O Türk Sinema ve tiyatrosunun sevilen ünlü oyuncularından… 'Çılgın Bediş', 'En Son Babalar Duyar' ve 'Vizontele' gibi birçok projede rol aldı. 1951 yılında dünyaya gelen Selahattin Taşdöğen, 1986 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nden mezun oldu. Dokuz yılı aşkın bir süre çeşitli okullarda resim-iş, sanat tarihi ve turizm öğretmenliği yapan Selahattin Taşdöğen, Bakırköy Komedi Tiyatrosu, İstanbul Tiyatrosu, Ercan Yazgan Tiyatrosu, Kenan Büke Tiyatrosu, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları, Levent Kırca-Oya Başar Tiyatrosu, Yasemin Yalçın Tiyatrosu’nda yer aldı. Sanatçı bir aileden gelen Taşdöğen’in , kardeşlerinden 3'ü oyuncu, 4'ün de müzisyen… Selahattin Taşdöğen ile dününü bugününü konuştuk. Haydi buyutun sohbetimize…

 467

BİZE BİRAZ KENDİNİZDEN SÖZ EDER MİSİNİZ?

Tabi… Ben 1968 yılında İstanbul radyosunda (TRT) çocuk bölümünde radyo piyesleri ile başladım. Aynı yıl Türk Ticaret Bankasının Keloğlan çocuk tiyatrosuna girdim. Uzun yıllar (otuz altı yıl) aynı tiyatroda görev aldım. Aynı zamanda hem okul hem tiyatro devam etti. İstanbul şehir tiyatrolarında ve özel tiyatrolarda elli dört yıldır oynamaktayım. Kendi tiyatromu kurdum, on beşinci yılımdayım. Tahta Çanak, 9. canlı- Metro Canavarı adlı oyunları oynamaktayım. 1973 yılında sinema ile taştım. Daha sonra TV kanalları, sayısız film ve dizide görev aldım. Aynı yıllarda okul bitti. Resim ve Sanat Tarihi derslerini verdim. On yıl öğretmenlik sürdü yani tiyatro hayatı daha önce başladı. Atatürk Eğitim Enstitüsü ve Marmara Güzel Sanatlar Fakültesini bitirdim. Filmlerde oyunculuk, sanat yönetmenliği yapmaktayım ve resim sergileri açtım.

EKRANLARDA BİRÇOK DİZİ VAR VE BUZ DİZİLERDE YEŞİLÇAM OYUNCULARINA YER VERİLMİYOR. SİZ NELER SÖYLEMEK İSTERSİNİZ?

Evet haklısınız… Bir sürü saçma sapan diziler var. 3 bölüm, 4 bölüm oynayıp, ondan sonra yayından kalkıyor. Bizim örf ve adetlerimize uymayan bir sürü saçma dizi. Açıkçası ben bir oyuncu olarak bazen oynamaktan çekiniyorum. Filmler yapıyoruz, ipe sapa gelmez roller oynuyoruz. İş o kadar ucuzlamış ve ayaklar altına alınmış ki, bir bakıyorsun hiç tanımadığın, bilmediğin bir adam, 20-22 yaşlarında, bir dizide olayın kahramanı, yani başrolü, yakışıklı bir oğlan veya güzel bir kız. Aldığı eğitim sıfır, oyunculuk sıfır. Tek vasfı, sadece yüzünün güzel ve gözlerinin de yeşil olması. Kardeşim onun gözü yeşil değil mavi olsa ne yazar, siyah olsa ne yazar?

6890

GERÇEK EMEKÇİLERE NASIL SIRA GELSİN Kİ

Eğer o gözde duygu yoksa, oyunculuk adına bir şey yoksa ve bana aktaramıyorsa, ne yapayım ben onun gözünün rengini? Çünkü oyuncu değil o; birinin tanıdığı ve dürtüğüyle gelmiş oraya. Birinin tanıdığı olmuş, başrolü kapmış, ama götüremiyor. Götüremez, çünkü temeli yok. Temeli olmayan bir bina ise ilk sarsıntıda yıkılır. Onun için bu yakışıklı erkek, güzel kız sistemine bir son verip, oyunculuğa bakalım. Diğer taraftan bu işin gerçek emekçilerine nasıl sıra gelsin ki…

EN SON İZLEDİĞİNİZ TİYATRO OYUNU HANGİSİ VE OYUN HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZ NELERDİR?

Vaktim oldukça oyunları izlemeye çalışıyorum. en son Çiğdem Tunç'un oynadığı Cahide Sonku'unun hayatını canlandırdığı oyunu izledim. Çok başarılı buldum. Gayet iyi, akıcı bir otobiyografik oyundu. Onun dışında birkaç oyuna daha gittim. Dediğim gibi boş vakit buldukça asla kaçırmam tiyatro oyunlarını…

BİREYİN VE TOPLUMUN GELİŞİMİNDE TİYATRONUN ÖNEMİ SİZCE NEDİR?

