YAĞIZIN KARAVANI TÜRKİYE’Yİ DOLAŞIYOR

14 Yaşında ki Cerebral Palsy Hastası Genç Adamın Hayali Gerçek Oldu

12 Ağustos 2021 Perşembe 12:35
480 Okunma
YAĞIZIN KARAVANI TÜRKİYE’Yİ DOLAŞIYOR

HABER: FUNDA AKOSMAN ERMAN

RÖPORTAJ VE FOTOĞRAFLAR: YAŞAR ŞENYÜZ

İstanbul, Yalova, Bursa İznik, Manisa Soma, Aydın Didim 1. Etap’ı Tamamlandı.

Türkiye Yağız ile geçen sene 20 Ağustos’ta Önce Vatan Gazetesi’nde ki Yağızın Karavanı  haberi ile tanışmıştı. O zaman 13 yaşında olan Yağız 12 ‘inci ameliyatını olmuş ve en büyük hayali ise bir karavanla yola çıkıp kendisi ile aynı kaderi paylaşan insanlarla buluşarak onlarla arkadaş olmak, anılar biriktirmekti. Geçen seneki haberimizden tam 1 yıl sonra bu hayal gerçekleşerek ‘’Bir İyilik Hareketi Yağızın Karavanı’’ Happy Camper Turkey sponsorluğunda yola çıktı. Bu yolculuğu gazetemizin yazarı Yaşar Şenyüz dört gün boyunca karavanla seyahat ederek bütün yaşadıklarını fotoğrafladı ve Papatya sayfamız için kaleme aldı.

Yağız ve Annesi Esin Tutgun’un cesur hikayeleri…

Daha altı aylıkken o yürüyemez demişlerdi Esin Tutgun hanım daha önceden 2 sağlıklı kız annesi ve eşi ile birlikte İstanbul Bağlarbaşı’nda mutlu mesut yaşarken bir erkek çocuğuna hamile olduğunu öğrenince evlerinde çok büyük bir sevinç yaşanmış. Küçük Yağız erken doğumla prematüre bir bebek olarak dünyaya gelmiş ve 1.5 ay kuvezde kalmıştı. Aradan 6 ay geçtikten sonra Esin hanım Yağız bebeğin kollarında kasılmalar farkeder ve hemen doktorlara danışılır. Gerekli tetkikler ve tahlil yapılınca Yağız bebeğin büyüyünce ayaklarını kullanamayıp yürüyemiyeceği söylenerek Cerebral Palsy tehşisi konur. Anne Esin hanımın dünya başına yıkılmıştır, sorunlar yuvarlanan kartopunun bir çığ’a dönüşmesi gibi büyür ve bu sorunların getirdiği gerginlikle eşler ayrılır. Esin hanım ise üç çocukla birden hayata tek başına tutunmaya çalışır. Bu durumu kabul edemeyen Esin hanım hayata tutunarak elde avuçta ne varsa satar ve arka arkaya bir dizi ameliyat için küçük Yağız’ı hastane hastane dolaştırmaya başlar. Her ameliyat sonrasında umutlar bir sonraki ameliyata kalır ve bugüne kadar toplamda 12 ameliyat yaşarlar. Bu süreçte umut taciri doktorlara da bir çok paralar kaptırırlar. Esin hanım o günleri anlatırken; ‘Altı sene önce Çapa Tıp Fakültesi’nde ki Doç. Dr. Fuat Bilgili ile yollarımız kesişti. O ve ekibi Yağız’a o kadar güzel sahip çıktılar ki artık gözümüz arkada değil. Ben ve Yağız bu ekibe çok güveniyoruz. Yağız’ın bir gün bütün herkes gibi kendi ayakları üzerinde yürüyeceğine inanıyoruz’ diyor.

Esin Hanım aynı zamanda bir eğitimci. Yıllar önce Cimcime Anaokulu’nu kurmuş üç çocuğunuda bu okulda büyütmüş, daha sonra Orman Okullarının ve Toprak Okullarının Kurucu ortağı olarak eğitim hayatını devam ettirmiş. Esin hanım Şile Kadınlar Derneği kurucu başkanı olarak halen aktif olarak görevine devam ediyor. Kendisi o kadar çok donanımlı ki bu birikimleri ile pes etmek bir yana başkalarına örnek olmak adına da Yağız ile birlikte bir karavanla Türkiye’yi dolaşmak, Yağız’a yeni arkadaşlar edinmek için yollara koyulma kararı aldı. İlk gezi için Happy Camper adlı karavan firması sponsor olunca rota da belli olmuştu.

