‘Ben anlatma derdinde değilim, yalnızca hissettirmek istiyorum’

Aziz Karataş'ın, Ahmet Güneştekin ile yaptığı röportaj için tıklayınız...

26 Mayıs 2020 Salı 13:34
466 Okunma
‘Ben anlatma derdinde değilim, yalnızca hissettirmek istiyorum’

RÖPORTAJ: AZİZ KARATAŞ

Dünyaca tanınan sanatçı Ahmet Güneştekin sanat felsefesinin temel taşına ‘Ben anlatma derdinde değilim, yalnızca hissettirmek istiyorum.’ Görüşünü kocaman harflerle yazıyor.  Doğduğu coğrafyanın geçmişiyle beslendiğini dile getiren sanatın dev ismi Ahmet Güneştekin Gazeteci Yazar Aziz Karataş’la buluştu. Güneştekin’in çocukluğundan bugünkü sanat ortamına, resme dair düşüncelerine uzanan ve Önce Vatan Gazetesi’nde yayınlanan keyifli söyleşiyi sizler için derledik…

Ahmet Güneştekin sanatı ve sanatçıyı nasıl tanımlar?

Sanat yapmak bir kırılma yaratmaktır esasında. Konuştuğunuz dilde ve yaşadığınız kültürde bu kırılmayı nasıl yaratacaksınız ve etrafınızı saran tüm sonlu şeylerin arasında evrensel bir dil nasıl kuracaksınız, esas mevzu burada. Sanat tam da böyle bir denklemde var olabiliyor. Sanatı tanımlayan bu durumda, şahsi beğenilerden çok, bu beğenilerin ötesine geçerek şimdide bir farkındalığı işaret etmesi. Sanatı bugün ancak bu ölçüte göre değerlendireceğimizi düşünüyorum".

Ahmet Güneştekin resimlerinde renklerin önemi çok büyük. Eserlerinizde yaşamı sorguluyorsunuz ve renkler de size hizmet ediyor, renklere olan bu tutkunun kaynağı nedir neler gizli renklerinizde?

Gündelik eşyalarda ve doğada gördüğüm renklerin yoğunluğu beni çok etkilerdi. Renklerle oynamaya başlamamı sağlayan etrafımı saran bu renk yoğunluğuydu. İçine doğduğum dünyanın renk uzayı belirleyici oldu benim için, bakma ve görme biçimlerimi belirledi. Çocukların renk deneyimi yetişkinlerden farklıdır. Nesnelere renk içeriklerine göre ve onları yalıtmadan bakarak düş dünyalarını inşa ederler. Onlar için renk maddenin üzerine geçirilmiş bir kılıf değildir, önce renk gelir sonra form. Çocuklukta başlayan bu tutkum eserlerimde yansımasını buldu. Çocukluk dünyamın bu güçlü renklerini kullanmaya devam ediyorum.

Dünya çapında bir çok başarılara imza atmış biri olarak okuyucularımız adına soruyorum; hayata dair temel felsefeniz nelerdir?

Kişisel deneyimlerimiz nesnelerin üzerinde bir iz bırakır. Eserlerimde gördüğünüz renkler ve formlar, duyumsadığınız sesler geçmişimin izlerini taşıyor. Bir tür biçime aktarılmış konuşma dilinde çalışıyorum aslında. Kullandığım canlı ve yaşayan bir dil. Hafızamda biriken mitosları ve sözlü anlatıları yüzeyde biçimlendirip düşüncelerime bir form kazandırırken, bunu bilinen anlatım biçimleriyle ya da bir kurama bağlı kalarak yapmak istemedim. Kabul görmüş biçemlerle dile getirildiklerinde artık hiçbir heyecan uyandırmayan, ama dün olduğu gibi bugün de deneyimlerimizin merkezinde yer alan konulara sorgulayıcı yeniliklerini yeniden kazandıran işler yapmak istiyorum. Ben anlatma derdinde değilim, yalnızca hissettirmek istiyorum. Anlatım biçemiyle zaten ölü olan işler değil, yaşayan işler yapmak istiyorum, o yüzden de işlerimde bir tür bir yoğunlaşma gözleyebilirsiniz. Duyguyu yansıtabilmek için tek ifade tarzı budur bence.

