BEYKENT ÜNİVERSİTESİ AÇLIŞINDA İLK DERS CUMHUR PAŞA’DAN: “KIBRIS’IN DÜNÜ, BUGÜNÜ, YARINI”

Bu yıl, “hangi üniversitenin açılışına gitsem?” diye düşünmeme gerek kalmadı. Değerli yazarımız, Kıbrıs Gazisi Em.Tümg. Cumhur Evcil Paşa, BEYKENT ÜNİVERSİTESİ’nin 2015-2016 Akademik Yılı açılış dersinde “Kıbrıs’ın Dünü, Bugünü, Yarını ve Türkiye İçin Önemini” anlatacaktı, biz de açılışa davetliydik. Kıbrıs’ı unuttuğumuz şu günlerde, bu davet, kaçırılmaz bir fırsattı.

19 Eylül 2015 Cumartesi 09:42
BEYKENT ÜNİVERSİTESİ AÇLIŞINDA İLK DERS CUMHUR PAŞA’DAN: “KIBRIS’IN DÜNÜ, BUGÜNÜ, YARINI”

Yazı ve Fotoğraflar: M. KEMAL SALLI

Üniversitelerimiz bünyelerine katılan yeni öğrencileri kucaklamanın, yeni öğretim yılına başlamanın heyecanı içindeler. 

Bu yıl, “hangi üniversitenin açılışına gitsem?” diye düşünmeme gerek kalmadı. Değerli yazarımız, Kıbrıs Gazisi Em.Tümg. Cumhur Evcil Paşa, BEYKENT ÜNİVERSİTESİ’nin 2015-2016 Akademik Yılı açılış dersinde “Kıbrıs’ın Dünü, Bugünü, Yarını ve Türkiye İçin Önemini” anlatacaktı, biz de açılışa davetliydik. Kıbrıs’ı unuttuğumuz şu günlerde, bu davet, kaçırılmaz bir fırsattı. 

BEYKENT ÜNİVERSİTESİ Rektörü Sayın Prof. Dr. M. Emin Karahan, içinde bulunduğumuz küresel konjonktürde çok önemli bir konuma gelen Kıbrıs konusunu  bu öğretim yılının açılış dersi olarak belirlemesi çok anlamlı bir mesajdı. 

Kıbrıs konusunda 60’lı yıllardan bu yana yaşadıklarımız, küresel sistemin de, AB’nin de hak dağıtma konusunda adalet terazisi kullanmadıklarını göstermiştir. Yaşanan iki yüzlülükler ve acı deneyimler sonrasında, KKTC’nin yaşatılmasının, Kıbrıs Türkü için de, Türkiye için de ne kadar önemli olduğu her geçen gün daha net anlaşılmaktadır. Kıbrıs sorunu artık bölgesel sorun olmaktan çıkmış, bir küresel soruna dönüşmüştür. Bu sorunun çözümünde de kilit ülke Türkiye’dir.

REKTÖR KARAHAN:”BİR ÜLKENİN GELİŞMİŞLİK DÜZEYİ EĞİTİLMİŞ İNSANGÜCÜYLE İLİŞKİLİDİR.”

Prof. Dr. Karahan yeni dönemi açış konuşmasında, Beykent Üniversitesi olarak, eğitim politikalarını ve hedeflerini şöyle özetledi:

“Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi, o ülkedeki eğitilmiş insan gücüyle doğrudan ilişkilidir. Eğitilmiş insan gücü de ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimdeki okullaşma oranları ile ifade edilir. Mensubu olmaktan gurur duyduğumuz Beykent Üniversitesi, Türkiye’deki yükseköğretim sisteminde önemli bir görev üstlenmiştir ve bu görevini büyük bir başarı ile sürdürmektedir. Bundan sonra da yararlı bir rekabet ortamı içerisinde, bu görevini, kalitesini ve hizmet hacmini artırarak sürdürecektir. 

(…) Bu bakımdan, Beykent Üniversitesi’nin bütün imkânlarını hazırlayan ve Türk toplumunun hizmetine sunan ADEM ÇELİK - BEYKENT VAKFI’na ve vakfın kurucusu,  Mütevelli Heyeti Başkanımız Sayın Adem ÇELİK nezdinde bütün Mütevelli Heyeti Üyelerine; şahsım, öğretim üyelerimiz, çalışanlarımız ve öğrencilerimiz adına şükranlarımı arz ediyorum. 

