DİNÇER KARACALAR'LA SAĞLIKLI GÜNLER

28 Mayıs 2020 Perşembe 17:35
192 Okunma
DİNÇER KARACALAR'LA SAĞLIKLI GÜNLER

Radyasyon Onkoloji Dr. Öğr. üyesi Ayşe OKUMUŞ

Kanser Neden Bu Kadar Arttı 


Dünyada en sık ölüm sebebi kalp hastalığı iken bizler kanserin daha ölümcül olduğunu düşünüyoruz. Bazen de bu korkularımız nedeni ile şikayetimiz olmasına rağmen doktora, sağlık kuruluşuna gitmekten kaçınıyoruz ve maalesef korkularımız erken tanı şansımızı yok olmasına veya azalmasına neden oluyor.

Genel anlamda dünyada kanser görülme sıklığı arttığı reddedilemez bir gerçektir. Burada insan yaşam süresinin eskiye göre daha uzun, bilim ve teknolojinin ilerlemesine paralel sağlık sisteminin çok ilerlemesi ve birçok hastalıkta artık kür elde edilmesi veya kronik bir rahatsızlık olarak uzun sağ kalımlar elde edilmektedir.  20 yıl önce ortalama yaşam süresi 60-65 yıl iken günümüzde ise 75-80 yıl aralığındadır. Yani daha uzun yaşıyoruz bununla birlikte maruz kaldığımız kötü faktörler, yaşam tarzımız, doğal olmayan beslenme, obezite ve hava kirliliği gibi birçok etken kanser riskimizi arttırmaktadır.

En önemli etken ise tartışmasız tütün ve tütün ürünleridir. Tüm  kanserlerin oluşma etkenleri arasında sigara vardır. Akciğerden mesane tümörüne kadar bildiğimiz en büyük etkendir. Sigara dumanı gaz ve partikül şeklinde 4000’den fazla toksik madde içermektedir. Sigara ağız, nefes borusu, yemek borusu, pankreas, mesane, akciğer ve endometrium kanserleri arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Sigara içmeyenlerle karşılaştırıldığında akciğer kanserinden ölümler orta derecede sigara içenlerde on kat, fazla sigara içenlerde ise 15-25 kat artmaktadır. Sigaranın akciğerdeki kanserojen etkisi; hatalı replikasyon, mutasyon ve kanserojen aktive edici enzimlerin aktivasyonunu kapsamaktadır. Sigara dumanındaki toksik maddeler ile mukosilier temizleme mekanizmasının bozulması; akciğerin savunma sisteminin bozulmasına da neden olur. Sigara kullanımı akciğer kanserinin %90 sebebi iken hava kirliliği de % 12 riski arttırmaktadır.

       Diğer önemli risk faktör de alkol kullanımının artmasıdır. Alkol DNA ‘da kırıklar oluşturarak  mutasyonlara neden olur. Baş-boyun tümörleri, meme  ve pankreas kanserlerinde alkolün etkisi kesin olarak kanıtlanmıştır. Yapılan bir çalışmada, alkol tüketiminin meme kanseri riskini 1.21 kat arttırdığı saptanmış ve günde 2-5 kez alkollü içki tüketenlerde meme kanseri riskinin %40 oranında arttığı belirtilmiştir.

Fiziksel aktivite, endojen steoroid hormon mekanizmasını, vücut yağ kitlesini, dolaşımdaki östrojen ve androjen düzeylerini etkilemekte; bağışıklık sistemini güçlendirerek meme kanserinden korumaktadır. Çalışma hayatımız, masa başında, uzun süren trafikte saatlerce hareketsiz kalmamız, modern çağın getirisi fast food dolaylı olarak kilo almamıza neden oluyor. Obezite kanserin bildiğimiz sebepler içinde başta gelen faktörlerdendir. Özellikle meme kanserinde obezite; yağ dokusundan östrojen salınımı ile etki etmektedir. Bu nedenle kilo kontrolü önlenebilir kanser nedenleri arasındadır. Yaşam şeklimizde yapacağımız değişiklerle en azından önlenebilir risk faktörlerini elemiş oluruz. Örneğin; pişirme tekniklerimizde kızartma yerine buharda-haşlama şeklinde tercih edersek, doymuş yağ kullanımı yerine doymamış yağdan zengin balık tüketirsek, sebze tüketimini arttırırsak yemek borusu, mide kanseri riskini azaltabiliriz.