Toplumda tiyatronun yeri gerçekten çok önemlidir. Çünkü tiyatro, sanat ve türleri kültürel anlamda iyi bir köprüdür. Kişiler orada oynanan oyunda gerçekleri görür, yalansız dolansız. Kendini görür, toplumu aydınlatır, bilgilendiricidir. Toplumun sesi olur ve aynadır.

409145

YENİ PROJELERİNİZ VAR MI?

Tabii… Birbirinden güzel projelerimiz var… Yakında hayranlarıma sürprizlerim olacak.

BİR AÇIKLAMANIZDA SİNEMA VE TİYATRODA MISIR YİYENLERE TEPKİ GÖSTERMİŞTİNİZ?

Kesinlikle karşıyım… Düşünsenize küfürler espri konusu olmuş, seyircide gülüyor buna. Seyretmenin bile bir adabı vardır bir tiyatroda, bir sinemada. Elinde koskocaman mısır. Burada bilet alırken sana bir kova da mısır veriyor. Oturup orada mısır yiyip film izliyorsun. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Ben bu kadar ciddiyetsiz bir iş yaptığımızı zannetmiyorum. Sen orada, pür dikkat benim yaptığım şeyi, sağa sola fındık fıstık atarak, mısır atarak izleyemezsin. Böyle bir saygısızlık içerisinde bulunamazsın. Ben tam konsantre olmuşum, filmi ya da oyunu izliyorum, yanımdakinin çatırtusundan, çuturtusundan filmi izleyemiyorum. Sonra ışık yandığı zaman sinemanın pisliğini görüyorum. Niye hep mısır satıyorsunuz? Bilet mi satacaksınız, mısır mı satacaksınız, bir karar verin. Bu konu denetim altına alınsa iyi olur. Gerçekten çok üzücü bir olay bu… Kesinlikle bu söylediklerim dikkate alınmalı.

HİÇ UNUTAMADIĞINIZ BİR ANINIZI BİZİMLE PAYLAŞMAK İSTER MİSİNİZ?

Nejat Uygur ile aramızda geçen özel bir anımı sizinle paylaşayım. Nejat Uygur bana dedi ki 'Selahattin'cim inşallah kısmet olursa bu sezon birlikte çalışacağız'. Bende 'çok mutlu olurum abiciğim' dedim. Hemen bana teksti verdi, ertesi gün de provaya çağırdı. Gittim, oyunun provasına girdim. Okuma provasıydı bu, gayet rahat bir şekilde okumamızı yaptık ve dağıldık. Ertesi gün ikide tekrar çağırdı, gittik ve okumamızı yine okuduk. Bu sefer okumanın hemen ardından sahne provasına geçtik. Sahne provasında hemen trafikler verildi. 'Şuradan gel, şunu yap, bunu yap' gibi derken, onun vermiş olduğu mizanseni birebir uygulamaya başladık. Üçüncü gün, dördüncü gün, beşinci gün derken böyle devam etti. Bu arada Nejat abi bu provalarda her gün biraz daha dikkat eder oldu. Dikkatli bakmaya başladı. Altıncı gün geldiğimde gişedeki kız bana dedi ki 'Selahattin abi Nejat abi teksti bırakmanızı söyledi' dedi. 'Alla alla, neden acaba' dedim bende. 'Bilmiyorum valla, öyle dedi' dedi. 'Nerede Nejat abi' dedim, 'Nejat abi aşağıda, isterseniz görüşün kendisiyle' dedi. İndim aşağıya baktım Nejat abi rölyef çalışıyor, çamurdan. Hemen 'merhaba Selahattin'ciğim' dedi, 'merhaba abi' dedim. 'Nasıl olmuş, bi bak bakalım' dedi.

Selahattin4

KENAN EVREN'NİN ÇAMURDAN RÖLYEFİNİ YAPIYORDU

 Baktım Kenan Evren'nin rölyefini yapıyordu, çamurdan. 'Güzel olmuş, eline sağlık' dedim. 'Abi, bir şey soracaktım da' dedim. 'Teksti bırakmamı söylemişsin de neden' dedim. 'Haa otur bakalım' dedi, oturdum. 'Yukarıda ne yazıyor?' dedi. 'Nerde abiciğim' dedim. 'Kapının üstünde' dedi, 'Koca Mustafa Paşa çevre tiyatrosu yazıyor' dedim. 'Yok yok, orada başka bir şey daha yazıyor' dedi. 'Nejat Uygur tiyatrosu yazıyor' dedi. 'Aaaa evet, haklısın abi' dedim. 'Şimdi; bir tiyatroda iki tane Nejat Uygur olmaz, iki tane Selahattin Taşdöğen de olmaz. Ben bu tiyatronun sahibiyim kalıyorum, sen gidiyorsun' dedi. O gün elini öptüm, Nejat abiyle vedalaştık ve tiyatrodan çıktım. Benim için çok güzel onur kaynağı ve bir ödüldü aslında. Nejat abi tiyatroda kendisine rakip olabileceğimi düşündü. Beni o kadar güçlü bir oyuncu olarak gördü ve rakip olarak düşündü. Nejat abiyle yıllarca konuştuk, görüştük. Baba oğul sevgisi içinde. Nur içinde yatsın. Bir ekoldü, bir okuldu o.