CUMHUR BAŞKANLIĞI FORSUNDAKİ 17. YILDIZ: KAZAK HANLIĞI

Dönemin siyasi haritasında da görüleceği gibi, aynı tarih diliminde dünyanın büyük bir bölümü üç Türk imparatorluğu tarafından yönetilmektedir. Biri 1299-1922 yılları arasında üç kıtayı yönetmiş Osmanlı İmparatorluğu, diğeri1526-1858 yılları arasında Hindistan coğrafyasında hüküm sürmüş olan Babür imparatorluğu, bir diğeri ise 1465-1847 yılları arasında Asya kıtasında fırtınalar estirmiş olan Kazak Hanlığı.. Haklı bir gurur kaynağı olan bu tarih tablosundan Osmanlı İmparatorluğu’nu ve Babür İmparatorluğu’nu alıp, “benim devletlerim” diyerek Cumhurbaşkanlığı forsuna yerleştirirken, aynı dönemde çok geniş bir coğrafyada 382 yıl hüküm sürmüş bir Türk devleti olan Kazak Hanlığı’nı görmezden gelmenin kardeşlikle bağdaşan bir davranış olmadığı inancındayız. Önce VATAN yazı ailesi olarak, sözünü ettiğimiz tarihi gerçekler çerçevesinde, 550. kuruluş yıldönümünü kutladığımız Kazak Hanlığı’nın 17. yıldız olarak Cumhurbaşkanlığı forsuna eklenmesini teklif ediyoruz.

10 Aralık 2015 Perşembe 11:15
2464 Okunma
CUMHUR BAŞKANLIĞI FORSUNDAKİ 17. YILDIZ: KAZAK HANLIĞI

M. KEMAL SALLI

Ortak bir tarihi ve kültürü paylaşan Anadolu “Kazakları” ile Asya Kazaklarının tanışması, kaynaşması Sovyetlerin dağılması sonrasında giderek hızlanan bir ivme kazanmıştır. Kazakistan yaylasından yankılanan “Uzaktaki Kardeşime” dizeleriyle Anadolu’daki kardeşlerinin Kurtuluş Savaşı’na destek veren Mağcan Cumabayev’in sesini biz çok sonraları duyabildik. Kitaplarımızda, tarihin 382 yılına damgasını vurmuş Kazak Hanlığı’ndan yeterince söz edilmemesi çok düşündürücü bir eksiklik değil midir? Şanlı tarihimizin 382 yıllık bir dilimini tarihin karanlıklarına terk etmek değil midir?

Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 Türk devletini temsil eden yıldızlardan biri de Babür İmparatorluğu’dur. 1526-1858 yılları arasında Hindistan coğrafyasında hüküm süren, dünya mimarlık tarihine Tac Mahal gibi bir pırlanta armağan ederek ölümsüzlük kazanan bu imparatorluk zamanında, üç kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğu’nun yanı sıra, Asya’da bir başka Türk devleti daha vardı: Kazak Hanlığı. 1465-1847 yılları arasında, Asya içlerinde, bir Türk devleti olarak tarih sahnesinde yer almış olan Kazak Hanlığı 382 yıl hüküm sürmüştür.

Dönemin siyasi haritasında da görüleceği gibi, aynı tarih diliminde dünyanın büyük bir bölümü üç Türk imparatorluğu tarafından yönetilmektedir. Biri 1299-1922 yılları arasında üç kıtayı yönetmiş Osmanlı İmparatorluğu, diğeri1526-1858 yılları arasında Hindistan coğrafyasında hüküm sürmüş olan Babür imparatorluğu, bir diğeri ise 1465-1847 yılları arasında Asya kıtasında fırtınalar estirmiş olan Kazak Hanlığı..

Haklı bir gurur kaynağı olan bu tarih tablosundan Osmanlı İmparatorluğu’nu ve Babür İmparatorluğu’nu alıp, “benim devletlerim” diyerek Cumhurbaşkanlığı forsuna yerleştirirken, aynı dönemde çok geniş bir coğrafyada 382 yıl hüküm sürmüş bir Türk devleti olan Kazak Hanlığı’nı görmezden gelmenin kardeşlikle bağdaşan bir davranış olmadığı inancındayız.

1465-1847 yılları arasında tarih sahnesinde kalmayı başarmış olan Kazak Hanlığı

konusunda, yakın zamana kadar, olması gerektiği kadar ayrıntılı bir araştırma yapılmamıştır. 550. kuruluş yıldönümünü kutladığımız Kazak Hanlığı’nın Osmanlı tarihi, Anadolu Türkleri açısından önemi başlı başına bir araştırma konusudur. Dönemin emperyal güçleri Osmanlı İmparatorluğu’nu tarihten silmek ve mirasını paylaşmak üzere harekete geçtiklerinde, İngilizler, Osmanlı’dan önce Hindistan’a egemen olan Babür İmparatorluğu’na, Ruslar da Kazak Hanlığı’na saldırmışlardı. Çünkü, yüzyıllar boyunca, Batı’ya yürüyen Osmanlı’yı her yönden besleyen ana kaynak Türkistan coğrafyasıydı. Osmanlı’nın Türkistan coğrafyasıyla çok köklü tarihi, kültürel ve ekonomik bağları vardı. Osmanlı padişahı aynı zamanda İslam Alemi’nin de halifesiydi.

