12’sinde SULTAN 21’inde FÂTİH…

MEHMED

Dergi yayın yönetmeni, dergi ve kitap nâşiri, radyo ve televizyon program yapımcısı gibi unvanları bulunan târihçi yazar Mehmet Fâtih Can, yeni bir eseri ile kültür hayatımıza haşmetli bir selâm veriyor. 13, 5 X 21 santim ölçülerindeki, 604 sayfalık eserinde, ‘Mehmed’ olarak andığı Fâtih Sultan Mehmed Han’ı farklı bir bakış açısından anlatıyor.  

Eser, muhtevâsındaki haşmete uygun ‘mısra-ı berceste’ kabilinden bir cümle ile başlıyor: “Dehâ,  ‘imkânsız’ zannedilende ‘mümkünü’ görebilmek demektir. Gemilerin karada da yürüyebileceğini sezmek, mehmedlerden birini, FÂTİH yapar…

Yazar, İngilizlerin ‘genealogy’ olarak adlandırdığı soy-nesep araştırmacılarının; bir şahsın şahsiyetinin-karakterinin, üç neslin içinde olduğu psiko sosyal laboratuar dâhilinde incelenmesi gerektiğini belirtiyor. Daha derinlere inip ‘yedi ced’ görüşünü benimseyenler de vardır. Eserde, Fâtih’in şahsiyet tahlili Yıldırım Bayezid’dan başlatılıyor. 

Aynı soy kütüğüne kayıtlı, aynı eğitimden geçen, aynı sosyal ve siyâsî-iktisâdî şartlar içerisinde yetişen şehzâdeler arasında ortaya çıkabilecek kalite farklılıklarının ise ‘kader kanunu’ ile açıklanabileceğini belirtiyor.   Kader kanununa ilâve olarak Şeyh Edebalı’nın dâmâdı Osman Gazi’ye aşıladığı, kadim Türk örfü ve İslâm ahlâkından meydana gelen ruh vardır. O ruhla Osman Gazi’nin Orhan Gazi’ye söylediği; 

Bir kimse sana Tanrı’nın buyurmadığı sözü söylese sen onu kabul etme. Eğer bilmezsen Tanrı ilmini bilene sor!                                                                                                                                                                  

Ve bir dahi sana mûti olanları hoş tut! Ve dahi adamlarına dâim ihsan edici ol! Senin ihsanın onların tuzağıdır...’ öğütler ve devamı olan:

Gönül kerestesi ile;   

Bir yeni şehr ü pazar yap!     

Zulm eyleme rençberlere; 

Her ne ister isen var yap! 

Eski, Yenişehri barı;   

İnegöl’e dek hep varı; 

Kırıp geçirdik küffarı;                                                                                                                                                                                  Bursa’yı da yık tekrar yap! 

Kurt olup gel gir sürüye!  

Arslan ol bakma geriye! 

Çar olup ‘hay’ de çeriye;

Dil geçidini hisar yap!

İznik şehrine hor bakma!

Sakarya suyu gibi akma! 

İznikmid’i de al yakma

Her burcunda bir hisar yap!

Ertuğrul Osman oğlusun,

Oğuz Karahan neslisin,

Hakk’ın bir kemter kulusun,

İstanbul’u aç gülzâr yap!

Tâlimatı, sâdece Orhan Gazi’ye değil 622 yıl boyunca hükümdar olan 36 sultana verilmiş gibidir ve hepsi, zamanı geldiğinde birer birer yerine getirilmiştir. Osmanlı’yı büyük kılan husûsiyetlerden biri de budur: ‘Devlet yönetiminde devamlılık.’ Bu devamlılık, hiç unutulmaz, hep hatırlanır. Gecenin karanlığını, bulunduğu yeri, telaş içerisinde terk etmeye mecbur bırakan günün ilk ışıkları gibi Osmanlı’nın ufkunu aydınlatan ilim adamları vardır: Molla Fenârî, Emir Sultan ve Somuncu Baba… (s: 46-52) Ve hemen ardından bir hazin tecelli: Yıldırım Bayezit Emir Timur karşılaşması… (s: 52-81) Ve sonra fetret devri… Okuyucu, sayfalar arasında nefes nefese ve hızla ilerliyor. Devamında Türk târihinin en çok tartışılan konularından biri var: Şeyh Bedreddin… 

Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar 13,5 X 21 santim ölçülerindeki 496 sayfalık eserinde Şeyh Bedreddin’i, ‘Olayları yönlendiren değil, olayların yönlendirdiği insan…’ olarak tavsif ediyorsa da daha kesin hükmünü; ‘Şeyh Bedreddin ummanına hangi sâhilden gidilirse gidilsin, atılan zorlu kulaçlarla, iddialı bir yüzücünün de tâkatinin bir yerde kesileceği muhakkaktır.’ Cümlesinde gizliyor. (s: 105-116) 

Mehmet Fâtih Can, Osmanlı’nın bütün tartışmalı konularını ele alıyor ve en güçlü belgelerle en doğru bilgilere ulaşıp okuyucuya sunuyor. Bunlardan biri de Fatih Sultah Mehmet’in annesinin kim olduğudur. (s: 210-213)

Anlaşıldığı üzere eserde sâdece Fâtih Sultan Mehmed Han anlatılmıyor. Ele alınan çevre konulardan biri de, Osmanlılardan çok önceki Türk devletlerinde vefat eden Bey’in yerine kimin geçeceğine dâir tartışmalar ve tartışmaların doğurduğu acı neticeler ve aranan çözüm yollarıdır. (s: 284-297) Sâdece bu bölüm için kitabı alıp okumaya değer.

491. sayfada Fâtih’in veziri Çandarlızâde İbrâhim Paşa’ya, Uzun Hasan Hasan için söylediği sözler var. Ağustos ortalarındaki ikindi güneşi gibidir: ‘Gayem Uzun Hasan’ın canını yakarak bir ders vermekti… Ciğerpâresini ve ordusunu kaybetmesi O’na yeter. İslâm memleketlerini tahrip etmek ve bir İslâm hükümetini yıkmak doğru olmaz. Rumeli’de gazayı bırakıp İslamlarla uğraşmak iyi bir şey değildir.’ 

Müellif Can’ın düştüğü notta da aynı güneşin yakıcılığı vardır: ‘Fakat Fatih’in belki dinî hassasiyeti belki kan özdeşliği sebebiyle kıyamadığı Akkoyunlu Devleti, çok geçmeden Uzun Hasan’ın kendi sülbünün uğursuzları tarafından yakıldı. Hem de her yerden ‘deccal çıktı’ denilerek kovulurken, kız verip saraylarına aldıkları ve kucaklarında büyüttükleri Safevilerce… Bu da bir kader tecellisiydi ki Akkoyunlulara kaybettiren Fatih, Safevilerin önünü açmış; böylece Oğlu 2. Bayezid, fakat hassâten torun Birinci Selim’in kucağına kötü bir mîras gibi Safevi gailesini bırakmış gitmişti. Şâyet Akkoyunlu Hânedânı ve devleti Osmanlılar eliyle son bulmuş olsaydı; târih. Safeviler adını bir devlet olarak değil, rayından çıkmış bir tarikat olarak kaydetmiş olacaktı.’

Eserinin son sayfalarında yazar; güncel bir konuyu ele alıyor: Fâtih’in ve diğer muhteşem zevatın ve hatta Eba Eyyub el Ensârî Hazretleri’nin türbelerinde bulunan bozuk para sandıkları ile alâkalı satırlar, ilgililere gözdağı gibi gösterilen yeniçeri kılıcıdır. Ümit edilir ki söz konusu türbeleri ziyâret edenleri ve yazarın konuyla alâkalı satırlarını okuyanları dilhûn eden haklı tenkitler, sorumsuz ilgilileri ve ilgisiz sorumluları harekete geçirir. 

Mehmet Fâtih Can, Osmanlı’nın kelimelerle ifâde edilemeyecek muazzam haşmetini, en mütevâzı ifâdelerle sayfalar arasına serpiştirmiştir. Bu sayfalar her Türk tarafından iftiharla okunmalıdır. Birileri, okuyup öğrendiklerine göre kendilerine yeni bir yol haritası çizmelidir. Daha üst seviyede olanlar da okuyup öğrendiklerini, Türkiye’nin geleceğini tanzim etmekte kullanmalıdır.     