(…) Sevgili Öğrenciler,
Sizler bizim varlık sebebimizsiniz. Üniversite öğrencilik yıllarının bir hasat mevsimi olduğunu, bu süreçte kendinizi hem bilimsel ve mesleki yönden, hem sosyal açıdan yetiştirmeniz gerektiğini, sizin için çok büyük fedakarlıklara katlanan ailenize karşı da büyük bir sorumluluğunuz bulunduğunu hiçbir zaman unutmamalısınız. Sadece başarılı olmak için değil, topluma yararlı ve değerli bir fert olmak için gayret etmelisiz. Ulu Önder Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni sizlere emanet etmiştir. Bu emanete sahip çıkmalısınız. Sizler bu ülkenin aydınlık geleceğisiniz. Daima bunun bilincinde olmalısınız. “

Rektör Prof. Dr. Karahan’ın konuşmasından sonra kürsüye davet edilen E. Tümg. Cumhur Evcil, BEYKENT ÜNİVERSİTESİ’nin 2015-2016 Akademik Yılı’nın açılış dersi olarak “Kıbrıs’ın Dünü, Bugünü, Yarını ve Türkiye İçin Önemi”ni anlattı.

Cumhur Paşa, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’na katılmış bir Kıbrıs Gazisi ve Kıbrıs konusundaki araştırmaları ve konferanslarıyla tanınan bir entelektüel olarak anlattıkları ilgi ve heyecanla, zaman zaman da gözyaşlarıyla dinlendi. 

Kıbrıs’ın kısa tarihini ve Megali İdea’yı anlatırken, “Doğu Akdeniz’in bu güzel ve yeşil adası bugün uluslararası arenada önemli aktörlerin çıkarlarının çatıştığı bir sorunlar yumağı haline gelmiştir” diyen Cumhur Paşa, Osmanlı’ya kadar uzanan dönemi şöyle özetledi:

“Yüzölçümü 9281 km2’lik olan ada Anadolu’ya 70 km uzaklıktadır.

3’ncü zamanda Anadolu’dan koptuğu değerlendirilen adanın toprak ve bitki örtüsü de Anadolu’nun bir parçası olduğuna işaret etmektedir. 

Tarih boyunca Asurlular, Persler, Mısırlılar, Roma ve Bizans imparatorlukları gibi Anadolu ve Mısır’a hakim olan güçlerin sahip olduğu Kıbrıs, bir ara Arapların, Haçlı Seferleri sırasında da İngilizlerin eline geçmiştir. Daha sonra, Templer Şövalyeleri ve Lüsignanlar ve Venedikliler zamanında korsan yatağı haline gelen Kıbrıs’ı 1571’de o günlerin süper gücü Osmanlı İmparatorluğu fethetmiştir. 

Böylece Kıbrıs tarihinde 3 asır sürecek Osmanlı dönemi başlamıştır.” 

Görkemli Osmanlı İmparatorluğu’nun zamanla Avrupa ve Rusya karşısında  birbiri ardına yenilgiler almaya başladığı dönemde 1877-78 Osmanlı-Rus harbinde uğradığı ağır yenilgi sonunda devleti Rusya’ya karşı koruması için Kıbrıs geçici olarak İngiltere’ye verilmiş ve İngiltere’nin 1914’te ada’yı tek taraflı olarak ilhakını  Türkiye Lozan’da kabul etmiş, ve artık ada İngiliz toprağı olmuştur. 

Daha sonra 1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Rumlar tarafından  1963’te yıkılmış ve o tarihten beri Kıbrıs’ta fiilen iki ayrı devlet dönemi yaşanmaktadır. Kısaca arz ettiğim bu tarihi gelişim içinde görüldüğü gibi ada hiç bir zaman Yunanistan’ın olmamıştır.

    MEGALİ İDEA                        

Değerli öğrenciler,

Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra fanatik Rumlar arasında başlayan ve Megali İdea olarak bilinen Büyük Helen İmparatorluğu  hayali kuşaktan kuşağa aktarılagelmiş  ve  ilk defa bir belge olarak Yunanlı şair Rigos tarafından 1796 yılında Viyana’da yayınlanmıştır.