Esin Hanım, Ortanca kızı Yağmur, Yağız ve evin köpeği Gece ile tam 2,000 Km  yol yapmak için hazırlıklara başladılar, tabiki bende Yaşar Şenyüz olarak Papatya sayfası adına yol boyunca kendilerine eşlik ederek takip edecektim.

İlk durak Yalova

Karavan ile Nişantepe Orman Park’ta bulunan Toprak Okulu’ndan hareket ettik. Basının da yakın ilgisi ve uğurlamaya gelen dostlarla vedalaşmak nedeniyle (röportajlar, fotoğraf çekimleri) yola tam planlanandan 3 saat geç çıkmak zorunda kaldık. Yol boyunca Yağız’ın keyfi yerine gelmişti ve karavanla gezmek fikri gerçekten de çok güzeldi. İlk durağımız Yalova’da 6 yaşında ki Cağan ile buluşmak vardı. Esin hanımla Çağan’ın annesinin buluşması görülmeye değerdi. İki anne daha önce birbirlerini hiç görmemiş olmalarına ve pandemiye ramen sanki kırk yıldır tanışıyormuş gibi birbirlerine sarılamaları, dertleşmelerini ben bir kenardan sessizce izlerken, aynı kaderi paylaşan Yağızla Çağan’da arkadaş olmuşlardı. Daha ilk ziyarette konuşulanları dinlemeye başladığımda bu ailelerin çaresizliğini ve yalnızlığını çok daha iyi anlıyordum. İlk fark ettiğim şey Yağız’ın ailesi İstanbul’da yaşıyor olması nedeni ile daha şanslı olduğu idi. Çünkü engelli bireylerin tedavi süreçlerinde transferleri ve konaklamaları gerçekten çok meşakatli bir şey.


  

Bursa İznik’te Kerem ile buluşma.

Yalova’dan yola çıktığımızda normal  rotamızı 4,5 saat aşmıştık, istikamet İznik Çakırca köyünde oturan Kerem ve ailesi ile buluşmaktı. Ama önce İznik Merkez’de bize o gün eşlik edecek olan Lions 118K Kadın ve Aile’den sorumlu komite başkanı aynı zamanda gazeteci yazar Nazan Bozan’ile buluşuyoruz ve oradan Çakırca köyüne geçip Kerem’in ailesi ile buluştuk. Bizi Kerem’in Anne ve Babası çok sıcak bir şekilde karşıladı. Hava çok sıcak olduğu için evin avlusunda ki masa da toplandık Kerem ve Yağız tanışma faslından sonra bir yandan çaylarımızı içerken evin annesi bir sürpriz yaparak bir kaç gün önce doğum günü olan Yağız için masaya mumları yanan bir doğum günü pastası getirdi, yağız’ın pastayı üflemesinden sonra tekrar derin bir doktor muhabetleri başladı. Olay anlaşılmıştı bu hastalıktan müzdarip olan ailelerin en büyük problemi ve şikayeti bu işi bir rant haline getiren doktorlar ve kullanmaları gereken özel aletlerin el yakan fiyatları idi. Biz konuşmaları dinlerken kulaklarımıza inanamıyoruz, aynı doktorlar, aynı şikayetler ve aynı kaderler…

Esin hanım bahsi geçen bütün doktorları biliyor ve aynı süreçleri Yağız’la birlikte kendisinin de yaşadığını anlatıyor. Ve gerçekten bu işe gönül vermiş olan, bu hastalığı bir rant olarak görmeyen doktorların isimlerini vererek aileleri bilinçlendirmeye çalışıyordu. Oturduğumuz avlu ise tam bir film seti gibi çocukluğumda gördüğüm köy evlerine benziyordu. Evin babaannesi ve dedesinin de katılması ile hep beraber bir aile olmuştuk. Benim oldukça ilgimi çeken evdeki otantik kareleri kameramla tek tek çekmeyi ihmal etmedim tabiki.

