Efsane gazeteci Burhan Akdağ 

Burhan Akdağ, gazeteciliğin duayen isimlerinden. Gazeteci olmak İÇİN doğmuş sanki, sıcakkanlı, alçak gönüllü, hoş görülü, çok çalışkan, titiz, Atatürk aşığı, milliyetçi, ülkesini seven , tutkulu, ailesine düşkün, duygusal, bir çok kişiye örnek olmuş, camiada herkesin tanıdığı sevdiği, ender kişilikli bir şahsiyet. Önce Vatan Gazetemiz ailesine katılmasından dolayı çok mutluyuz, hoş geldiniz diyoruz, röportajımızı daha önceden yapmıştık , buyrun samimi söyleşimize;

Efsane gazeteci Burhan Akdağ 

Burhan Akdağ, gazeteciliğin duayen isimlerinden. Gazeteci olmak İÇİN doğmuş sanki, sıcakkanlı, alçak gönüllü, hoş görülü, çok çalışkan, titiz, Atatürk aşığı, milliyetçi, ülkesini seven , tutkulu, ailesine düşkün, duygusal, bir çok kişiye örnek olmuş, camiada herkesin tanıdığı sevdiği, ender kişilikli bir şahsiyet. Önce Vatan Gazetemiz ailesine katılmasından dolayı çok mutluyuz, hoş geldiniz diyoruz, röportajımızı daha önceden yapmıştık , buyrun samimi söyleşimize;

17 Ekim 2019 Perşembe 12:57
102 Okunma
Efsane gazeteci Burhan Akdağ 

FUNDA AKOSMAN ERMAN

Efsane gazeteci Burhan Akdağ ile birlikteyiz. Tam bir gazetecisiniz, 50 yıldır fotoğraf çekiyorsunuz 35 yıldır da gazetecisiniz. Çocukluğuzdan beri bu meslek aklınızda var mıydı? Nasıl başladınız?

Ben başka bir iş yapmıyorum, yapmadım da. Fotoğrafla çok haşir neşir olunca nerdeyse ben fotoğraf makinesiyle yan yana büyüdüm. Babam Köy Enstitüsü mezunu ve orada fotoğrafla ilgili çok şey öğrenmiş dolayısıyla evimizde devamlı bir fotoğraf makinesi var. Doğal olarak bende evde sürekli fotoğraf çekiyordum. Annemin, babamın, kardeşlerimin fotoğraflarını çekiyordum. 

Bunca birikimin sonucunda müthiş bir arşiv vardır elinizde

İnanılmaz bir İstanbul, aile ve eş dost arşivi var. Ben çektiğim hiçbir fotoğrafı silmem. Bakarsın kardeşin, eşin beğenmez ama o fotoğraf durur. 

Yıllar geçince o fotoğraflar şarap gibi ne kadar değerleniyor, öyle değil mi? 

Tabii bunun en son örneğini 15 yıl evvel Japonya’ya gitmiştim fotoğraf çekmeye böyle arşivi kurcalarken gördüm. Orada çok önemli bir mimara fotoğrafları gönderdim şok oldu. Yaa bu bu fotoğraflar bende yok dedi. Çok önemli çok ben fotoğraf çekmeyi seviyorum. 

Peki fotoğraftan gazeteciliğe doğru geçiş nasıl oldu?

Gazetecilik şöyle oldu. O zamanlar Hürriyet gazetesi, Milliyet gazetesi okuyucuların fotoğraflarını yayınlıyordu. Ben birkaç sefer gönderince, gidin şu çocuğu bulun kim bu Burhan Akdağ demişler, alalım çalışsın ne güzel fotoğraflar çekiyor diye. 

Aaa ne güzel onlar sizi istedi. 

Tabii bir gün kapının zili çaldı, annem açtı kapıyı, anneme dediler ki “Burhan Akdağ burada mı?” “Burhan evladım seni arıyorlar” dedi, “Saktım bir adam buyurun benim” dedim. “Yaaa dedi herhalde yanlış geldik” dedi. “Niye” dedim “siz kimi arıyorsunuz?”

Kaç yaşındaydınız o zamanlar 

12/13 yaşlarındayım. 

Gerçekten mi? 

14 yaşında da olabilirim, tam bilemiyorum. Bir fotoğraf çıkardı “Ben bunu çeken Burhan Akdağ’ı arıyorum.” “Ben çektim” dedim bunu.  Nasıl yani dedi şaşırdı. 