LUTKA / KİRPİ YAYINCILIK SANAYİ VE LİMİTED ŞİRKETİ: Oruç Reis Mahallesi, Tekstil Kent Caddesi, Tekstilkent Ticâret Merkezi, A 16 Blok Nu: 18 Esenler İstanbul.

Telefon: 0.212-438 70 80 Belgegeçer: 0.212-438 70 93 

MEHMET FÂTİH CAN

1965 yılında Ankara'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Târih Bölümü mezunudur. Siyâset Bilimi ve Milletlerarası İlişkiler Ana Bilim Dalı'nda yüksek lisans yaptı.

Târih ve Medeniyet ile Târih ve Düşünce dergilerinin genel yayım yönetmenliğini, Târih ve Düşünce Dergisi’nin nâşirliği görevlerini üstlendi. Cine5 tv’de program yapıcısı olarak görev yaptı.

Yazarlık ve editörlük sürecinde muhtelif araştırmalarda ve akademik projelerde yönetmenlik yaptı. Târih ve siyaset bilimi alanında makaleleri yayınlandı.

İyi derecede Arapça ve Osmanlıca, orta seviyede İngilizce biliyor.

Evli ve üç çocuk babasıdır.

Yayınlanmış Eserleri: Er Meydanı: (THY, İstanbul 2013); Türklerin Hatâları: (Kirpi Yayınları, İstanbul 2016); Fatih Sultan Mehmed: (Kirpi Yayınları, İstanbul 2019); Osmanlı İmparatorluğu’nda Çok Kültürlü Yapı ve Birlikte Yaşama Sanatı: (DİKA, Mardin 2018)

DEDE KORKUT HİKÂYELERİ

Türk dil ve edebiyâtının şaheserlerinden olan Dede Korkut Hikâyeleri, sözlü edebiyatımızın ilk ürünlerindendir.  1600’ü yılların sonu ile 1700’lü yılların başlarında, adı tespit edilemeyen bir kişi tarafından yazıya geçirilmiştir. Kitabın tam adı, günümüz Türkçesi ile: Oğuzlarm Dili ile Dede Korkut Kitabı’dır. Kitapta bir önsöz ile 12 hikâye vardır. Bu hikâyelerin isimleri şöyledir: 1- Dirse Han Oğlu Boğaç Han 2- Salur Kazanın Evinin Yağmalanması 3- Kam Büre Beg Oğlu Bamsı Beyrek 4- Kazan Beyin Oğlu Uruz Beyin Tutsak Olması Hikâyesi 5- Koca Duha Oğlu Deli Dumrul Hikâyesi 6- Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı Hikâyesi 7- Kazıcık Koca Oğlu Yiğenek Hikâyesi 8- Basat'ın Tepegözü Öldürmesi Hikâyesi 9- Begil Oğlu Emren'in Hikâyesi 10- Uşun Koca Oğlu Seğrek Hikâyesi 11- Salur Kazanın Tutsak Olup Oğlu Uruzun Çıkardığı Hikâyesi: 12- İç Oğuz Dış Oğuz Asi Olup Beyrek'in Öldüğü Hikâyesi.

Sözlü edebiyattan yazılı edebiyata geçiş sırasında masal ve destan unsurları hikâyeleştirilmiştir; akla, tabiata ve gerçeğe daha uygun hâle getirilmiştir. Ancak destan özellikleri de büsbütün kaybolmamıştır. Halk türküleri, masallar, atasözleri, mâniler gibi unsurlarıyla Türk milletinin tamâmına âit bir eserdir. 

Dede Korkut, önsözde kişiliğinden bahsedilen, 12 hikâyenin sonunda ortaya çıkıp duâ ve temennileriyle hikâyeyi bağlayan yaşlı bir destan - hikâye kahramânıdır. Yaşamış - bilinen bir kişi değildir, efsânevi bir kişidir. Oğuz’un Bayat boyundandır. Resûl aleyhisselâm / Hz. Muhammed zamânına yakın bir zamanda doğmuş ve masallarda, destanlarda görülebilecek şekilde çok uzun yaşamıştır. Bilge bir kişidir. Oğuzların akıl hocasıdır. Allah’tan gönlüne ilham gelir ve ne derse olur. Kerâmet sâhibidir. Ozanların piridir. Çocuklara isim koyar. Büyüklere öğüt verir. İslâmiyet’ten önceki şamanlara ve İslâmiyet’ten sonraki evliyalara benzer, bir bilge kişidir.  

