"Müzik çok Tanrılı bir din"

Uzun süredir takip ettiğim genç bir yetenek var. Kendi stüdyosunda besteler hazırlıyor, güzel şarkılara imza atıyor. İlkokul yıllarından beri müzik eğitimi almış, işini ciddiyetle yapan bir isim Kuzgunla Ben (Utku Yücel). Henüz yolun başında ama basamakları çabuk atlayacağına inanıyorum. Siz de tanıyın istedim ve bu kez teybimi mesleğinin ümit veren bir yeteneğine uzattım.

"Müzik çok Tanrılı bir din"

Uzun süredir takip ettiğim genç bir yetenek var. Kendi stüdyosunda besteler hazırlıyor, güzel şarkılara imza atıyor. İlkokul yıllarından beri müzik eğitimi almış, işini ciddiyetle yapan bir isim Kuzgunla Ben (Utku Yücel). Henüz yolun başında ama basamakları çabuk atlayacağına inanıyorum. Siz de tanıyın istedim ve bu kez teybimi mesleğinin ümit veren bir yeteneğine uzattım.

03 Ocak 2020 Cuma 13:16
223 Okunma
"Müzik çok Tanrılı bir din"

Kuzgunla Ben "Müzik çok Tanrılı bir din ve radyocular bunun

propagandasını vaazları ile topluma aktarıyor"

Röportaj: MURAT FIRAT

Öncelikle “O Hallerin” single hayırlı olsun. Single'nı konuşmadan önce okuyucularımıza kendinden bahseder misin?

Güzel dileğin için çok teşekkürler Murat Fırat.

Adım Utku Yücel, 1988 İstanbul doğumluyum. Kuzgunla Ben adlı projenin kurucusuyum ve daimi tek elemanıyım. Enstrüman, vokal kayıtları ve bestelerin tümünden beni sorumlu tutabilirsiniz. İlerleyen bölümlerde suç ortaklarımdan ve ruh üstümün diğer sanıklarından da bahsetmek isterim, ama bu bölüm sadece benimle ilgili sanırım. (Gülüyor) Müzikal ve edebi alanlarda aktif olarak hayatıma devam ediyorum.

Çeşitli ama dramatik olmayan sebeplerden dolayı çocukluğumdan beri yoldayım. Müziğe hep ilgim vardı. 2007’de İstanbul Amerikan Robert Koleji’nden mezun olana kadar bu ilgi okulun olanakları ve sundukları sayesinde içimde büyüyerek içgüdüsel bir dürtü halini aldı. Lise bittiğinde, üniversite eğitimim için burs kazanarak Kanada’nın Vancouver şehrine yerleştim. Dört sene süren bu süreçte, hem Kuzey Amerika’ya ait entelektüel ve tarihsel perspektiften hem de Anglosakson dünyasına ait popüler kültürün temel yapı taşları bakımından, dünyaya bakışımı farklılaştırma şansını elde ettim. Fakat karakterimle alakasız bir alanda okudum. Müzik yine de hep içimde, kulağımda, evimde ve ellerimdeydi.

Üniversiteyi bitirdikten sonra Türkiye’ye kısa süreli bir geri dönüş yaptım ve ailemin izinden ilerleyerek ben de ilk beyaz yakalı iş arayışımı yoğunlaştırdım. Tamamen şans eseri profilime denk gelen bir pozisyon buldum ve ani bir kararla Viyana’ya taşındım. Spontane kararlar hayatı bazen inanılmaz pozitif etkiyor. Bu iş sayesinde hem Avrupa’yı hem de Güney Afrika gibi normal şartlar altında ziyaret etmemin zor olduğu birçok coğrafyayı görme şansına eriştim. İki seneyi az geçen bir tecrübeden sonra ruhen bir değişikliğe ihtiyacım oluştu. İşten kalan zamandaki müzik çalışmalarım verimli ve istediğim kadar saf olmuyordu, steril duygularla malzeme üretmek çok anlamsızlaşmıştı. Hayatı daha yakından hissetmem lazımdı. Gece gündüz kafamda yeni şarkılar dönüyor, manzaralar anılar şeklinde geceleri zihnime düşüyordu. Sonunda, dokuz yaşımdan beri peşinden koştuğum müziğe tam anlamıyla eğilme kararı aldım. Tabii ki, ben her şeyden vazgeçtim, diyebilmek hiçbir zaman o kadar kolay değildir. Aileme bir açıklama yapmak durumundaydım ve bunun kendi açımdan en kolay yolu Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmaya başlamak ve müziğe ayırabildiğim zamanı, stressiz bir ortamda en azından iki katına çıkarabilmekti. Hesaplarım tuttu.