Rigos, başkenti istanbul olacak Helen İmparatorluğu’na Mora yarımadası, Tesalya, Epir, Makedonya, Trakya, Anadoluyu ve bütün Ege adalarıyla Girit ve Kıbrıs’ı da dahil etmiş, Rum Pontus devletinin kurulmasını da unutmamıştır. 

Megali İdea’nın ilk adımı Yunanistan’ın bağımsızlığı idi.

Fransız İhtilali ve hızla yayılan  milliyetçi akımlardan sonra zaten için için kaynayan Balkanlarda isyanlar 19. yüzyılda  başladı.  

Önce Sırplar, ardından 1821’de Rumlar isyan etti. İsyanlar  kontrol altına alınsa da Avrupa’nın sınırsız desteği ile 1828-29 osmanlı-rus savaşı sonunda Yunanistan bağımsızlığını elde etti. Böylece 1830 yılında Mora Yarımadası’nda Yunanistan kurulmuş oldu.

Bilahare Yunanistan inanılmaz bir hızla Osmanlı aleyhine topraklarını genişletti. 1864’te Adriyatik Denizi’ndeki yedi adayı İngiltere Yunanistan’a verdi. Osmanlı bu oldubittiyi kabul etmek zorunda kaldı. 93 Harbi sonunda da, yine İngiltere marifetiyle, Yunanistan Teselya’yı  topraklarına kattı.

Daha sonra Balkan Savaşı patlak verdi. Savaşı kaybeden Osmanlı Epir ve Makedonya’nın bir kısmı ile, bütün Ege adalarını Yunanistan’a kaptırdı.

Artık son günlerini yaşayan Osmanlı daha Balkan Savaşı’nın yaralarını sarmadan kendini Birinci Dünya Savaşı içinde buldu.

Savaş sonunda  Batı Trakya’yı topraklarına katmayı başaran  Yunanistan, bu defa da Anadolu’yu işgale kalktı.

Bildiğiniz gibi, Türk ulusu büyük atası Mustafa Kemal’in etrafında birleşerek 3 yıl süren muhteşem kurtuluş mücadelesinde Yunan ordularını Anadolu’da bozguna uğrattı.

Artık Yunanistan’da Megali İdea rüyaları bir daha görülmez sanılıyordu ki, İkinci Dünya Savaşı sonunda da Yunanistan galip devletler masasına oturmayı ve İtalya’nın işgalinde olan Oniki Ada’yı topraklarına katmayı başardı. 

O tarihlerde İngiltere kolonilerini terke başlamış, Türkiye de Boğazlar ve Doğu Anadolu konusunda Rusya ile karşı karşıya gelmişti. Cumhuriyet Türkiyesi yalnızlık ve çaresizlik içindeydi ve Yunanistan’a göre Enosis’in yani Kıbrıs’ı ilhakın tam zamanı idi. 

Balkan Savaşı’ndan beri Anadolu’ya yakın adalara sahip olan Yunanistan Ege Denizi’nde Türkiye’ye karşı büyük bir durum üstünlüğü sağlamıştı. Şimdi de Kıbrıs’ı alacak, kuşatma kolunu İskenderun’a kadar uzatarak Ege Denizi’ndeki durum üstünlüğünü Doğu Akdeniz’e de taşıyacaktı.

Yunanistan’ın Kıbrıs’ı ilhakı ile ortaya çıkacak durumu biraz daha mercek altına almak gerekiyor.

Ada, yakınlığı nedeniyle Anadolu’ya atlamak için adeta bir eşik, bir basamak durumunda ve ayrıca Türkiye’nin de Doğu Akdeniz’de tam bir ileri karakolu konumundadır.  Ve bu haliyle, diğer jeopolitik özellikleri yanında Kıbrıs, ulusal güvenliğimiz için yüksek değerde vazgeçilemez bir hedeftir. 

Yakın tarihimizde konuyla ilgili önemli bir örnek var: Çanakkale savaşları..

Bildiğiniz gibi, İngiliz ve Fransız orduları Yunanistan’a ait Limni adasını üs olarak kullandılar.