Bursaya doğru yola çıktığımızda artık vakit oldukça geç olmuştu. Nazan Başkan bizi Bursa’nın meşhur kebapçısı Şahin’bey Döner’e doğru götürürken saat oldukça geç olmuştu. Ben de bu arada bir şey öğrendim, bir yerden bir yere giderken yolculuk için normalde ne kadar bir süre tahmin ediyorsan karavanla giderken bunu ikiye katlaman gerekiyor. Yemekten sonra Nazan hanım bizi yarın sabah Tv çekimi yapılacak olan Kaleiçi hotele doğru götürürken saat artık gece yarısına geliyordu ve bu sarkmalardan dolayı bizi karşılamak için orada  tam 5 saat bekleyen Önce Vatan Gazetemizin yazarlarından Nedret Hotun’dan da bu gecikme için özür diliyorum. Hotele vardığımızda bizi hotelin sahipleri Ahmet ve Nurten Aydın vede dostlarının, çalışanlarının güleryüzü karşıladı. Bizim karavanda yatmakla ilgili tüm ısrarlarımıza ramen beni daha önce Genco Erkal’ın kaldığı odada misafir etmek istediklerini söylemeleri ile sabah saat üçe kadar hotelin ön avlusunda özellikle sanat ve Zeki Müren hakkında koyu bir sohbet ettik.

Sabahleyin Zeki Müren’in ‘‘Koklamaya kıyamam benim güzel manolyam’’ adlı şarkıya ihlam kaynağı olan 250 yıllık manolya ağacının gölgesi altında Ahmet bey ve Nurten hanımın konukseverliği ile kahvaltımızı tamamladık. Nurten hanımda Yağıza bir sürpriz yaptı ve yeni bir doğum günü kutlaması daha yaptıktan sonra hotelin bahçesinde dün gece geciktiğimiz için gerçekleştiremediğimiz Bgazete ile Tv söyleşimizi Nazan Bozan’ın sunumuyla Yağız ve Esin hanımla gerçekleştirdikten sonra çok mutlu bir şekilde vedalaşarak Manisa Soma’ya doğru yola çıktık. 

Madenci Aileye Ziyaret…

Soma’ya geldiğimzde vakit artık akşama yaklaşıyordu. Üçüncü durağımzda bizi Eymen ve ailesi bekliyordu. Genelde bütün Soma evleri gibi evin babası, dedesi ve büyük dedesi madenci idi. 80’li yıllardaki göç zamanında Yunanistan Gümülçine’den göç ederek Soma’ya yerleşmişler. O gün bugündür madenci ailesi olarak yaşamlarını devam ettiriyorlar. Eymen’in annesi ve babası’ bize diğer aileler gibi oldukça yakın ve içten bir konukseverlik gösterdiler. Konuşmaları takip ettiğimizde ise yine aynı konular ve aynı isimleri duymak artık beni daha az şaşırtıyordu. Devletin bu aileleri kesin bizim gibi gezip dinlemesi gerektiğini düşünüp duruyorum.  Ailelerin bu hastalıkla tanıştıktan sonra özellikle annelerin sosyal hayatının neredeyse hiç kalmadığına dinleyerek şahit oluyorum. Çocuklar odada birbirleri ile vakit geçirirken büyüklerde mutfakta birbirleri ile dertleşiyorlar birbirlerine deneyimlerini anlatıyorlardı. Şu ana kadar yapmış olduğumuz gezilerde anlamıştım ki Yağızın annesi olan Esin hanım ya çok güçlüydü yada duygularını o kadar iyi saklıyordu ki sadece bizi değil kendini de kandırıyordu.

Aydın Didim’e Keyifli Bir Yolculuk.