Sonuç olarak, tek başıma yaşadığım evden taşındım, hayat masraflarımı kıstım ve şoförlük dahil olmak üzere her türlü yasal işle uğraştım.

Bugün prodüktörüm olan, aynı zamanda da elektronik sahnede Raven and Phan adı altında beraber çaldığım Manuel ile aynı bekar evinde yaşamaya başladım. Bazen günde 10-12 saat müzik yapıyor, konuşuyor ve atacağımız sonraki adımları tartışıyorduk. Bunun yanı sıra ağırlıklı olarak akademik eğitim gören sanatçılardan oluşan bir çevreyle ilk kez iç içe yaşamaya başlamış olmam, yaptığım işe daha profesyonel anlamda yaklaşmamı, doğru donelerle beslenmemi ve işime devam etmemi sağladı. Viyana’da bu şekilde geçen sekiz sene içerisinde oldukça faydalı fakat zor dönemlerden geçtim. Hem fiziksel hem de mental olarak yaşadığım bu zorluklar, çok daha sert bir arzu ile yaptığım işe, yani müziğe sarılmama neden oldu. Şu sıralar profesyonel olarak sadece müzik ile ilgileniyorum ve peşi sıra çıkacak üç yeni albüm üzerinde çalışıyorum: Raven and Phan ile 2020’nin ilk çeyreğinde kendi adımızı taşıyan ilk albümümüz ve Kuzgunla Ben adlı Türkçe projemin adı altında 2020’nin son yarısında piyasaya süreceğim şu anda üstünde çalıştığım: Siyah Akustik ve Siyah Elektronik albümleri.

“Kuzgunla Ben” baya orijinal bir ad! Peki senin için özel bir anlamı var mı?

Bu konuyla ilgili ilk etki noktası ise Edgar Allan Poe’nın Kuzgun şiirinin daha lisedeyken bende bıraktığı intiba.

Diğer bir açıdan ise hayatta kendime dair gözlemlediğim iki karakter var. Birincisi kuzgun. Geceleri çalışmayı çok seven, kronikleşmiş bir hüzün ve varoluşçu sorgulamalar arasında serbest salınım benzeri bir momentumda devinimlenen, yaşadığı her duyguyu dibine kadar irdeleyen, deneysellikten hiç çekinmeyen bir kuzgun. Diğeri ise hayattaki sorumluluklarının farkında olan ve gerçekliğin gereksinimlerini hayatının her döneminde son derece disiplinli bir şekilde yerine getiren ben. Bu dualitenin müzikal özeti olarak da Kuzgunla Ben isim olarak tercihim oldu.

Bize biraz müzik geçmişinizden bahseder misiniz? Müziğe nasıl başladınız?

Pratik anlamda müziğe başlamam ise dokuz yaşıma denk gelir. İlkokulda koroya seçildim ve daha ilk provada gözüm piyanoya ilişti. Dedim ki: ‘’Ben Piyano çalmak istiyorum’’. Ailemden talep ettim ve ders almaya başladım. İlk senenin sonunda ilk enstrümanım olan Belarus marka bir piyanom oldu. Lisede rock ve elektronik müziğe ilgi duymaya ve kendi okulum ve başka liselerin etkinliklerinde farklı gruplarla sahne almaya başladım, ilk elektro gitarımı da bu dönemde ailem yurtdışından getirmişti. Ciddi anlamda parçası olduğum ilk grup ise Origin of Storm adlı metal müzik grubuydu ve 19 yaşındaydım. Belki inanması güç ama brutal vokal yapıyordum.