Sanatın insan üzerindeki gücünden birkaç kelime ile bahseder misiniz?

Sanatın insanlar üzerinde özgürleştirici bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Tolstoy sanatın en hayati ve dikkate değer işlevinin insanları özgür kılmasında ve onlar için bir özgürlük alanı açmasında ortaya çıktığını işaret etmiş. Yani sanat, hem sanat üreten ve onu deneyimleyen, bu estetik deneyimi yaşayan sanatçılar, hem onu özgürleştirici atmosferinde yaşayan, sanat eseriyle karşı karşıya kalan insanlar için bir özgürleşme alanı açıyor. Özgürlük sanatın doğasında var. Bu nedenle, düşüncelerini biçime dönüştürürken sanatçı belki de kendisini en çok özgür hissettiği anı yaşar. Bu belli ölçüde sanat eseri karşısında estetik duyguları harekete geçmiş insanlar için de geçerli bir durum.

Eserlerinizde yaşam gerçeğini tüm çıplaklığı ile sorguluyorsunuz bunu yaparken de hayata karşı olumlu bir bakış açınız var. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Doğduğum coğrafya ve ailem yaşama dair iyimser ama gerçekçi bir perspektif kazanmamı sağladı. İşlerim üzerinde bu perspektifin etkisini görebilirsiniz. Yüzleşme sergileri buna örnektir. Doğduğum coğrafyanın geçmişle ilgili bir çalışma için bir çok yerden daha uygun ve elverişli olduğunu düşünüyorum. Çünkü gizlediğimiz ve üstünü kapattığımız bir yakın geçmişe sahip burası, bakmaktan kaçtığımız bir tarih ve dönüp bakarsak sanki tarih bizi suçlayacakmış gibi. Oysa bunun kimseye bir faydası olmamış. Hepimiz tekrar tekrar inşa ettiğimiz geçmişlerimizi kaydettiğimiz bir şimdinin içindeyiz. Yüzleşme sergileri bu nedenle bakmaktan kaçtığımız bu geçmişin yeniden kurgulanması oldu benim için. Yakın zamanda çalıştığım Yoktunuz ve Çürüme işleri de yaşadığım coğrafyanın belleğine yerleşmiş yıkımları ve yüzleşmesini yaşamamış bir yakın geçmişi yeniden gösterdiğim işler olarak ortaya çıktılar.

Sanatçı kimliğinizin yanında eğitimci yanınızı da göz önüne alarak sanat eğitimi hakkındaki fikirlerinizi sormak istiyorum. Çocuk ve gençlerin sanat eğitimi sizce nasıl olmalıdır?

Bugün çağdaş dünyada kültür ve sanat temel eğitimin vazgeçilmez bileşeni. Birçok ülkede sanat eğitimi bu yaklaşım izlenerek eğitimin zorunlu bir parçası haline getirilmiş. Türkiye’de genel olarak çocukların ve gençlerin, sanat öğrenimine erişim olanağı oldukça kısıtlı hatta neredeyse yok. Bu koşullarının iyileştirilmesi, herkese eşit olanaklar sağlanması önemli.  Bununla birlikte çocuk eğitiminde yaratıcılık üzerinde durulması gereken çok önemli kavram. Çocuklar dünyayı kendi algı biçimlerinde görür ve bilişsel yönlerini resimle açığa çıkarırlar. Kendi bakış açılarını geliştirirler. Bu nedenle sanat eğitimin temel insan hakkı olduğunu düşünüyorum. Örgün eğitim kurumlarının dışında müzeler başta olmak üzere sanat kurumları da yaygın olarak çocukların kültürlenmesi sürecinde yaratıcı bir eğitimden geçmelerini sağlamalı. Çocuklara yönelik sanat eğitim programları ülkenin kültür sanat politikasının kapsamında olmalı ve her şeyden önce buna öncelik verilmeli. 

Sizi etkileyebilecek sanat eserleri ya da sanatçıları merak ediyoruz. Nasıl eserlerden haz duyarsınız?

