Bir çocuktu Onur... Hep çocuktu, yine çocuk...

Ayşenur Mama’nın röportajı için tıklayınız...

Bir çocuktu Onur... Hep çocuktu, yine çocuk...

Ayşenur Mama’nın röportajı için tıklayınız...

19 Aralık 2019 Perşembe 00:00
208 Okunma
Bir çocuktu Onur... Hep çocuktu, yine çocuk...

RÖPORTAJ: AYŞENUR MAMA

Başarılı girişimci Onur Fatih Aladağ ile girişimciliğe, girişimci projelerine ve satranç sporuna dair konuştuk. Keyifli sohbetimiz sizlerle…

Öncelikle sizi tanımak isteriz. Onur Fatih Aladağ kimdir? 

Bir çocuktu Onur. Hep çocuktu, yine çocuk. Saçları dümdüz, pırıl pırıl parlayan bir çocuktu, yine çocuk. Gecenin bir vakti ateşi çıkan, kusan, üşüyen, annesinin başında sabahladığı bir çocuktu, yine çocuk. Neşeli, hemen her şeye Pollyanna gibi bakabilen, artık kocaman olmuş; fakat içindeki çocuğu hep korumuş biriyim. 

Edebiyattan uzaklaşıp biraz daha detaya gelirsem; İstanbul Esenler’de ilkokulu; Bahçelievler’de liseyi; Beyoğlu Balat’ta da üniversite eğitimimi tamamladım. Yıllarını ticarete vermiş, saygıdeğer bir ailede büyüdüm. Haliyle de ticareti ve iş dünyasını hem öğrenerek hem de içselleştirerek büyüdüm. 

“Girişimci” kime denir?

Girişimci, bence paradan puldan önce iyi bir gözlemcidir. Günümüzden de ziyade geleceği iyi gözlemleyen ve uygun boşlukları görüp, o boşlukları doğru doldurabilendir girişimci bir insan. 

“Girişimcilik” niteliğiyle adlandırılan ilk projeniz hangisiydi? 

Hatırlayabildiğim kadarıyla; henüz ilkokuldayken o zamanki küçük dükkânımızın ufak bir bölümü için aileme; “Burayı bana verin, ben yöneteyim.” demiştim. O bölüm de kadınların başörtülere ve eşarpların kenarına ördükleri oyaların ipleriydi. O zamanlar o oya iplerini kafamda tasarlayarak öyle farklı ve güzel dizmiştim ki toptancılar ve bu işi yapan diğer dükkân sahipleri de benim raf dizişimi görüp aynısını taklit ediyorlardı. 

Size gelen hangi girişim fikirlerini destekliyorsunuz? 

Çok açık cevap vereceğim. İlk olarak girişim fikrinden çok karşımdaki insanın fikrine, inanma isteğini bana anlatırken yaşadığı heyecana daha çok dikkat ediyorum. Fikir, belki o an iyi bir fikir olmayabilir; fakat gözünde o heyecan ve isteği, vazgeçmeyişi görürsem, o anki fikrini batırsa da birkaç denemeden sonra yapacağını bilerek yardımcı olurum. 

Girişimci projeler kapsamında yer aldığınız en önemli proje hangisiydi?

Kendi Gepetto Film&Medya adlı şirketimi kurmuştum medya, reklam, dizi ve film üzerine. Başlarda iyi gidiyorduk; fakat sonrasında piyasanın düzensizliği, o piyasada bulunan insanların profillerinin enteresan oluşu ve güven vermeyişi beni iyice uzaklaştırdı. Şimdi ise Getir şirketiyle iş ortaklığı yapıyorum, oldukça memnunum. 

Girişimci olmadan önce ne yapıyordunuz?

