BİZ KİMİZ, “FE EYNE TEZHEBÛN,” (SİZLER NEREYE GİDİYORSUNUZ?...) (2)

Vâris-i Nebî, Mürşid-i Kâmil ve Mükemmil, Medâr Mürşid ve Müceddid, Süleyman Hilmi Silistrevî Efendi Hazret’leri (k.s.), 1939’dan i’tibaren, zaman zaman, nezarete (gözaltına) alınmıştır. 1944 yılında, gözaltına alındığında, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 2.Şube’sinde (Asayiş Şubesi), 8 gün tutulmuş, “Müteferrika,” denilen burasının kapısında, hâşâ! “Burada Allah yoktur, burada din ve vicdan yoktur,” cümle’leri, büyük harflerle yazılmıştı. Müteferrika denilen yer, adeta cehennem’in “Gayyâ” kuyusu gibiydi. Şehir kanal şebekesi, lağım suları, burada açıktan akıyordu. Kedi büyüklüğündeki lağım fareleri, ters kelepçe ile kelepçelenmiş kendisini müdafaa edemeyen, yere yatırılmış olanların kulaklarını ve burun uçlarını kemiriyordular. Devrin Emniyet Umum Müdür yardımcılarından, Kâmuran Çoruh başkanlığında bir hey’et Almanya’ya gönderilmiş, Nazi İşkence Âlet ve vasıtalarını yerinde tetkik ile aynısı burada da yaptırmışlar. “Tabutluk,” normal bir vücudun ancak sığabileceği, dikey bir tabut, elleri yana bırakılmış bir halde, kesinlikle hiç bir tarafa hareket edemeyen, zanlının, tam tepesine bin mumluk bir ampul ile, yüksek voltaj elektrik veriliyor. -çıldırtan Çin İşkencesine benzer bir işkence ki, Çin işkencesi, elleri-kolları bağlanmış birisine, traşlanmış, tam tepesine, saatler boyu soğuk su damlatılmasıdır. Bu işkenceye ma’ruz birisi, ancak, 5-6 saat dayanabiliyor, sonrası çıldırıyor.-

Efendi Hazret’leri de, bu tabutluk işkencesine tabi tutuluyor, 8 gün sonra gayr-i mevkuf, muhakeme edilmek üzere serbest bırakıldığında, Şube’nin insaflı, vicdanlı me’murlarından ba’zıları, boyunları bükük, mahcup bir eda ile, “Efendim, bizi afvediniz, kusurumuza bakmayınız, bizler emir kuluyuz, ne olur, bizim hakkımızda bed’du’a’da bulunmayınız,” dediklerinde, “bed’du’a ne demek evladım, kardeşlerim, sizler gerçekten size emredilenleri yapıyorsunuz, asıl suçlular, zalimler sizlere bu emirleri veren rejimin kodamanlarıdır, siz müsterih olunuz, ben sizlere ancak hayır du’a’da bulunurum,” buyurmuştu.

Efendi Hazret’leri, 1951 yılında, Devlethane’sini, Anadolu Yakasına, Üsküdar, Çamlıca- Kısıklı’ya, nakil buyurduklarında, yakından ta’kip eden resmî üniformalı ve sivil giyimli, taharrî me’murları yanında, Üsküdar’ın, kırk hane’li, en küçük mahallesi, Kısıklı’ya, Büyükçamlıca-Küçükçamlıca arasında bulunan, Sarıkaya’daki tepeciğe, tarassud kulesi gibi, uçan kuşları bile ta’ kip eden bir karakol yapılmıştı.

Efendi Hazret’leri, münhasıran, kendisini ta’kip eden bu resmî giyimli ve sivil giyimli me’murları, Ziyarethane’de iftar yemeğine da’vet eder, Ali Dayı ile nöbetteki me’murlara sahur yemeği gönderirdi. Büyük bir mahcubiyet içinde boyunlarını büken me’murlara, “Üzülmeyin çocuklar, siz emir kulusunuz, sizin hiç bir suçunuz yok, asıl suçlular, rejimin kodamanlarıdır,” diye kendilerini teselli ediyordu. Zaman zaman da Kısıklı-Sarıkaya Karakolunu ziyaret eder, Karakol Amiri ve polis me’murlarının hal ve hatırını sorar, herhangi bir ihtiyaçlarının olup-olmadığını da sorardı.

1957 yılının Haziran ayı sonlarında, devrin Cumhurreisi, Celal Bayar’ın damadı, Kütahya Milletvekili, Ahmad İhsan Gürsoy’un tertibiyle, şen’î bir iftira ve buhtan neticesi, damadı, Merhum Kemal Kacar, devrin, Kütahya-Altıntaş Müftüsü, Merhum, Mustafa Özdemir, (Gazioğlu) Meşhur, Demirci Hoca, Kütahya eşrafından, Merhum, Nuri Temizerler ile birlikte, tevkif edilmiş ve Kütahya Hapishane’sine tıkılmışlardı. 69 yaşında ve diyabet hastalığından muzdarip, 59 gün ve gece, güneş almayan, gün ışığı görmeyen bir hücre’de kaldıktan sonra, gayr-i mevkuf muhakeme edilmek üzere tahliye edildiğinde, yakınları ve müntesipleri, “Efendim, bunca zulmü size reva gören bu zalimler için du’a’ buyurun!” dediklerinde, “Evladım, biz, ümmet-i Muhammed’in tamamının, irşadına, hidayetine talibiz. Biz ancak, onların hidayete ermeleri için çalışırız, irşada ermeleri için dua ederiz.” buyurmuştu.