Unutmayalım ki kanser önlenebilir ve erken tanı ile tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır. Kendimiz için yapacağımız en büyük iyilik yaşam tarzımızı düzenlemek, yeterli ve dengeli beslenme ve fiziksel aktivite ile riski minimize edebilmekteyiz. 

COVİD19, SAĞLIK ÇALIŞANLARI İÇİN DÜNYADAKİ PEK ÇOK ÜLKEDE OLDUĞU GİBİ TÜRKİYE’DE DE ‘MESLEK HASTALIĞI’ OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİ!

Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN) Genel Başkanı Dr. Gürsel Özer: “Avrupa ve Amerika başta olmak üzere birçok ülke, sağlık çalışanları için Covid19’u ‘Meslek Hastalığı’ olarak tanımlamış ve iş ile ilişkili olduğunu kabul etmiştir. Sağlık Bakanımız Sayın Fahrettin Koca’nın da toplum sağlığı için savaşan sağlık çalışanlarımızın özlük haklarını korumaya yönelik bu çabayı destekleyeceğine inanıyor ve bu konuda devletimizden gerekli girişimi yaparak Covid19’u meslek hastalığı olarak tanımlamasını istiyoruz” dedi

Covid19 pandemisi; ortaya çıkma şekli, yayılımı, bulaş hızı ve bilinmezliği ile tüm dünyada aylardır infiale yol açtı. Günlük hayatta alışılan yaşam şeklini derinden sarsan bu durum, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de virüsle ön saflarda mücadele eden sağlık çalışanları için büyük tehdit olmuş ve kayıpları  beraberinde getirmiştir.

Sadece İstanbul’da coronvirüs tespit edilen sağlık çalışanı 4 bin 500’ün üstünde…

Kendilerini bilime ve toplum sağlığına adayan, kimi zaman oldukça zorlayıcı şartlarda çalışmalarına devam eden sağlık çalışanları ile sağlık hizmet sunucularının içinde bulunduğu pandemi süreci, kamuoyu tarafından da ‘risk grubu’ olarak kabul ve destek görmüştür. T.C Sağlık Bakanımız Sayın Fahrettin Koca’nın 29 Nisan tarihinde açıkladığı rakama göre Türkiye’de 7 bin 428 sağlık çalışanının testi pozitif çıkmıştır. Tabip Odası'nın 4 Mayıs'ta hazırladığı rapora göre ise sadece İstanbul'da coronavirüs tespit edilen sağlık çalışanı 4 bin 500'ün üzerindedir.

Tüm dünyada sağlık çalışanları ve sağlık hizmeti sunucuları için ortaya çıkan risk tablosu karşısında Sağlık Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Covid19 konulu 2020'ye 12 sayılı genelgesini 7 Mayıs 2020 tarihinde yayınlamış ve genelgede: Coronavirus hastalığının bulaşıcı bir hastalık olduğu söz konusu salgına maruz kalan ve sağlık hizmet sunucularına müracaat eden sigortalılara, iş kazası ve meslek hastalığı sigortalarından değil, 5510 sayılı kanunun 15. Maddesi uyarınca iş kazası ve meslek hastalığı sayılmayan ve iş göremezliğe neden olan hastalık kapsamında provizyon alınması ve buna göre işlem yapılması gerektiğini bildirmiştir’ buna göre sağlık çalışanları açısından da bu durumun meslek hastalığı olmadığını, bu bildiri ile birlikte sağlık çalışanlarının hastalık ve ölümü halinde gerek kendileri gerekse ailesinin ve  mirasçılarının herhangi bir hak talep etmesinin önünü kesmiştir.