“Ben çektim” “Hangi makineyle çektin” dedi. Gittim hemen o zaman Kodak bir makinem vardı onu gösterdim “Bununla çektim” diye. “Çok güzel sen çekmeye devam et, okumaya da devam et biz seni daha sonra bulacağız” dedi. 

Çok güzel işiniz hazırdı yani daha okurken, çektiğiniz fotoğraflarla keşfedildiniz hemen... 

İşim hazır gibiydi yıllar sonra yine o insanlarla bir şekilde karşılaştık ve çalışmaya başladık. 

Sabah, Güneş, Şey, Günaydın, Tan, Fotospor gazetelerinde çalıştınız, Alem dergisi, Manşet, Top Secret, Randevu, Bonjour dergilerini çıkarttınız, Kanal6, Star, Show, KanalD, ATV kanallarında yayın yaptınız. Dolu dolu magazin, dolu dolu gazetecilik ve spor muhabirliği, iki dünya kupası takibi, Güneydoğu’da hareketli dönemler ve savaş zamanı 2 kez Saraybosna’da yaptınız. En çok hangi alanda çalışmak sizi mutlu etti, kendinizi daha iyi ifade edebildiniz.

Onların hep popüler olduğu zamanlarda çalıştım. Bir de şu var Aleme başladığımız zamanlar Türkiye’de televizyonlarda başlamıştı yeni yeni özel kanallar. Atv’den bir teklif almıştık Alem’in magazin programını yapar mısınız diye. Biz o zaman magazin programına da başlamıştık. 

Tabi ben şimdi güzel fotoğraf çekince bir de futbolda oynadım çok futbolu da biliyorum. Bizim o zaman spor müdürümüz vardı Güven Ersan Çelik. Burhan dedi; “Sen çok yoğun bir adamsın ama, Cumartesi, Pazar bana maçlarda fotoğraf çeker misin” dedi. Abi dedim, “Bir ton foto muhabir var”  “Olsun” dedi “Sen de çeker misin?” dedi. “Çekerim abi dedim ve çekmeye başladım. Sonra iki tane Dünya Kupasına gittim, Şampiyonlar Ligi finallerine gittim”.

Güneydoğu’da da Sarıyer Yüksekova maçına gittim mesela. Güneydoğu’nun en hareketli olduğu dönemelerde Sarıyer  Yüksekova’ya kupa maçına gitti. Giden 2 veya 3 gazeteciden biri bendim. 

Evet Bosna’ya da gittim. Bosna’ya bir haftalığına gönderdiler beni aylarca kaldım, kalmak zorunda kaldım yani. 

Ben gazeteciliği böyle parçalara ayırmıyorum. Gazetecilik bir bütündür ama bizim ülkemizde maalesef öyle değil. Mesela spor muhabirini akşam bir magazin işine gönder doğru dürüst fotoğraf çekemez. Bizim gece çalışan arkadaşları da maça gönder onlarda onu çekemez. 

Yani her konunun uzmanı farklı mı olmalı?

Her konunun uzmanı meselesi değil bence insanların içinde biraz heves olacak, bütün olarak yaklaşabilecekler mesleğe. Ben işimi yaparım başka bir şey yapmam demeyecek. Sen gazetecisin her şeyi yapacaksın, merak edeceksin. Gazetecilik muhalefettir, muhalelefet edeceksin. 

Sizce gazetecilik nedir?

Bana göre gazetecilik muhalefettir. Benim babam bugün Cumhurbaşkanı olsa eğer yanlış bir şey yapıyorsa onu da yazarım. Baba yanlış yaptın derim. 

Yazmalı ve bağımsız olmalı...

Tabii. Bu ülkeyi yönetenlerle birlikte gazetecilik yapılmaz ki, o zaman yapma, niye yapyorsun ki. 

Magazin haberciliğinin duayen isimlerinden olarak, siz bugünkü haberciliği nasıl buluyorsunuz? Sizin zamanınıza göre bir fark var mı?

Aynı bence hiç fark etmiyor fakat biraz teknoloji daha iyi oldu. Eskiden bir fotoğraf çekiyordun o fotoğrafı gazeteye götürüp 45 dakika banyo yapılırdı ne çıkacak diye hevesle beklenirdi şimdi çektiğini görüyorsun şimdi çektiğini aynı dakika internette yayınlıyorsun. Gazeteciliğin hızı çok değişti. Zaten bir kural vardır dünyada en çabuk bayatlayan şey haberdir. O yüzden haberini bir an önce yaptın yaptın yapmazsan başka biri patlatır. 