Hikâyelerde, Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Türklerin (Müslüman Oğuz boylarının) yaşayışlarını, törelerini, âdet ve geleneklerini, iç mücâdelelerini ve özellikle komşuları olan Hıristiyan Kafkas kavimleri ile Trabzon Rumlarına karşı giriştikleri savaşları anlatır. Tepegöz ve Deli Dumrul hikâyelerinde olduğu gibi, bâzan da tabiatüstü güçlere karşı savaşlar anlatılır.

Çok temiz, güzel ve zengin bir Türkçesi vardır. Anlatım açık, yalın, duru ve kesindir. Doğrudan doğruya şiir olan kısımları bulunduğu gibi, nesir kısımları da şiir gibi âhenklidir. Son derece hareketli ve muhteşem bir dili ve anlatımı vardır. Bu özellikleriyle Türkçenin şâheserlerinden sayılır. Hikâyelerde kahramanlık, dürüstlük, mertlik ve iyilikseverlik en büyük meziyet ve fazilet olarak işlenir. Âileye, çoğalmaya, çocuğa ve çocuk terbiyesine, kadına büyük değer verilir. Bütün hikâyelere samimî bir dindarlık havası hâkimdir. Kahramanlar Allah ve Peygamberi yüceltmek için dövüşürler. Doğruluk, adâlet, güzellik yüceltilen değerlerdir. Misâfirperverlik ve cömertlik herkesin ortak özelliklerindendir. At, ağaç, su, yeşillik ve bütünüyle tabiat çok sevilir. Türkiye Türklerinin ataları olan Oğuz boylarının her türlü âdet ve geleneklerini, üstün vasıflarını, meziyet ve erdemlerini çok canlı bir şekilde bu hikâyelerde görmek mümkündür.

Çocuklarının, Türklerin üstün meziyetlerini öğrenip o meziyetlerle yetişmeleri ve yaşamalarını sağlamak için anneler, babalar ve anaokulu-ilkokul öğretmenleri tarafından tavsiye edilmesi, okutulması Millî Eğitim ve Kültür bakanlıkları tarafından tavsiye edilmesi gereken bir eserdir. 

Bilgeoğuz Yayınları, Dede Korkut Hikâyelerini Serdar Demircan’ın akıcı Türkçesi ve sevimli çizgileriyle 12 parça hâlinde çok renkli bir görünümle okuyucunun istifâdesine sundu. 

Not: Son zamanlarda, Almanya’da 13. Kitabın bulunduğundan söz edilmektedir.  

BİLGEOĞUZ YAYINLARI: Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul.

Telefon: 0.212-527 33 65 Belgegeçer: 0.212-527 33 64  e-posta: [email protected]  www.bilgeoguz.com.tr 

KİRLENMENİN BOYUTLARI

Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan, 13,5 X 21 santim ölçülerindeki 155 sayfalık eserinde,  görünen ve görünmeyen boyutlarıyla, bütün dünyanın gündeminde önemli bir yer tutan kirlilik vak’asını büyük bir buzdağına benzetiyor. Buzdağının deniz üstünde kalan kısmı; toprak, su ve hava kirlenmesidir. Denizin altında kalan ve görünmeyen kısmı ise; ruh, düşünce, dil, ahlâk ve kültür kirlenmesidir. 

Beşinci baskısı yapılan eserdeki 42 adet makale, *Çevre Kirlenmesi, *Bilgi Kirlenmesi, *Siyâsî Kirlenme ve *Gökyüzünde Kirlenme başlıkları ile 4 bölümde toplanmıştır. 

Makalelerden bâzılarının başlıkları: 

-Kirlenmeyen Deniz Kalmadı. -Kültür Kirlenmesi. -Sınırsız Tüketim Cinâyettir. -Derinliğini Kaybeden Eğitim. -Her Aile Bir Okuldur. -Dünyanın Temel Taşı. -Savaşlarla Gelen Kirlenme. -Aydın, Çağından Sorumludur. -Kızıl Elma Değişmez. -Veren El Üstündür. 