Bugüne kadar düşüncelerimi bir çok insan etkiledi, fakat üzerimde olağanüstü bir etki bırakarak sanat anlayışımı olgunlaştıran kişi Yaşar Kemal oldu. Yaşar Kemal’in insana, doğaya bakış açısını ve yaşam felsefesini örnek aldığımı söyleyebilirim. Bununla birlikte Kazimir Malevich, Jackson Pollock, Wassily Kandinsky, Piet Mondrian, Mark Rothko ve Gerhard Richter dünya sanat tarihinde önemli bir yeri olan ve eserlerini beğendiğim sanatçılar arasında yer alıyor. Ülkemizin sanat tarihine baktığımda düşüncelerimde yer etmiş sanatçılar ve eserleri olarak anımsadıklarım: İlhan Koman, Akdeniz Heykeli; Şevket Dağ, Ayasofya; Kuzgun Acar, Kuşlar; Osman Hamdi Bey, Mihrap; Neşat Günal, Çocuklar; Şeker Ahmet Paşa, Narlar ve Ayvalar; Hoca Ali Rıza, Göl Kenarı; Abidin Dino, Uzun Yürüyüş; Fahrelnissa Zeid, Cehennemim.

Toplumların gelişmişlik düzeyi ile sanat arasında nasıl bir ilişki var?

Kültür politikaları ve bu politikaların üretildiği toplumların gelişmişlik düzeyi arasında organik bir bağ var. Doğası gereği temel özgürlük alanlarından biri olan sanat da bu bağıntıda yer alıyor. Özgürlük düşüncesinin yaşayabildiği iklimler mi toplumları geliştiriyor, yoksa her yönden gelişmiş bir toplum yapısı mı sanatın özgürce uygulanacağı bir alan oluşturuyor bu sorulara yanıt vermem çok kolay olmayabilir. Ama kesin olarak söyleyebileceğim sanatın ve sanat eğitiminin toplumları dönüştürmedeki rolünün oldukça açık olduğu. Dünyada kalan son özgürlük alanlarımızdan biri ve onu korumak zorundayız.

Okuyucularımız sizin resim yapma serüveninizi çok merak ediyor. Her serginizin bir öyküsü ve bizi içine alan sıra dışı ruhu var. Sanki upuzun bir hikâyenin enstantaneleri gibi duran resimleriniz için neler söylemek istersiniz.

Çalıştığım işlerde geçmişten gelen izler bulursunuz. Bu izlerden biri çocukken dinlediğim masallar. Bu masallarla daha sonra yaptığım saha araştırmalarında farklı biçimlerde karşılaştım. Çocukluğumda dinlediğim ve sözlerle masallar üzerinden düşlerime sızan mitoslarla karşılaştım. O zaman mitoslara işlerimin esas özü olarak şekil vermeye başladım. Bu araştırmalar esnasında dinlediğim kişisel bellek anlatıları ve bu anlatıların doğduğu dünyaların renk uzayı görme biçimimi etkiledi. Bu çalışmalar kendi dilimi inşa ederken melez yöntemleri kullanma olanağı tanıdı bana. İç dünyama bugüne kadar taşıdığım her renk, her biçim, her koku, her ritim eserlerimle söylediklerime eklendi.

Eserlerinizde diğer resim çalışmalarından farklı olarak renk işçiliği ve doku çalışması titizliği dikkat çekiyor. Çağdaş resim sanatında kendi resminizi nasıl bir yerde görüyorsunuz?

Çağdaş sanat, sanatı güzel olana indirgeyen estetik ve zamanı ilerlemeye indirgeyen tarih gibi bilgi ya da gerçeklik rejimlerinin eleştirisinden besleniyor. O yüzden çağdaş sanatın asıl amacının haz vermek değil, eleştirmek ve rahatsız etmek olduğunu söyleyebiliyoruz. Sanatın ekonomisiyle birlikte tanımlandığı, sanat ve sermaye ilişkisinin yadsınamayacağı bir dönemde yaşıyor olabiliriz ama burada kalıcı olanın ve öznenin sanat olduğunu düşünüyorum.

İnsan da bir sanat eseridir. İçine sevgi, emek, erdem, merhamet konulursa bu sanat eseri (insan) daha da değerlenir. Siz sanatınızı ne ile yoğuruyorsunuz?

