Elimizdeki NATO standartlı silahları, araç ve gereçleri kullanabilmemiz için, NATO üyesi ülkelerde kurulu muazzam bir iletişim sistemi ile entegre olmuş durumdayız. S-400’leri kurup çalıştırabilmek için ise, bu hava savuna sistemiyle uyumlu anlık veri akışı sağlayabilecek takip sistemleri ve radarlar ağı oluşturmamız gerekiyor. Yani, NATO üyesi bir ülke, NATO üyesi olmayan bir ülkeden aldığı hava savunma sitemleri ile ülkesinin hava ve uzay güvenlik mimarisini oluşturmaya çalışıyor. 

Bunun daha önce yaşanmış bir örneği yok. ABD Başkanı Trump, “S-400’ler konusu karışık. Görüşmeye devam ediyoruz” diyor.

S-400’ler geldi, ama işimiz bitmedi; yeni başlıyor. 

Önce, Malatya üzerinden geçerek Lazkiye’ye uçan bir Rus uçağının bir süre radar ekranlarında kaybolmasıyla heyecanlandık. Yalnızca biz değil, bütün dünya basını Rusya’dan aldığımız S-400 hava savunma sisteminin hangi yolla Türkiye’ye geleceğini merak ediyordu. Onun için, Rusya’dan Türkiye’ye olan deniz, hava ve kara trafiği gözlem altındaydı. 

Bir Rus kargo uçağının Malatya semalarında bir süre ekrandan kaybolması, hem medya hem de uzmanlar tarafından, “Hedef saptırma” olarak değerlendirildi; “Türkiye ve Rusya S-400’lerin geliş rotasını gizli tutmaya çalışıyor”du.

Birkaç gün sonra Ankara’ya, Mürted Hava Üssü’ne inen Rus uçağının fotoğrafları, bütün haber ajansları tarafından son dakika haberi olarak yayınlandı.  Bu tarihi taşımada S-400’lerin ancak bir bölümü getirilmişti, taşıma önümüzdeki günlerde de sürecekti.   

Bir süre önce Kuzey Buz Denizi’nde Rusya’nın bir nükleer denizaltısının “kazaya uğraması” ve 14 denizcinin hayatını kaybetmesi nedeniyle büyük bir tedirginlik yaşanmıştı. Washington ve Moskova’da olağanüstü toplantı çağrıları yapılmıştı. NATO üyesi bir ülkenin Rusya’dan NATO standartlarına uyumlu olmayan bir savunma sistemi aldığı günlerde meydana gelen bu “kaza” tüm dünyada heyecanlı saatlerin yaşanmasına neden olmuştu. S-400 hava savunma sitemi kurulduğunda Türkiye, yalnızca kendi hava sahasını değil, Akdeniz’in güney sahillerine kadar olan bölgeyi de kontrol altına almış olacaktı. İlgisi olmasa da, Kuzey Buz Denizi’ndeki denizaltıda çıkan yangın, “Bir mesajlaşma mı?” sorgulamasına neden olmuştu.

Türkiye’nin, NATO üyesi bir ülke olarak, Rusya’dan oldukça gelişmiş, 600 kilometre menzilli bir hava savunma sistemi alması Pentagon şahinlerini çok rahatsız etmişti. ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri, Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemi alması durumunda, bir dizi yaptırımın gündeme gelebileceğini ve iki eski müttefik arasında çok ciddi bir güven bunalımı yaşanabileceğini söylüyorlardı. 

TÜRKİYE SEMALARINI SAVUNMASIZ BIRAKAMAZDI

ABD’nin yaptırım tehditlerinin Türkiye’nin kararında bir değişiklik yapması mümkün değildi. Türkiye semalarını savunmasız bırakamazdı. Obama döneminde ABD, Suriye sınırındaki NATO Patriotlarını söküp götürmüş, Türkiye’nin satınalma isteklerine de olumsuz yanıt vermişti. 

24 Kasım 2015 tarihinde bir Rus savaş uçağının, “sınırımızı ihlal etti” gerekçesiyle düşürülmesi, Suriye sınırlarımızın ne kadar korumasız olduğunu ortaya koymuştu. Çünkü, Suriye sınırımızda gelişmiş bir hava savuma sistemi olsaydı, Rus uçağı sınırımızı geçemeyecek, iki ülke ilişkilerinde gerginlik yaşanmasına neden olmayacaktı. Bu vesile ile, kopma noktasına gelen Türkiye-Rusya ilişkilerinin normalleştirilmesinde büyük rolü olan Kazakistan Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’i bir kez daha saygıyla anıyoruz.

