Suriye iç savaşına Rusya’nın aktif olarak katılması dengeleri önemli ölçüde etkilemiştir. Rusya, savaşın başından beri Esat’ın yanında yer aldığı halde fiilen çatışmalara katılmamıştı. Bununla beraber silah ve mühimmat ile başta BM olmak üzere uluslararası zeminlerde desteğini sürdüregelmiştir. Yeni durum ise Rus uçaklarının Şam kontrolündeki bölgelerden kalkarak muhalif mevzileri bombalamaya başlamış olmasıdır.
Uluslararası Hukuk açısından Rusya’nın resmen bu çatışmada yer almasında bir aykırılık sözkonusu değildir. Çünkü halen başta BM olmak üzere uluslararası zeminlerde Suriye’nin meşru yöneticisi Esat’tır. Her ne kadar büyük kısmı Şam’ın kontrolünden çıkmış olsa da ülkenin birliği, bölünmezliği bütün kararlarda dile getirilmektedir. Bu şartlar altında Şam yönetiminin daveti ile Rusya muhaliflere bomba yağdırmaktadır. Bu yönüyle Suriye’deki IŞİD hedeflerini bombalayan ABD, Türkiye ve diğerleri, Suriye’nin hava sahasını tecavüz etmekte olup, Uluslararası Hukuku ihlal etmektedirler. Yine ABD ve diğer koalisyon güçlerine komşu ülke hava sahasını ihlal kapsamında üs tahsis etmesi, Türkiye açısından diğer bir ihlal nedenidir.
Suriye’nin meşru yönetimi Şam’ın isteği üzerine Rus uçaklarının bu ülkede cirit atması, batıya önemli bir siyasi fırsat vermiştir. Ukrayna’nın meşru yönetimi durumundaki Kiev’in talebiyle ABD veya NATO güçleri isyancı bölgeleri kısa sürede hizaya getirebilir. Bugüne kadar Uluslararası Hukuk yolunu kullanmak siyaseten riskli idi. Ancak Rusya bu siyasi riski bir şekilde kaldırarak batıya önemli bir koz vermiştir. Tam da ABD uçakları, Ruslarınki karşısında geri çekilerek prestij kaybının yaşadığı günlerde.
Asıl üzerinde durmak istediğimiz nokta ise Rus uçaklarının Türk hava sahasını ihlali aşamalarında müttefiklerimizin heyecanla Türk-Rus kapışmasını teşvik edici beyanlarıdır. Rus tarafının ihlalden hemen sonra bunun sehven olduğu, kasti bir durumun sözkonusu olmadığı açıklamalarına karşın batılı dostlarımız “ekmek çarpsın kasten yaptı, ne duruyorsun, arkandayız” türünden peşpeşe gelen açıklamalarla Türk-Rus kapışmasını önlenemez bir şehvetle arzu etmişlerdir. Aynı şekilde Türk uçaklarınca düşürülen kimliği belirlenemeyen insansız hava aracı konusunda da yaygaralar çirkin kaçmıştır. Bunun Rusya’ya ait olduğundan şüphelenildiği türünden sıcağı sıcağına bilinçaltını esir alma propagandası, müttefiklerimizin asırları aşan “büyük siyaset”inin yani bir şekilde Türkiye’yi oyuna getirip ateşe atma politikasının esiri olduklarını göstermektedir. Son olarak IŞİD hedeflerinin vurulması üzerine yine hemencecik ve ısrarla bunun Türk uçaklarınca yapıldığı açıklamaları. Halbuki bu önemli hedefin ABD jetlerince vurulduğu ortaya çıktı. Türk uçakları IŞİD ile mücadelede işbirliği halindedir. Ancak Türkiye’de yüzlerce uyuyan hücresi bulunan IŞİD’in belini kıran bu harekete karşı dostlarımız “Ne duruyorsun? İntikam zamanı. Yeni Ankara patlamalarını bekleriz” mi diyorlar, acaba. Doğrusu bu tür haberlerde ülke adı verilmez, “koalisyon güçleri” denir.