Peki sizce daha önce magazin ve sanatçı ilişkisi nasıldı, günümüzda nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

Söyleyim ben sana en basitinden, ben muhabirlik yaptığım dönemlerde mesela Hülya Avşar  gazeteyle ilgili bir şey olduğu zaman beni arardı. Ama şimdi Hülya Avşar diyelim ki Hürriyet’le ilgili bir şey olduğu zaman direkt patronu arıyor. Yani değişen çok şey var eksiden bizlerle dost olurlardı samimi olurlardı iyi de ilişkilerimiz vardı. Şimdi böyle değil. Cep telefonu denen, sosyal medya denen bir şey var, insanlar her yere çok rahat ulaşabiliyorlar hatta tanımadığı insana bile çok rahat ulaşabiliyor herkes. Eskiden bir defa patrona ulaşabilmek için önce gazeteyi arayıp sekretere sonra patrona ulaşabiliyordun. Patron gazetede mi değil mi orası var, birde bu nedenle teknoloji geliştikçe insanların birbirine ulaşması kolaylaştı ve sınırlar kalktı. 

“Eskiden sanatçıların basın sayesinde gündemdeyim” düşüncesi vardı şimdi biraz daha mı farklı oldu sizce?

Yine aynı şeyi söylüyorlar ama onları rahatsız eden bir şey olduğunda işin rengi değişiyor. Bugün kim olursa olsun eğer medya o kişiyle ilgili bir takım işler yapmazsa duyulmaz, tanınmaz. Mesela en basiti geçenlerde Reymen olayı oldu. Çocuğun fotoğrafını çekti diye gazeteci arkadaşa saldırdı ama sen bir yıl evvel o gazeteci seni çeksin diye ortada dolanıp duruyordun. Bu işler böyle .

Aynen öyle doğru söylüyorsunuz, kimse çizgisini bozmasa keşke... 

Bu tür şeylere çok alıştık biz. Evet bir rahatsızlığı varsa saygı çerçevesinde orada karşılıklı halledilmeli. 

Biz de eskiden çekiyorduk mesela bakıyorduk ben bu haberi kullanırsam sıkıntı yaşayacağım deyip kullanmıyorduk ama buna benzer şeyi 3-5 gün sonra görünce bizi ikna ettiler ama kullanılmış deyip ondan sonra kullanıyorduk. 

Peki siz yeni medyayı aktif olarak kullanıyor musunuz?

Kullanmaya çalışıyorum iyi de kullandığımı sanıyorum. 

Fotoğrafçılık yönünüz var ve çok güzel fotoğraflar çekiyorsunuz bunu da sosyal medya paylaşıyorsunuz. Bu fotoğrafçılık deneyimlerinizi sergi olarak ya da bir eğitim olarak insanlarla paylaşmayı düşünüyor musunuz? Geniş bir arşiviniz var çünkü. (Ayşegül Bedir) 

Düşünüyorum hatta bir iki dernek bana teklifte bulundu olur dedim öyle kaldı şimdilik çünkü bu ara biraz yoğunluğum var. Şu an fotoğrafları topluyorum fotoğraf ağırlıklı bir kitap hazırlayacağım ve sergi mutlaka yapacağım. Bende sosyete çok eski ve önemli isimlerin fotoğrafları var sanatçıların yine öyle. Hiç görülmemiş fotoğraflar var. Manzara ağırlıklı da çok fotoğraf var. Bunların hepsini hem sergi hem kitap olarak değerlendireceğim. 

Gazeteci nasıl olunmalı, gazeteci olmak isteyen gençlere ne önerirsiniz?

Bol bol okusunlar, yazsınlar ve gündemi takip etsinler. 

Fotoğrafçılık ve gazetecilikle ilgili deneyimlerinizi paylaşacağınız bir eğitim veya seminer düşünüyor musunuz? (Ayşegül) 

Zaman zaman üniversitelerden çağırıyorlar bende yaşadıklarımı, deneyimlerimi neler yapmaları gerektiğini öğrencilere anlatıyorum. Eğer bu mesleği seçecekler varsa belki biraz da onlara yol göstermiş oluyorum. Seminerlerden sonra da çoğu öğrenci takıldığı bir konu olduğu zaman mutlaka arıyor beni. Gazetecilik çok keyifli bir meslek ki ben futbol oynuyordum, bir ara futbol mu gazetecilik mi o arafta kaldım. Hatta bir çekte almıştım o gece uyuyamaştım ertesi gün gittim çeki iade ettim. Dedim ki “Ben gazeteciliğe devam etmek istiyorum” tam ucundan döndüm yani 

