İBRAHİM GÜRAY AYTEKİN ÖZEL HABER ARAŞTIRMA

İnsanlık oluşumundan buyana anlaşılması zor olan “zaman” kavramıyla uğraşmıştır. Çeşitli cisimleri kullanarak zamanı anlamaya ve hesaplamaya çalışmıştır. Başlarda insanlara yağmurun karın sıcağın soğuğun zamanını bilmek yetiyor. Hasat zamanı, göç zamanı. Barınma zamanını söylüyorlardı. Gittikçe daha ayrıntılı zaman birimlerine ihtiyaç duyunca, yılı aylara ve haftalara bölmeye başlamışlardır. “Vakit nakittir.” sözü zamanın çok değerli olduğunu ve boş yere harcanmaması gerektiğini anlatır. Zamanı verimli kullanmak için günlük hayatımızı planlar ve buna uygun hareket etmeye çalışırız. Bu konuda en büyük yardımcımız ise saatler. Bugün her ne kadar zamanı çoğunlukla cep telefonu, tablet ve bilgisayar üzerindeki dijital göstergeler üzerinden takip etsek de saatler kola takarak ya da ev, okul, iş yerlerinin duvarlarına asarak kullanılıyor. 

Eski çağlarda Güneş’in doğup batması ve yıldızların gökyüzünde görünüp kaybolmasından ibaret olan zaman kavramı özellikle insanların yerleşik hayata geçip tarım yapmasıyla değişmeye başladı. Artık hayvanların düzenli olarak beslenmesi, tarım ürünlerinin belirli zamanlarda ekilmesi ve sulanması, hasat sonrası ürünlerin belirli saatlerde pazar yerlerine taşınması gerekiyordu. Bu ihtiyaçlar insanları zamanı ölçmek için farklı yöntemler aramaya teşvik etti. 

Saat, ilk defa MÖ 4000'lerde Mısır'da kullanılmaya başlanmıştır. Mısırlılar, Güneş'in her gün belirli bir düzende doğup battığını keşfetmişti. Bundan yararlanarak güneş saatini icat etmeyi başardılar. 

Güneş Saati;Zamanı ölçmek için faydalanılan ilk aletlerden biri olan güneş saatleri, MÖ 4000’lerde Eski Mısır’da kullanılmaya başlandı. Güneş saatlerinde düz bir yüzeyin üzerine bir çubuk yerleştiriliyor ve çubuğun Güneş’in açısına bağlı olarak oluşturduğu gölgenin uzunluğu takip ediliyordu. Başlangıçta oldukça basit olan bu saatler, bir süre sonra geliştirildi ve üzerine zaman dilimlerini gösteren kadranlar eklendi. 

O dönemlerde Mısır’da 12 tabanlı sayı sistemi kullanılıyordu. Daha sonra bu sistem Babilliler döneminde “60” sayısını temel alan “altılı” bir sayı sistemine dönüştürüldü. Saatin 60 dakika, bir günün 24 saat (12 saat gündüz, 12 saat gece), bir dairenin çevrisinin 360 derece olmasının temelinde 12 ve 60 tabanlı sistemler yer alır. Güneş saatinin en büyük dezavantajı ise bulutlu havalarda ve geceleri güneş ışığı olmadığı için kullanılamamasıydı.

Bu saat çeşidinde dik duran bir cismin Güneş'in geliş açısına göre oluşturduğu gölge boyuna bakılarak saat hesaplanıyordu. Ancak güneş saatinin bir eksikliği vardı. Geceleri güneş olmadığından dolayı çalışamıyordu. Bunun üzerine Antik Mısırlılar kum saati ve su saatini icat ettiler. Su Saati Güneş saatinin işlevsiz olduğu durumlar için icat edilen su saatlerinin Eski Mısır’da ortaya çıktığı, daha sonra farklı medeniyetler tarafından geliştirildiği tahmin ediliyor. 

Su saati; Farklı türleri bulunan su saatlerinin en yaygın olanı tam bir günde yani 24 saatte boşalan büyük bir su kabından oluşuyordu. Kabın altında bir delik, içinde ise geçen zamanı temsil eden çizgiler bulunuyordu. Su bu delikten yavaş yavaş akarken suyun seviyesi bu çizgilerden birine geldiğinde “birim zaman” kadar vakit geçtiği anlaşılıyordu. Su saatinin en ünlü örneklerden birini de Müslüman bilgin el-Cezerî tasarladı.  Çinliler ise bir kaptan başka bir kaba akan, biri boşalınca öteki kabı dolduran suyla zamanın belirlendiği daha farklı bir su saati kullanıyorlardı.

