İlk maaşımla satın aldığım kahverengi ve altın aksesuarlarla tamamlanmış, benim için sanki daha yeni olan fakat sekiz yıldır kullandığım deri evrak çantamdan boş bir kağıt ve kalem almak için çantamın fermuarını açarken iki yıldır yaşadıklarım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyordu. Önceleri vereceğim bu karar için kendimle bir hayli mücadele etmiştim. Artık kesin kararımı verdim. Konuşmalarımı yazarak gözden geçirmek ve hiçbir konuyu atlamak istemiyorum. Hala deri kokan çantamdan boş kağıdıve kalemi çıkarırken, annemin düğünümüzde hediye ettiği kolumdaki saat dikkatimi çekti. Evet, arkama yaslandım, derin bir nefes alıp gözlerimi kapatarak bugün yapacağım konuşmayı kafamda oluşturmaya başladım. Tek gözümü aralayarak, kolumu göz hizasına getirip, saatin kaç olduğuna baktım. Zaman ne kadar hızlı ilerliyordu. Tekrar gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.

Üç günlük iş seyahatimden eve doğru giderken, bu sefer tek dönmenin vermiş olduğu rahatlıkla bugün yapacağım konuşmaya konsantre olmak bir hayli mutlu etmişti beni. Uçağın inmesine üç saat gibi bir süre kalmıştı. Üç saat içerisinde verdiğim kararımın konuşmasını hazırlamam gerekiyordu. Gözlerim kapalı, önümde beyaz bir kağıt ve elimde çalıştığım şirketin logolu kalemi ile yazacaklarımanereden başlamam gerektiğini düşünüyordum. Dizlerimi oynatıyor, elimdeki kalemin arka butonuna basıp çekerek çıkardığım seslerin hiç farkına bile varmıyordum. Seyahat ettiğim yanımdaki yolcunun uyarısı ile kendimi toparlamaya başladım. Konuşmadan omzuma dokunarak uyarmasını anlamış ve kendisinden vermiş olduğum rahatsızlıktan dolayı özür dilediğimde, kendi dilimizi konuşmadığını fark etmiştim. Onun anladığı dilde özür dileyip, iyi yolculuklar demeyi de ihmal etmemiştim. Tekrar konsantre olup yazıma başlamalıydım. Gözlerimi kapatıp tekrar düşündüm.

İki yıl önce, annemin bir arkadaşının kızı ile biraz annemin hatırı ve biraz da kendi isteğimle evlenmiştim. İş hayatımın yoğun temposu ve evlenmek için erken olduğunu düşünmem, annemi çok üzüyor ve bir an önce torunlarını sevmek istiyordu. Korkarak başladığım şirkette uzun süredir çalışıyor ve şirketin ortaklarından biri olmuştum. Son beş yılda çalışmalarımın karşılığını almış ve ekonomik durumumu yükseltmiştim. Geleceği düşünerek yaptığım yatırımlar akıllıca olmuştu. Evlenmeden bir yıl önce babamı kaybetmiştik. Annemin babamla birlikte yaşadıkları evde yalnız kalmaması için beraber yaşamayı teklif ettiğimde, bir kaç hafta düşündükten sonra benim evime yerleşmeye karar vermişti. Çocukluğumu geçirdiğim annem ve babamın birlikte çalışarak satın aldıkları ev çok büyük ve eski olduğundan masrafları bitmeyen bir evdi. Annemle beraber yaşadığımız için, bir gün annem o evi satıp daha küçük bir ev almak istemişti ben de bu kararına saygı gösterdim.

Eşimle evlenmeden önce ona annem ile birlikte yaşayacağımızı söylemiş ve eşimde çocukluğundan beri annemi tanıdığını söyleyerek üçümüzün birlikte yaşamasının bir sakıncası olmadığını söylemişti.

Evlendik; bir hafta balayı tatilimizden eve döndüğümüz zaman, evde annem bizim için sürprizler hazırlamış bunlarındışında da bir orduya yetecek kadar yemek yapmış. Annem,eşimle bir müddet daha yalnız kalmamızı istediği için bir süreliğine şehir dışında yaşayan kardeşine gitmişti. Balayı tatili, birbirimizi tanımamıza az da olsa yardımcı olmuştu. Eşim çok eğlenceli, konuşkan ve beni tanımak için elinden gelen her şeyi yapan bir kadındı. Onunla iyi anlaşıyor ve yavaş yavaş onu sevmeye başlıyordum.