Kazaklar, 19.Yüzyıl’ın ortalarından 20.Yüzyıl’ın son çeyreğine kadar sürekli Rus baskısı altında yaşamışlardır. Osmanlı’yı borç batağına saplayıp çözülme sürecine sokan Kırım Savaşı’nın (1853-56) başlamasıyla birlikte Rus Çarı I. Nikola, yayınladığı fermanla, bütün Kazak topraklarının Rus egemenliğine alındığını ilan etmişti. Görüldüğü gibi, çok uzak coğrafyalarda yaşamış olmamıza rağmen, çok köklü tarihi ve kültürel bağlarımız nedeniyle, “Asya Kazakları”yla “Anadolu Kazakları” ortak bir tarih, ortak bir kader yaşamışlardır.

Bu yıl, Türk tarihinin önemli bir sayfası olan Kazak Hanlığı’nın 550. kuruluş yıldönümünü kutlamaktayız. Kazak Hanlığı’nın 550. yılında, biz “Anadolu Kazakları”nın bu gururlu kutlamaya yapacağı çok önemli bir katkı var: Kazak Hanlığı’nı, 550. kuruluş yıldönümünde, Cumhurbaşkanlığı forsuna 17. yıldız olarak eklemek. Böylece, hem tarihi bir hatayı düzeltmiş hem de iki kardeş ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerine çok anlamlı bir katkı sağlamış olacağız. 550. kuruluş yıldönümünü gururla kutladığımız Kazak Hanlığı, Türk tarihinin akışına yön vermiş saygın bir devlettir. Bu nedenle, 17 yıldız olarak Cumhurbaşkanlığı forsunda yer alması tarihi bir haktır.

Önce VATAN yazı ailesi olarak, sözünü ettiğimiz tarihi gerçekler çerçevesinde, 550. kuruluş yıldönümünü kutladığımız Kazak Hanlığı’nın 17. yıldız olarak Cumhurbaşkanlığı forsuna eklenmesini teklif ediyoruz.

UZAKTAKİ KARDEŞİM”İN RUHU ŞAD OLSUN

Kazak Hanlığı, gururla andığımız diğer Türk devletleri gibi, Cumhurbaşkanlığı forsunda yer alması gereken bir yıldızdır. Kazak Hanlığı’nın Cumhurbaşkanlığı forsuna 17. yıldız olarak eklenmesiyle, tarihi bir hatayı düzeltmenin yanı sıra, en zor günlerimizde bize Kazakistan yaylalarından “Uzaktaki Kardeşime” diye seslenerek moral veren Mağcan Cumabayev kardeşimizin ruhunu da şad etmiş olacağız.

Sanatkarlar, eserleriyle ölümsüzlüğün sırrına ermiş insanlardır. Kurtuluş Savaşımız öncesindeki zor günlerimizde onbinlerce kilometre öteden bizlere “Uzaktaki Kardeşime” diye seslenen Cumabayev’i rahmetle anarken, Türk- Kazak kardeşiliğinin cansuyu olan ölümsüz şiirini bir kez daha okuyalım:

UZAKTAKİ KARDEŞİME

Bu şiir, Anadolu’da Kurtuluş Savaşı veren kardeşlerine destek olabilmek adına, büyük Kazak şairi Mağcan Cumabay tarafından 
1918-1919 kışında yazılmıştır.

Uzakta ağır azap çeken kardeşim, 
Solmuş laleler gibi kuruyan kardeşim,
 
Etrafını sarmış düşman ortasında
 
Göl gibi gözyaşı döken kardeşim. 

Önünü ağır kaygı örtmüş kardeşim, 
Ömrünce yaddan cefa görmüş kardeşim,
 
Hor bakan, yüreği taş, kötü düşman
 
Diri diri derini soymuş kardeşim. 

Ey Pirim! Değil miydi Altın Altay 
Anamız bizim, bizler ise birer tay?
 
Bağrında yürümedik mi serazat,
 
Yüzümüz değil miydi ışık saçan ay? 

Alaca altın aşık atışmadık mı? 
Tepişip bir döşekte yatışmadık mı?
 
Anamız olan Altay’ın ak sütünden
 
Beraber emip, beraber tadışmadık mı? 

Akmadı mı bizim için dupduru bulak,
Şarıldayıp, gürül-gürül dağdan inerek?
 
Hazırdı uçan kuş, kopan yel gibi
 
Dilesek bir bir atlar, tıpkı Burak.

