BEN DEĞİLSEM KİM? ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN?

Önce Vatan Gazetemizin yazarı sevgili Canan Erol’dan müthiş bir kitap

BEN DEĞİLSEM KİM? ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN?

Önce Vatan Gazetemizin yazarı sevgili Canan Erol’dan müthiş bir kitap

11 Nisan 2018 Çarşamba 20:05
246 Okunma
BEN DEĞİLSEM KİM?  ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN?

Röportaj: Funda Akosman Erman

Canan Öner Erol, yıllardır çok sevdiğim özel dostum, duygusallığı, inceliği, derin araştırmaları ve akıl süzgecinden geçirip sunduğu  çalışmaları, samimi, içten röportajları İle Önce Vatan Ve Yeni Çağrı gazetelerimizde özenle yazdığı köşe yazılarını, büyük bir titizlikle derleyip bir kitap çıkardı. Ben Değilsem Kim?  Şimdi Değilse Ne Zaman? 

Tüm D&R noktalarından kitaba ulaşabilirsiniz ve her aldığınız kitabın geliri de Kelebek Çocuklara ulaşacak, işte böyle de duyarlı bir dost Canan hanımcığım, çok iyi bir anne olduğu için de böylesine sıcacık ve duyarlı yaklaşıyor. Çok zengin bir kültüre sahip ve daima gündemi takip eden donanımlı bir kadın olarak, Kadın konularını gündeme getirdiği , kadın gözüyle, kadın hassasiyetini verdiği kitabını, aşka, evliliğe, hayata bakışını, projelerini ve yaşam felsefini konuştuk, bu samimi röportajı da büyük emekle hazırlanmış kitabı da kaçırmayın derim.

Bugün Canan Öner Erol ile beraberiz. Yıllar öncesinden başlayan dostluğumuz daha sonra iş alanında da kesişti. Önce Vatan Gazetemizde de çok ses getiren yazı ve röportajlar da hazırladınız. Ve çok güzel çalışmalara hayat verdiniz. Bugün bu birikimleriniz meyve verdi. Özel bir kitap oluşturdunuz. Önce sizi tanıtmak isterim. Canan Öner Erol kimdir?

Merhaba Funda Hanım. Bugün burada sizinle olmak benim için de büyük mutluluk. Canan Öner Erol kimdir? Sorusunu şöyle yanıtlardım aslında kısaca: Canan bir Anne’dir. Üretmek isteyen ve ürettiğini toplumla paylaşmak isteyen bir kadındır. Bir iletişimcidir. Bir eştir. Ama klasik bir yanıt verecek olursam:

Canan Öner Erol 23 Şubat 1978’de İstanbul’da doğmuş, Balkan kökenli bir baba ve Elazığ kökenli bir Anne’nin kızıdır. Balık burcudur. Tüm çocukluk ve ilk gençlik yılları İstanbul’un farklı dinler ve kültürleriyle harmanlanmış, tarihi dokusu bozulmamış bir semtinde Koca Mustafapaşa’da ve Fındıkzade’de geçmiştir. (Sümbül Efendi camii, Uyku Dede Türbesi, Tarihi hamamları, Yedikule zindanları, surlar, dar sokakları, kiliseleri, biraz ötede ki Samatya…)

Liseden sonra Anadolu Üniversitesi’nde Halkla ilişkiler ve sonrasında da sinema, tv alanında eğitimler almıştır derdim. 

Bu serüven nasıl başladı? Yazma süreci ve iletişim mesleğini seçmenizdeki etken ne oldu?

