Kudret’in tasarruf genişliği, vasıta ve yardımcıları reddeder.

O celâl ve kudret sahibi Allah’ın kudretinin tasarrufunu, tesir ve etkisinin genişliğini;

Düşünecek olursak; güneşimiz, O’nun bu kudret ve gücü karşısında zerre / atom gibi kalır.

O’nun tek bir türde bile olan, büyük tasarrufunun boyutu çok yüksek.

Nitekim, iki zerre / atom arasındaki câzibe / çekim gücünü ele alalım;

Güneşler güneşi ile samanyolu arasındaki çekim gücünü de hesaba katalım;

Bir de, yükü bir kar tanesi olan bir melekle,

Güneşi eline almış güneşe benzeyen bir meleği yan yana getirelim.

İğne kadar bir balığı, balina balığı ile yan yana koyalım.

Böylece O, ezelden beri celâl ve kudret sahibi Allah’ın geniş tecellîsini, yani

İcraatini tasavvur edince, göreceğiz ki, en küçükten tâ en büyüğe kadar mükemmel,

Sağlam ve düzgün; İlahî bir kudret gösterimi, birden karşımızda yer alacak.

Câzibe / çekim ve tabiat kanunlar dediğimiz İlahî kanunlar; kudretin tecellîsine,

Hikmetinin tasarrufuna, sadece birer isim ve perdeden ibarettirler.

Ve bilelim ki, sebepler; dünyanın imtihan yeri olasından ötürü, sırf görüntüdürler.

Yaratılanlar için muin / yardımcı oluşları, zan ve sanıdan başka bir şey değiller.

Fakat, O kudret nazarında hayat; vücudun olmazsa olmazı.

Çünkü varlık, yokluktan üstün.

Yaratılış bahçesindeki yaratılanlardan akseden nağmeler, yaptıkları hareketler;

Kısaca kâinatta gördüğümüz bütün hareketler ve işittiğimiz tüm sesler;

Onların; Yaratanlarını tespih ediş ve anışlarının tezahür ve görünüşleridir.

Varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, varlığına nihayet bulunmayan,

Her işi hikmetle yapan Allah’a karşı; yaratılanların tespih ediş ve anışlarının,

Açıkça tezahür ve görünüşlerinden başka bir şey değiller.

Dünyamız bir canlıya benziyor. Hayat, eser ve belirtileri gösteriyor.

Şayet, yumurta kadar küçülse, mini mini bir canlı olması pek muhtemel.

Yuvarlak bir huveyne / hayvancık, mikro organizma; yani en küçük bir canlı da;

Dünya kadar büyüse, onun da böyle olması ihtimalden uzak değil.

Âlemimiz insan kadar küçülse. Yıldızları zerreler / atomlar suretine dönse,

Âdeta şuurlu bir canlıya dönmesi caiz / uygun, aklen de mümkün.

Demek, âlem; ezelî ve ebedî Yaratıcı, güç ve kuvvetine baş ve son olmayan Allah’a

Bütün erkân / rükun ve temel unsurlarıyla, mutî / itaatkâr, emrine amâde tespih eden bir kul.

Çünkü bir şeyin kemiyet / sayıca ve madde bakımından büyük olması, her zaman;

Keyfiyet / nitelik, kıymet ve değerli oluş bakımından da, büyük olmasını gerektirmez.

Meselâ, bir sineğin hilkati / yaratılışı; bir filden daha ziyade hayret verici.

Eğer kudret kalemiyle, bir maddenin en küçük parçası olan atom zerresinin üstüne;

Atomların içini ve tüm kâinatı dolduran maddeden lâtif, nurdan kesif madde olan

Esîr maddesinin zerreleriyle, sayfanın küçüklüğüne nisbetle büyük bir sanat anlayışıyla

Yazılmış bir Kur’an; sema sayfasında yıldızlarla yazılan bir Kur’an’a;

Güzellik, haşmet ve heybette eşittir. San’at ve mâna bakımından büyüklüğü birdir.

Sema sahîfesinde yıldızlarla yazılan bir Kur’an-ı Kerîm’e;

İfadenin akıcı ve kulağa hoş gelmesiyle müsavi / eşittir.

Evet, ezelden ebede en güzel Nakkaş / nakış ustası olan Allah’ın san’atı;

Her tarafta güzellik ve mükemmellikler sunuyor mütefekkir bakışlara.

İşte her taraftaki kemal derecedeki göz kamaştırıcı manzaralar;

Yaratıcı kalemin, bir ve eşsiz olduğunu cihana haykırmakta ve

Tevhidi ilân etmektedir. Velhasıl:

Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen hayattan lezzet alır.