Kültürler kendiliğinden özgün olarak tahayyül edilir, radikal bir şekilde farklı oldukları düşünülen komşu kültürlerle karşıtlık içinde tanımlanır, ancak durum böyle olmaktan çok uzak. Çünkü kültürün kendisinin oluşması, mübadeleye, uzlaşmaya, adaptasyona ve melezleşmeye dayanıyor; diyalog ve karşılıklı ilişkiyle tanımlanan bir süreç. Yaşadığım coğrafyayı da aynı durum açıklıyor. Böyle bir kültürel kaynağın benim için sanat alanında nasıl çalıştığına gelince: Mitolojilere içkin süreklilikler ilgimi çekiyor. İşlerimi üretirken kullandığım materyallerin ve yöntemlerin seçimini etkiliyor bu süreklilikler, melez yöntemler kullanabilme özgürlüğünü bana veriyor. Kullandığım materyallerin çeşitliliğinde ve yeniden yorumladığım mitosların birbirine geçmiş yapısında bu melez karakterin izlerini bulabilirsiniz. Mitoslar bu yüzden hem kültürel ve hem de duygusal kaynaklarım.

Sizce iyi bir ressam olabilmenin olmazsa olmaz kuralları var mıdır?

Kendi varlığını sanat üzerinden kuran kişidir sanatçı. Çocukluk yıllarımdan itibaren resim varlığımı kurduğum bir imkân oldu benim için. Beni özgürleştiren şeydi. Ama hayatın içinde bunlarla ne yapacaktım. Güzel sanatlar okumak gerekmeyebilir mutlaka. Ama entelektüel alt yapının tutkular kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Bu alt yapıyı bir yerden mutlaka almalısınız. Katmanlı işler yapmanız için gerekli bir ön koşul. Resimle başladım ben, yani çizerek düşünüyor olmama rağmen diğer alanlara açılabildim. Yerleştirmelerden video işlere kadar geniş bir yelpazede çalışıyorum. Kendine özgü bir dil yaratmanın ve kaynakların önemli olduğunu düşünüyorum. Bir sanatçı için samimi olmak onun hakikiliğinin garantisidir aslında. Sanatçı içtenliğiyle kendi kaynaklarını kullanır. Benim hafızam da yaşadıklarım da ürettiğim işlerde beliriyor. Diğer taraftan benim yaşamadıklarım da benim derdim olabilir. Sanatçıları kurdukları dille bizi içlerine alabildikleri zaman paylaşabiliyoruz. Yine de sanat karmaşık ve hatta sofistike de olabiliyor. Nedeni henüz söylenmemiş bir söz ya da söylenmiş ama bunu daha farklı bir şekilde dünyaya yerleştirme arzusu. Burada bana özgü olan estetik izleyicinin alışkanlıklarına ters düşebilir hatta düşmelidir belki de. Çağdaş sanat bizi kolay düşünmekten kurtarıyor aslında, her şeyin ne kadar çok katmanlı olduğunu gösteriyor.

Ahmet Güneştekin resim dışında başka hangi sanat dallarıyla ilgileniyor?

Beslendiğim kaynaklardan biri müzik. Esasında duygularımla hareket ediyorum, müzik türlerinin kesin sınırları olamayacağını düşünüyorum. Müzik ürünleri melezleşmenin belki de en görünür olduğu yer. Bu kültürel karşılaşmaların yaşandığı müzikler daha çok ilgimi çekiyor. Dengbej ağıtlarını da dinliyorum senfonik müzik de Anadolu Rum ve Ermeni müziklerini de caz da dinliyorum. Gastronomi de bir sanat dalı ve beslendiğim kaynaklardan biri. Kültürü üreten araçlardan biri. Odağında estetiğin yer aldığı kapsamlı bir konu. Yemek yeme eylemine konu olan tüketim anında ne yenildiğinin çok ötesinde bir anlamı var. Saha gezilerimde yöresel mutfakları oldukça detaylı olarak gözleme şansı bulmuştum. Bu gözlemlerimi şimdi yorumlayarak uygulamaya çalışıyorum.

Her insanın kendisini ifade ediş tarzı vardır. Sanatçıların da öyle. Resim sanatının tarihine baktığımızda pek çok akım görürüz. Kendinizi resimle ifade ederken en çok hangi akımdan yararlanırsınız?

