62 YIL SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR GÜLTEKİN ÇİZGEN 

TÜRK FOTOĞRAF TARİHİNE İZ BIRAKANLAR

08 Temmuz 2020 Çarşamba 19:36
1345 Okunma
62 YIL SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR GÜLTEKİN ÇİZGEN 

NEDRET HOTUN

GÜLTEKİN ÇİZGEN İLE FOTOĞRAF DÜNYASINDAN İLLÜSTRASYONA, CAM HEYKELDEN HAT SANATINA YOLCULUK                                

Gültekin Çizgen kuşkusuz Türk Fotoğraf Sanatına yön vermiş en önemli sanatçılarımızdan. ‘Çizgen’ soyadını almış 3 kuşak sanatçı ailenin üyesi. Fotoğrafın duayeni, 80 yaşın 62 yılını sanat ile yoğurmuş, çalışmış, üretmiş, sergilemiş, yayınlamış, gelecek nesillere belgeler bırakmıştır. Daha ne olsun , değerli hocam ile yaptığımız söyleşimizi siz değerli okurlarımızla paylaşmaktan onur ve gurur duyuyorum..

 -Hocam 1958 yılından beri kesintisiz 62 yıldır sanatla uğraşıyorsunuz. Bize biraz kendinizi anlatır mısınız?  Gültekin Çizgen kimdir, nasıl bir çocukluk geçirdi, bugünlere gelmenizdeki kilometre taşları neler oldu, yani okuyucularımız sizi biraz tanıyabilirler mi?

62 yıldır sanatla uğraşıyorum kesintisiz. Üretiyorum, kurumsallaştırıyorum ve hala çalışıyorum. Hayatım çalışmak ve üretmekle geçti.

1940 yılında sanatla uğraşan bir aile içine doğdum.. Babam Abdullah Çizgen ressam, annem ise tarihçiydi. Annem ve babamdan çok etkilendim, tarih ve sanat bilincimi çocukluk yıllarımda edindim. İlkokulu bitirdikten sonra Avusturya Lisesi’ne girdim ve Avusturyalı bir fotoğraf sanatçısının okulda gösteri yapmasından çok etkilendim, fotoğraf serüvenim böylece başlamış oldu.

Kardeşlerim Tuluğ Çizgen ‘Sinema Tiyatro’ alanında, Şehsuvar Çizgen ‘Şiir ve Resim’, yeğenim Su Çizgen ise ‘Resim, Heykel’ alanındaki ülkemizin sanatçılarıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin, Çizgen soyadı altında üç kuşak sanatçı ailesini oluşturan tek ailesiyiz. ‘Çizgen’ soyadı , Asyatik - Türki Cumhuriyetlerinde sanatçılara verilen bir lakap’ olarak geçiyor.

-Gültekin Çizgen markasını nasıl oluşturdunuz? Hem yerli hem evrensel olmayı nasıl başardınız?

Başından itibaren belli bir stratejiyle hareket ettim ve bir sistem içinde olayı önüme koyup programladım ve düzenleyerek sonuçlandırdım. İletişime çok önem verdim ve çalışmaktan başka bir çözüm olmadığını hep göz önünde tuttum.

-‘Türk fotoğrafçıları Türkiye’nin fotoğrafik topoğrafyasını çıkarmak zorundadır’ derken neyi kastettiniz? Topoğrafya oluşturuldu mu?

Doğrudan fotoğraf doğayı ve yaşamı temel alır. Türk fotoğrafının da ufkunun, ülkenin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısını fotoğrafça aktarmak olduğunu düşündüm ve bunu tavsiye ettim. Kastim budur. Elbette yalnız ben değil bu misyonu edinmiş birçok değerli arkadaşımız, fotoğraf sanatçımız var ve onlar bu misyonu sürdürüyorlar.

