıyor?

Evet kendisi çok değerli hocadır, profesördür. Çünkü yaşanmışlıklar çok önemlidir bu seviyeye gelmek için uzun süre yazmak gerekir bu fikre gelmek için 10-15 yıl uğraşmalısın. Hani nerede 20-30 senelik senarist yok tabii ki. Senaryo yazan var mı var. Peki senaryo para kazandırıyor mu?, Hayır. Senaristlik bir meslek olarak yapılıyor mu olsa da iş bulabilecek misin? Nerede tecrübe kazanacaksın oysa kendini yazdıkça geliştirirsin. 

Örneğin biz de üniversitede senaryo dersi aldık fakat daha fazla ülkemizde senaryo eğitimiyle ilgli neler yapılabilir?  

Senaryo nasıl çalışılır? Senaryo nedir? Senaryonun sinemaya aktarımında halkın beklentisi nedir? Bazı şeylerin kuralları vardır yani sizler daha iyi bilirsiniz. Nedir bu kurallar? Bir filmde neyi anlatacağın çok önemli neyi anlatıyorsun? Mesela soruyorum size Titanic ne anlatıyor? 

Bir geminin batması, içerisinde birçok mesaj barındıyor. İçindeki insanların yaşantısı onlar olmazsa bomboş hiç iz bırakmaz. Filmdeki flashbackler (geriye dönüşler) çok önemli. Hocam sosyolog, psikolog olarak insanları inceleyen gören bir göz olması gerekmiyor mu?

Bakın hep birlikte filmi çözüyoruz. Tüm bunlara rağmen aynı gemi içinde çımacı, zirvedeki trilyoner bir insanla aynı yerde yaşıyor. Kadın erkek ilişkisi var, aşk yaşayan var, kaçamak aşklarvar, üçkağıtçı var. Birisi çok paralı diğeri çok fakir, birisi çok sağlıklı diğeri çok sağlıksız bütün bu insanların doğanın ya da yapılan büyük bir yanlışın sonunda farklılıklarına rağmen aynı yerde bulunması ve geminin içindeki insan faktörünün ne hale geldiğini görüyoruz. 

Özetle statüsü ne olursa olsun hepimiz aynı gemideyiz. 

Bitti işte bu kadar aynı gemideyiz ama ben bir yönetmen olarak bir şey ekliyorum oraya dikkat edin. Sen bu kadar havalıydın az önce yüz vermediğin adama beni kurtar diyorsun. Orada düştüğün durum, aynı masada oturamayacağın insanlardan bile yaşam adına düştüğün duruma bakar mısın? Sen hiç böbürlenme param var pulum var diye. Peki biz ne anlatıyorduk? Hani sadece bir gemi batıyordu?

Evet içinde bir çok mesaj var...

Demekki ne oluyor doğa olaylarında, topluluğun olduğu felaketlerde insanların zavallı hale geldiği, kendini hiçbir şekilde anlatamadığını görüyoruz, çünkü doğanın gücüne karşı koyamayız. Depremde böyle, geminin batması da, uçağın düşmesi de o anın o ölüm anının içindeki o zavallılık halini anlatıyor. Sen o havaları atma mesajı veriyor. İşte bize bunu sinema veriyor ne lazım bize senarist lazım. Peki bu senaristi neyi bu kadar çok iyi yaşamış ki senaryo yazacak. 

Benim programım var biliyorsun televizyonda, bana yeni sanatçılar da gelmek istiyor fakat gelme diyorum çünkü arkada küfesi yok. 3-4 senede 3 tane film çekmiş bana neyi anlatacak. Yaşanmışlık çok önemli bu yüzden ben niye diyorum ki ‘Halkalı Köle’ çok iyi film. Çünkü adam hem yazar hem kitapları var hem de aile içinde bu durumu yaşamış. Yaşanmışlığı yazıyor yani, mahkemeye çıktı kadın “ayrılmak istemiyorum çocuk var arada” dedi, Halkalı Köle’de. Adam ben istemiyorum iki sevgisiz insan var ve çocuk büyüyor böyle bir ortamda iki sevgisiz insanın arasında bir çocuğun büyümesine razı değilim diyerek hayır dedi. 

Adam yazar sedece kitapları var  ve başka geliri yok. Mahkeme gelirini kadına tazminat olarak vermeye kalkınca itiraz ediyor bir dakika diyor. Bu ev değil, araba değil, eşya değil, bir taşınmaz değil benim kağıda dökülmüş beynim bunu veremezsiniz diyor. Benim beynimdeki kitaba dönüşmüş düşünceleri alıp siz kadına tazminat olarak veremezsiniz diyor. 

Nerede baskı var orada sıkıntı var hocam. 

Onun için ne diyorum, özgürlük diyorum, insan gibi yaşamak diyorum, o zaman yaşam alanın sana kalıyor. Daha rahat üretebiliyorsun, ne kadar kişiliklisin, nerede oturuyorsun, ailen nasıl, ne iş yapıyorsun bu gibi konularda psikolojin rahat değilse  ve yaşanmışlıkların yoksa o zaman senarist olman zor. Oyuncu olmak daha kolay ama senarist olmak zor. 

Bizim bölüm başkanımız bu konuda şöyle derdi “ister sinema olsun, ister tv olsun her şey bir fikirle başlar, fikriniz yoksa bir hiçsiniz tüm ekibi bir fikir bir araya getirir derdi.”

İşte bu fikir kısmı senaryodur, senaryoyuda yaşanmışlıkla ve düşünceyle oluşturabilirsiniz. 

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.