Belirli akımlara bağlı olmadım hiç bir zaman. Yüzey üzerinde de hareketli görüntüler üzerinde de çalışmayı seviyorum. İşlerimde yaşam nesnelerini de atık kumaşları da kullanabiliyorum. Kendimi ifade etmek istediğim ortam ve araçlar farklılaşıyor. Yüzeye ışıkla ya da fiziksel müdahaleyle boyut vermek istediğimde yeni olasılıklar görüyorum. Bir yöntemin doğal sınırlarının olması beni rahatsız ediyor olabilir, ben de o sınırlara karşı alternatifler oluşturuyorum. Neyi, nasıl, hangi malzemeyi kullanarak yaptığımdan çok ne anlattığım ne hissettirdiğim ve nasıl bir izlenim bıraktığım önemli benim için. Disiplinler arası bir yaklaşım benimsiyorum, anlatım olanakları dar geldiği için geleneksel resim uzamını parçalayan işler çalışıyorum. Son sergim Hafıza Odası nesneleri kullanma ve sergileme pratiğinde bu yaklaşımımı gösteriyor. Çağrıştırıcı fragmanları bir anlatı olarak okunabilecek formda birleştirme süreciyle çalıştığım kırkyamalar da tuval yüzeyine çok sevdiğim güneş temasını plastik olarak güçlendirmek için dışbükey metal yarımküreler yerleştirerek çalıştığım işler; özellikle bu sergide nesnelerle çalıştığım enstalasyonlar, seramik işler ve video yerleştirmeler arasında kurguladığım diyalog da bu çözümlerimden bazıları.

Mesleğinizin ne tür zorlukları ve keyfi yanları var?  

Sanat herkes içindir sadece herkese göre olmayabilir. Gerçekten sahici bir derdiniz yoksa bu dünyayla, yaşadığınız toplumla ilgili varoluşsal bir probleminiz yoksa sanatçı olmanıza da gerek yok aslında. Sanatçı her zaman içsel bir ihtiyaçtan çıkar. Her çocuk resim yapar ama güzel resim yapmanın, yetenekli doğmanın ötesinde çok tutkulu olmak ve bu hayatla uymayan bir şey fark etmek gerekir ki bu çocuk yaşta fark edilen bir şey. Kendine ait bir dünyayı keşfetmekle de devam ediyor. Tutkuyla bağlanma ve süreklilik çok önemli burada. Okumak beni en çok besleyen şeylerden biri olmuştur örneğin. Tecrübelerimiz önemlidir ama edebiyat daha başka ufuklar açar. En zoru kendi içsel dinamiklerimizi her zaman taze ve samimi tutmaktır. Zihinsel disiplin olmadığında da çok zor. Sanat bütün bunların oluş nedenleri, başka bir estetik duyum geliştiriyor sanat, aynı zamanda bir kültür yaratıyor.

Ülkemizde henüz bir benzeri olmayan ve şu an da Batman’da yapımı devam eden Ahmet Güneştekin Çağdaş Sanatlar Müzesine değinmek istiyorum. Adınızı taşıyacak olan bu prestijli proje hakkında ne düşünüyorsunuz? Proje ilk nasıl doğdu ve gelişimi şu an hangi seviyede?

Batman sanatsal dilimi oluşturma serüvenime başladığım yer, diğer bir deyişle ilk evrenim. Olağanüstü hikayeleri ve masalları dinlediğim, düş kurmaya başladığım, bir çocuk tutkularımın peşinden koşmayı öğrendiğimim yuvam. Batman’da çocukluğumu yaşadığım sokakları her adımlayışımda bu gerçeği hatırlıyorum. Bu nedenle Batman’da bir dünya müzesi açma projem, çocukluğumun bellek mekanına dönüş benim için. Güneştekin Sanat Rafinerisi (Güneştekin Art Rafinery) adını vereceğimiz çağdaş sanat müzesinin tasarımı, ödüllü mimar Emre Arolat’a ait. Dicle nehri kenarında 1700 dönüm arazi üzerine kurmayı istediğim müze, Bilbao Guggenheim Müzesi’nin felsefesinden yola çıkılarak hazırlandı. Toplam 30,000 metrekarelik bir alan üzerine kurulacak müzenin çevresi ile kurduğu etkileşimin güçlü olmasını istiyor ve yaratacağı kamusal alanlar üzerinden kent dokusu ile bir ilişki kurmasını amaçlıyoruz. Ve bu hayalimi gerçekleştirmeye çok yakın olduğumu söyleyebilirim.