Mum Saati; İlk kullanım yeri ve zamanı bilinmeyen mum saati, Japonya'da 10. yüzyılın başlarına kadar kullanıldı. Bu saatlerde mum yandıkça mumun üzerindeki ya da arkasında bulunan tahta çubuktaki işaretlere bakılarak ne kadar zaman geçtiği belirleniyordu.

Kum Saati; Kum saatlerinde üst üste bulunan iki cam fanusun içerisindeki kum birinden diğerine akardı. Kum saati daha çok belirli bir sürenin başlangıcını ve bitişini göstermek için kullanılırdı.

Mekanik Saatler; İlk mekanik saatler 1300’lü yıllarda kullanılmaya başlandı. Serbest düşmesi engellenmiş yani belirli bir noktadan yavaş yavaş aşağı inen ağırlıkların çarkları döndürdüğü bu saatler zamanı hassas bir şekilde ölçemiyordu. Günde yaklaşık 15 dakikadan fazla saptıkları için her gün yeniden ayarlanmaları gerekiyordu. Zamanın mekanik olarak ölçülmesi yönündeki ilk adımlar din adamlarından gelmiştir. Keşişler dua etmek için kesin saati bilmek zorundaydılar. 1500’lü yılların başında Alman kilit ustası Peter Henlein zembereği kullanarak tarihteki ilk kurmalı saati üretti. Böylece saatlerde büyük ağırlıkların kullanılmasına gerek kalmadı. Zamanı hassas bir şekilde göstermemesine rağmen, insanlar bu saatleri ceplerinde taşımaya başladılar. İtalyan mucit Galileo Galilei, 1581’de düzenli salınma periyoduna sahip sarkaçlar sayesinde hata payı düşük mekanik saatler tasarlanabileceğini keşfetti. Bundan 75 yıl sonra Christian Huygens, günde bir dakikadan daha az sapan sarkaçlı saati geliştirdi. 1524 tarihi kurmalı saatlerin yapıldığı ilk tarih olarak tarihe geçti. Alman kilit ustası Peter Henlien, tarihte bilinen ilk kurmalı saati üretti.1550’lerde ise dünyada mekanik saatlerin sayısı büyük bir artışa geçmişti, kurmalı saatler yerini mekanik saatlere bırakmıştı. 

Üretilen saatlerin büyük kısmı Alman ve Fransız üretimiydi. 1575’te İsveç ve İngiliz üreticiler ortaya çıktı. Ancak o zamanlarda saatler bir aksesuar aleti olarak görülüyordu. Yani saatler, saat anlamıyla gelişmesi dışında bir moda girişimiydi.1600’den sonraki değişiklikler de esasen bu moda ve aksesuar görüşünü değiştirmedi. Artık saatler tamamen bir takı olarak görünüyordu ve mücevher değerinde idi.

1656’da ilk sarkaçlı saat üretildi.1704’te Dullier adında bir üretici, pirinç parçaların bazılarını mücevherlerle değiştirmeyi denedi.1721'de George Graham’in yaptığı sarkaçlı saat, dakikliği ile çığır açtı. Bu sarkaçlı saat günde sadece 1 saniye geri kalıyordu.1761’de John Harrison’ın yaptığı saat o zamana kadar yapılmış saatler içerisinde hata oranı en düşük olan saatti. Günde sadece 0.02 saniye şaşıyordu, Saatin yapımcısı 10 milyon dolar ile ödüllendirildi. 1800’de ilk kez bir cep kronometresi icad edilip geliştirildi, 1850’de Amerika’da ilk kez büyük çapta bir saat fabrikası açıldı ve  seri üretim başladı. 1952’de ilk kez pilli saatler üretilmeye başlandı, bu saatler "mucizevi" şekilde pil ile çalışıyor ve hiçbir kurmalı saatin ulaşamadığı sağlamlık ve dakikliğe ulaşıyordu. 1970'te ise tarihin ilk elektronik saatleri piyasalarda görülmeye başlandı.

