Toparlarsak, başta saydığımız üç devlet yani ABD, İngiltere ve İsrail; dünyanın çeşitli yörelerinde yapılan tedhiş ve terörden, birinci derecede mes’ûl ve sorumludur.

Evet, terörü yapanlar ne kadar sorumluysa; bu devletler de o nispet ve oranda sorumludur.

Çünkü teröristlerin, terör yapmasına çanak tutmakta.

Yaptıkları tahrik, haksızlık ve zulümlerle, onları zıvanadan çıkarmakta.

Akıl almaz şekilde teröre yeltenmelerine sebep olmaktadırlar. Üstelik:

Bu üç devlet, hem suçlu hem güçlü.

Tıpkı derenin yukarı kısmında duran, kötü niyetli kurt misalinde olduğu gibi:

Hani derenin alt tarafında otlayan kuzuya: Suyumu niçin bulandırıyorsun demesi gibi.

Çünkü niyeti onu yemek olunca; ne dese, ne yapsa nâfile.

İşte bu üç devlet, derenin yukarısını tutmuş; alt tarafta, akış istikametinde bulunan devletlere; utanmadan sıkılmadan: “Suyumu neden bulandırıyorsunuz?” diye çıkışlar yapmakta, tehditler savurmakta. Dahası, istedikleri yeri işgal edip, zulümler yapmaktadırlar.

Bu durum, hayattan zaten bezmiş kişileri, çileden çıkarmakta.

Ölmüş eşek kurttan korkmaz misali. Kafa tutmaya yöneltmekte.

Bana yâr olmayanı kimseye yâr etmem düşüncesiyle, ürkütücü hareketlere tevessül etmektedirler.

Tabi bunları yapanlar müslüman oldukları için, yaptıkları “İslâmî Terör” yaftasıyla dünya kamuoyuna sunulmakta.

Oysa yaptıklarının, İslâm dininin isteğiyle; uzaktan yakından bir alâkası yok.

Hemen belirtelim ki, insanların yaptıklarını; insanların taşıdıkları vasıf ve niteliklerden bilmek kadar cehalet olmaz.

Suç işleyen doktorsa, doktorluk suçlanabilir mi?

Suç işleyen avukatsa, hukuk suçlanabilir mi?

Suç işleyen öğretmense, bilim suçlanabilir mi?

Suç işleyen müslümansa, müslümanlık suçlanabilir mi?

Elbette suçlanamaz.

Öyleyse.

Müslümanın suçu yüzünden, İslâm suçlanmalı mı?

Elbette hayır, İslâm suçlanmamalı.

Yapılan suç, İslâma mal edilmeli mi?

Elbette hayır, İslâma mal edilmemeli.

X

Öyleyse “İslâmî Terör!” kavramının, milyarlarca müslümanı nasıl üzeceği hiç unutulmamalıdır.

Öyleyse çare ne olmalı? Derseniz aziz dostlar! Hemen derim ki:

Çare; İslâmı, doğru kaynağından, doğru olarak öğrenmek ve öğretmektir.

Yanlış İslâmiyeti altedecek olan, ancak doğru İslâmiyettir.

Hz. Ali ne güzel söyler:

“Hakikati, söyleyenlere göre öğrenmeyin. Hakikati, bizzat kaynağından öğrenin.

Hakikati, (farklı ve yanlış) gösterenlerin de, ne olduklarını öğrenmiş olursunuz.”

X

Elleri, Âlemi İslâmın yakasında olan Batı resmiyetine nefret devam etmeli.

Âlemi İslâmın yakasına yapışmış, boğazını sıkan Avrupa kâfirleri ve Asya münafıklarının ellerini yakamızdan düşürmeli.

Bunun için vakit kaybetmeden, Âlemi İslâm; “Yavuz’a biat etmeli.”

Yani İttihadı İslâmı / İslâm Birliğini kurmaya çalışan Yavuz Sultan Selim Han gibi davranmalı.

Bir an evvel, İslâm Birliğini gerçekleştirmeli.

Doğu muhabbet ve sevgisini ihya edip diriltmeli.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.