Üniversite yıllarımda piyanom olmadığı için gitar çalmayı ilerlettim ve deneysel müziğe merak saldım. Gerçek anlamda müziğe kariyer olarak geçişim ise Viyana’da başladı. 2014’te İlkhan Selçuk Erdoğan (Apple Pitcher) ve ağabeyim dediğim Alper Yakın (Six Things) ile ayrı projelerde çalışmaya başladım. Her daim sadece kendi bestelerimizi ve doğaçlamalarımızı icra ettik. 2018’e kadar Avusturya’da onlarla beraber canlı performanslar gerçekleştirdim.

2017’dan itibaren ise Manuel ile Raven and Phan adı altında elektronik performanslar gerçekleştiriyorum. Manuel hem prodüktörüm hem ses mühendisim hem de sahne yoldaşım, ama her şeyden önemlisi bu hayattaki en yakın arkadaşlarımdan biri. İmza attığım işlerin Türkiye ayağında ise, 2018’den beri Kuzgunla Ben’i güçlü anlamda yerli sahnelere taşıyacak müzikal inşa sürecine devam ediyorum. Şu andaki odak noktaları bu iki proje. Bu iki projenin genel hatlarına ek olarak Türkçe Rap ve deneysel müzik alanında kardeşim kadar çok sevdiğim Afrodeo (Evrim Kuzu) ile çok güzel işler yapıyoruz. Raven and Phan adı altında çıkardığımız Kendini Yaktın çok net bir parça oldu. Söz yazımı ve görsellerde de her daim can dostum Berker Özcureci ile çalışıyorum. Berker’in dâhil olduğu beni çok heyecanlandıran, yakında çıkacak güncel edebi çalışmalarımız da var.

Bu arada kimseye müzik konusunda hayır demem, bugüne kadar bana ulaşan herkesle tarz gözetmeden bir şeyler ortaya çıkardım.

“O Hallerin” single çalışmalarınız nasıl geçti? Kimlerle çalıştınız? Hangi isimler teşekkürü hak etti?

O Hallerin adlı parçanın yapımı diğer tüm parçaların aksine çok uzun sürdü. Manuel Cyrill ve Alper Yakın ile çok çeşitli versiyonlar yarattık. Temel yaklaşım olarak enstrüman kayıtlarının kullanımını hep önde tuttuk. Fakat benim temel beklentim işin nihayetinde, parçanın minimal öğelere başvurmadan daha elektronik bir çehreye bürünmesiydi. Orijinal bir parça olmalı ve başka işlere pek benzememeliydi. Manuel ile oturup tüm sesleri ve aranjmanı bir kez daha baştan aşağı elden geçirip parçayı son haline getirdik. Sonra vokal melodilerini ve sözleri yazdım. Bu aşamada ağırlıklı olarak doğaçlama ve iyi kayıtların iterasyonu üzerinden ilerledim.

Teşekkürü hak edenler; Manuel Cyrill Prodüksiyon, Alper Yakın Gitar ve Darbuka kayıtları, Evrim Kuzu (Afrodeo) verdiği geçiş fikirlerinden dolayı, ve son olarak her parçada yaratıcı konsept ve sözleri beraber elden geçirdiğim Berker Özcureci. Takım hep aynı. Yer yer İlkhan Selçuk Erdoğan da beste ve görselleriyle bize destek oluyor.

“O Hallerin” albüm kapağı ironik olmuş! Bilerek mi böyle bir tercihte bulundunuz yoksa spontane mi gelişti?

