Günseli Gürcan Sakızlı: ‘Günselice Şiirler’ iyi bir çıraklık eseri

Ayşenur Mama’nın röportajı için tıklayınız...

19 Mart 2020 Perşembe 17:55
15 Okunma
Günseli Gürcan Sakızlı: ‘Günselice Şiirler’ iyi bir çıraklık eseri

RÖPORTAJ: AYŞENUR MAMA

Başarılı yazar Günseli Gürcan Sakızlı ile yazın hayatına ve “Günselice Şiirler” adlı kitabına dair konuştuk. Keyifli sohbetimiz sizlerle…

Öncelikle sizi tanımak isteriz. Günseli Gürcan Sakızlı kimdir?

31 Ocak 1953’te, karlı bir kış günü, hava ayaza kesmiş, yerler çatır çatır buz… Gece mavisine  bir çocuk sesi karışmış. Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde doğmuşum. Çocukluğumun sekiz yılı burada, balkonlu, üç katlı, ahşap bir evde geçti. Şar Dağları’ndan topladığım rengârenk çiçeklerin güzelliği ve kokuları halen aklımda. Daha sonrası memleketim Kayseri Develi’de geçti. Önlisans mezunu emekli öğretmenim. Yirmi altı yıl çalıştım. Sevda ile yaptım görevimi. Bütün öğrencilerimi yüreğime koydum. Emeklilik sonrası yetişkin eğitiminde okuma yazma bilmeyen kadınlara, 12. Hava Üssü’nde okuma yazma bilmeyen askerlere öğretmenlik yaptım. Eğitim ve öğretimden yoksun bırakılmış kadın ve askerlerin yürek burkan öyküleri, içimde kocaman bir yaradır. Yaşamım, meslek hayatım boyunca Atatürk’ün ilke ve inkılaplarından ödün vermeyen, Cumhuriyet’ten, çağdaşlıktan, akıldan, bilimden, düşünce özgürlüğünden, anayasadan, bölünmez bütünlükten yana oldum. Çocukluğumda evimize her gün Yeni Sabah Gazetesi, Yeni İstanbul Gazetesi getirirdi babam. Gazeteleri okuma yazma bilmeden satır satır incelerdim. 

Ben kimim? Güzel göze, güzel söze, güzel öze, doğadaki canlı ve cansız tüm varlıklara sevdalı olan ben, emekli bankacı Hasan Sakızlı’nın eşi; Barış’ın ve Arzu’nun anneleri; Nehir ile Nil’in anneanneleri; Burak’ın babaannesiyim. Sevgiler…

Yazın hayatınız nasıl başladı? Size öncülük etmiş isimler var mı?

İlkokul birinci sınıfta Hasan Ali Yücel’in “23 Nisan” adlı şiiri ile tanıştım şiirle. Ezberlediğim ilk şiirdi. Küçücük yüreğim, küçücük aklım, küçücük dünyamda çok beğenmiştim. Bir şiirde ne çok anlam yüklüydü. Şiiri sevmiştim. Orta okul dönemlerimde Cahit Sıtkı Tarancı, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Orhan Veli, Ümit Yaşar Oğuzcan, Orhan Şaik Gökyay gibi şairlerin şiirlerini okudum, ezberledim. O yıllarda kimseye gösteremediğim şiirlerimi yazmaya başladım. 2008 yılına dek karalamalarda kalan, yok olan yüzlerce şiir yazdım. Aile baskısı, çevre baskısı şiirlerimin hep önünde oldu. Torunlarımın gelişiyle ara verdim. Bir kadın niçin şiir yazar, kime yazar, yoksa birine âşık mıdır? Oysaki şiir yazmak, bir yetenek ve bir sanattır. O yıllarda bunu anlatmaya gücüm yetmedi, yetmezdi. 30 Eylül 2018 tarihinde beynimden bir emir geldi; “Kalk Günseli! Kâğıdı, kalemi eline al, şiirlerine başla.” diye. O gün şiire tekrar başladım. Artık kararlıydım, her türlü yorumu, tepkiyi göğüsleyip şiirlerimi paylaşacak, gün yüzüne çıkaracaktım. Kendime söz verdim, ant içtim. İlk şiirlerimi oğluma, kızıma okudum. Saklayamadığım şiirlerimden bahsettim, çok üzüldüler. Benimle gurur duyduklarını, içimden geldiği gibi yazabileceğimi söylediler. Altı buçuk ayda 136 şiire imza attım. Çok güzel yorumlar aldım, güçlendim. Acımasızca eleştiriler de oldu. Yılmadım. Kendime güvenim arttı. Bilendim. Azmim, beni kitaba götürdü. 

Yazarken nelerden esinlenirsiniz? Örnek aldığınız yazar veya şairler var mı?