Toplumsal sağlık için avm’lerde doğru dezenfektasyon çok önemli

Ülkemizde başlatılan normalleşme süreci çerçevesinde, sınırlı kapasitelerle açılan AVM’ler geçtiğimiz günlerde ziyaretçilerle buluştu. Sosyal mesafeyi koruma şartı öngörülerek ve Sağlık Bakanlığı yönergeleriyle doğru orantılı olarak toplumsal sağlığı tehdit edici unsurlara karşı önlem alınan Avm’lerde doğru dezenfektenin nasıl yapılacağına dair Dr. Özcan Özgül’den bilgi aldık “Günümüzde kişisel ve çevresel biyo güvenlik çok önemli hale gelmiştir. Yeni bir dünya düzenini ve bu kapsamda korunaklı yaşamsal alanlarımızı yeniden yapılandırmamız gerekiyor. Bu yüzden hem kendimiz, hem de çevremiz için uygun antiseptikler, doğru sosyal mesafe ve diğer şartları tam ve hassasiyetle uygulamak büyük önem kazanıyor. Ülkemizde de, normalleşme süreci çerçevesinde, toplu kullanılan alanlar tekrar hayatımıza giriyorlar. Bu hafta itibariyle AVM’leri, kuaförleri  yeniden kullanmaya başladık ve artık kişisel hijyen kadar, ortam hijyeni de önem kazanmakta. Hepimizin bildiği gibi Covid 19; ağız, burun, gözlerden ve açık yaralardan bulaşıyor. Kullanacağımız koruma amaçlı ürünlerin cilde temas edebilip edememesi çok önemli. Dezenfektan ifadesi genel anlamda cansız yüzeylerde dezenfeksiyon gerçekleştiren, antiseptik ifadesi ise insan vücuduna temas edebilen ve dezenfeksiyonu sağlayan ürünler için kullanılır. Hipokloröz etkin maddesi insan vücudu ile temas edebilmektedir. AVM’lerde ve kuaförlerde  doğru dezenfektan kullanımı gittikçe daha büyük önem kazandığı bu dönemde AVM yönetimlerine çok iş düşüyor. Bundan sonra hayatımız eskisi gibi olmayacak. Hem çalışanları hem de ziyaretçileri korumak çok kıymetli. Biz hipokloröz içerikli çalışmalarımızı Nata Holding bünyesindeki AVM’lerde uygulamaya başladık”

Kullanılan ürünlerde Sağlık Bakanlığı onayı şart

Dr.Özcan Özgül dezenfektan kullanırken ürünlerin Sağlık Bakanlığı onaylı olmasının öneminin altını çiziyor ve ekliyor “Tercih edilen ürünlerin alev alma, parlama riski olmamalıdır, bakterileri ve özellikle de virüsleri öldürme gücü kanıtlanmış olmalıdır, cilde temasında bir engeli olmamalı, havadaki ve yüzeylerdeki mikroorganizmaları öldürebilmeli, tuvaletler gibi ıslak zemin içeren mekanlarda yüksek etkinlikle ve belki daha önemlisi yüksek güvenilirlik ile kullanılabilmelidirler. Etken maddenin Hipokloröz olmasını öneriyorum. Kaldı ki bu madde, insan vücudunda zaten var olan ve savaşçı hücrelerimiz tarafından üretilen bir maddedir. Çok özel yöntemler ile üretilmektedir ve Nötr pH’a sahiptir. Hipokloröz insan cildine değmesinde sorun olmayan bir sınıftadır.

Toplu alanlar için ve kişisel kullanımda  dezenfektan madde alırken bu konulara dikkat etmek ve içeriğini dikkatlice okumak büyük önem taşımaktadır”

Cildinizi Ceradolin İle Şımartın

Ceradolin su bazlı nemlendirici losyon, yüz ve cilt için en iyi nemlendirici olup, seramid ve bitkisel yağlar da içeren bir kozmetik üründür. Yüz ve vücut kremi olarak kullanılan bu nemlendirici losyon, pul pul dökülen ciltler için paraben içermeyen dermatolojik bir üründür. Cilt kaşıntılarını önlemede etkili olan gliserinli anti-aging nemlendirici krem görevi yapan bir losyondur. Lazer veya epilasyon sonrası cildi yatıştıran, kaşıntı ve yanmaları önleyen bir üründür. Yüz kremi olarak ta kullanılır, yüzde kızarıklığı da önler Güncellenmiş hali ile son zamanlarda sıkca kullandığımız dezanfektandan yıpranmış ellerinize koruma sağlar  .