Aslında bildik bir hikaye bu. Ben daha çocukluk yıllarımda çok renkli bir hayal gücüne sahiptim. İçine kapanık bir çocuk bile sayılabilirdim. Ve hakikatten çok yalnız bir çocuktum. Yaşıtım çok akranım da yoktu çevremde. Çok genç yaşlarda Anne olmuş,hayatın sorumluluğunu tek başına sırtlamış ve çok yoğun saatler boyu çalışan bir Annem vardı. Beş yaşımda ilkokula başlamışım bu yüzden. Dolayısıyla anneannem ve dedem büyüttü beni. Çok farklı kültürel bir ortam içerisindeydim. Anneannem çok dindar bir kadındı ama dedem aleviydi. Babamın ailesi  ise daha özgürlükçü olan Balkan Türkleriydi… Komşularımız Rum ya da Ermeni, annemin yıllarca çalıştığı şirketin patronları ise Musevi. Şimdi bir şans olarak görüyorum bu durumu. Sanırım mizacımda ki düş gücünün tesiriyle yazılar, kompozisyonlar kaleme alırdım. Daha o yıllarda bu yazılar hocalarımın ilgisini çeker ve yüksek sesle bazen birkaç kez tekrarlatarak okuturlardı. Daha o yıllarda belliymiş aslında gelecekte ki seçimlerimin yönü. 

“Yazdıklarını okumaktan utanan sessiz bir kızdım”

Geçmişte ki bende iz bırakan hocalarımdan biri de senaryo yazım teknikleri dersi hocam yazar Rıfat Ilgaz ve Afet Ilgaz’ın kızı Fatma Defne Ilgaz’dı…

Defne hanım bir dersi sırasında yazdığım snopsis senaryoyu bana yüksek sesle okutmuş ve gelecekte ne olmak istediğimi sormuştu. 

Ben ise utanarak bir şeyler geveleyerek üstünkörü soruyu cevapladım. Ve o bana şunu söyledi: ’’Genlerinde yazarlık, yazma kudreti olan bir insan olarak sana söyleyeceğim bir şey var Canan. 

Bu yazdığın şeyi ben kaleme alabilir miydim?

Bilmiyorum. Suç ve cezayı okudun mu?

Cevap verirken daha da çok utandım. 

Çünkü ben o kitabı okumamıştım. Bir gün sen balkonunda çiçeklerini sularken, senin yazdıklarını okuyacak insanlar olacak… Sen o insanlara başka dünyaların ve insanların hayatlarını aktaracaksın… Sen bunu yapmak için doğmuşsun… Sakın bırakma…’’ dedi,

O dönem boyunca başka hiçbir öğrenciye bu cümle kurulmadı... 

Ben yazdıklarını okumaktan utanan sessiz bir kızdım sadece… Arkadaşlarım ise çok hırslı ve girişken… Hala minnetle anımsarım onu ve beni cesaretlendiren bu sözlerini…

Bu noktaya gelene kadar olan süreçte profesyonel yaşamınızdan söz  edecek olursak nasıl şekillendi?

İletişim mesleğine ilk reklam ajanslarında başladım. Kurumsal iletişim ve müşteri temsilciliği ile ardından sinema tv ve senaryo yazım teknikleri eğitimimi tamamladım. Uzun yıllar özel sektörde Halkla ilişkiler ve pazarlama müdürlüğü yaptım. Bunun yanı sıra çeşitli sektörel dergilere mesleki titrimle makaleler hazırladım. Kadın, magazin, seyahat ve gençlik dergilerinde yazarlık yaptım. Ve bunların arasında sizinle yolumuzun kesiştiği, sizin yönetiminizdeki Papatya Kadın Magazin dergisi de vardı. Ve bu şekilde devam ettim…

Çok emek verdiğiniz,  titizlikle çalıştığınız kitabınızdan söz eder misiniz?

Elbette. Kitabımın adı benim çok sevdiğim bir söz olan kimine göre siyasetçilerin kullandığı bir İngiliz sözü, kimine göre ise Talmuttan. Başlamak ve harekete geçmek üzerine söylenmiş en etkileyici söz olan:

‘’Ben değilsem kim? Şimdi değilse ne zaman? 

Okurlarımıza kitabınızın içeriğinden de bahsedelim

Kitabın içeriği: Benim iki yılı aşkın bir süre boyunca Önce Vatan ve Yeni Çağrı gazetelerinde her Perşembe günü yayınlanan perşembe yazıları adlı köşemde kaleme aldığım yazıların derlenmiş şeklidir. 