Kapak fotoğrafını Yunanistan tatilimiz sırasında kız arkadaşım Debbie çekti. Bir yandan kendimizle dalga geçiyor diğer bir yandan da saçma kombinasyonlarla bir nevi moda montajı sekansları üretiyorduk. Dedim ki bu giydiğim gecelik bir fotoğrafı hak ediyor. Debbie uzandığı yerden kamerayı alıp fotoğrafı çekti. Ama fotoğrafın kapak olması gibi bir planımız yoktu. Bu fotoğrafın üstünden iki yıl geçti. Herhangi bir materyalin çıkışında son aşamayı hep Berker ile tartışırız. Konu O Hallerin’e geldiğinde düşüncemiz şuydu: ‘’Herkes kendi dahil olmak üzere hayatında bir diktatör yaratır. Diktatörleri yaratan bizleriz, kendileri değil.’’ Bu yüzden birkaç opsiyon arasından bunu seçtik ve sözlere uygun bir formatta yüzü sansürleme fikrini türeterek Berker O Hallerin’in kapağını yaptı.

“Cazibe ve Temptation” şarkılarının klip hikayelerini anlatır mısınız?

İlk albüm kayıtları bittiğinde klip çekecek iki parça düşündük. Kuzgunla Ben’in ilk albümü bağımsız bir prodüksiyon ürünü olduğu için basit ve bütçeye sadık kalarak çalışmamız gerekiyordu. Doğru uygulandığında elektronik tabanlı parçalara, tekrarlardan dolayı soyutlaştırılmış görseller ve sekanslar çok yakışabiliyor. Hem gezip hem görsel toplamak üzere İzmir’den Kuşadası’na oradan da İstanbul’a bir rota ve çekim planı derledik. Okan Sümer kamerada, Manuel Cyrill ve Berker Özcureci prodüksiyon bölümünde büyük emek harcadı. Baya da eğlendik.

Kliplerin anlatmaya çalıştığı duygulara değinirsek: Cazibe ve Ayartıcı Çekicilik birbirinden farklı iki duygudur. Bir gün boyunca Viyana’da kanalda otururken bu iki hissin benzerliklerini ve zıtlıklarını nasıl tanımlayabiliriz diye düşündüm. Cazibe daha pastoral bir alanda mavi ve siyah tonlarında, Temptation ise şehir ekseninde, kırmızı ve siyah tonlarında olursa hem sözler belirginleşecek, hem zıtlıklar buluşabilecek, hem de bahsedilen hissin farklılıkları mavi-kırmızı tersliği üzerinden görsel olarak betimlenebilecekti. Zaten bu amaçla bu iki parça albümden önce beraber yayımlandı.

Bugüne kadar yaptığınız albüm ve single’ları kronolojik sırayla sıralar mısınız?

Albüm:

· Kuzgunla Ben – Kuzgunla Ben – 2019

Single’lar:

· Kuzgunla Ben - Cazibe//Temptation – 2018

· Kuzgunla Ben - Tom Tom Indigo – 2018

· Kuzgunla Ben - Derman – 2019

· Raven and Phan feat. Afrodeo – Kendini Yaktın

· Kuzgunla Ben - O Hallerin – 2019

· Kuzgunla Ben feat. Alper Yakın - Talan - 2019

EPs:

· Apple Pitcher – Kickshaw – 2014

· Apple Pitcher – Good Old Times: Live

Kendine has tarzın ve şarkıların var. Dinleyicinin tepkisi ne yönde geliyor?

Dinleyen herkes çok orijinal ve onlara yakın hisler yaşattığım parçalar çıkardığımı söylüyor. Özellikle elektronik tabanlı elektronica’a esintili parçalar çok beğenildi. Red Bull Muzik Türkiye ve benzeri otoritelerden aldığım tepkilerde bu yöndeydi. Sanırım iyi bir yoldayım.

Müzikteki hedefiniz nedir?