S-400’ler konusunda Türkiye’ye söz geçiremeyen Pentagon şahinlerinin suyu başından kesme girişimlerinden sonuç almaları mümkün değildir. Şu aşamada Rusya’nın Türkiye’ye “vermiyorum” deme şansı yoktur. Çünkü Batılılar, yaptırımlar uyguladığı  Rusya’nın Avrupa’yla olan doğalgaz bağlantılarını Ukrayna’da kesince, Türkiye komşusuna yeni bir geçit sağlamış ve “Türk Akım” gündeme gelmişti. Rusya’nın Türkiye’ye S-400’leri vermesi, biraz da kendini Avrupa’ya bağlayan tek geçit olan Türk Akım’ın işlerliği açısından gerekliydi. Karadeniz derinliklerinden Türkiye’ye uzanacak boru hattı, Trakya üzerinden Avrupa ülkelerine doğalgaz pompalayacaktı. “Türk Akım” Rusya açısından hayati önemdeydi.

ABD, Doğu Akdeniz’den çıkarılacak doğalgazı Girit ve Yunanistan üzerinden pompalayarak, Avrupa’yı Rus doğalgazına bağımlı olmaktan kurtarmayı planlıyor, ama bu çok uzun vadeli ve büyük maliyetli bir proje. Avrupa ülkeleri, ABD’nin Doğu Akdeniz’den çıkaracağı doğalgazı kendilerine ulaştırıncaya kadar, Avrupa ülkeleri Rusya’nın doğalgazına bağımlı kalacaklar. Üstelik, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz rezervlerinin 3 trilyon metreküp olduğu, bunun da dünya doğalgaz ihtiyacını ancak 1 yıl karşılayabileceği hesaplanıyor. ABD’nin Doğu Akdeniz doğalgazını bütünüyle sahiplenmesi ve bunun tamamını Avrupa’ya tahsis etmesi de mümkün değil.

TRUMP KARARSIZ  

S-400 parçalarını taşıyan uçaklar peşpeşe Ankara’ya indikçe dikkatler, başta Pentagon şahinlerine ve “Türkiye’ye yaptırım!” çığlıkları atan Kongre üyelerine odaklanıyor; “Acaba Türkiye’ye yaptırım uygulanır mı?” 

2020’deki başkanlık seçimlerine kadar ABD’nin, dünyanın herhangi bir köşesinde ciddi bir mücadeleye, bir çatışmaya girmesini istemeyen Trump, S-400’ler nedeniyle, eski bir NATO üyesi olan Türkiye ile gerginlikler yaşanmasını da arzulamıyor. O nedenle, “S-400’ler  karışık bir konu, Türkiye ile görüşüyoruz” diyor. Anlaşılan o ki, Tump, başkanlık seçimlerine kadar ne Türkiye ile ne de Rusya ile herhangi bir sürtüşme yaşamaktan kaçınıyor. Seçimlere, “Ülkesinin başını derde sokan bir başkan adayı” olarak girmek işine gelmiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladı; “S-400’ler de ancak Nisan 2020’de tamamlanıp işler hale getirilebilecek.” Anlaşılan o ki, başkanlık seçimlerine kadar Trump da, Pentagon da Türkiye’ye karşı bir oyalama politikası uygulayacaklar. Kongre tehditler savurmaya devam edecek.

Osaka’da yapılan G-20 Zirvesi’nde Erdoğan-Trump görüşmesinden yansıyan görüntülerden de, S-400 konusunda Türkiye ile ABD arasında bir gerginliğin yaşanmayacağı anlaşılmıştı. Fakat Kongre’de Türkiye’ye yaptırım uygulanmasına odaklanmış bir grup üye var. Bunlar, konunun ayrıntılarını bilmedikleri halde,  F-35 ve S-400 konusunda “CAATSA”, yani “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası” uyarınca Türkiye’ye yaptırımlar uygulanmasını savunuyorlar..          

ABD TÜRKİYE İLE SORUNLARINI ERTELEDİ

ABD’nin, Türkiye ve Rusya ile olan sorunlarını bir süre erteleme kararında olduğu anlaşılıyor. ABD’nin, daha doğrusu Pentagon’un şu aşamadaki öncelikli sorunu, bazı kritik noktalarda, Çin’in hızla hayata geçirmekte olduğu Yeni İpek Yolu’nun önünü kesmek ve Ortadoğu’daki, Afrika’daki, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarına uzanmasını engellemektir. O nedenle, Trump da, Pentagon da Türkiye ve Rusya’ya karşı bir oyalama politikası izlemekteler. 