Ahmet Güneştekin Çağdaş Sanatlar Müzesi kuşkusuz Batman’a turizm açısında büyük katkı sağlayacak. Böyle bir proje üretmek nasıl bir duygu? Duygu ve düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Güneştekin Sanat Rafinerisi. Bu ismi neden koyduğumu anlatmak istiyorum. Rafineri biliyorsunuz ham petrolün işlenip ürün haline getirildiği bir sanayi tesisidir. Benim kuracağım sanat rafinerisi de benzer işleve sahip olacak. Biz sanatçılar birbirinden farklı ham maddeleri işleyip sanat eseri haline getiriyoruz. Sanat da aslında bir anlamda rafinedir. Bu müze projesi bağlamında Güneştekin Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’nı kuruyoruz. Günümüzde kentsel yenileme programları olarak adlandırdığımız, lokomotif kültür projelerinin öncülüğünde ilerleyen programlar, küreselleşme süreciyle başladı. Lokomotif konumundaki kültür projeleri ekonomik canlanma stratejilerinde kilit rol oynuyor. 1997 sonbaharında, bu tür projelerin en iddialılarından biri olan Bilbao Guggenheim Müzesi’nin açılışı yapıldı. Açılır açılmaz büyük bir başarı elde etti ve yılda bir milyon ziyaretçi çekmeye başladı. Müzenin ilk ve temel avantajı, binanın Amerikalı mimar Frank Gehry tarafından tasarlanmış olması. Bilbao Guggenheim’ın başarısı, müzenin mimarisinin ansızın içeriği kadar önemli hale geldiği bir küresel sanat turizmi furyasını tetikledi. Batman’da başlattığımız bu müze projesinin çevresinde aynı etkiyi yaratacağını ve kültür turizmi için bir lokomotif olacağını düşünüyorum. Bunun bir parçası olmaktan da durur duyuyorum.

​​​​​​​

Hayata geçiremediğiniz projeleriniz oldu mu?

Henüz olgunlaşmamış ama sırasını bekleyen çok sayıda proje var geliştirdiğim. Düşüncelerimde gelişen bu projelerin hepsinin bir zamanı var ve o zaman geldiğinde gerçekleşecekler. Çalışmaya devam ettiklerim de var şu anda. Batman’da açacağım çağdaş sanat müzesi dışında çocukluğumun geçtiği Hasankeyf için bir proje üzerinde çalışıyorum. Yok edilen bir coğrafya burası, geride anılarımla, kültürümle yüzleşeceğim bir eser bırakmak istiyorum.

Son olarak, sizi örnek alan ve çizdiğiniz yol haritasında ilerlemek isteyen yüzlerce hatta binlerce genç nesil var onlara kendi yol felsefenizden bir öneriniz var mı?

Sizi diğerlerinden ayıracak olan duygusal dünyanızı da içeren kültürel kodlarınıza özgün formlar kazandırarak kendinize ait bir dil kurabilmenizdir. Genç sanatçıların işe kendi iç dünyalarını anlamaya çalışarak başlamaları gerekli bu yüzden. Kurguladığınız dünyayı gösterebilmenin yolu kaynaklarınızı kullanma biçiminiz, yaklaşımlarınızdaki samimiyetiniz ve gerçekliğiniz. Sanatçı olmak kolektif olarak kavranabilecek şeyler hakkında son derece kişisel işler üretmektir. Gençlerin iç dünyalarını anlamaları bu nedenle çok önemli. Bütün sanatlarda her zaman fark yaratan bu kişisel dünyalar olmuştur.

Bizde Önce Vatan Gazetesi ailesi olarak bizimle yaptığınız bu özel ve içten röportajdan ötürü değerli yüreğinize şükranlarımızı sunar, gelecek çalışmalarınızda başarılar diliyoruz…

Önce Vatan Gazetesi

Son Güncelleme: 26.05.2020 13:42
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İstanbul Fatura Basımı

avukat kartvizit

evden eve nakliyat

ofis taşımacılığı