Bu adayı biz Balkan Savaşı’nda kaybetmiştik. limni bizim olsaydı ingiliz ve Fransız  kuvvetleri ellerini kollarını sallayarak Çanakkale’ye gelebilirler, Gelibolu Yarımadası’na çıkabilirler miydi? Bu zaafiyet  Çanakkale’de 250bin yetişkin insanımıza mal olmuştur. Doğu Akdeniz’de de Kıbrıs  aynı konumdadır.  Bu Türkiye’nin bir beka, hayat memat sorunudur. 

KIBRIS’TA EOKA TERÖRÜ

Sevgili öğrenciler, tekrar ikinci Dünya Savaşı sonuna dönelim. Yunanistan için Kıbrıs’ı ilhakının tam zamanı gibi görünüyordu, ama bu defa Yunanistan’ın karşısında Türkiye Cumhuriyeti vardı. Nitekim, Yunanistan’ın uluslararası arenadaki tüm teşebbüsleri sonuç vermemiş, Rumlara göre artık silaha başvurmaktan başka çare kalmamıştı. 

Derhal Eoka terör örgütünü kurdular ve 1 nisan 1955’te Kıbrıs’ta  bombalar patladı, saldırılar başladı, Adanın adeta kan gölüne döndüğü bu yıllar silahsız ve savunmasız Kıbrıslı soydaşlarımızın katledildiği, mal ve mülklerinin gasp edildiği, yerlerinden yurtlarından sökülüp atıldıkları hazin yıllardır. 

Türk hükümeti bu vahşete daha fazla seyirci kalamazdı. Soydaşlarımızın güvenliği için Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) kuruldu. TMT, Kıbrıs Türklerinin kendilerini savunmak için biraraya geldikleri gizli bir savunma örgütü idi. Kahraman soydaşlarımız bu çatı altında toplandılar. Damarlarında dolaşan asil kana yakışan bir şekilde her zorluğa, zulme ve katliama karşı durdular.

KIBRIS CUMHURİYETİ DÖNEMİ

Bu amansız mücadalede İngiltere’yi de karşısına alan Yunanistan için rtık pabuç pahalı idi  ve Yunanistan İngiltere  ve Türkiye ile  masaya oturmak zorunda kaldı.   

Ve sonunda, 1960 yılında, Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Kıbrıs cumhuriyeti Kıbrıslı Türk ve Rumların ortak devletiydi Ve İngiltere, Türkiye ve Yunanistan bu devletin garantörleri idi. 

BUNALIMLI YILLAR

Bu antlaşma ile Rumlar Kıbrıs’ı ilhak edememişler, ama cumhuriyetin yönetimini ele geçirmişlerdi. Bu yeni durumda cumhuriyet bir ara hedefti. Nitekim, Cumhuriyet ancak üç yıl yaşadı.

Rumlar Enosis için 23 aralık 1963’te yeniden saldırıya geçtiler. Lefkoşa’da başlayan ve “Kanlı Noel” diye bilinen, Türkleri hedef alan terör ve katliam süratle bütün ada sathına yayıldı. 

Türk mahalle ve evleri ve işyerleri basılıp silahsız savunmasız kadın çocuk ve yaşlı demeden soydaşlarımız katlediliyor, malları mülkleri gasp ediliyordu. 

Azgın Rum çeteleri, Lefkoşa’da türk alayında görevli Tbp. Bnb. Nihat İlhan’ın evini de bastılar. Eşi görevde olduğu için üç küçük çocuğuyla banyo küvetine gizlenen Mürevvet Hanım’ı kurşunladılar. Çocuklarını kanadı altına alan Mürüvvet Hanım ve çocukların hepsi şehit oldu. 

Bugün o ev olduğu gibi “Barbarlık Müzesi” olarak muhafaza edilmektedir. Lefkoşa’ya yolunuz düşerse mutlaka bu vahşeti görün.

Kanlı Noel’le birlikte  birden bütün dünya ile irtibatı koparılan soydaşlarımız boşlukta kalıverdiler ve, can derdine düşen halk güvenli bölgelere göç etmeye başladı. Görülen alanlarda tam bir açık hava hapishanesinde yırtık ve harap çadırlarda aç ve açıkta perişan bir hayata mahkum edilmişlerdi…

Türk bölgelerine askeri malzeme olduğu iddia edilerek iğne, iplik, her türlü giyecek, ilaç, pil, benzin ve daha birçok malzeme girişi yasaktı. Ada içi seyahat zorunda kalan soydaşlarımız barikatlarda aranır, direnenler tutuklanırdı. İçlerinde öldürülenler hala kayıplar listesindedir. 