Annelerin sadece %16‘sı Lohusalık Depresyonu, %9’u ise Lohusalık Hüznüyle İlgili Profesyonel Destek Alıyor

En sevilen bebek markası *Bepanthol Baby ve Uykusuz Anneler Kulübü’nün, Lohusalık Depresyonu Farkındalık Haftası için toplam 250 anne ve 100 babayla gerçekleştirdiği araştırmaya göre, Türkiye’deki annelerin yüzde 66’sı lohusalık depresyonu geçiriyor. Bebek bakımında, babanın rolü en az anne kadar olması gerektiğini düşünen ebeveynler bu konuda hemfikir olduklarını ifade ediyorlar.

HER 10 YAŞTA BİR, COVİD-19'DAN ÖLÜM RİSKİ ARTIYOR

Covid-19 pandemisinin yarattığı psikolojik travmanın getirdiği tedirginlik ile kişilerin yaşadıkları bazı şikayetler,Covid-19 belirtileri ile karıştırılabilmektedir. Astımı, bahar alerjisi ve bronş duyarlılığı olan hastalarda, ilkbahara girildiğinden, polen ve ev tozu alerjisinin yarattığı geniz akıntıları ve kuru öksürük nöbetleri de tabloyu karıştırıyor diyen Türkiye İş Bankası iştiraki Bayındır Söğütözü Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Cem Gündoğdu “İş yerlerinde ve evde, el yıkama imkanı varken, kapalı ortamlarda sık el dezenfektanları ve kolonya kullanımı, öksürük nöbetleri ve nefes darlığı atakları yaratabiliyor bu öksürükleri COVID-19 sonucunda  görülen öksürük ile karıştırmamak gerekiyor” dedi.

Covid-19 pandemisi tüm dünya insanlarına evde izolasyonu, artan dezenfeksiyon yöntemlerini  öğrenmeyi ve uygulamayı, sosyal mesafe kavramını ve yaşam biçimi olarak hayatımıza girişini öğretmeye devam ediyor. Televizyonda ve sosyal ağlarda yayılan görüntülerden de görüldüğü üzere, bu hastalığa yakalanan kişilerin ve toplumun başına neler gelebileceği gözlemleniyor. Hastalık sağlık organizasyonlarının düzgün ve etkili yapılmasının önemini, her devletin aldığı önlemlerin etkinliği veya etkisizliğini de ortaya çıkarıyor.

HER 10 YAŞTA BİR RİSK ARTIYOR

Hastalığın tüm yaş gruplarını etkilediğini belirten Bayındır Söğütözü Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Cem Gündoğdu “Kronik rahatsızlıkları olmayan 50 yaş altı kişilerde hastalık daha kolay atlatılıyor. Her 10 yaş artışında, hastalıkta daha kötü seyir ve ölüm oranlarında artış oluyor. 54 yaş altında ölüm oranı %1, 55-64 yaş aralığında %1-3, 65-84 yaş aralığında %3-11, 85 yaş üstünde ise %10-27 olduğu görülüyor. Bu nedenle ülkemizde 65 yaş üzeri kişilerin evde izolasyonu istendi ve uygulanıyor” dedi.

RİSK ALTINDA OLAN KRONİK HASTALIKLAR

  • Kanser, lösemi ve lenfoma tanıları olan hastalar,

  • Organ veya kemik iliği  transplantasyonu uygulanmış hastalar,

  • Astım veya Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı (KOAH) gibi kronik akciğer hastalığı olanlar,

  • Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı), Hipertansiyon, Kalp Hastalıkları ve Serebrovasküler hastalıkları (Demans, Alzheimer ve yatağa bağımlı bakım hastaları),

  • Böbrek, kalp ve karaciğer yetmezliği olan hastalar.