Bu uzunca girizgah’tan, dibace’den sonra, asıl mevzuumuza, sadede geçebiliriz; Tahlil etmeye çalıştığımız mevzu, vak’a, İstanbul Kağıthane, Sadabad Öğrenci Yurdu’nun kontrollü olarak yıktırılmasıdır. 31 Ekim 2019 tarihinde, Depreme dayanıksız ve riskli olduğu için kontrollü olarak yıktırılan yurt binası ve bitişiğindeki Lojman’ların bulunduğu bina’nın yıkılmasıyla ortalığı öylesine bir toz-duman kapladı ki, sanki, gök kubbe çökmüş, bütün afak-ı alemi sis ve duman bürümüştür. Sis ve dumanın dağılmasını ortalığın biraz olsun aydınlığa kavuşmasını bekledim. İddia ve müdafaalara, iddia ve müdafaaların mesnedi bilgi ve belgelere ulaştım. Yarının tarihçilerine ve gelecek nesillerimize doğru belge ve bilgiler bırakmak için bu yazıyı yazdım.

ASLINDA MES’ELE NEYDİ, NE OLMUŞTUR?..

Evveliyetle, ba’zı tespitlerde bulunalım; Kağıthane Sadabad Eğitim ve Kültür Hizmet Derneği, 1979 yılında, Tapu’nun, 5815 Ada, 15. Parsel üzerine, zemin + 5 katlı yurt binası, zemin + 4 katlı Lojman binası yaptırılmıştır. Bina’ların üzerine inşa ettirildiği arsa, Hazine’ye ait’dir.

Vak’a’mızda taraflar:

1) Kağıthane Sadabad Eğitim ve Kültüre Hizmet Derneği. 1979 yılında yurt ve Lojman binalarını yaptıran ve bu yurdu işleten iaşe ve ibateyi te’min eden dernek. Kısaca “Dernek,” olarak zikredilecektir.

2) Mülkî İdare, Kağıthane Kaymakamlığı. “Mülkî İdare” olarak zikredilecektir.

3) Mahallî İdare, Kağıthane Belediye Başkanlığı, Şehircilik, İmar ve Yapıdenetim Müdürlüğü. “Mahallî İdare,” olarak zikredilecektir.

4) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul İl Çevre Müdürlüğü. “Üst Makam” olarak zikredilecektir.

5) Yurdun İdarî aidiyeti i’tibariyle, Kağıthane İlçe Millî  Eğitim Müdürlüğü. “Müdürlük,” olarak zikredilecektir. 

6) İstanbul 13.İdare Mahkemesi. “Mahkeme,” olarak zikredilecektir.

Aynı Ada ve bitişik Parsel üzerine, yine, 1979 yılında, inşa ettirilen kubbeli, revaklı ve müştemilatlı büyük bir cami, 19 Kasım 2014 tarihinde kapısına, “Camii’miz Depreme karşı dayanıksız olduğundan dolayı mühürlenerek kapatılmıştır,” afişi asılarak ibadete kapatılmıştır. 2016 yılında da kontrollü olarak yıktırılmıştır. Yıktırılan Camii’n ve daha sonra yıktırılan yurt ve Lojman binalarının arsası, 5815 Ada ve 15. Parsel, Şehir plânında Cami Lejantı olarak işaretlenmiş olup, buraya, A.V.M. değil, cami ve diğer dînî yapılar inşa ettirilecektir.

13.02.2017 tarihinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yurt ve Lojman bina’larının depreme dayanıksız, riskli bina olduklarına dair tespit raporu vermiştir. Bu Rapor üzerine, Mahalli İdare 25.05.2017 tarihli bir yazıyla, riskli bina’nın 14.06.2017 günü yıktırılacağını ihtar ile, bina’ların tahliyesini, aksi takdirde re’sen tahliye ettirilerek yıkılacağı, kendilerine de ayrıca cezaî müeyyide tatbik edileceği, Derneğe ihtar olunur.

Bunun üzerine Dernek, “Bina’ların riskli olmadığı, depreme dayanıklı olduğu gerekçesiyle yeniden bir tespit yapılması için, 03.07.2017 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre İl Müdürlüğü nezdinde i’tirazda bulunur. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü bu i’tirazı da 17.07.2017 tarihinde red’eder.

Bunun üzerine, bu kerre, Mahallî  İdare, 21.07.2017 tarihinde riskli binaların yıktırılması için, Derneğe 60 gün süre verir.   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ertugrul 2019-12-06 21:03:58

Hocam zannederim yaziniz eksik yayinlandi,bilahare itmam edersiniz ins Fatih süleyman Denizolgunun mevzu hakkindaki yazili beyanatini min külli,vechin tatminkar buldum hükümetin bir garazi yok, sadece karalamak icin bahane araniyor Allah affetsin

Avatar
ertugrul 2019-12-08 21:28:26

Bu kadar genis malumati bu Tarihe dek sadece zatialinizden duyduk okuduk sagolun var olun ins bu yazilariniz silinmezde istifade ederiz