Şiir yazmak, gönülde duyulanları kâğıt ve kalemle estetik bir şekilde buluşturmaktır. Aynı duygular; değişik kalemlerde farklı sözcüklerle, farklı senaryolarla dile gelir. Esin kaynaklarım; içimi acıtan ve inciten her türlü aldanış, hüsran, yaşamak istediklerimiz, yaşayamadıklarımız, özlemlerimiz, sevinçlerimiz, kahramanlıklarımız, mutluluğumuz, mutsuzluğumuz, gurbet, hasret, anılarımız ve doğa sevgisidir. Şiir yazmadan önce aklımda bir senaryo oluştururum. Sonra şiirleştiririm. Bir bakış, bir gülüş, bir kelime; gördüğüm, duyduğum, yaşadığım mutlu ve acıtan öyküler, yaprağın kıpırdanışı, denizin mavisi, dalgası, güneşin doğuşu ve batışı, ay yıldız, dinlediğim Türk Sanat Müziği türündeki bir şarkının öyküsü bana ilham verir. Bir bakış, bir gülüş, edalı bir duruş değil midir içimizin kıpırtısı? Saçlarım şiirine ilham… İki sevdalı genç... Sabahın erken saatlerinde yürüyüş yaptığım parka geliyorlardı. Genç kızın uzun saçlarını okşuyor, kokluyor, elleriyle tarıyordu. Orada o anda şiirin senaryosu oluştu ve kalemle, kâğıtla buluştu. 

Örnek aldığım, sıkça okuduğum çok değerli şairler var. Her şairin yazış tarzı farklıdır, diye düşünüyorum. Her şair, kendine özgü yazar. Ben de kendimce yazdım. Şiirlerime mutlaka ilham kaynağı olmuşlardır. Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Attila İlhan, Ataol Behramoğlu, Yahya Kemal Beyatlı, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cahit Sıtkı Tarancı, Özdemir Asaf, Can Yücel, Cemal Süreya, Ömer Hayyam, Cemal Safi… Adını yazamadığım daha nice şairler; hayranlıkla okuduğumuz, gönülde harmanlayıp hasat ettiğimiz esin kaynağımız, idolümüz değil midir? 

Geçtiğimiz ağustos ayında okurlarla buluşan “Günselice Şiirler” adlı kitabınızdan bahseder misiniz? Bu kitabı neden yazdınız?

Bir kadın, kadınca duyguları yazdı. Dinlediğim kadın öykülerinin temelinde sevgisizlik, ilgisizlik, duygularını dile getiremeyiş ve manevi açlık var. “Kadın sevilirse şımarır.” zihniyeti vardır ikili ilişkilerde. Kadına bir gülümsenirse kadın bin gülücük olur. Kadın bir okşanırsa ummanlar coşar, taşar. Kadına güzel bir söz söylenirse kadının ağzından dökülen sözcükler şarkı olur, türkü olur. Kadın; farkındalık ister, sevdalı bir bakış, sıcacık  bir el ister. Ruhu doyurulmuş kadın; özgüvendir, başarıdır, evin veya ilişkinin direğidir. İlişkilerde manevi doyum, karşılıklı olmalı muhakkak. Şiirlerimi yazarken kendi yaşamımdan, özlemlerimden, yaşayıp yaşamadıklarından dinlediğim diğer kadın öykülerini de katarak çıktım yola. Yaşamım boyunca kadını; yaşamına, duygularına ipotek konulan, konuşturulmayan, hareketleri, özgürlük alanları kısıtlanmış, kendi dünyalarına hapsedilmiş bireyler olarak gördüm. Sizin anneleriniz, benim annem, ben, siz, onlar, hepimiz böyle yaşamadık mı? Eğitimli-eğitimsiz, kırsal-kentsel, ekonomik özgürlüğü olsun veya olmasın; manevi açlık, kadına verilmeyen değer ve duygusal şiddet aynıdır. Şiirlerimin duygusal içeriği, bu fikirlerle oluştu. Kitap olsun, diye çıkmadım yola. Çocuklarımın, değerli arkadaşlarımın fikriydi kitap oluşturmak. Şiirlerimi gün yüzüne çıkarmam, çok da kolay olmadı. Kadın arkadaşlarımca en ağır şekilde eleştirildim. Hak etmediğim yorumlar, beni çok üzdü. Her türlü zorluğun altından kalkacağıma dair kendime söz verdim. Oğlum, kızım, beni destekleyen  arkadaşlarım güç verdiler bana. Sözümü tuttum. Yılmadım. Kararlılıkla yazdım sevdalı şiirlerimi. Kalem, bıkmak bilmeden yazdı kâğıt üzerine. Kâğıt, yazıldıkça ak sayfalar sundu önüme. Kitap, 172 sayfa. 136 şiir var içinde. Her kim okursa şiirlerimde kendi yaşamından izler bulur, diye düşünüyorum. 

“Günselice Şiirler” okurlara hangi mesajları vermeyi amaçlıyor?