Bence girişimci olunmaz, doğulur. Bu sözün biraz tribün sloganı gibi durduğunun farkındayım; ama gerçekten öyle. Gözümü açtığımdan beri girişimcilik yapıyorum, diyebilirim. İlkokul ve lisedeyken, hatta üniversitedeyken bile okuldaki arkadaşlarıma oyuncak, kitap, futbol forması alıp satıyordum. Hatta lisede sahte takdir, teşekkür ve onur belgeleri basıp satmışlığım var.  Bu durumdan onur duyuyorum.  

Girişimci projesine dâhil olma fikri nerden aklınıza geldi ve “Getir” projesi nasıl oluştu?

Getir; bundan 3-4 sene önce, canımın inanılmaz derecede sıkıldığı zamanlarda tesadüfen önüme çıkan bir uygulamaydı. Bir markette bulabileceğiniz hemen her şeyi 10 dakikada kapıya getiren online bir marketti. Çok beğendiğim ve içten içe; “Bu fikir, nasıl önce benim aklıma gelmez?” diye sinirlendiğim bir uygulamaydı.  O anda verdiğim siparişi haritadan canlı canlı izledim. Siparişi teslim eden kuryenin montundan kaskına kadar oldukça şık ve kurumsal duruşu beni inanılmaz derecede etkilemişti. Sonrasında mağazamızda çalışırken sürekli dönüp duran Getir motorları ve araçları çok dikkatimi çekmişti. Araç ve motorlar dönüp dururken benim de yollarda başım dönüyordu.  Bu işin içinde olmalıyım, dedim kendi kendime ve devamında olaylar gelişti. Kısacası kendime getirdim bir mutluluk.  

“Getir” şu anda ne durumda?

Getir, şu an oldukça iyi bir durumda ve çok daha iyi yerlerde olacak. Getir, şu anda kendi içinde “GetirYemek” ve “GetirBüyük” olarak ikiye ayrılmış durumda. “GetirYemek” projesini kısaca sloganıyla anlatayım; “GetirYemek sıcak demek, sıcak demek GetirYemek.” Kısacası yine Getir mantığıyla uygulama üzerindeki haritadan kuryenin o an nerde olduğunu ve yemeğinizin pişme durumunu, sipariş verdiğiniz yemeğin fotoğrafını sipariş vermeden görebiliyorsunuz. Standart firmalar gibi 3-5 siparişi biriktirdikten sonra kuryeye verip soğuk bir şekilde, dağıta dağıta getirmiyoruz. Müşteri, kendi siparişini en hızlı ve en sıcak şekilde teslim alıyor. “GetirBüyük” ise standart bir Getir’den çok daha fazla çeşide sahip olan bir hipermarket mantığıyla çalışıyor. 

“Getir” insanlar tarafından nasıl karşılandı? Bu süreçte kimler yanınızda oldu?

Getir; zaten günden güne büyüyen, muhteşem bir işti. Biz de gücüne güç kattık ve bu projeye girerken yanımda olan en büyük destekçilerim başta annem, babam, kardeşim ve Hikmet dayım oldu. Onlara şükranlarımı ve saygılarımı sunuyorum. Bunun dışında ise bana ve bu projeye inanan, tamamı ilkokul, lise ve üniversiteden arkadaşlarım olan ekibime borçluyum elbette. Her gün aynı heyecanla, aynı disiplinle çalışıyoruz. 

Şirketinizin yönetim kadrosunun yakın çevrenizden meydana gelmesinin nedeni nedir? Bu durumun sağladığı avantaj ve dezavantajlar nelerdir?

Ben, Allah’a her gün şükreden bir insanım; çünkü özel hayatımda da sevdiğim, vakit geçirdiğim insanlarla çalışmak nasip oldu. Bu; yaşadığımız ülke için, hatta dünya için de çok büyük bir lüks. Bir yandan da her yakın arkadaşımla beraber çalışıyoruz ya da herkese teklif götürdüm, diye bir durum yok. Onların kendi meslekleri vardı zaten. Oradan söküp getirdim.  Ekibimizin içinde Endüstri Mühendisi, Çocuk Gelişimi Öğretmeni, Araç Acente Temsilcisi, Taksici ve medya sektöründe çalışan insanlar var. Bunların tamamını toplayıp Getir aşığı yaptım.  