Hedefim öldüğüm güne kadar hem Avrupa’da hem de Türkiye’de kaliteli bir dinleyici kitlesinin beklentilerini karşılayabilmek onlara orijinal yeni sesler sunabilmek. Diğer amacım ise en geç iki sene içerisinde yerli sahnede daha aktif rol alıp daha geniş kitlelere ulaşmaya başlamak. Bununla ilgili girişimlerimi planlıyorum ve aktif olarak bunun üzerinde çalışıyorum. Fakat önceliğim ilk olarak sıradaki iki albümümü bitirmek ve beraber çalışacağım takımın sahnede rol alacak üyeleri ile ilgili kararlar vermek. Herkesle çalışmaya tabi ki açığım ama tercihim kendime yakın isimlerle aynı sahneyi paylaşmak olur.

“Müzik Benim İçin Bir Yaşam Tarzı”

Yeni albüm için çalışmalar başladı mı? Dinleyiciyi ne gibi sürprizler bekliyor?

İlk başta da dediğim gibi 2020’de imzamı taşıyan üç yeni albüm dinleyiciye ulaşacak. Raven and Phan adı altında kendi adımızı taşıyacak albüm hazır, görseller için İlkhan Selçuk Erdoğan ile çalışıyoruz. Canlı performans için de görselleri kapsayan bu çalışma en geç Şubat sonunda hazır olacak.

Türkiye’ye odaklandığım Kuzgunla Ben cephesinde ise on parçalık bir Akustik albüm ve on parçadan oluşan bir elektronik albüm 2020 de görücüye çıkacak. Besteler tamamlandı, şu anda kayıt aşamasındayım. Kendi stüdyomda yalnız başıma çalışıyorum. Albümün istediğim gibi olması için bu bir gereklilik. Aynı zamanda farklı kayıt teknikleri kullanarak dinleyiciye bahsettiğim hissi ve anı nasıl daha iyi iletebilirim diye bazı deneysel çalışmalara da eğilmeye özen gösteriyorum. Günümüzde ses, teknik ve teknoloji en az enstrüman çalmak kadar önemli. Amacım albümlerde bu öğeleri de kendi çizgimde bir üst seviyeye çıkarmak.

Prodüksiyonu yine Manuel üstlenecek ve Alper Yakın koçluk görevini üstleniyor. Şarkı sözlerinde her zamanki gibi Berker Özcureci ile çalışacağım ve bu sefer albüme videoların yanı sıra kısa bir fasikül de eşlik edecek.

Müziğin hayatınızdaki yeri ve önemi nedir? Bir gün Tanrı korusun şarkı söyleyemez olursanız, hangi branşa yönelirsiniz?

Müzik benim için bir yaşam tarzı. Merkezde hep o var. Baktığım en basit insan manzarasında bile ne bulabilirim diye görmeye çalışıyorum. Müzisyenin işi sadece bakmak değil, aynı anda görebilmeyi, duymayı, hissetmeyi, dokunmayı, tatmadan tahmin edebilme sezisini, hayal etmeyi ve hatırlamayı gerektirir. Bu dolu dolu yaşamak değilse, nedir?

Kısacası müzik benim her şeyim, ölümden bile kendimi sakınmayışım. Şarkı söyleyemeseydim, enstrüman çalardım. O da mümkün olmasaydı, şiir yazardım ki hali hazırda Berker ile zaten bir şiir kitabı üstünde çalışıyorum.

​​​​​​

“Gazetecilikten Sonraki En Eski Meslek”

Müzik dünyasında radyocuların ne gibi bir etkisi olduğunu düşünüyorsunuz?

Radyoculuk multimedya kanalları içerisinde kitlelere ulaşabilen, gazetecilikten sonraki en eski meslek. Müzik çok tanrılı bir din ve buna ait mezheplerin manifestoları topluma aktarabilen en iyi vaazları da bence radyocular veriyor. Sevdiğim bir radyocuyu dinlemek, onun seçimlerine kulak vermek rafine bir lezzet bulabilmek için bir restorana gitmek gibi. Spotify ve YouTube bana biraz daha süpermarket tadı veriyor, plakçılar ise bana organik bir pazar yerini hatırlatıyor.

Radyocular şarkıcılara mı şarkıya mı öncelikle önem veriyor? Ülkemizde müzik piyasasının son durumu hakkındaki görüşleriniz neler?

