Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ABD ziyareti öncesinde “Ziyaretimiz virgül değil, nokta mesabesinde olacak” dediğinde kimileri bunu “Gemileri yakacak, ABD’ ile ipleri koparacak” şeklinde tercüme etti. 

Bugün Erdoğan’ın o “Nokta” ziyaretinden sonra ABD’nin “yazmaya kalktıklarına” bir bakalım.

Hatırlayacak olursak, Erdoğan; Hindistan, Rusya ve Çin ziyaretlerinin devamında ABD’ye gitmişti. Bu yol haritası yeni dönemde ‘Türkiye’nin siyasi ve ticari işbirliklerinin mesajı’ olarak da yorumlandı.

Trump’un ilk yurt dışı programları Beyaz Saray'daki Ulusal Dua Günü’nde açıklanmış, ‘Dini organizasyonların siyaset dahil daha fazla alanda etkinlik göstermesine olanak sağlayacak’ başkanlık kararnamesi’nin imza töreni de o gün yapılmıştı.

Törenden sonra Trump’ın ilk yurt dışı ziyaretleriyle ilgili değerlendirmesi şöyleydi;

"Burada size tarihi bir açıklamayı yapmaktan onur duyuyorum. ABD Başkanı olarak ilk yurt dışı ziyaretlerimi Suudi Arabistan, ardından İsrail ve ondan sonra da Roma'ya (Vatikan) yapacağım. Bu ziyaretler NATO ve G7 toplantılarının hemen öncesinde olacak. Suudi Arabistan'da, Müslüman dünyanın her yerinden liderlerle tarihi bir buluşma gerçekleştireceğiz."

Dediği gibi; Riyad’da 55 ülkeden temsilcilerin yer aldığı “ABD-Arap ve İslam Ülkeleri Zirvesi” yapıldı, terörle mücadele hedefli ‘Riyad Deklarasyonu’ yayımlandı. 

Ne hikmetse Trump’un, Suudi Arabistan ziyaretinin hemen akabinde, bir kısım körfez ülkesi; Türkiye ile kurduğu dostluk “düşman çatlatan” Katar’a ambargo kuşatmasına başladı. Deklarasyondaki terörle mücadelenin kastı bu olmalıydı!

Trump’a “Coğrafyamızı kan gölüne çeviren teröre destek vermekten vazgeç” diyemeyen Suudi Arabistan ve diğer kuşatmacılar Katar’a ilettikleri talepleri arasına “Teröre destek vermekten vazgeç” maddesini de eklemekten utanmadılar.

Bu madde önemliydi, zira ABD eliyle bölgeye yapılacak yeni operasyonların ‘en önemli ve en geçerli bahanesi’ olabilirdi!

Öyle ya; “Onlar bile bunların teröre destek verdiğini söylemişlerdi” demek artık çok kolay!

… 

Kuşatmacıların ABD  YPG’ye, PKK’ya  senato kararıyla yapılan silah yardımına ‘kör-sağır-dilsiz-duygusuz’ kaldıklarını herkes biliyor. Acaba Trump’tan neyin ‘tutulmayacak’ sözünü aldılar da, anlamı, ‘Türkiye ile kurduğu yakın ilişkininin faturası’ olan ambargo kararını yürürlüğe koydular?.

Katar, hangi terör örgütüne hangi silahları hibe etmişti?

Katar’ın 1. Dünya Savaşından itibaren Osmanlı’nın yanında durduğuna bakarsak;

Avrupa Ekonomik Krizinden itibaren Türkiye ile yakın ekonomik işbirliği yaptığına bakarsak;

İki ülke liderlerinin birbirleri hakkında kullandıkları kıskandırıcı dostluk diline bakarsak;

Ekonomik varlığının AB ve ABD’nin gözünü kamaştırdığına, ağzını sulandırdığına bakarsak;

Trump’ın ABD seçimleri öncesinde ‘ülkesinin borçlarını körfez ülkelerine ödettirme vaadine’ bakarsak;

Suud merkezli Katar kuşatmasının hizmet ettiği mahfili net bir şekilde görebiliriz.

