03 Mart 1924 tarihinde, medreseler kapatıldığında, Süleyman Hilmi Silistrevî Efendi Hazret’leri, Süleymaniye Sahn-ı Semân Medresesi Âlî kısmında Tefsir ve Hadis Profesörü bulunuyordu. İlaveten, Kadılar, (hakimler ve savcılar, hukuk insanları yetiştiren) Medrese-i Kuzât’dan da me’zun oldukları için, Süleyman Efendi Hazret’leri ve diğer ba’zı müderris arkadaşlarının ayaklarının altına kırmızı halılar serilerek, Mahkeme-i Temyîz,(Yargıtay), Şurâ-i Devlet (Danıştay), Muhasebat Umum Müdürlüğü (Sayıştay) reisliği ve azalığı ile Ağır Ceza Mahkemesi reisliği, azalığı, Müddeî umumluk, (Cumhuriyet Başsavcılığı ve Cumhuriyet  Savcılıkları ve istemeleri halinde kendilerine Avukatlık ruhsatı verilmesi teklif edilmişti.

Müderris arkadaşlarından pek çoğu bu teklifleri kabul edip Adliye Teşkilatında vazife’ye başlamışlardı. Devrine göre dolgun maaş ve rejimin gözünde i’tibar demek olan bu teklifleri,

Süleyman Efendi Hazret’leri elinin tersiyle itmiş ve tereddütsüz reddetmiştir.

Bu Süleyman Efendi Hazret’leri, “Ağır bir geçim sıkıntısı,” çekecek de hâşâ! Devrin Meclis-i Meşâyih’nden kıytırık bir tekke şeyliği isteyecek?!.. Buna kargalar güler.

Yalan rüzgarı bütün hızıyla devam ediyor. Müfterî, yalan, iftira ve buhtanlarını sergilemeyi sürdürüyor.

“Şu kadar var ki, bir tevafuk veya bir tetabuk eseri olarak tam o günlerde Türkistan kökenli ve Medine’de mücavir olarak yaşayan Nakşî Tarîkati şeyh’lerinden Özbek asıllı Siracüddin  Salahuddin Efendi İstanbul’a gelmiştir. Kendisine bağlı müntesipleri ile Eyüp Özbekler  Tekke’sinde bir toplantı tertip eylemiştir. Bu vesile ile Eyüp Özbekler Tekke’sine gelen misafirlere ikram edilmek üzere, Özbek pilavı pişirilmiştir. Hem pişirilen Özbek pilavından yemek ve hem de Özbek şeyhi Siracüddin Salahuddin Efendi’yi ziyaret etmek  için, Edirnekapısı Mihrü-Mâh  Sultan Camii İmam-hatibi, Abdullah Güzelyazıcı, yakın dostu olan Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan Hoca Efendi’ye, hem bir Özbek pilavı yemek ve hem de Medine’den gelen Türkistan kökenli mücavir şeyh Siracüddin Salahuddin Efendi’yi ziyaret etmeyi teklif etmiştir.”

“Yapılan bu teklif, Süleyman Hilmi Tunahan Hoca Efendi tarafından kabul edilmiş ve ikram edilecek Özbek pilavını yemek üzere, Eyüp Özbekler Tekke’sine gidilmiştir.

Kurulan sofra’larda Özbek pilavı yendikten sonra, sohbet faslına geçilmiş ve Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan Hoca Efendi, mücavir Şeyh Siracüddin Salahuddin Efendi ile tanıştırılmıştır.

Yapılan tasavvufî nitelikli feyizli bir sohbet sonrasında Silistreli  Süleyman Hilmi Tunahan Hoca Efendi, bilgisiyle ve müteşebbis tavırları ile Şeyh Siracüddin Salahuddin Efendi’nin dikkatini çekmiş ve ba’zı özel durumları gözetmek şartıyla, kendisine hilafet vermeyi teklif etmiştir.

Çünkü yıllardır İstanbul’da Sultan İkinci Beyazıd Camii cümle kapısı önünde tesbih satarak hayatını kazanmaya çalışan Türkistan kökenli Murtaza Efendi, Siracüddin Salahuddin Efendi’nin İstanbul temsilcisidir. Kurslarda tutulan öğrenci not defterlerinde, “Tesbihçi-Baba,” diye anılan bu Murtaza Efendi’den alınan hilafet yetkisi, bu kerre, Siracüddin Salahuddin Efendi tarafından Süleyman Hilmi Tunahan Hoca Efendi’ye verilmiştir.

1930 yılında İstanbul’da ve Eyüp-Özbekler Tekke’sinde gerçekleşen bu olay sonrasında, Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan  Hoca Efendi artık tasavvufî nitelik taşıyan yeni bir misyon üstlenmiş  ve de farklı yeni ufuklara doğru kanat açmıştır.

ÜSTLENDİĞİ YENİ MİSYON:

Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan Hoca Efendi, Medine’de mücavir Siracüddin Salahuddin Efendi’den hilafet yetksini aldıktan sonra üstlendiği misyonla ilgili olarak yeni bir çalışma programını uygulamaya koymuştur. Söz gelimi; Bu amaçla İstanbul Müftülüğü’ne müracaat ederek Dersiam olduğu için er’î ve de yürürlükteki (mer’î, zaten yürürlükteki demek değil mi?) mevzuat gereği müktesep ve kazanılmış (Müktesep, zaten kazanılmış hak, demek değil midir?) hakkı olan vaizlik mesleğini ifâ etmek istediğini ve bunun için de Müftülükçe kendisine bir camii gösterilmesini talep etmiştir. Bunun üzerine; İstanbul Müftülüğü, Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan Hoca Efendi’ye, Müftülüğün çok yakınında yer alan Softa-Hatip Camii’ni göstermiştir.