Futbolla çok ilgilisiniz Burhan bey gidişatı nasıl değerlendiriyorsunuz? (Ayşegül) 

Bizim Türk futbolu İStanbul’un havasına benziyor. Sanıyorum Şenol Hoca ile çok daha iyi olacağız. Galatasaray’ın geçen Şampiyonlar Ligi maçını izledim 0-0 berabere kaldığı Brugge maçını kadroya baktım hiç Türk yok. Şimdi ben Türk futboluyla ilgili nasıl konuşayım yine diğer takımlara bakıyorsun 8-10 tane yabancı futbolcu var sonra diyoruz Türk futbolu böyle. Tamam yabancı futbolcu elbette olsun ama yeni gençlerimize de fırsat verelim. 

Beşiktaş’la ilgili neler söylersiniz Burhan bey? (Ayşegül) 

Şimdi ben gözümü açtım Beşiktaşlıydım 50 küsür sene oldu Beşiktaş’ı hiç bu kadar sıkıntılı görmemiştim. Acayip bir sıkıntısı var 2 milyar euro üzerinde bir borç var. Hatta geçtiğimiz hafta 25-30 kişilik Beşiktaşlı bir grup modada bir toplantı yaptı ne olacak bu böyle diye. Beşiktaş’ın içinde ileri gelen isimler bunlar beni de çağırdılar herkes fikrini söyledi ben de konuştum tabii insanlar şok oldu tabi benim bu kadar ilgili olduğuma. Beşiktaş hayatım benim, Beşiktaş mağlup olunca benim için o hafta başlamadan bitiyor. Pazar günü maç var mesela mağlup oluyorsun ertesi gün Pazartesi, Salı, Çarşamba olsun istemiyorum hemen öbür hafta sonu gelsin maç olsun da yensin istiyorum. Yani böyle bir şey anlıyor musun?

Bu Beşiktaş aşkı sevgisi nasıl doğdu?

İstanbul’a ilk geldiğimizde ben 4 yaşındaydım ve Beşiktaş’a gelmişiz. Yani ben dedim ya gözümü açtığımda Beşiktaş’taydım Yenimahalle’de ve tabii ister istemez etkileniyorsun. 

Çarşı her şeye karşı, uygun oldu yani 

Evet, evet aynen öyle. 

Gazetecilikle ilgili çok ödülleriniz var, hakkınız da zaten peki yeni projeleriniz var mı?

Ben gazeteciliğimi sosyal medya üzerinden yapıyorum. Yeni Birlik gazetesinde Beşiktaş yazıları yazıyorum. Kim benden bir şey isterse yazıyorum sonuçta ben gazeteciyim ve yazmaya devam ediyorum. Benim için para almışım almamışım hiç önemli değil. Sürekli basın kartım var ben bir şekilde geçineceğim parayı kazanırım. 

Yüzünüz gülüyor maşallah, Özel hayatınız nasıl gidiyor? 

Çok iyi gidiyor, mimar Aysun Akdağ ile 14 Şubat Sevgililer Günü’nde evlendik. O da şu anda bir işle ilgili Bodrum’da benimde burada hastane işlerim var biraz, ya Pazar akşamı ya da Pazartesi akşamı ben de kaçarım Bodrum’a.

Sizin Atatürkçü yanınızı da çok seviyorum ve takip ediyorum. 

Şimdi benim enteresan bir cv’im vardır. Burada anlatırım işte bugüne kadar neler yaptığımı en sonunda da vazgeçemediğim üç şey var derim. Ailem, Beşiktaş ve Atatürk.

Evet çok güzel özetlemişsiniz. 

Benim bu özgeçmişim Devlet Bahçeli’nin önüne gitmiş. Bakmış bakmış hiç böyle bir şey görmemiş, “bu ne kadar enteresan bir özgeçmiş” demiş. Oradakiler de demiş “yazan gazeteci bir arkadaş”, “belli” demiş “farklı”. 

   

Mesleğiniz gereği birçok ortamda bulunup birçok insanla tanıştınız unutamadığınız bir anınız var mı?