Ülkemiz sizin de bildiğiniz üzere o dönem çok karmaşık bir süreçten geçiyordu. Canlı bombalar şehir meydanlarımızda insanlarımızı katlediyor, ABD’de karmaşık bir seçim süreci yaşanıyordu, darbe teşebbüsleri, Kumkapı mitingleri… Her hafta bu yüksek nabız eşliğinde gecelerce, saatlerce, günlerce süren arşiv taramaları sonucu bu yazıları kaleme alıyordum…. 

Dolayısıyla o dönem de yazı yazabilmek o duygusal çöküntü içerisinde çok zordu. Ama kalemim yettiğince o zor haftalarda köşemden bilgi aktarmaya devam ettim. 

Mesela:Türkiye-Hollanda gerginliğinin ardından kaleme aldığım Sarı Laleler, Kum kapı mitingiyle Gelincik tarlası gibi. Halep’te yaşanan hava saldırısı ardından infial yaratan Ümran Dakneş görüntülerinin ardından Savaş ve Çocuk yazısı. Ülkemizde  üç milyonu aşan sayısıyla karmaşık bir noktaya ulaşan mülteci dosyası. Darbe teşebbüsü gecesi yaşananların ardından kaleme aldığım Hayat Varsa Umut Hep Olacaktır yazısı…

Bu yazılar çokça beğenildi, hakikatten ses getirdi. Hatta o günün sabahı köprüde bir taksi içerisinde doğum yapan bir genç hanıma yardımcı olan ve tüm yurtta haberlerimize konu olan genç  doktor teşekkürlerini ileterek kitabımı paylaşmış bir süre önce ve ben çok sevindim buna. Alp’in İyilik Bahçesi yazımla kitabımda andığım Alp Şen ve onun lösemili çocuklar yararına yaptığı çalışmaların temelini atan Enka okullarından öğretmeni Ceyda hanım gözyaşlarıyla okumuşlar yazıları. Çokça duygu paylaşımı ve teşekkür aldım. Bunlar sadece birkaçı…

Funda Hanım bu çalışmalar ülkemizin içinden geçtiği o zor süreçte Yeni Çağrı ve Önce Vatan gazetelerinde sonsuz bir fikirsel hürriyet içerisinde, sansürsüz, özgür bir ortamda yazdığım çalışmalardı. Okurlara ulaşabildim ki, bu imkan günümüz koşullarında çok az yerde bir yazara verilebilirdi. Başarılı olmasının tek sebebi ise bence samimi olmalarıdır.

Canan Hanımcığım çok duyarlısınız gerçekten de. Peki bu yazıların bir kitapta toplanma projesi nasıl gelişti? Çok da iyi oldu bu arada. 

Aslında başlangıçta böyle bir düşüncem yoktu.  Ancak her hafta sosyal medya üzerinden övgü dolu postalar alıyordum, gazetemize yurdun farklı şehirlerinden ulaşamayan okurlarımız sosyal medyadan yazılarımı takip ediyorlardı. Bunların içinde bir dağ köyünde yaşayan, mecburi hizmetini gerçekleştiren doktor da vardı, bir ekonomi profesörü de. Medyadan tanıdığımız meslektaşımız olan gazeteciler de. 

Sonra Kuzgun Kitapevi bir teklif ile geldi ve Önce Vatan ve Yeni Çağrı yazılarım derlenerek tüm D&R Türkiye raflarında yerini aldı. Ben uzun yıllar boyunca iletişim içerisinde olan bir kadındım. Fakat mesleğimin onbeşinci yılı bu kitapla taçlandı. Çok destek gördüğüm isimler de oldu. 

Yazar İlkim Öz, Oya Germen, Laura Schwartz ilk aklıma gelen isimlerden.