Altay’ın altın günü nazlanarak 
Gelende, sen pars gibi bir er olarak
 
Akdeniz, Karadeniz ötelerine
 
Gittin kardeşim, beni bırakarak.. 

Ben kaldım yavru balaban, kanat açamam. 
Uçsam diye davransam, bir türlü uçamam.
 
Yön bulduran, yol gösteren can kalmadı,
 
Yavuz düşman koyar mı, şimdi beni vurmadan? 

Kurşunlar genç yüreğime saplandı, 
Günahsız temiz kanım su gibi aktı.
 
Kansız kalıp kuruyup bayıldım,
 
Karanlık hapse sıkıca kapattı. 

Görmüyorum gece gezdiğimiz ovayı, 
Gündüz güneşi, gece gümüş nurlu ayı.
 
Nazlı nazlı ipek kundaklara sarmalayıp
 
Bizi büyüten altın anam Altay’ı. 

Ey Pirim! Ayrıldık mı ulu bütünden? 
Dağılıp yılmayan yağan oklardan?
 
Türk’ün pars gibi yüreği varken,
 
Korka kul mu olduk, düşmandan sinen? 

Kudrete hamle eden Türk’ün canı 
Gerçekten hasta mı, bitti mi hali?
 
Ateşi söndü mü yürekteki, kurudu mu
 
Kaynayan damarındaki atalar kanı? 

Kardeşim sen o yanda, ben bu yanda, 
Kaygıdan kan yutuyoruz, bizim adımıza.
 
Layık mı kul olup durmak? Gel gidelim
 
Altay’a, ata mirası altın tahta! 

MAĞCAN CUMABAY

1893 yılında kuzey Kazakistanın Petropavlovsk bölgesinde dünyaya gelen Kazak edebiyatçısı, gazeteci, pedagog ve Türkolog olan Mağcan Cumabay’ın Türkiye Türklerinin gönlünde özel bir yeri ve önemi vardır. 11 Şubat 1938 tarihinde inandığı değerlerden taviz vermediği için kurşuna dizilerek öldürülen Mağcan Cumabay, “Uzaktaki Kardeşime” adlı şiiriyle Anadolu’da Kurtuluş Savaşı veren Türkiye Türklerine mücadele azmi vermiştir. Onun bu asil davranışı, Türk Dünyası’nı ne kadar yürekten takip ettiğinin de bir işaretidir.

KAZAKLARIN TARİH SAHNESİNE ÇIKMALARI

Kazaklar, Karadeniz’in kuzeyinden Altay Dağları’na uzanan engin coğrafyada at koşturan boylarının birleşmesiyle oluşmuş bir Türk topluluğudur. Tarih sayfalarında Kıpçaklarla birlikte yer alan Türk boyları arsında sayılmaktadırlar.

Kazak adını almadan önce Altınordu ve Timur devletlerinin parçalanmasıyla Ural Dağlarının doğusunda Yayık ve İrtis Nehirleri arasında kurulan Özbek Hanlığı’nın çatısı altında yaşarlarken Özbek olarak anılmışlardır.

Kazakların, “Kazak” adıyla tarih sahnesine çıkmaları 15. Yüzyılın ortalarına rastlamaktadır.

CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDAKİ 16 TÜRK DEVLETİ:

Büyük Hun İmparatorluğu: MÖ 220- MS 216 (Kurucusu: Teoman) 
– Batı Hun İmparatorluğu: MÖ 48-MS 216 (Kurucusu: Pi)
– Avrupa Hun İmparatorluğu: 375-469 (Kurucusu: Balamir)
– Ak Hun İmparatorluğu: 420-552 (Kurucusu: Aksuvar)
– Göktürk Kağanlığı: 552-745 (Kurucusu: Bumin Kağan)
– Avar Kağanlığı: 565-835 (Kurucusu: I. Bayan)
– Hazar Kağanlığı: 651-983 (Kurucusu: Böri Şad)
– Uygur Kağanlığı: 745-1368 (Kurucusu: Kutluk Bilge Kül Kağan)
– Karahanlı Devleti: 840-1212 (Kurucusu: Bilge Kül Kadir Han
– Gazne Devleti: 962-1183 (Kurucusu: Alp Tigin) 
– Büyük Selçuklu Devleti: 1040-1157 (Kurucusu: Tuğrul)
– Harezmşahlar Devleti: 1097-1231 (Kurucusu: Kutbeddin Muhammed)
– Altın Ordu Devleti: 1236-1502 (Kurucusu: Batu Han)
– Timur İmparatorluğu: 1368-1501 (Kurucusu: Timur)
– Babür İmparatorluğu: 1526-1858 (Kurucusu: Babür)
– Osmanlı İmparatorluğu: 1299-1922 (Kurucusu: Osman Gazi)

Önce Vatan Gazetesi

Son Güncelleme: 10.12.2015 09:18
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.