Son altı aydır çok sevdiğim annem, sevmeye başladığım karım ve ben yaşadığımız bu evde huzursuz olmaya başlamıştık. Annem ve karımın çok iyi anlaşmalarından mutlu oluyor ve bu mutluluğumu onlarla paylaşıyordum. Karımın akıllı ve idareci olması annem ile yaşadıkları kuşak farkını ortadan kaldırıyordu. Bazen karımın annemi bu kadar idare etmesine şaşırıyordum fakat bunu benim için yaptığını biliyordum. Annemin zor bir karakter olması, onun tek çocuğunun ben olması ve bana olan düşkünlüğünden sergilemiş olduğu hareketler ve konuşmalar bazen eşimi üzüyor hatta zaman zaman eşimi ağlarken görmeme sebep oluyordu. Son altı aydır bu evde yaşadığım stresli ortam artık işime de yansıyor ve bu yaşadığım sıkıntı iş ortaklarımdan birinin dikkatini çekmişti. Evdeki sıkıntılı ortamı her ne kadar anlatmak istemesem de bir akşam iş çıkışı, eve geç geleceğimin haberini verdikten sonra ortağım ile bir iki kadeh içmeye başladığımızda evde yaşadığım gergin ortamı anlatmaya başlamıştım. Annemi çok sevdiğim ve yalnız yaşamamasını istemediğim için birlikte yaşıyorduk. Annemin bana olan sevgisini evlendikten sonra daha da çok görebiliyordum. Evlendiğim kadının da bana kendisi gibi davranmasını bekler ve eşimi, bana karşı olan hareketlerini,konuşmalarını düzeltmesi için devamlı uyarırdı. Aralarındaki kuşak çatışması her zaman ikisinin ortasında kalmama sebep oluyordu. Her akşam yoğun iş temposundan eve döndüğümde annem ve eşimin şikayetlerini dinlemekten artık bunalmış ve ne yapmam gerektiğini düşünemez olmuştum. Ortağımın önerisi ile kimsenin haberi olmadan psikologa gitmeye başladığım son dört ayda kendimi daha iyi hissetmeye başlamıştım. Ayda iki kez iş için yurtdışı seyahatlerine gitmeye başlamam, psikologumun önerisi ile olmuştu. Bu son seyahatime gitmeden önce psikologum ile uzun bir konuşma yaptıktan sonra dönüşümde vereceğim karardan ona bahsetmiştim ve oda kararımın kendim için daha iyi olacağını söylemişti.

Tekrar saatime baktığımda, biraz sonra uçağın hava alanına ineceğini fark edip toparlanmaya başlamıştım. Bir iş seyahati de çok verimli geçmiş yeni atılımlar için ekip ile yarın toplantı yapmam gerektiğini düşünürken uçağın pisteinişini izliyordum. Döndüğümü haber vermeyi, eve gideceğim taksiden telefon ederek eşime bildirmeyi düşünüyordum. Hava alanından çıkıp taksiye binmem neredeyse bir saat sürmüş ve taksici ile yaptığım sohbetten evdekilere geldiğimi haber veremeden kendimi evin önünde bulmuştum. Artık telefon etmeme gerek kalmadan direkt karşılarına çıkacaktım. Derin bir nefes alıp, yüzüme mutluluk ifadesi yerleştirdikten sonra evimin açılacağı kapının ziline bastım. Kapı açılmıyordu. Tabii döndüğümü annem ve eşime haber vermediğim için evde yoklardı diye düşündüm. Çantamdan evin anahtarını bulup kapıyı açtım ve içeri girdim. "Ben geldim, Kimse yok mu ? " diye seslendiğimde evden hiç ses çıkmıyordu. Bir tuhaflık vardı evde. Yatak odasına girdiğimde yatak dağınık, eşimin geceliği yerde, gardırobun kapakları açık duruyordu. Telaşlandım, heyecanlandım ve korkmaya başlamıştım. Eşime telefon etmeye başladığımda annemin odasına girdim ve onunda odası dağınıktı. Telefon çalıyor fakat kimse açmıyordu. Sanki sabah uyanmışlar ve evi öylece bırakıp çıkmışlardı. Defalarca aradıktan sonra eşimin kısık sesi telefonun diğer ucundaydı. Direkt eşimin vermiş olduğu adrese giderken, bu geç saatte zor da olsa bulduğum taksinin içinde ne kadar yalnız olduğumu hissediyordum. Hastanenin danışmasına doğru koşarken eşim, onun annesi, birkaç doktor ve hemşireyi konuşurlarken görmem o anda neler olup bittiğini anlamama yardımcı olmuştu. Sadece dizleriminüzerine yığıldığımı hatırlayabiliyorum.

Annemi kaybedeli dokuz ay oldu. Artık bu evde sadece eşim ve ben annemsiz yaşıyorduk. Onu çok özlüyor, yalnız kaldığımda, anneme olan özlemimden ağlamak beni rahatlatıyordu. Evliliğimizin neredeyse üçüncü yılını bitirmek üzereyken, eşimin aylar önce vermiş olduğu boşanma kararını saygı ile karşıladım. Boşandık. Şimdi evimde, eski günlerimdeki gibi yalnız yaşıyor ve psikologumun önerilerini kulak ardı etmiyordum.

Bu arada iş seyahatinden eve dönerken, hayatım ile ilgili kararımı kimseye açıklayamamıştım. İlahi kudret zaten kararını vermişti.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.