Bu ağır şartlara rağmen TMT’nin çatısı altında kahraman soydaşlarımız tam 11 yıl direndiler, Rumları bölgelerine sokmadılar. Bu süre içinde Rumlar büyük kuvvetlerle 1964’te Erenköy’e taarruz ettiler. Erenköy’de Türklerin kontrol ettikleri küçük bir sahil şeridini TMT zaman zaman binbir zorlukla ikmal ve irtibat işlerinde kullanırdı.

6 ağustos’ta başlayan Rum taarruzlarına direnen aralarında Rauf Denktaş’ın da bulunduğu bir avuç mücahitin imdadına hava kuvvetlerimiz yetişti. 8-9 ağustos’ta yapılan hava taarruzu başarılı oldu. Rumlar geri çekilmek zorunda kaldılar ve bir daha da Erenköy’e taarruz edemediler.

Değerli dinleyiciler, bu hava taarruzu esnasında uçağı isabet alan pilotumuz Yüzbaşı Cengiz Topel paraşütle atlamayı başarmış ve sağlam olarak Rum kesimine düşmüştü. Kahraman pilotumuzu esir alan Rumların insanlık dışı işkencelerle, vahşice kahraman Cengiz Topel’i şehit etmeleri hiç unutulmadı.

1967 OLAYLARI

Sevgili öğrenciler, 

Adada Rum çetelerinin estirdiği ağır baskıya, anarşi ve teröre soydaşlarımız TMT çatısı altında kahramanca direniyordu.

Erenköy olaylarından 3 yıl sonra, 1967 yılında Yunanistan’da ihtilal oldu, iktidar olan albaylar cuntası, Batı Trakya sınırlarında Türkiye lehine bazı düzeltmeler karşılığında, Türkiye’den Kıbrıs’ı resmen istedi. Bu teklifin Türkiye tarafından müzakere dahi edilmeden reddedilmesine  Rumlar Lefkoşa-Limasol yolu üzerindeki Boğaziçi ve Geçitkale köylerine 15 kasım’da büyük bir kuvvetle saldırarak karşılık verdi. 

İki köyün bir avuç mücahiti kahramanca dirense de sert bir çatışmadan sonra azgın Rumlar 23 soydaşımızı şehit ederek, köyleri yakıp yağmaladılar.

Bu vahşet bütün Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Türk ordusu süratle yığınağını yaptı, Türkiye’nin tepkisi ve ciddi hazırlıkları Yunanistan’ı korkutmuştu. 

ABD araya girince,  Yunanistan bütün isteklerimizi kabul etmek zorunda kalmış, savaşmadan zafer kazanmış gibi sevinmiştik. Artık Türk bölgelerine uygulanan ambargo kalkmış, ada içi seyahat imkanları doğmuş. ve kanunsuz olarak Kıbrıs’ta bulunan Yunan askerleri de Kıbrıs’ı terk etmiş hemen ardından da toplumlararası görüşmeler başlamıştı.

Değerli öğrenciler,  bütün bunların yanında Türkiye’nin kararlılığı ve gücü karşısında Yunanistan’ın bir savaşı göze alamadığı da dikkatli çevrelerin gözünden kaçmamıştı. Ancak  Rumların hedefi, yine Enosis’ti. Uygun zaman beklense de Atina’da iç politikada  durumunu sağlamlaştırmak zorunda kalan cunta hemen Enosis’e ihtiyaç duyuyordu. 

Bu talebe Lefkoşa’da karşı çıkan Makarios’la cuntanın da  arası açılmaya başlamıştı. Kısa sürede köprüler atıldı.

Çok geçmedi cunta, Yunanlı subaylar marifetiyle, 15 temmuz 1974’te Makarios’u devirdi. Canını zor kurtaran Makarios İngilizlere sığındı. 

