Türkiye, doğusunda ve batısında bulunan iki Ortodoks komşusunun akıllara ziyan bağnazlığı, irredantist hevesleriyle daha çok uğraşacak gibi. Ermenistan’ın her ne pahasına olursa olsun Doğu Anadolu vilayetleri üzerinde kendi anayasal gerekliliği yoluyla hak talebi hiçbir zaman unutulmamalıdır. Ermeni diyaspora lideri Sassonian’ın bu konudaki son röportajı da konuyu açıkça ortaya koymaktadır.
Batıdaki Ortodoks komşumuz Yunanistan’ın Megali İdeası (Büyük Ülkü) hiçbir zaman rafa kalkmadığı gibi şartlar değiştiği halde önemini kaybetmemiştir. 18. yüzyılın sonunda bu proje gündeme geldiğinde kapsamı “Yunanistan’ın bağımsızlığı, Ege adaları, Batı Anadolu, Karadeniz bölgesi, Kıbrıs, Makedonya, Trakya (Batı ve Doğu) ve nihayet İstanbul idi. Farklı Yunan milliyetçilerinin değişik Megali İdeaları sözkonusu olup genel hatlarıyla bağımsız Yunanistan’dan başlayıp İstanbul ile tamamlanmaktadır. 18. yüzyılda böyle bir fikrin gündeme gelmesi birçok Rum için hayalden öte belki de safsata idi. Ancak özellikle batılı ülkelerin destek ve kışkırtmaları ile Mora’da başlayan işgal ve bağımsızlık, adım adım kuzeye, Makedonya’ya ve nihayet Batı Trakya’da hakimiyet ve son olarak Ege adalarının çoğuna sahip olma. Güney Kıbrıs üzerinde de hayal edilemeyecek bir egemenlik.
Yunan komşumuz uzun süreden beri ekonomik kriz ile boğuşmaktadır. Ülke birçok defa iflasın eşiğine gelmiş, ancak AB’nin patronları böyle bir durumun domino etkisini göz önüne alarak Yunanistan’ı desteklemiştir. Buna karşın sosyal ve ekonomik yapıdaki çöküntü, hazin manzaralarla sürmektedir. Ekonomik kriz birçok hükümeti götürmüş, adalar dahil çoğu devlet kurumu satılığa çıkarılmış veya satılmıştır. Buna karşın Megali İdea’dan bir adım dönüş sözkonusu değildir. Santim santim de olsa bu uğurda ilerleyiş halen devam etmektedir.
Yarım asra yaklaşan karasuları, kıta sahanlığı, FIR hattı konusundaki anlaşmazlıklar yanında Yunanistan, son yıllarda ada ve adacıklar ile kayalıklar üzerindeki egemenlik iddialarını kararlı bir şekilde uygulamaya geçirmektedir. Bunlardan başlıcaları Koyun, Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizçik, Bulamaç, Kololimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba, Ardacık Ege’de olup Akdeniz’dekiler ise Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi’dir. 2004’ten beri adım adım ilerleyen ve özellikle 2012’nin güz aylarında hızlanan ada ve adacıklara Yunan bayrağı dikme ve asker yerleştirme operasyonları, komşu hükümet bütçesinin çok daha basit ödemeler için ayıplı çaresizliğine karşın Megali İdea’daki inatçı tavrını göstermektedir. İlginç olan ise Türkiye’nin bu konuda sesi soluğu çıkmamaktadır Bu gerçekleri, “Sevr Sendromu” ile görmezlikten gelmek Türkiye açısından çok daha derin problemlerin işaretidir.
1923 Lozan ve 1947 Paris antlaşmalarıyla Türkiye ve Yunanistan’a bırakılan adalar isim isim belirtilmiştir. Bunlardan bir kısmı Balkan Savaşları’ndan sonra İtalya’ya bırakılıp II. Dünya Savaşı’ndan sonra Yunanistan’a geçmiştir. Lozan Antlaşması md.12, son fıkraya göre “İşbu Andlaşmada aykırı bir hüküm bulunmadıkça, Asya kıyısından 3 milden az bir uzaklıkta bulunan adalar, Türk egemenliğine bırakılacaktır.” 6. maddenin son fıkrasına göre aynı hüküm Yunanistan için geçerlidir. Aykırı hüküm bulunmadıkça Yunanistan kıyılarına 3 milden az bir uzaklıktaki adalar Yunanistan’a ait olacaktır.
İlk bakışta sorun üç milin ötesindeki ada ve adacıklar ile kayalıklardaki egemenliğin kime ait olacağıdır. Ancak gerçekte böyle bir sorun bulunmamakta olup Uluslararası Hukuk’un egemenlikle ilgili genel ilkeleri bu sorunu çözmüştür. Bu adalar üzerinde asırlarca Osmanlı hakimiyeti sürmüş olup, isyanlar ve savaşlar ile bunların bir kısmı isim isim belirlenerek Yunanistan’a, İtalya’ya ve İngiltere’ye bırakılmıştır. İsimleri sayılanlar dışındakiler üzerinde Osmanlı hakimiyeti devam etmiştir. Osmanlı ülkesinin ve borçarının halefi olarak bu adalardaki egemenlik hakkı Türkiye’ye geçmiştir. Türkiye’nin katılmadığı 1947 Paris Konferansı ile isimleri sayılan İtalya hakimiyetindeki adalar Yunanistan’a devredilmiştir. Bunun dışındaki küçük ada, adacık ve kayalıklar üzerindeki Türk hakimiyeti devam etmiştir, etmektedir.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ekonomik kriz içinde olması, halkın ve hükümetin içinde bulunduğu çaresizlik ve yoksulluk bu adalara bayrak dikmelerine ses çıkarmamamızı meşru kılmaz. “Bu adacıklar yahut üç beş millik karasuları veya kıta sahanlığı yüzünden yıllardır kavgalıyız. Verelim, barışalım, kurtulalım” zihniyeti ihanet değilse cahilliktir. Çünkü Yunanistan Megali İdea’sını kendi zayıf zamanında unutmamış olup Türkiye’nin zayıf zamanında da hiçbir fırsatı kaçırmamıştır. Bu konuda Batı, şartlar ne olursa olsun Yunanistan’ın yanında Türkiye’nin karşısında yer almıştır. Böyle bir konuda yönetim yanında kamuoyu, aydınlar ve halk da görevini yapmalıdır.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İstanbul Fatura Basımı

avukat kartvizit

evden eve nakliyat

ofis taşımacılığı