Çok anı var olmaz mı bu camiada, 36 yıl oldu haliyle sanatçı, sporcu, iş adamı ne bileyim birçok insanla tanışıyorsunuz. Fakat benim hayatımda ailem kadar önemli bir isim var iş adamı Yılmaz Ulusoy. Çok zaman geçirdim kendisiyle medyayla ilgili birçok işte birlikteydik ve onu izleyerek çok şey öğrendim. Hayatla ilgili o kadar çok şey öğrendim ki ona da söyledim. Benim 22-23 yaşına kadar bir hayatım var bir de 23 yaşından sonra gazetecilikle tanıdığım Yılmaz Ulusoy’un bana kattıkları var. Benim hayatımda çok önemli bir insandır çünkü onun hayat görüşü ve insanlarla olan iletişimi, yaptığı yardımlar beni çok etkilemiştir. Örnek aldığım kişilerdin biridir diyebilirim. 

Okuyucularımıza bir mesajınız var mı peki, hayat felsefeniz nedir?

Valla mutlu olsunlar. Hayat felsefem şudur: En kötü anımın bile tadını çıkarmaya çalışıyorum daha kötüsü olabilirdi diye. Allah’a şükürler olsun diyorum daha kötüsü olmamış. Diyelim ki sol bacağım mı kırılmış, Allah’tan sol bacağım, ya sağ bacağım kırılsaydı araba kullanamazdım diyorum veya daha kötüsü ikisi birden de kırılabilirdi diyorum. Birde yazdığım kitapta hep şöyle imzalarım. 

“Ben dostuma da dağ olurum, düşmanıma da dostuma dağ olurum yaslansın diye, düşmanıma dağ olurum dostuma ulaşamasın diye.”

Çok güzel bir söz bu keyifli röportaj için çok teşekkür ediyorum Burhan bey. 

Ben teşekkür ederim. 

Kendi anlatımıyla Burhan Akdağ;

Doğum tarihi: 30 Ocak 1961

Ben ilkokulda, ortaokulda, lisede iken arkadaşlarım bana, “Sen ileri de çok iyi bir gazeteci olacaksın” derlerdi. 83 senesinde başladığım gazeteciliği tam 33 yıldır soluksuz devam ettiriyorum. 50 yıldır yani yarım asırdır da fotoğraf çekiyorum. Güneş Gazetesi ile başladım. Haftalık Şey Gazetesi oradan da Tan Gazetesi’ne geçtim. Tan'ın Tan olduğu milyonlar sattığı dönemlerde çalıştım. Sabah Gazetesi kuruldu Sabah'a geçtim. Günaydın Gazetesi’ne geldim. Foto Spor'da çalıştım. İlk Alem Dergisini çıkarttım. Alem'de iken televizyon ile tanıştık ilk magazin programı Alemi yaptık. Oradan Kanal 6'ya transfer olduk. Top Secret Dergi ve programını yaptık. O da büyük ilgi gördü. Sonra Manşet dergisini yaptım. İbrahim Tatlıses'in Randevu Dergisini yaptım. Bunlar hep bilinenler. Onun haricinde görsel ve yazılı basında çok fazla imzam oldu. Kanal 6, Star TV, Show TV, Kanal D, ATV gibi o kadar çok kanalda çalıştım ki, çalışmadığım kanal kalmadı diyebilirim.

Ben spor muhabirliği de yaptım. İki dünya kupası takip ettim. Futbolu çok seviyorum. 1.lig maçlara gidip fotoğraflar çektim. Sonra Saraybosna’ya savaşa gittim. İki savaş gördüm. Güneydoğu'da olayların çok sıkı olduğu dönemlerde 90'lı yıllarda Hakkari'de Sarıyer-Yüksekova maçını izlemeye gittim...

3 evlilik yaptım ama 2 eşim var. Müge Anlı’yla 2 kez evlendim. Bir gün tartışmıştık boşanmak istediğini söylemişti. Ben de ‘boşanmazsan…’ diye söylendim. Ertesi gün boşandık. Sonra evlendiğimiz tarihte yine evlendik.

3 çocuğum var. İlk eşimden bir oğlum bir kızım var. Oğlum Metehan Amerika'da inşaat mühendisi. Kızım Aslıhan burada müzik öğretmeni. Müge Anlı'dan olan kızım Lidya da şu an okuyor. Aynı zamanda bir dedeyim. Oğlum Metehan'ın 2 kızı, Azra ve Arya var. Onlar da Amerika'da yaşıyorlar.

BURHAN AKDAĞ OBJEKTİFİ'NDEN

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.