-Yayınlamış olduğunuz ‘Yeni Fotoğraf Dergisi’ kuşkusuz bu ülkenin yayımlanmış en önemli dergilerinden birisidir. Türk Fotoğrafının gelişimini nasıl katkılamıştır?

Yeni fotoğraf dergisi, fotoğraf dergiciliğinin bir iki denemesinden sonra yayınlanan uzun ömürlü ve çok yaygın bir iletişimi becermiş, misyonun ciddiyetini anlamış, bir dönem dergisidir.

Sonradan birçok dergi yayınlandı. Ancak ‘Yeni Fotoğraf Dergisi’nin, fotoğraf çevresi, fotoğraf sanatçıları ve bütün sanatçılar tarafından çok etkili olduğuna dair bir kanı oluştu ve hakkı verilen bir dergi oldu. Güzel bir dönemdi. Çok çalışılarak güzel işler yapıldığını düşünüyorum.

 -Siz Ara Güler ile aynı döneme denk gelmiş fotoğraf  sanatçılarımızdansınız. Ara Güler yaptığı çıkışlarla bilinilirliği çok daha fazla oldu Türk halkı tarafından.  Fotoğraf sanatının en önemli isimlerinden biri olarak hakettiğiniz değeri gördüğünüzü düşünüyor musunuz,  süreci doğru yönettiniz mi?

Ara Güler tabi ülkemizin en değerli duayeniydi. Ve onun bakışıyla fotoğrafın ‘3 Büyükler’i vardı. ‘3 Büyükler’e doğal olarak kendini koyardı, sonra yaş itibariyle Ozan Sağdıç’ı sonra da beni.

Ara, popülarizme çok dikkat eden onu bütün davranışlarının ufku olarak kabul etmiş bir kimlikti. Benim durumum farklı, ben ‘Sanatın herşeyden önce insanın kendisi için yapıldığına inanan biriyim’. Türk halkı tarafından değerli bulunup bulunmadığım meselesi ölçülebilen bir bilgi değil. Birçok kimse benim için de hem meslek, hem sanat vadisinde, hem de kurumlaşma meselelerinde önemli bir yerim olduğunu söyler, onlardan davacı değilim.

- Türk Fotoğrafının tarihini yazacak olsaydınız kimleri sıraya koyardınız? Gelişiminde katkısı olan isimler kimlerdir?

Türk fotoğraf tarihini ben yazmayacağım tabi. Ama benim bakışımda söylediğim gibi elbette 3 büyüklerin önemi vardır. Bizden evvel de bence çok önemli kadrolar yetişti, onların katkısı da asla unutulmamalıdır. Buna dair birçok kaynak var, ben oradaki isimlerin katkılarına inanıyorum, spekülatif hale gelmesini istemiyorum ama bazı isimleri hiç tereddütsüz söyleyebilirim. Elbette Ersin Alok, Şemsi Güner, Sabit Kalfagil  gibi ve daha eskilerden Yıldız Moran’ı sayabilirim.

-Gültekin Bey Türk fotoğrafında önemli yerlere sahip çok önemli insanlar yetiştirdiniz. Asistanlarınız dekan oldu, yurt içi ve dışında çok önemli sergiler açtılar. Işığını gördüğünüz isimler kimlerdi?

Benim şu an asistanım olmamakla beraber Türk fotoğrafını bugün sırtlamış götüren çok beğendiğim isimler var tabi. Başta Yusuf Darıyerli, Ali Borabalı,  benim asistanım Serkant Tekinci. Emre İkizler, Faruk Akbaş, Cenk Gencidiş, Zafer Tekin, Mehmet Akgül, Figen Özkan, Esat Baran, Emre Ogan, Ahmet Elhan’ı sayabilirim.

-Türk Fotoğrafı ‘Dernekçilik’ adı altında bir sürü amatör fotoğrafçılar üretti. Sizin önderliğinizde PTFD (Profosyonel Tanıtım Fotoğrafçıları Derneği) toplanmıştı. Neden kapatıldı?