KIBRIS BARIŞ HAREKATI

Türkiye darbeyi tanımadı. Darbeden sonra Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanacağı belli idive bu durum müdahale için tarihi bir fırsattı. 

Türkiye hemen müdahale kararı aldı. 20 Temmuz 1974 sabahı paraşütçülerimiz ve helikopterle taşınan birliklerimiz Lefkoşa kuzeyine havadan inmeye, çıkarma birliklerimiz de  Girne’nin batısına denizden çıkmaya başladılar. 

Sevgili öğrenciler, ben de harekata paraşüt birliklerimiz arasında katıldım. Kayseri’de sabah saat 04:00’te uçaklara binmiştik. Toroslar’dan sonra radarlara yakalanmamak için uçaklar denizin hemen üzerinde alçaktan uçuyordu. 

Şafak sökerken  Beşparmak Dağları’na ulaştık. Rum kesiminde hiçbir hareket görülmüyordu, paraşütle atlayacağımız alanın her tarafında  300-500 m. mesafede Rum mevzileri vardı. 

Pusudalardı herhalde, inerken ateş edeceklerdi. Kısa sürede atlayış bölgesine geldik. Ben uçaktan atladığımda saat tam o7:05’di. Paraşütüm açıldı, hiç ateş yok. Arkamda yükseklerde muhteşem bir görüntü var; Türk ordusu süzülerek akıyor. Hava indirme harekatının bu görkemi,  ihtişamı karşısında mevzideki Rumların mutlaka dizlerinin bağı çözülmüştür. 

Hiçbir ateşe maruz kalmadan indik. Bir müddet sonra acı siren sesleri duyuldu, ateş de başladı. Tam bir baskın sağlamıştık.

Birliklerimiz ve mücahitler süratle hedeflerini ele geçirip, 22 temmuz saat 17:00’de inen ve çıkan birlikler Boğaz’da birleşti.  Bu zafer’in ilk işareti, hatta ta kendisiydi. 

Bütün dünyanın harekatın durdurulması için yaptığı baskı üzerine İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasında Cenevre’de müzakereler başladı. Ancak Yunanistan antlaşmaya yanaşmıyor, görüşmelerden sonuç alınamayınca, Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in “Ayşe tatile çıksın” mesajı üzerine, 14 Ağustos 1974’te ikinci harekat başladı. 

Kısa sürede doğuda Gazi Magusa, batıda da Lefke ele geçirildi. Bugünkü KKTC toprağı olan bölgeler kahraman ordumuz tarafından kontrol altına alınmıştı. 

Yine başta ABD, AB ve BM olmak üzere ateş kesilmesi çağrılarına Türkiye uydu. Yunanistan yine bir ateşkes antlaşması imzalamaya yanaşmadı. 

Değerli dinleyiciler, Türkiye Cumhuriyeti 20.nci Yüzyıl’ın son çeyreğinde gerçekten önemli bir zafer kazanmıştı. Rumların 200 yıl içinde Megali İdea için Kurtuluş Savaşı’nda uğradıkları büyük yenilgiye, şimdi de Kıbrıs’ta bir ikincisi  eklenmiş oldu. Ancak Yunanistan’ı masaya oturtamadık ve hiçbir antlaşma da yapılamadı.

HER DÖNEMDE YENİ BİR ANNAN PLANI

Artık toplumlar arası görüşmelerde BM daha aktif rol almaya başladı ve bu çerçevede ortaya çıkan planlar arasında  Annan Planı üzerinde uzlaşıldı. Ve plan 2004 yılında  Türklerin ve Rumların oylarına  sunuldu. 

Soydaşlarımızın kabulüne karşılık, Rumlar planı reddetti.Oysa plan Kıbrıs Türklerinin bütün kazanımlarını tehlikeye atan tuzaklarla dolu bir plandı. Plan KKTC toprağının yaklaşık 1/3’ünün Rumlara terkini, yeniden göç sorunlarının çıkmasını ve Rumların KKTC topraklarına yerleştirilmelerini öngörüyordu. Türkiye ve KKTC için hayati önemdeki garantiler işlemez ve uygulanamaz hale getiriliyordu. 

Planı bizim yerimize Rumlar reddetmişti.  Bir müddet sonra toplumlararası görüşmeler yeniden başladı. Şimdi  toplumlararası görüşmeler yine devam ediyor.

