Bahçeşehir Üniversitesi’nin Global Liderlik Forumu açılış yemeğinde KKTC Cumhurbaşkanı müzakerelerde gelinen son aşamayı özetledi. Söze başlarken anlattığı fıkra Kıbrıs Türkünün sorununu anlatmak için nasıl her zemini değerlendirmeye çalıştığını ortaya koymaktaydı: Fillerle ilgili doktora konuları tespit etmek üzere uluslararası bir toplantı düzenlenmiş. Dünyanın her tarafından temsilciler gelmiş. Katılımcılardan biri fillerde toplumsal yaşam, diğeri fillerde cinsel ilişkiler türünden konular önerirken sıra Kıbrıs Türküne gelmiş. Önerdiği konu: Filler ve Kıbrıs Sorunu!

Birçok kişinin zannettiğinin ve belki de iftira ettiğnin aksine Rauf Denktaş bu sorunu çözmek için ömrünü harcadı. Hemen her yıl Denktaş imzalı yeni bir “Güven Artırıcı Eylemler Paketi”ni dinlemekten adeta usandık. Ve bu paketlerde çözüm yolunda gerçekten ciddi tavizler bulunmaktaydı. Üstelik 1959, 1960 anlaşmalarıyla kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Rumlar yıkmış idi. Bugün bu gerçeği de birçok kişi unutmuş vaziyette. Başta Denktaş olmak üzere günümüzdeki yöneticiler dahil kimse “çözümsüzlük, çözümdür” sloganını kullanmadılar. Bilakis bu formülü Rum tarafı dikkatlice ve her aşamada kazanarak kullanmayı tercih etmiştir/etmektedir.

2004 Annan Planı, adada Türkiye ve Türkler aleyhine önemli kazanımları yok eden hükümleri içermekteydi. Buna rağmen Türk tarafı “yes be anam” sloganıyla artık bu sorun bitsin diyerek yaklaşık %65 ile planı kabul ederken Rum tarafı %70 ile reddetti. Buna karşın uzlaşmaz taraf olan Rum kesimi bu uzlaşmaz haliyle AB’ye kabul edildi. Dikkat edelim: AB, örneğin Sırbistan’a komşularla sorunlarını çöz de öyle gel diyor. Ve prensip olarak komşularıyla sorunlu ülkeleri üyeliğe kabul etmiyor. Fakat sorunun bir tarafı Türkler olunca bu ilke uygulanmadı.

Akıncı, kendisinin Rum mevkidaşı gibi bu sorunu çözebilecek son nesil olduğunu söylüyor ve çözümün her iki tarafın da lehine olacağını hatırlatıyor. Esasen biz bu uyarıyı da yıllardır dinliyoruz. Her müzakere süreci başında özellikle Türk tarafından “eğer bu sefer de çözüm olmazsa kendi yolumuza bakarız” uyarısını dinledik. Bir türlü örneğin başta Pakistan ve Bengladeş gibi KKTC’yi tanımaya hazır devletlerin bu konuda kapısını çalmadık. Türkiye’den başka tanıyanı olmayan dolayısıyla masada çok daha zayıf pozisyonda bulunan KKTC gerçeğini özellikle koruduk.

Akıncı’nın verdiği haberler arasında iki kesimin elektrik şebekelerinin birleşmiş olması önemlidir. Bunun bir adım sonrası su şebekeleri ve diğer önemli hizmet alanlarının birleşmesi, daha geniş sinerji oluşturulmasıdır. Bununla beraber KKTC açısından Rumların önemli dayatmalarını kabullenme aşamasına gelmek, dönüşü olmayan dehlizlerde kaybolmak tehlikesine karşı dikkatli olunmalıdır.

Müzakereleri yürütmekte olan Akıncı, 2004 yılında evet oyu veren Türk seçmenini koruma yanında hayır oyu veren Rumları da kazanmak zorunda olduğunu dile getirdi. Bu cümle diplomatik sorumluluk açısından anlamlı olabilir. Fakat bunun tercümesi 2004 belgesinden daha da geriye gitmeyi kabul ediyoruz, demektir. Halbuki 2004 şartlarında Türkler aleyhine bu kadar hükmün yer aldığı belgeden daha da geriye gitmek, bir anlamda yok olmak anlamına gelir. Bu durumda Rum tarafı 2004 belgesi için “elde var bir” formülünü uygulamakta, “bunun ötesinde neler koparabiliriz” diplomasisini yürütmektedir. 

Belirtmek gerekir ki Rum tarafı 2004 şartlarından çok daha fazla uzlaşmaya muhtaçtır. Gerek ekonomik ve finansal krizin yol açtığı sıkıntılar, gerekse ekonomik değeri tartışmalı da olsa üretim aşamasında olan doğal gazın pazarlama sorunları KKTC ile uzlaşmayı zorunlu kılmaktadır. Bunun yanında Kıbrıs’ı kuşatan Orta Doğu ateş çemberi “Birleşik Kıbrıs”ı Rumlar için çok daha gerekli hale getirmektedir. Yunanistan’ın yaşadığı ekonomik krizi de buna ekleyelim.

Türk tarafının uyguladığı bu mantıkla muhtemelen 2004’ü aratacak çok daha kötü bir metin imza aşamasına gelecek, Türk tarafı kabul edecek, Rum tarafı reddedecektir. Böylece bir sonraki müzakere sürecinde Rum tarafı için daha ileri belgenin zemini oluşturulmuş olacaktır. Böylece enosis hedefine bir adım daha yaklaşılmış olacaktır. Bu gerçekler ışığında “ne olursa olsun, çözüm olsun” havasından kurtulmak şarttır. Buna göre Akıncı’nın %70 Rum oyunu kazanma formülünü, en azından bir dost meclisinde dahi olsa dile getirmesini son derece sakıncalı bulduğumu belirtmeliyim.

Akıncı, çözüm gerçekleştiği takdirde bunun bölgesel sorunlara örnek olacağını hatırlattı. Çünkü dili, dini, ırkı farklı olan Rumlarla Türkler anlaştığına göre dili, dini, ırkı bir olan Araplar da buna bakarak “biz de birbirimizi boğazlamaktan vazgeçelim” diyecek ve barış dalga dalga yayılacaktır. Hayali güzel bir senaryo da uluslararası toplumda gerçekleşme ihtimali tartışmalıdır. Sayın Akıncı, Suriye’de veya Irak’ta gerçekten Arapların birbirlerini öldürdüğünü zannediyor. Bu coğrafyada veya diğer üçüncü dünya ülkelerinde yaşanan vekâleten savaştan habersiz gibi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.