Yani sözün özü: Önce Vatan ve Yeni Çağrı gazetelerinin camiaya kazandırdığı, lanse ettiği bir gazeteci olma yolunda bu şekilde ilerlemiş oldum. Bu son yıllarda bölgesel basında kalemiyle var olan binlerce isim arasından çok az sayıda yazar içinden bana da nasip oldu.  Bende bu sorumluluğun farkında olarak yazdım. Tarafsız,doğru ve temiz haber yaparak çalışmak. Üretmek. Şükür sebeplerimden biridir.

Kadınlar her şeydir, hayattır.  Sizin kitabınızın ana teması kadınlar üzerinde sanırım 

Evet. Kitabımın önsözünde mücadele etme cesareti ile yola çıkmış, maalesefleri sevmeyen, ne yazık ki olmadılardan hoşlanmayan, yapabileceklerinin sınırlarını keşfetmiş tüm muhteşem kadınlar için yazıldı diyorum. Kitap kadınlara ithaf edildi. Ülkemizde ve dünyada kadınlar pek çok sorunla boğuşuyorlar. Kitap bu açıdan kadınları ele alan kapsamlı bir derleme. Kadın sünneti konusu da var bu kitapta. Ülkemiz çocuk  yaşta yapılan evliliklerde Avrupa’da ilk sırada,hala dünyada 30 farklı ülkede kız çocukları sünnet ediliyor,kızını dövmeyen dizini döver diye büyütülen bir kuşak var. Ve kendilerinden feragat etmiş bir fedakarlık kumkumasına dönüşmüş Anaç Kadınlar.

Bunların ve nicelerinin yaşandığı bir dünyada kadınları yazmamak mümkün mü?

Kitapta aşkta var, kadınların üzerinde büyük bir  baskı oluşturan gençlik, estetik ve güzellik kaygısı da,yaşam da. Kadınca bir bakışla kaleme aldığım güncel politik hadiselerde. Okurun hem öğreneceği, hem kendinden de bir şeyler bulacağı hikayelerde. Yaşanmışlık, us ve kadınca bir enerjiyle dolu tüm satırlar. 

Canan Hanım çok titiz ve gündemle de ilgilisiniz. Kitaptan elde edeceğiniz geliri Epidermolozis Bülloza (Kelebek hastası) çocuklara adadığınız bu sosyal sorumluluk ile ilgili ne söylemek istersiniz?

Funda Hanım kelebek hastası çocuklarımız bence Türkiye’mizin kanayan yaralarından biri. Yoksullukları da hastalıkları kadar acı ve ürkütücü bir küçük hasta çocuk gurubu bunlar. Sayıları belki 600’ü geçmez ama. Ama pek çok sorunları var. Ben çocuklara ancak bir Anne gözüyle,korumacı yaklaşarak bakarım. Başka türlüsünü düşünemem. Çünkü; Yaşamın en çıkarsız ve korunaklı, şefkatli, savunmasız yanı onlar. Bir de dermansız bir dertleri varsa. Kitabımın ilk baskısından olan geliri kitap olarak Merkezi Ankara’da olan bir derneğe bağış yaptım. Dilerim doğru bir şekilde değerlendirilir diyebiliyorum şimdilik. 

Hayata aşka ve evlilik kavramına bakışınız nasıl?

Bu çok güzel bir soru. Aynı zamanda yanıtı hem çok kapsamlı hem de iki kelimeyle bile özetlenebilecek kadar net bence.

Hayata bakışım, bakış açım açıkçası oğlum,işim,sağlık ve başarı üzerinden şekillenmiş. Hayat kapsamlı ve çok renkli sürprizlerle dolu bir Armağan. Kutsal bir ayrıcalık. Ama yalnızca bir an’dan ibaret. Bir an da değişebilecek bir süreç, bu hem iyi, hem de kötü yönde şekillenebilir…

Aşk ise yazılarımda yoğun bir duygusallık hatta romantizm olmasına rağmen bakış açım rasyoneldir. Aşkın bir heyecan olduğunu düşünürüm. Çoğu zaman yaşandığında tükenen cinsel bir tutku aşk.