Aynı günlerde ABD uçakları ile Ruslarınkinin karşılaşması sessizce geçiştirilmiştir. Bu karşılaşmanın hemen akabinde iki ülke yetkilileri arka arkaya görüşmeler gerçekleştirmişler, benzer olayın gerçekleşmemesi için gerekli tedbirler masaya yatırılmıştır. Fırsat elde iken Ukrayna’da Rusya’yı bitirme, böylece Putin’in dersini verme kimsenin aklına gelmemiştir.
Diğer taraftan Türkiye’nin ihlaller konusunda Rusya’dan talep ettiği askeri heyet üst düzeyde gelmiş, bir bakımda özür dilenmiştir. Ancak Ankara ve Moskova’nın yakın işbirliği içinde bu konuyu açıklığa kavuşturma temasları çerçevesinde yaşanan süreç pek hoş karşılanmamıştır. 
93 Harbine giden süreç, İngiltere’nin Mithat Paşa’yı dolduruşa getirmesiyle başlamıştır. Henüz yönetime hakim olamayan Sultan II. Abdülhamid’in bütün uyarılarını, fiilen yönetimi elinde bulunduran Paşa geçiştirmiştir. Benzer durum İngiliz desteği ile iktidara gelen İttihat ve Terakki yönetiminin İngiltere ve Rusya’ya karşı Almanya ile I.Dünya Savaşına girmemizde de geçerlidir.
Rus uçaklarının ihlalinden sonra NATO’dan Türkiye’yi sonuna kadar savunacakları beyanları pek inandırıcı değildir. Çünkü NATO’daki dostlardan bölücü terör örgütünün faaliyetlerine karşı böyle bir tepki görülmemiştir. Bilakis önde gelen üyelerin bir şekilde bu örgüte destekleri devam etmektedir. Arka arkaya gelen şehit cenazelerine karşı üç maymunlar oynanmaktadır.
Bütün bu gerçekler ışığında Dışişleri Bakanlığının “Rusya Sözlerinin Tersi Adımlar Atıyor” beyanatı bir anlam ifade etmemektedir. Bu bağlamda “yoksa Türkiye mi sözlerinin tersi adımlar atıyor?” sorusu akla gelmektedir. Bu savaşta ölenler, sakat kalanlar, mülteciler milyonlarla ifade edildiği, tarihi ve kültürüyle ülke yerle bir edildiği halde “Esat’la mı Esat’sız mı” sözlerinin anlamsızlığını düşünmek gerek.
Tartışılması gerekenler ise öncelikle Suriye’nin bütünlüğü çerçevesinde ülkenin nasıl tamir edileceğidir. Mülteciler nasıl ülkesine dönecektir? Başta BM kapsamındaki fonlar olmak üzere uluslararası kurumların yükümlülükleri ne olacaktır? Geçiş dönemi murakabe komisyonunda hangi ülkeler yer alacaktır? Suriye bundan sonra üniter mi federasyon mu olacaktır? Yönetim kademeleri, meclisler ve bakanlar kurulu etnik yapıya göre mi demokratik yöntemle mi oluşturulacaktır? Rusya’nın müdahalesi aslında bu soruları tartışma fırsatını vermiştir.
Belirtmek gerekir ki bu soruların cevaplarını tartışmaya başlamak bütün alt gruplarıyla Suriye’yi yeniden inşa etme yolunda adım atmak demektir. Fakat Esad’a takılıp kalmak bu caninin siyasi ömrünü uzatmak, kendisine layık olmadığı kıymeti vermek demektir. Halbuki Türkiye Esat takıntısıyla treni kaçırırken terör örgütü Kuzey Suriye’de yeni bir vatan oluşturmaktadır. Üstelik bu aşamada sadece ABD’nin değil Rusya’nın ve Şam’ın desteği de arkasındadır.
***
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Perinçek-İsviçre kararı, beklendiği gibi soykırımcı Ermeni cephesine tokat gibi inmiştir. İlk derece mahkemesinin kararını tekrar eden Büyük Daire, İsviçre’nin soykırımı inkâr yasası çerçevesinde Perinçek’i cezalandırma kararını ifade özgürlüğüne aykırı bulmuştur. “Ermeni Soykırım iddiaları, emperyalist bir yalandır” sözünü suç sayan İsviçre’yi mahkûm etmiştir. Konuyu başka bir yazımızda tahlil edelim.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.