Kuvars Saatler; 1927 yılında Kanadalı Warren Marrison kuvars saati geliştirdi. Pille çalışan bu saatlerde, zaman ölçümü kuvars kristallerinin titreşim frekansı üzerinden yapılıyordu. İlk kuvars saatler yaklaşık olarak her dört ayda bir saniye sapıyordu. Zamanla kuvars saatlerin ölçümlerindeki hata payı 32 yılda bir saniyenin altına düştü. 1980'lerden itibaren elektronik teknolojisindeki gelişmeler bu saatlerin kolay ve ucuz bir şekilde üretilmesine imkân sağladı. Böylece kuvars saatler dünyanın en yaygın kullanılan zaman ölçme teknolojisi hâline geldi. Günümüzde kolumuza taktığımız ya da duvara astığımız saatlerin çoğu kuvars saattir. Ayrıca cep telefonu, tablet ve bilgisayarlarda da zamanı ölçmek için kuvars kristallerinden yararlanılır.

Atom Saatleri; Günümüzün en hassas zaman ölçme araçları ise atom saatleridir. Öyle ki en hassas atom saatlerinin bir saniye sapması için yaklaşık 30 milyar yıl geçmesi gerekir. 

Zamanı ölçmek için atomlardan yararlanma fikri, ilk olarak 1800’lerin sonlarında Lord Kelvin ve James Clerk Maxwell tarafından ileri sürülmüştü. Isidor Rabi, elektronlar ile atom çekirdeği arasındaki manyetik etkileşimlerden yararlanılarak atom saatinin geliştirilebileceğini ortaya koydu. İlk atom saati ise 1949 yılında Harold Lyons tarafından geliştirildi.Atom saatlerinden çeşitli teknolojilerde ve bilimsel çalışmalarda yararlanılır. Örneğin konum belirlemek için kullanılan GPS uydularında hassas atom saatleri vardır. Bunun yanı sıra başta görelilik kuramı olmak üzere zamanın hassas bir biçimde ölçülmesinin gerekli olduğu bilimsel çalışmalarda da atom saatleri kullanılır. 

Şu anda 1/10 trilyonluk hatayla zamanı ölçebilen atom saatleri de geliştiriliyor. NIST labaratuvarlarında yapılmakta olan yeni sezyum atom saati 300 milyon yıl 14. ondalık haneye, ABD’de Ulusal Standartlar Enstitüsü’nde üzerinde çalışılan cıva iyonu saati ise 30 milyar yıl boyunca 16. ondalık haneye kadar şaşmadan çalışabilecek. Atom saatinin keşfiyle sağlanan uzun süreli hassaslığın yanında çeşitli olaylar ve süreçler birbiriyle mükemmel bir şekilde senkronize edilebiliyor ve yer tayinleri kesin bir doğrulukla hesaplanabiliyor.
Kesin zamana bağlı modern hayatta her geçen gün daha hassas saatlere ihtiyaç duyuluyor

Saat kulesi; İlk örnekleri MÖ 3000 yılında Mezopotamya, Çin, Hindistan, Mısır'da görülen saatler güneş, kum, yağ, su ile işleyen basit yapılardı. Günün bölünmesi ve sosyal hayatın planlanmasında önemli bir araç olan saatin şehir hayatının bir parçası haline gelmesi 13. yüzyıl Avrupa’sında başlamıştır. Bunun bir sonucu olarak da bireysel kullanıma yönelik saatlerin henüz gelişmediği bu çağda kilise, saray gibi yapılara ilk örnekleri İngiltere ve İtalya'da görülmek üzere saat eklenmesiyle halkın saatlerden haberdar olması sağlanmıştır. 14. yüzyılda hızla yayılan bu kullanım türü zamanla saatlerin tek başlarına bir yapı olarak ortaya çıkması sonucunu ortaya çıkarmış ve bir kule üzerine eklenen kadranlarda saat kuleleri ortaya çıkmıştır. Bu kuleler ya halkın toplantı noktalarına inşa edilmiş ya da inşa edilen saat kuleleri zamanla halkın toplantı noktası haline gelmiş ve sosyal hayatın önemli bir parçası olmuştur. 

15. yüzyıl sonlarında Osmanlı coğrafyasında ilk olarak Balkanlarda görülen saat kulelerinin Anadolu'daki ilk örnekleri 18. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Osmanlı coğrafyasındaki ilk saat kulesi 1577'de inşa edilen Banja Luka'daki Ferhad Paşa Camii'nin saat kulesi olurken Anadolu'daki ilk saat kulesi ise 1797'de dikilen Safranbolu Saat Kulesi olmuştur. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.