Kronik hastalıkların hastaları bu süreçte olumsuz şekilde etkilediğini belirten GündoğduTakip ettiğimiz Covid-19 hastalarından edindiğimiz tecrübeler ve yurt dışı bildirimleri bize gösteriyor ki, düzenli doktor kontrollerini yaptıran ve tedavi alan, hastalığı stabil olan Astım ve KOAH hastalarındaki risk, bu hastalığı olmayanlardan farklı değil. Sigara içmeye devam eden ve hastalıkları kontrol altında olmayan grupta ise, risk fazla” dedi.

Sağlık Çalışanları İçin Ağladı

Geçtiğimiz günlerde deneyimli televizyoncu Cansu Canan'ın instagramda yaptığı canlı yayına konuk olan sanatçı Aydilge, sağlık çalışanlarına ithaf ettiği şarkısı “Yalnız Değilsin”den bahsederken göz yaşlarını tutamadı. Bir doktor kızı olarak, sağlık çalışanlarının özellikle koronavirüs salgını döneminde yaptıkları fedakarlıklardan bahsederken ağlamaya başlayan duygusal sanatçı, popüler kültür dünyasına dair bir öz eleştiride de bulundu:

 ''Biz müzisyenlere ve popüler kültüre ait insanlara, bazen garip bir ukalalık ve tepeden bakma hali geliyor ve sanki dünyayı kurtarıyormuşuz gibi bir havaya girebiliyoruz. Tabi sanat çok önemli ama bir insanın hayatını kurtarmak söz konusu olduğu zaman, bir dakika, bir durun demek geliyor içimden. Özünde her meslek çok değerli ama canını dişine takan sağlıkçıları görünce, bizlerdeki bu gereksiz böbürlenme halleri bana çok egosal geliyor. Yalnız Değilsin şarkım tabi ki onlara hediyem olsun. Kalbimin en güzel yerinden yapmaya çalıştığım bir şarkı bu. Yalnız değiller çünkü...''

BIODERMA, SAĞLIK ÇALIŞANLARININ YANINDA!

Sağlık çalışanlarımız, içinde bulunduğumuz olağanüstü pandemi koşullarında, her gün her saat insanüstü çabalarla mücadele etmeye devam ediyor. Cildin kendisinden ilham alan NAOS, son dönemde temizleyici ve dezenfektan kullanımı kaynaklı yoğun cilt kuruluğuna maruz kalan sağlık çalışanlarımızın binlerce Bioderma Atoderm ürünüyle yanında yer alıyor.

NAOS çatısı altında yer alan Bioderma, Türkiye’deki tüm karantina hastanelerinin Yoğun Bakım ve Dermatoloji üniteleri ve aynı zamanda korona virüs salgını sürecinde fedakârca hizmet veren Türkiye’de bulunan tüm* eczanelere yoğun cilt kuruluğuna özel formüle edilmiş Atoderm ürünleriyle destek oluyor.

Bioderma olarak, sağlık çalışanlarımızı ve onların temizleyici ve dezenfektan kullanımı kaynaklı cilt kuruluğuna maruz kalmalarını çok önemsiyoruz. Bu süreçte ciltlerinin koruyucu bariyerinin onarılmasına yardımcı ürünlerimizle, bir nebze de olsa katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Tüm kalbimiz ve desteğimizle onların yanında olmaya da devam edeceğiz.

NAOS ailesi (Bioderma, Institut Esthederm, Etat Pur) olarak sağlık çalışanlarımıza bu süreçte gösterdikleri özveri ve emekleri için bir kez daha sonsuz teşekkürlerimizi sunuyor, sağlık ve mutluluk dolu günler diliyoruz.

Önce Vatan Gazetesi

Son Güncelleme: 28.05.2020 17:38
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İstanbul Fatura Basımı

avukat kartvizit

evden eve nakliyat

ofis taşımacılığı