Şu aşamada, Pentagon’un ve Kongre’nin bakış açısı bilindiğinden, Türkiye, Trump’ın Osaka’da bol keseden yağdırdığı iltifatları ihtiyatla değerlendiriyor. 

TÜRKİYE’NİN DERDİ BAŞKA

. 15 Temmuz şoku yaşayan Türkiye çok önemli bazı gerçekleri görmüş, yaşamış oldu. Türkiye S-400 almaya karar verirken derdi çok başkaydı, güçlü bir hava savunma sistemi kurmaya odaklanmıştı. Ancak güçlü bir hava sisteminin çatısı altında güçlü bir savunma sistemi geliştirilebilirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu gerçeği şöyle dile getiriyordu: “Biz, S-400’leri alarak savaşa hazırlanmıyoruz. Barışı ve kendi milli güvenliğimizi garanti altına almaya çalışıyoruz.”

Yani, bizi güney sınırlarımız boyunca kuşatmak isteyenler hedeflerinden vazgeçmiş değiller. ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya ve Çin yeni dünya düzeninden pay kapabilme savaşındalar. 

Küresel güçler arasındaki savaşın ana konusu öncelikle enerji kaynaklarını ve dağıtım yollarını kontrol altına almaktır. Çin, yeni dünya düzeninin ekonomi kaptanı olabilmek için Yeni İpek Yolu’nu büyük ölçüde hayata geçirmiş durumda. Türkiye, hem enerji dağıtım hatlarının hem de Yeni İpek Yolu kuşaklarının en önemli geçiş noktasındadır. ABD ile Çin arasında, Yeni İpek Yolu bağlamında yaşanmakta olan savaş, birgün bizi de, daha kapsamlı olarak içine çekebilir. Bu nedenle her türlü saldırıya karşı hazırlıklı olmak zorundayız.

Yeni dünya düzeni kurma bağlamında küresel güçler arasında yaşanmakta olan müdadele, yalnızca bizi değil, bütün ülkeleri içine çekecek bir potansiyele sahiptir. Bu süreçten olumsuz etkilenmemek için, her konuda güçlü olmak gerekir. 

Gelinen noktada, S-440’lerin ne kadar güçlü, ne kadar marifetli bir sistem olduğunu tartışmanın ötesine geçmek durumunda olduğumuzu görmemiz gerekir. S-400’leri Rusya ile birlikte üretme hazırlığını bu gereklilik çerçevesinde değerlendirmek gerekir. 

Kara, hava, deniz ve uzay sınırlarımızı Çanakkale ruhuyla savunmamız gerekiyor. Savunmamızı yerli ve milli silahlarla, araç ve gereçlerle donatmak durumundayız. “Taşıma suyla değirmen dönmez” öğüdünün ne kadar haklı olduğunu, özellikle savunma konusunda dışa bağımlı olmanın ne kadar sakıncalı olduğunu, elin verdiği ya da vereceği silahlarla ülkemizi korumanın mümkün olmadığını biliyoruz; yaşadık ve gördük. 

HEM NATO STANDARTLARIYLA HEM DE S-400’LERLE UYUMLU OLMAK..

Elimizdeki NATO standartlı silahları, araç ve gereçleri kullanabilmemiz için, NATO üyesi ülkelerde kurulu muazzam bir iletişim sistemi ile entegre olmuş durumdayız. S-400’leri kurup çalıştırabilmek için ise, bu hava savuna sistemiyle uyumlu anlık veri akışı sağlayabilecek takip sistemleri ve radarlar ağı oluşturmamız gerekiyor. Yani, NATO üyesi bir ülke, NATO üyesi olmayan bir ülkeden aldığı hava savunma sitemleri ile ülkesinin hava ve uzay güvenlik mimarisini oluşturmaya çalışıyor.

Bunun daha önce yaşanmış bir örneği yok. ABD Başkanı Trump, “S-400’ler konusu karışık. Görüşmeye devam ediyoruz” diyor. 

S-40’leri almakla iş bitmiş olmuyor. Rusya ile S-400 ve S-500 üretmeye hazırlanan  Türkiye, yeni bir savunma sistemi, ağırlıklı olarak yerli ve milli olan bir savunma sanayii kurmak zorundadır. 

Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ın çevresinde dolanan ikiyüzü aşkın savaş gemisi oraya balık tutmaya gelmediler. İşimiz kolay değil, Allah yardımcımız olsun.. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.