Makalelerden tadımlık bir bölüm:

Hayatı daha çok kazanmaya, daha çok tüketmeye ve daha çok biriktirmeye ayarlamanın doğurduğu problemlerin ne kadar öldürücü, ne kadar yok edici ve ne kadar yıkıcı olduğu, dünyanın her yerinde açıkça görülüyor. Yalnız tabîi çevre değil, insan da iç ve dış dünyasıyla tahrip ediliyor. İnsanlara mânevî kazançların maddî kazançlardan çok daha önemli olduğu anlatmak için, gönüllü kurum ve kuruluşlara büyük görevler düşüyor.

İnsanların gönüllerini zenginleştirmenin yolu, Mevlânâ sözlü ve Yunus yüzlü olmaktan geçer. Onların düşünce ve eylem dünyasında, zorluğa, nefrete ve kötümserliğe yer yoktur. Onların çevrelerinde oluşan büyük çekim merkezlerinde, zorluk kolaylığa, nefret sevgiye ve kötümserlik iyimserliğe dönüşür. Onların düşünce ve eylem dünyasında Allah dışında her var, yok görülür; sevgiyle kenetlenenlerin halkalarında yer alanların, alan el değil veren el olmaları istenir.

Karşılık beklemeden sevmenin öğrenilmesi ve sevginin büyütülmesi için vermesini, günlük hayatın bir parçası hâline getirmek çok büyük önem taşır. İnsanlar sevdiklerinden vermedikçe hiçbir zaman olgunluğa eremez. Toplumu, dört bir yanından kuşatan açgözlülüğü ve daha çok kazanma tutkusunu dizginlemek, hiçbir karşılık beklemeden vermesini bilenlerin işidir.

Dünyada durmadan tüketimi artırmak ve daha çok kazanmak isteyenler, tüketim büyüsüyle gözleri kör olanlardır. Vermesini bilenler de, vermenin erdemine gönülden bağlı olanlardır. Yoksa çok zengin olan veya olmayı bekleyenler değildir. Bütün dünyayı bir ahtapot gibi saran ve baştan çıkaramayacağı insan olmayan tüketim kültüründen mutlaka vazgeçilmelidir. 

İZ YAYINCILIK: Litros Yolu, Fatih Sanayi Sitesi 12/280, Topkapı,İstanbul

Telefon: 0.212-5207210  Belgegeçer: 0.212- 511 57 91 e-posta: [email protected]  //  www.iz.com.tr  

FELSEFE TÂRİHİ

Mâcit Gökberk, 32. baskısı Ekim 2019’da yapılan 13,5 X 19,8 santim ölçülerindeki 560 sayfalık eserinde; başlangıcından günümüze felsefenin doğuşu ve gelişimini anlatıyor. Dünyaca tanınmış fikir adamlarının metinlerinden ve felsefe târihi konusunda önde gelen eserlerden faydalanarak hazırlanan bu kitap felsefe ile ilgili problemleri çözme denemeleri ve felsefe târihinin bütün safhalarını ihtiva ediyor. Felsefe Târihi, Türkiye felsefe kitaplığının en çok başvurulan, en çok aranan temel eserlerden biridir.

REMZİ KİTABEVİ A.Ş. Genel Merkez: Akmerkez E 3 Blok Kat: 14 Etiler, İstanbul

Telefon: 0.212-282 20 80 Belgegeçer: 0.212- 282 20 90 www.remzi.com.tr  e-posta: [email protected]  

KISA KISA… / KISA KISA…

1-DAMOLLA ALİMCAN el-BARUDÎ: Yusuf Akçura / Ötüken Neşriyat.

2-GAMZELİ ADA: Pelin Ertan / Luna Yayınları.

3-HADİS ZANNEDİLEN 100 SÖZ: Yunus Kokan / Kutlu Yayınevi. 

4-İFŞA: Toygun Atilla / Kırmızı Kedi Yayınları.

5-LUİ: Büşra Tarçalır Erol / Maceraperest Yayınları.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.