1830’da bağımsızlığını kazanan ve Megali İdea hayalinin arkasına takılan Rumlar, 100 yılda topraklarını üçe katlamıştır. 

Türkiye’nin Lozan’dan sonra bölge ülkeleriyle barış içinde, dostluk ve iyi komşuluk ve işbirliği gayret ve teşebbüsleri özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra ne yazık ki Yunanistan’da muhatap bulamamıştır. 

Sonunda 1974’te, bir Türk-Yunan savaşı çıkmasına ramak kalmış, ve Türk-Yunan münasebetleri onarılamayacak şekilde sarsılmıştır. 

1974’e kadar kıbrıs sorunu üzerinde  yoğunlaşan, başta karasuları, kıta sahanlığı, Anadolu’ya yakın Ege adalarının silahsızlandırılması ve Batı Trakya Türkleri’ne yapılan baskılar olarak sayabileceğimiz Türk-Yunan sorunları bugün tamamen Kıbrıs meselesine odaklanmış bulunmaktadır. 

Kıbrıs meselesi çözülmeden bu sorunların çözülmesi beklenmemektedir. Bugün temel sorun Kıbrıs’tır. Yunanistan’ın  hedefi ise, Türkleri bu coğrafyadan atmaktır. Kıbrıs da bu hedefin sadece bir parçasıdır. Yunanistan’ın bu hedefi bugünden yarına bir hedef değildir. Yunanistan’ın 200 yıldır peşinde koştuğu ve bugün için hayal de olsa yeni fırsatlar bekleyen bir hedeftir. 

Sevgili öğrenciler,  daha önce de ifade etmeye çalıştım, Kıbrıs aynı zamanda Türkiye için  yüksek değerde bir güvenlik sorunu, bir hayat memat meselesidir. Türkiye kendi güvenliğini sağlamak ve uluslararası antlaşmalardan doğan haklarının gasp edilmesini önlemek için bugüne kadar Megali İdea’nın karşısında olmuş, bundan sonra da bütün gücüyle bu hedefin karşısında olmak zorundadır. 

Bütün bu nedenlerden sonra açıkça ortaya çıkmıştır ki,Türkiye’nin güvenliği açısından temel hedef  Kıbrıs adasının tümüyle Türkiye’ye ait olmasıdır. Bunun dışındaki hal tarzları ise mevcut iki ayrı devletin, bugünkü sınırlar içinde varlığının devamı veya bu iki devletin bir çatı devlet içinde birleşmeleridir. 

Değerli öğrenciler,  bugün her platformda Türkiye karşıtlığının bayraktarlığını yapan Yunanistan’ın elindeki kozlar arasında AB’nin sağladığı destek ile son zamanlarda Kıbrıs açıklarında bulunan doğalgaz kaynakları öne çıkmaktadır.

Türkiye’nin ise tarihten gelen ve uluslararası hukukla belirlenen hakları ve bölgenin en büyük gücü olması yanında 1974 Kıbrıs Zaferi ve meclisi, bağımsız mahkemeleri ve demokrasi geleneği ile 32 yıldır ayakta olan KKTC gerçeği ve önümüzdeki günlerde Kıbrıs’a bağlanacak hayat suyu, Türkiye’nin haklılığına ve gücüne ayrı bir özellik ve önem kazandırmaktadır. 

Bu durumun farkında olmalıyız. Kıbrıs Türkü ve Türkiye haklıdır ve de güçlüdür..

………………….orta resmin altına…………….

REKTÖR KARAHAN:”BİR ÜLKENİN GELİŞMİŞLİK DÜZEYİ EĞİTİLMİŞ İNSANGÜCÜYLE İLİŞKİLİDİR.”

Prof. Dr. Karahan yeni dönemi açış konuşmasında, Beykent Üniversitesi olarak, eğitim politikalarını ve hedeflerini şöyle özetledi:

“Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi, o ülkedeki eğitilmiş insan gücüyle doğrudan ilişkilidir. Eğitilmiş insan gücü de ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimdeki okullaşma oranları ile ifade edilir

PAGE   * MERGEFORMAT7

Önce Vatan Gazetesi

Son Güncelleme: 19.09.2015 07:46
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.