Manisadan ayrıldığımızda artık güneş dağların ardında kayboluyordu. Yol boyunca uykusu gelen içerdeki yatakta uzanıp dinleniyor ama biz gitmeye devam ediyorduk. Son aile ziyaretimiz Didim’de bir temizlik işcisi olacaktı ve 12 yaşındaki Emre’yi ziyaret edecektik. Saat oldukça geçti ve biz zamandan kazanmak için daha akşam yemeği bile yememiştik. Birden telefonum çaldı, Aydın Kuşadası ilçesinin Güzelçamlı beldesinde oturan ve bizim karavanla yolda olduğumuzu duyan dostlarım (Birgül Hanım Mutlu hanım ve Eşref bey) bizi o saatte yemeğe davet ettiler. Yolumuzun üstü idi sadece 10 Km  ötede bulunan Güzelçamlı’ya geldiğimizde saat gece 23.30’u gösteriyordu. Bizi bahçede kurdukları masada çok güzel ağırladılr. Tabiki konu Yağız ve İyilik karavanı idi. Yolculuğun verdiği yorgunlukla hepimizin gözleri kapanıyordu. Esin hanım, Yağız ve Yağmur Güzelçamlı deniz kenarında ki ağaçların altında karaya vuran dalgaların sesini dinleyerek karavanda mışıl mışıl uyurken, bende dostlarımın evinde derin bir uykuya daldım. Sabah erkenden uyandık Güzelçamlının şahane bir plajı vardı ve musilaj’da daha oraya uğramamıştı. Aslında hemen denize girmek vardı ama bizi nefis birkahvaltı bekliyordu. Mutlu ve Esin hanımın birlikte hazırladıkları kahvaltı sonrasında Didime Doğru yola koyulduk. Bu defa bize Birgül ve Mutlu hanım da katılmıştı. Hep birlikte Didim’e vardığımızda artık saat öğlen ikiyi gösteriyordu. Bizi 12 yaşındaki Emre’nin Annesi Babası ve Ablası karşıladı. Bu ziyaret ettiğimiz dördüncü aile idi ve sorunlar, isimler, hikayeler hep aynıydı. Bu çocukların tedavisi için yeterli destek göremiyorlardı ve hepsi de umut taciri olan kişilerden şikayetçi idiler.  Esin hanım bu konuda daha bilinçli olduğu için onlara deneyimlerini anlatıyordu. Zamanında kendisi de yağızla ilgili aynı onlar gibi umut taciri insanlar tarafından son kuruşuna kadar sömürülmüş ama daha sonra nasıl bu mesleğe gönül veren doktorlarla tanıştıklarını anlatıyor, o ailelere de biraz olsun yüreklerine su serpiyordu.  Çünkü o artık çoğu şeyi geride bırakmıştı. Kapı kapı doktor dolaşmayı, hadi buna da deneyelim demeyi. Duyduğu her doktorun peşinden umutla koştuğu ama kötü deneyimler yaşadığı yıllar geride kalmıştı.. O umut taciri ünlü doktorlara da sesleniyordu:. Evet bize çok destek oluyorsunuz. Ama neden anlamaya çalışmıyorsunuz. Bizim duygularımızla oynuyorsunuz. O kadar kırgınız ki. Ayrı şehirlerde, ayrı hayatlarda hep aynı isimler, aşağı yukarı aynı yaşanmışlıklar, aynı kullanılmışlıklar. Unutmayın bizlerde artık birbirimizle dertleşiyoruz. Artık bu oyun bozulur. Lütfen bu saat den sonra elinizi vicdanıza koyup bunca bilginizi, emeğinizi bizi ve evlatlarımızı kullanmak için değil, onları insan olarak görüp, yanımızda olun.Tavuk kesmiyorsunuz. Siz deneyim kazanıp, dosyalarınızda ameliyat edilen hasta sayısı artsın diye çocuklarımızı kullanmayınız. Biz yağızla artık çok şanslıyız. Bizi sadece çocuk olduğumuz için umursayan doktorlarımız var. Kime göre iyi bilmem. Ama önce insan. Çok şey söylemek istiyorum ama uzun süre dinlediğim bu yaşanmışlıkları hazmetmem lazım…


  

Didim’den İstanbul’a geri dönmek için yola çıktığımızda artık içim acıyordu. Bu ailelerin yaşanmışlıkları, gerçekten zordu. Zengin yada fakir fark etmiyor, her evde aynı problemler, aynı sıkıntılar ve aynı çaresizlikler yaşanıyordu. Bana göre bu dijital çağda bu aileler bir şekilde mutlaka birlik olabilmeyi başarmaları ve tüm iyi kötü deneyimlerini birbirleri ile paylaşarak bilinçlenmeliler. Biz Balıkesir’e vardığımızda telefonumuzun ucunda Genel Yayın Yönetmenimiz Funda hanım Papatya Luna’da yayınlanmak üzere canlı yayın için bizi bekliyordu. Hemen karavanı uygun bir yere çektim ve arkada dinlenmekte olan Esin Hanım ve Yağızla gerçekleşen bu canlı yayınla ilk gezimizi tamamlamış olduk. Şimdi bir benzincinin bahçesinde karavanda uyuyacağız ve sabahın ilk ışıkları ile İstanbul’a dönmek için yola çıkacağız.

Önce Vatan Gazetesi

Son Güncelleme: 12.08.2021 14:35
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.