Radyocuların kime önem verdiği kanal ve program niteliğinden, araştırma kabiliyetine, niyetinden tutun da hayat ideolojisine kadar birçok faktöre dayanıyor. Özellikle bağımsız girişimlerde gerçekten kaliteye, müzikolojiye ve orijinal yeni işlere karşı bir açıklık ve kabul gösteriliyor. Ömer Madra önderliğindeki Açık Radyo, Mete Avunduk önderliğindeki Standard FM ve yakın dostum Evrim Kuzu’nun girişimiyle gerçekleşen, benim de birkaç yayın yapmış olduğum, Sovyetik Sosyete bu anlamda başlıca takdir ettiğim inisiyatifler. Diğer bir yandan, gelin görün ki 21. Yüzyıl Türkiye’sinde ana akım medyada patronun kim olduğu sanatçıları dolayısıyla da şarkıları belirliyor. Bu noktada söyleyeceğim tek şey elçiye zeval olmaz.

Radyocuların kendi maaş bordrolarına ve hayata olan mahkûmiyetlerini ve hayat tercihlerini eleştirmek benim haddime değil. Herkes yaşama bir şekilde tutunmak zorunda, bunun yolunu da seçmek her zaman elimizde değil.

Müzik piyasasıyla ilgili söyleyebileceğim iki kelime var tekel ve oligarşi. Kocaman ve kalabalık bir ülkeyiz ve dünyanın her yanında bu coğrafyadan kopmuş insanlar yaşıyor. Tabii ki müthiş işler de çıkıyor. Pozitif bakmak lazım, şikâyetle bir noktaya varamayız. Maharet bu işleri görebilmek ve daha iyisini insanın kendisinin yapmayı çabalaması.

Kariyerinizde pişmanlıklarınız, keşkeleriniz var mı?

Daha yeni başladık. Henüz bir tane var. O gitarın mavisini alacaktım, sarı çok göze batıyor. (Gülüyor)

“Her Şey Olması Gerektiği Gibi Olur”

Hakkınızda yanlış bilinen şuan fırsat verilse düzeltirim dediğiniz konu var mı?

Yok. Kuzgunla Ben adını kendi adımın yerine kullanmamın sebebi biraz da bundan.

Kendinle alakalı geriye dönüp baktığında en çok eleştirdiğin ama hala değiştiremediğin bir nokta var mı?

Her şey olması gerektiği gibi olur.

Teknik açıdan baktığım da ise müzik teorisine daha fazla ağırlık verebilirdim. Albüm kayıtlarından sonraki ilk işim bu iş için zaman yaratmak olacak zaten.

Hayatında olmazsa olmazların nelerdir?

Hayatımda olmazsa olmazım yalnızlığım. Üretebilmem için ona mecburum.

Kaybettikleriniz arasında en çok neyi özlüyorsunuz?

Lisede çim sahada futbol oynamayı ve lise yıllarında hala yaşayan Taksim’i. Kısacası ergenliğin sınırsız heyecanlarını, basit yasakları delip mutlu olabilmeyi.

İhanet ilişkiyi bitirmek için son mu? Sevgiliniz tarafından aldatıldınız mı veya aldattınız mı?

İhanetin tanımını bana yapabilir misiniz? Aldattım mı aldatıldım mı sorusuna yorumum yok.

Kuzgunla Ben, bize bir gününüzü anlatın dersek neler anlatırsınız?

Kendi başımaysam ve eğer zorunlu bir işim yoksa, öğlen kalkarım ve bir istasyon uzaktaki fırından bir şeyler alıp insanları izleyerek eve geri gelirim. Sonra bir kahve sigara içerken günlük belaları başımdan savar, stüdyoya geçerim. Yeni bir kahve ve sigara seansı için gerekenleri bu arada hazırlamaşımdır. O gün ulaşmak istediğim noktayı belirleyip adımlara ayırırım ve stüdyoda kurmam gereken araç gereçleri kurarım. Sonra yemek arası verir ve genelde gece 3:00’e kadar o iş üstünde kalırım.