Ama onunla her şeye rağmen hayat çok daha güzel. Bunu inkar edemeyiz…

Aslında benim gibi kadınların aşık olması zor. Bu çok kolay olamıyor. Çünkü aradığınız şey us ve büyük bir kafa uyumu oluyor. O frekansta güçlü bir enerjiye eşlik edecek kadını ya da erkeği yakalayanın o duyguyu kaybetmemek için elinden ne geliyorsa yapması gerek.

Ama korkakların ya da bencillerin işi değildir aşk. Ben daha kendine dönük yaşayan bir insan oldum hep. Velhasıl hormonel bir sarhoşluktur aşk gelir ve geçer gider. Kavuşamayınca bir yaradır ya unutulmaz ya da derin bir izi kalır.

Evlilik dediniz: Evlilik benim açımdan ülkemizde ki kadınlara göre daha farklı benim eşim Alman uyruklu ve daha rahat iletişim kurup, düşüncelerimi paylaştığım bir hayat arkadaşı. Aile olmak ve onu korumak evlilik. Sevgi dolu ise aşktan çok daha üstün. Tek sıkıntı farklı kültürden olan iki insan olarak ülkemizde ki pek çok politikacıyı, magazin ya da sanat camiası ünlüsünü benim eşim tanımaz, adlarını bile bilmez. Ben de bazen onun tanıdıklarını.  Ama kültür farkını kabullenmek ve çözmek karşılıklı hoşgörüyü de getiriyor zamanla.

Bundan sonraki projeleriniz nelerdir?

Harika bir soru. Bahsetmekten çok mutlu olacağım. Yeni Yılda ilk romanım yayınlanacak. Bambaşka bir yayınevinden şu an prensipte anlaştık…İnsan duygularının derinliklerine indiğim çok tutku dolu bir aşkı da içinde barındıran bir roman. Birkaç kısa bölüm ve düzeltme kaldı. Gecelerce,günlerce yazdım,çizdim iki yıl. Ve bu romanı senaryo halinde de kaleme alıyorum. Bir sinema filmi haline gelmesi için çalışacağım. Daha politik röportajlar yapmak da isteklerim arasında. Hatta bazen politikacıların hafta sonu halleri, lacivert döpiyes veya takım elbiseleri olmadan geçen zamanlarında söyleştiğim. Politikacı eşleri ile söyleşiler. Emine Erdoğan, Hayrünnisa Gül, başbakanımızın eşi mesela. Hatta Meral Akşener.

Mesela geçmiş dönemde daha suskun ama varlığını daha baskın hissettiğimiz politikacı eşleri vardı. Nazmiye Demirel, Rahşan Ecevit, Semra Özal gibi…

Kadın sağlık ve yaşam stili haber sitem Life style woman turkey’ı geliştirmek ve daha fazla zaman ayırmak…

Hayat felsefenizi de öğrenmek istiyorum. 

Hayat felsefemi sadece Tagore’un şu sözleri  açıklayabilir:

‘’Sabah oldu deme ve onu dünden kalma bir isimle başından savma! Onu adı olmayan bir çocuk gibi ilk defa gör!

Yani her yeni gün bambaşka…

Siz çok duygusal bir insansınız. Yaptığınız her işe bu damgasını vuruyor. Daha çok duygularınızla ilgileniyorum sizin Canan Hanım.

Evet belki de bir balık burcu duygusallığı bu. Ama az önce de belirttiğim gibi merhametle şekillenen, koruma iç güdüsüyle şekillenmiş, üretme ile yönünü bulmuş duygular bunlar. Ne çok hercai, ne çok pervasız, ne çok uçlarda. Kelimelerle, cümlelerle, hikayeler ve hayatlar yaratarak çıkış noktası bulan ve çok derinlerde bir yerlerde yaşamımım da gün ışığına çok fazla çıkaramadığım.Belki de koruma altına aldığım. Güçlü gözükürsem yara almam diyen bir çocuk var belki de orada. Kim bilir?

Çok teşekkür ederim…

Sonsuz sevgi ve dostlukla…

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.