Avantaj ve dezavantajlara gelince; bence bütünü itibariyle fena değil. Fakat bazıları 1 km gidiyor; bazıları 5 km gidiyor. Genel itibariyle memnunum. 

Şu anda planlamasını yaptığınız bir projeniz var mı?

Evet, var ve yine teknoloji üzerine bir iş modeli; fakat bunu açıklamayalım. Çünkü düşündüğümüz ya da planladığımız hemen her proje, biraz duyulunca anında çalınabiliyor.  İleride bizzat açıklarım kısmet olursa. 

Satranç sporunda önemli bir geçmişiniz var. Satrançla nasıl tanıştınız?

Evet, satrancın hayatımda çok büyük bir yeri var. Yaklaşık 3 senedir oynuyorum aktif ve düzenli olarak. Hemen her gün muhakkak oynarım. Dediğim gibi, 3 senedir oynuyorum ve 3 senelik de bir ilişkim var hâlâ devam eden.  Satranç ile şöyle tanıştım: 

Ben Esenler’de; kız arkadaşım ise Maltepe’de oturuyor. O zamanlar çok iyi araç kullanmayı bilmediğimden metro veya metrobüs ile gidiyordum kız arkadaşımın yanına. Yol en az 3 saat sürüyor. Bilenler bilir, Anadolu Yakası’nın metrosunda internet ve telefon çekmez. Metronun içinden siz birini arayabiliyorsunuz; fakat metronun dışındaki biri sizi arayamıyor. Hal böyle olunca ben, satrancı internet çekmediği için sürekli bilgisayara karşı oynamaya başladım. Bir süre bilgisayarı yenmeye başladım ve daha çok geliştirdim kendimi. Zamanla bilgisayara karşı oynayıp kazanınca insanlarla oynamak, ukalalık etmek istemem; ama daha kolay gelmeye başladı. Derken iş, uluslararası arenada turnuva oynama noktasına ve derece almaya kadar gitti.  

Satranç sporunu nasıl tanımlarsınız?

Ben, hayatta şansa ya da şanssızlığa çok inanan biri değilim. Ben, her insanın şansını da şanssızlığını da kendisinin yarattığını düşünüyorum. İşte satrançta şans veya şanssızlık diye bir kavram yok. Yani siz, birini şans eseri mat edemezsiniz veya çok büyük bir şanssızlıkla mat olamazsınız. Kontrol sizde. Taşlar, siz ne derseniz onu yapar. Mazeret yok. Hayat da böyledir bence. Ben, hayatı bir satranç gibi görürüm. Satranç, bu yüzden inanılmaz hoşuma giden bir oyun. Keşke çok küçük yaşlarda başlasaymışım satranca, çok daha farklı olabilirdi bazı şeyler.  Bu, içimde kalan tek ukdedir.

Satranç sporuna dair yaratıcı bir proje hazırlamayı düşünüyor musunuz?

Var tabii; ama en azından bu topraklarda tutmaz. Çünkü insanımız, satranç gibi düşünce eforuna ihtiyaç duyulan oyunları sevmiyor. Benim çevremde bile satrancı bırakın sevmeyi, oynamayı bilen insan sayısı bile çok düşük. Bu arada ben; hiçbir kart oyununu, taş oyununu, bilgisayar oyununu ve tavla oyununu bilmem. 

Son olarak gazetemiz okurlarına neler söylemek istersiniz?

Gazetenizi çok başarılı buluyorum. Umarım, yakın zamanda çok daha iyi noktalara gelecektir. Kıymet verip benimle röportaj yaptığınız için de önce size; sonrasında Önce Vatan Gazetesi’ne çok teşekkür ederim.

Önce Vatan Gazetesi

Son Güncelleme: 19.12.2019 08:48
Anahtar Kelimeler:
SatrançOnur Fatih Aladağ
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.