‘Profosyonel Tanıtım Fotoğrafçılığı Derneği’ bir meslek kuruluşuydu. Yani adı üstünde Tanıtım Fotoğrafçılarının uzun süre çatısının altında toplandığı bir dernek, çok da önemli misyonu oldu.. Basın yayın olarak da çok şeyler becerdi. Ancak herşeyin bir ömrü var.

Türkiye’de bir meslek örgütüydü tabi. Meslek örgütlerinin sağlıklı ve uzun süre etkinliğini sürdürebileceği bir atmosfer, altyapı sunalamıyor maalesef, çünkü rekabet fikri kanunla hüküm altına alınmadığı için sıkıntılar çıkıyordu. Dernek de bu sebeplerle dönemini kapattı.

-Siz gelmeden önce Türkiye’deki okullarda Fotoğraf bölümleri yoktu, siz gibi değerler tarafından başlatıldı. Neden Gültekin Çizgen’in başında Profesör Dr. ünvanı yok hocam?

Mimar Sinan Üniversitesi  Fotoğraf Enstitüsü’nün kurulmasında öncü bir misyonum oldu. Bunu herkes bilir yazıldı, çizildi. Şimdi hayat bir tercihler meselesi. Ben kendi yolumda, değerli arkadaşlarım akademik yolda ilerlemeyi tercih ettiler. Hepsi verilen teklifleri kabul edip, kariyerlerine başladılar. Ben kariyer meselesini hiçbir zaman kendim için öngörmedim. Başından beri hiçbir yerde çalışmadım, hiçbir ünvanın peşine düşmedim çünkü benim inancım ‘temel ünvan’ kişinin yaptıklarıdır. Profesör olmak için sanatta yeterlilik adına, birkaç sayfadan ibaret ya da küçük alıntılardan ibaret  çalışmalar yapılıyor, onların değerine inanmakla beraber, yapılan çalışmaları görüyor ve biliyorum.

Ben fotograf ve uyguladığım diğer sanatlar üzerine 102 tane telif kitap yazdım ve albüm yayınladım. Bunlar bugün yalnız Türkiye kitaplıklarında değil, dünyanın çok önemli kitaplıklarının ve müzelerin raflarında yerlerini aldılar.  

Bizim ülkemizde kariyer problemi var. Yani dünyadan örneklersek Amerika ‘da Almanya’da profesörlük ünvanı alınmıyor, veriliyor. Yani bakıyorlar sanat  piyasasına, kim ne yapıyor ‘efendim siz hoca olur musunuz?’ diyorlar ya da zaten ünvanı vermiş oluyorlar. Ülkemizde bu bir bürokrasi macerası halinde, onun için böyle şeyleri çok önemsemiyorum. Ben kendime farklı bir yol seçtim. Ünvan sahibi arkadaşlarımı tabii ki değerli buluyorum ama benim yolum değil.

-Daha sonra illüstrasyon, sanatsal cam ile cam heykeller, hat sanatına yöneliminiz nasıl oldu?

‘Hazerfenlik’ yani çok yönlü sanatçı yapısını esas aldım. Onun için yalnız fotoğrafla değil, illüstrasyon, cam, heykel, halı, hat gibi alanlarda da çalıştım. Sergiledim, kitaplar yayınladım. Birçok koleksiyona, müzelere girdim. Bu sanat yolu en kabul edilebilir olayımdır.

-Gelecek nesillere fotoğraflarınızın aktarılması, saklanması ve teşhiri mümkün olacak mı? Yani fotoğraflarınız korunuyor mu?  Gelecek nesil sizi hatırlayacak ve yazacak mı?

Benim için Eskişehir’de Odunpazarı Belediyesi tarafından bir müze projesi yapılıyor. Mimari projesi Koç Müzesini yapan ünlü mimar İbrahim Yalçın’a ait. Yeri kamulaştırıldı ve meclisten geçti fakat ortaya çıkan ekonomik, siyasi sorunlar ve corona sebebi ile büyük bir mesafe henüz alınmadı. Ama benim bütün arşivim Eskişehir’e gitti ve orada depolandı. Müze projesi yürürse elbette gelecek nesiller herşeyi ile hadiseyi takip edecekler.