Siz bunlara bir de İsrail’in sevinç çığlıklarını’ ekleyebilirsiniz!

Kısaca; Trump Suud’a ‘dumrulluk’ yapmaya geldi, Suud ve öteki destekçilerini de körfeze ‘tahsilatçı’ tayin edip gitti!

Bir de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Katar’a destek veren” açıklamalarına tepki veren ‘iç seslere’ bakmak gerek.

Diplomatik kuşatma kararının kimlere hizmet ettiğine dikkat etmeden “Türkiye Suud’un yanında yer almalı” gibi gerekçesiz muhalif söylemlerle ‘ikilem’ oluşturmaya çalışıyorlar.

Katar’a uygulanan ambargo ne kadar ABD’ye hizmet ediyorsa, ‘günün şartlarında karşıt söylemlerin de aynı şekilde ABD’ye hizmet edeceğini’ söylemek hiç de ağır bir ifade olmayacaktır!

Trump’un ikinci durağı İsrail’di; Suud’dan oraya uçtu. Bu uçuş stratejikti ve İsrail’e bayram yaptırdı. Başbakan Netanyahu sevincini ‘umarım bir gün İsrail Başbakanı da direk Suudi  Arabistan’a uçar’ diyerek dile getirdi. Riyad’dan Tel Aviv’e, Tel Aviv’den Riyad’a uçuş hülyasını dışa varmuş oldu. 

Ve son durak Vatikan…

Görünen o ki; Trump ‘ektiği fitne tohumlarının sevincini paylaşmak üzere’ Suud’dan paydaşları İsrail ve Vatikan’a seyahat etti.

Yıllardır, petrol sahibi Arap yarımadası sakinlerini, maden sahibi Afrika kıtası sakinlerini sömürmek üzerine hayat planı yapan AB ve ABD; Türkiye’nin 2006-2007 yıllarından itibaren bu ülkeleri silkeleyip kendine getirmeye başlamasından rahatsız oldular.

Ve Avrupa ekonomik krizinin patladığı zaman hedeflerine Türkiye’yi oturttular.

Çünkü onların ‘soyma çarkına’ çomak sokmuştu.

Bizde bir söz vardır ya; ‘Ya devlet başa, ya kuzgun leşe’ deriz.

Evet; Kuzguna leş gerek!

Önce Katar’ı, ardından, diş geçirebildikleri Arap ülkelerini  kendilerine leş etmenin hesabındalar.

Bu hesabı Suriye’de de yapmışlardı da; ‘yan komşu’ Türkiye’nin hesaplarını bozacak kuvvette olduğunu bilememişlerdi!

Şimdi gerileyip başka bir cepheden girmeye çalışıyor gibiler.

Hani, evvela Yemen’den gelmişlerdi. Osmanlı bütün gücüyle burayı geçilmez kıldığında da ‘zayıflattık’ deyip Çanakkale’ye saldırmışlardı!

Şimdi de önce Suriye’den geldiler. Olmayınca  körfezden, Katar’dan gelmeye çalışıyorlar!

Unutmadan;

Körfezde çıkardığı kriz nedeniyle ABD’ye desteğin İngiltere’den geldiğini de unutmayalım.

Hatırlayın; İngiltere’yi yöneten hanımefendi Theresa May Trump’ı Beyaz Saray’da ziyaret eden ilk lider olmuştu.

May ABD’den de Türkiye’ye Erdoğan ile görüşmeye gelmişti.

Trump’ın planlarının arkasında İngiltere’nin olduğunu düşünmekte haksız sayılmam.

Büyük patron hep İngiltere olmuştur.

Bir ‘Piri Reis sorusuyla’ bitirelim;

Kanuni onu Kızıl Deniz ve Hint Okyanusu'nda görevlendirmiş, sonra da denizlerin pirine “O boğazı al” demişti ya.

O boğazı tutamaması da canına mal olmuştu hani.

Sizce neden önemliydi o boğaz?

Yoo… ‘Katar’la ne ilgisi var’ demeyin!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.