Sevmek ve sevilmektir yaşıyor olmanın temel duygusu. Karşılığını bulamamış duygular; kişileri acıtır, incitir. Hüsran vardır hep. Üzüntü ile söylüyorum; sevgiyi öğrenmemişiz çoğumuz. Sevgiyi öğretmek, anne karnındaki çocuğun okşanmasıyla başlar. Sevdalı bir aileye mi doğar her  çocuk? Hayır… Sevgi dolu bir ortamda büyüyen çocuk sevgiyi öğrenir ve bir ömür öğretir çevresine. Günümüzde eğitimsizlik ve ekonomik sıkıntılar, kişileri sevgisizliğe itmiştir. Aşk, sevgi gibi duyguların dışa vurumu olmadan mutluluk olmaz. Şiirlerimde hep aşk var, sevgi var. Önce kendini sevmek var. Kendinizi severseniz aynaya baktığınızda kendinizle göz göze gelirsiniz. Göz göze geldiğinizde sevginin yansımasını görüyorsanız etrafınıza da aynı güzelliği ve enerjiyi sunarsınız. Yüreğimdeki tükenmeyen sevdayı şiirlerime taşıdığımı düşünüyorum. Okuyucularımın dile getiremediği duyguları sevdalı bir biçimde dile getirdim. Okuduklarında kendi yaşamlarından öyküler bulacaklar şiirlerimde. Tek kelime ile doğadaki canlı veya cansız tüm varlıkları katıksız, karşılıksız sevin. Doğayı koruyun. Doğada doğayla sevdalı ve huzurlu yaşamak, bizim elimizde. Kadınlar; azimli olmalı, ayakları üzerinde durmalı, yılmamalı, sevgisini göstermeli. Sevgi, bir maymuncuk gibidir. Her yüreğin kilidini açar. “Yüreğinizde çokça üretin, bolca dağıtın.” der şiirlerim. 

Kitabın ismi nereden geliyor?

Kitap fikri oluşmuştu; ama ismini hiç düşünmemiştim. Şiirlerim; editör incelemesinden övgülerle geçti, basılmaya değer bulundu. Bu kitap, basılmayabilirdi de. Onun için isim düşünmedik belki de. Yayınevi kitaba isim isteyince kızımla birbirimize baktık, kısa süreli düşündük. Ben; bu şiirlere duygularımı, sevgimi katarak hayat vermiştim. Onlar, benim özümdü. Çocuğum gibiydi. Onların anneleri de ben olmalıyım, diye hızlıca bir fikir geçti aklımdan. Kızıma; “Kitabın adı ‘Günselice Şiirler’ olsun mu?” dedim. Olsun, dedik. Kitabın ismi böylece oluştu. Günseli; ışık seli, bol ışık manasına geliyor. Okuyanlara bol ışık, çok umut olsun. 

Sizce kitap, beklenen başarıya ulaşacak mı?

Umarım, ulaşır. Her türlü eleştiri karşısında yılmadan kitaba giden yolda yürüdüm. İsterim ki birçok okurun elinde, kitaplığında olsun. Okumayan bir toplumuz. Üzgünüm. Mücadelem adına çok emek verdim, başardım da. Kalem, kâğıt ve ben dostuz. Dostluğumuz başardı. Umut, hep olmalı başarmak adına. 

Kitabınıza bir okur gözüyle nasıl bir yorum yaparsınız?

Kitabım; yeni bir umut, yeni bir filiz bence. Bu soruya okurlarımın yorumlarıyla yanıt verebilirim. Okurlardan övgü dolu yorumlar alıyorum. Her sanatın, her işin, her görevin çıraklık dönemi vardır. Ben, kendimi başarılı bir çırak; kitabımı da iyi bir çıraklık eseri olarak yorumlayabilirim. Olgun yaşımda  başıma takılan en değerli taşlardan yapılmış bir taç, diye düşünüyorum “Günselice Şiirler” adlı kitabımı. 

Hazırlık aşamasında olan yeni bir eseriniz var mı?

 “Kitap çıktı, şiir bitti.” diye düşünemem. Yazmaya devam ediyorum. İkinci kitap için şiirlerim birikmekte. Yürekte aşk, sevda, duygu bitmez. İlmek ilmek dokunur, şiir olur, okunur. 

Son olarak gazetemiz okurlarına neler söylemek istersiniz?

Okusunlar, derim. Öğrenmenin, okumanın sonu yoktur. Okuma ve eğitim oranı yüksek ülkelerde suç oranı, ters orantılıdır. Eğitimli anne ve babalar, eğitimli bireyler yetiştirir. Eğitimli bireylerle ülkeye mutluluk gelir, refah gelir, sorgulayan beyinler çoğalır. İlimden, bilimden, çağdaşlıktan ayrılmasınlar. Televizyondaki boş programları izlemek yerine; gazete ve kitap okusunlar, radyo dinlesinler. Her seviyenin okuyabileceği kitaplar var. Azimli olsunlar, kararlı olsunlar, başaracaklarına inansınlar. Akıllarına olumsuz düşünceleri koymasınlar. Yürekleri sevgiden, merhametten yana olsun. Doğayı korusunlar. Kâğıt ve kalemle dostluk kursunlar. Kendi anılarını, senaryolarını yazsınlar. Mutlu olsunlar. Sevgilerimle…   

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İstanbul Fatura Basımı

avukat kartvizit

evden eve nakliyat

ofis taşımacılığı