- Gültekin hocam vermiş olduğunuz samimi cevaplar için size çok teşekkür ederiz. Son olarak bizim aklımıza gelmeyen, sizin söylemek istedikleriniz var mı?

Ben 3 kuşak sanatçı olan ailenin üyesiyim.

Babam, ben, kardeşlerim ve yeğenlerim dahil 3 kuşak sanatçı tek aileyiz. Ben bu sorumluluğun bilinciyle, bütün hayatım boyunca icabı neyse onu yerine getirdim. Elbette buradaki en önemli alan fotoğraf alanım oldu. Çok ciddi emek verdim. Kurduğum 3 tane ayrı müzenin sonuncusu İstanbul Fotoğraf Müzesi’dir. İstanbul Fotoğraf Festivali’ni orada organize ettim. Bunların hepsini tek başıma yapmadım. Çok değerli katkılarıyla etrafımda dostlarım ve meslektaşlarım oldu. Bir ömür ortaya koyuldu. Bütün hikaye budur.

Çalışmaya hala devam ediyorum . Hergün instagramdaki sayfamdan yeni fotoğraf yayınlıyorum. Diğer ‘Gültekin Çizgen Sanatsal’ sayfamdan ise,  ‘Hazerfan’ alanında yaptığım yeni bir eseri, her hafta yeni bir sanatsal seri olarak yayınlıyorum.

2020 yaz başında yepyeni bir sanatsal alana, Duvar Halıları (Tapestry) kitabıyla, sergisiyle değerli Nihan Samsun’la birlikte adım atacağım. Bu da benim sanatla geçen 80.Yıl yaşam hediyem olacak. Böylece sanat hayatıma yeni bir paragraf eklemiş olacağım’

80 yaşında ve 62 yılını sanata adamış bir adamın bilançosu, anatomisi ortada. Umarım genç kuşaklar yaptıklarımızdan feyz alır, bu işin hiçbir zaman tesadüfle ilgili olmayacağını, son derece ciddi ve disiplinli bir çalışma ile ancak bir yere varılabileceğini anlamalarına öncülük etmiş oluruz. Tüm okuyuculara ve ‘Önce Vatan Gazetesi’ adına Nedret Hanım’a teşekkür ederim.

-Biz teşekkür ederiz hocam, değerli katkılarınız ve keyifli söyleşiniz için. Daha uzun yıllar söyleşmek dileğimle, nice yaşlar dilerim.  Saygı ile… 

Gültekin Çizgen kimdir?

29 Şubat 1940 İstanbul’da doğdu.

Güzel Sanatlar Akademisi (MSÜ) Grafik Bölümü’nde okudu.

1958’de  fotoğraf çalışmalarına başladı.

Kişisel, karma, yurt içi ve dışında 60’dan fazla sergi açtı.

1976-1981 yılları arasında ‘Yeni Fotoğraf Dergisi’ni çıkardı.

Birçok yarışmanın seçici kurullarında bulundu

Fotoğraf ve uyguladığı diğer sanatlar üzerine 102 tane telif kitap ve albümü var.

2500 adet ‘Cumhuriyet Dönemi’ fotoğraf koleksiyonuna sahip.

5 kıta 87 ülkede yaptığı çekimlerle 1 milyonluk siyah-beyaz-renkli fotoğraf arşivine sahip.

İllüstrasyon, sanatsal cam, cam heykel, hat, Kuf-i Hat uygulamalı halı çalışmaları bulunuyor.

Yaşamını bağımsız fotoğrafçı olarak sürdürmektedir.

  

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İstanbul Fatura Basımı

avukat kartvizit

evden eve nakliyat

ofis taşımacılığı