Günü kapatırken bir iki bira içer ve ufak bir çilingir sofrası tertip ederim. Eğer önceki gün abarttıysam, yemeği atlar koşuya çıkarım. Sabaha karşı bir vakitte hala ayaktaysa Berker ile telefonda yapılan işi tartışır sonraki plana bir bakarız. Sabaha karşı yatarım.

Diğer günler ise sabah kız arkadaşımla kahvaltı yapar sohbet ederiz. Haftada iki gün en az Manuel ile prova ve prodüksiyon işleri için stüdyoya geçeriz. Akşam 11:00’ kadar çalışırız. Sonra herkes evine döner.

Bir sanatçı olarak nasıl hatırlanmak istersin?

Leonard Cohen ve Thom Yorke kendi alanıma yakın en büyük idollerim. Onların gördüğü kadar saygıyı görmek en büyük hayalim. Çok çalışıp hak etmem lazım.

Bu son sorum. Sevgili okuyucularımıza neler söylemek istersin?

Kuzgunla Ben’i dinlesinler, dinletsinler, isterlerse de ya Instagram’dan (@kuzgunlaben) ya da mail yolu ([email protected]) yoluyla bana ulaşsınlar. Bu röportaj için de hem sana hem de bu noktaya kadar okumuş olan herkese sonsuz teşekkür ve minnetlerimi sunarım.

90’lar tadında sorular…

Yaş-Boy-Kilo: 31 – 175cm – 70kg

Burcu: Boğa

Ayakkabı numarası: 44

Göz rengi: Kahverengi

Saç rengi: Kumral

Arabası: Arabam yok, stüdyom var.

Kullandığı parfüm: Chanel Blue

Sevdiği renk: Lacivert

Sevdiği yemek: Karides güveç (peynirsiz), zeytinyağlı enginar.

Sevdiği içki: Efes tombul.

En sevdiği tatil yeri: Rodos

En sevdiği sanatçılar: Radiohead, Kruder & Dorfmeister, Erkan Oğur, Sarp Maden

İlk ve son hit parçası: Cazibe / O Hallerin

İdeal tipi: Böyle bir ayrımım yok. Yaradanı severim Yaradan’dan ötürü.

Tuttuğunuz takım: Fenerbahçe

Ne tür müzik dinlersiniz: Her şey ama her şeyi dinlerim.

En sevdiğiniz şarkı ve nedeni: Erkan Oğur – Home Coming. İstanbul’u özlüyorum.

Yaptığınız en büyük çılgınlık: Sigaraya başlamak.

Sevdiğiniz için neleri göze alırsınız: Hayatın en kötü an ve anılarının üzerine yürümeyi.

Sizi sevenin sizin için neler yapması hoşunuza gider: Yemek, geri kalan her şey için kendi kendime yetiyorum.

Şu an ruhunun olmak istediği yer: Buenos Aires.

İzlemekten keyif aldığın TV programları neler: Evimde televizyon yok.

Hayatta en çok kıymet verdiğin insan: Her insan kıymetlidir, ancak annemin yeri farklıdır.

Hayvan besliyor musunuz: İstanbul’da kedim vardı, Viyana’da kendime bakıyorum.

Aşk her şeyi affeder mi: Etmez.

Benzetildiğiniz biri var mı: Marlon Brando (sakalsız halim). Bence hiç alakam yok.

Fobilerin – Hobilerin: Uçan herhangi bir böcek – Şiir ve fotoğraf

En büyük hayaliniz: Bir adada maddi kaygım olmadan dostlarımla sadece kendimiz için her gün mangal ve müzik yapabilmek.

Beğendiğiniz ve Beğenmediğiniz huyunuz: Beğendiğim huyum yok, bu soruyu başkaları cevaplamalı. Beğenmediğim huyum ise yaptığım işlerle ilgili obsesif derecede takıntılı olmam, gözüm dünyayı görmez hale geliyorum.

Sizi en mutlu eden iltifat hangisi: Müziğin çok iyi.

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.