Bunun üzerine Süleyman Hilmi Tunahan Hoca Efendi İstanbul Müftülüğü’nün yakınında ve de Küçükpazar seti üzerinde yer alan Softa Hatip Camii’nde Cum’a namazı öncesinde cemaate va’az ve nasihat etmeye başlamıştır. Açıkça görülüyor ki, Süleyman Hilmi Tunahan Hoca Efendi 1930 yılından i’tibaren İstanbul Merkez vaizi olarak söz konusu Softa Hatip Camii’nde, fi’îlen va’az ve irşad görevine başlamıştır.

Biz, Yaman Müfterî’nin hangi söylediğine i’tibar edelim ki, bir kerre Şeyh Hazret’lerinin ismi unvanı, Salahuddin İbn-i Mevlana Siracüddin’dir. Şiir ve na’at’da, Mahlası-Lakabı, “Sakıb’dır.

Salahuddin İbn-i Mevlana Siracüddin Efendi Hazret’leri (k.s.) 1843’de Türkistan illerinden Kırgızistan’ın Oş kentinde dünya’ya gelmiştir. Doğup büyüdüğü köy, Kırgızistan-Özbekistan sınırında bulunduğundan, bu köy’de hem Kırgızlar hem de Özbekler birlikte yaşıyorlardı. Salahuddin İbn-i Mevlana Siracüddin Hazret’leri Özbek bir ailenin çocuğu olduğu için her ne kadar, Kırgızistan doğumlu ve Kırgızistan’da vefat etmiş, Mübarek türbeleri de Kırgızistan’da ise de, Özbek asıllı Şeyh olarak meşhur olmuştur. Salahuddin İbn- Mevlana Siracüddin Efendi Hazret’leri zaman zaman Hicaz’a Mekke-Medine’ye ziyaretlerde bulunmuş ise de Medine’de daimî ikamet eden Resûl-i Ekrem’e mücaviri değildi. Ömrünün büyük bir bölümünü 1917 komünist İhtilalinden önce, Türkistan illerinde, daha ziyade Maverâünnehir illerinde, Buhara ve  Semerkand’da geçirmiş, zaman zaman, İstanbul’a gelmiş, uzun müddetlerde, İstanbul’da da kalmıştır. Sultan İkinci Abdülhamid-i Han Hazret’leri tahta çıktıklarında, Eyüp Sultan Hazret’lerinin huzurundaki “Kıladet-i Seyf,” (Kılıç kuşanma) merasiminde, Padişah’ın Saltanat Arabasının hemen arkasındaki “Kupa-fayton”nda, Salahuddin İbn-i Mevlana Siracüddin Efendi Hazret’leri bulunuyordu. Yıldız Camii’ndeki Cum’a Selamlığı Merasiminde Ermeni’lerin bombalı su-i kasd tertibinde de Yıldız Camii’nde, Abdülhamid’in yanı başındaydı. Dört dakika kadar, keşfen Su-i Kasd kendisine bildirildiği için dışarı çıkmadı. Mürşidi’nin ayağa kalkmadığını gören Abdülhamid, te’eddüben ayağa kalkıp dışarı çıkmadığı için Ermeni’lerin tuzakladıkları saatli bomba dört dakika önce patladığı için Sultan Abdülhamid Han bu dehşetli Su-i Kasd’dan yara almadan sağ kurtulmuştu. Salahuddin İbn-i Mevlana Siracüddir Efendi Hazret’leri, Sultan Abdülhamid Han Hazret’leri taht’dan indirildiği zaman da İstanbul’da yanı başındaydı. Hareket Ordusuna karşı konulmaması, aksi takdirde çok kan dökülebileceği, her iki tarafın da Müslümanlar’dan oluştuğu, bu durumun, “Takdir-i İlâhî” olduğunu telkîn buyuranın da bizzat, Salahuddin İbn-i Mevlana Siracüddin Efendi Hazret’leri olduğu bilinmektedir.

Salahuddin İbn-i Mevlana Siracüddin Efendi Hazret’leri, Abdülhamid Han Hazret’lerinin taht’dan indirilmesinden sonra, 1909’da önce Hicaz’a gitmiş, burada uzun bir müddet kaldıktan sonra rahatsızlanarak, ülkesine Kırgızistan’a dönmüş.

Hicaz’dan, Mekke-Medine’den döndükten kısa bir müddet sonra hastalığı ağırlaşmış, 67 yaşında, ebediyyete intikal etmiştir. Kabr-i Şerif’leri, türbeleri, Kırgızistan- Oş şehrinde bulunmaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
H.A. 2019-06-21 17:56:58

Sayın hocam, bu vatandaş Süleyman Efendi Hazretleri (k.s) ile Salahuddin İbn-i Mevlana Siracüddin Efendi Hazretleri (k.s.) arasındaki İstambuldaki ilk görüşmenin 1930'da yapıldığını yazıyorsa bu tamamen saçma bir bilgidir. Bilindiği üzere Salahuddin İbn-i Mevlana Siracüddin Efendi Hazretleri (k.s.) 1910'da vefat etmiştir (sizin açıklamnızda bu bilgiyi doğruluyor 1843'de doğdu 67 yaşında vefaat etti diyorsunuz 1843 + 67 = 1910 yapar) . vesselam neresinden tutsanız elinizde kalan bir iftira kitabı olmuş bu kitap.. Emeğiniz için Allah racı olsun...