Ayın Konuğu – Ruhan Maral

Bu ayki konuğumuz Ruhan Maral; Ne kadar negatif yönlerini sıklıkla dile getirsek de sosyal medyanın, ortak ilgi alanları ya da gayeleri olan insanları bir araya getirmek gibi de faydalı bir fonksiyonu var. Ruhan Bey ile yollarımız, sosyal medyada başlattığı ‘koşan adam’ projesi ile kesişti. Bir meydan okuma başlatmıştı, herkesi hareket etmeye çağırıyordu. Sonrasında hayat amacı ve bu yönde hayata kattığı yürekli ve gönüllü renkler, sesler ve adımlar dikkatimi çekti. Yine yeniden, gerçeği arayan ve bu yolda bulduğu her şeyi bütünün hizmetine seren bir yol arkadaşı ile karşılaşmak keyifliydi.  Bu tadı röportajımızda sizlerle paylaşıyoruz.

Ayın Konuğu – Ruhan Maral

Bu ayki konuğumuz Ruhan Maral; Ne kadar negatif yönlerini sıklıkla dile getirsek de sosyal medyanın, ortak ilgi alanları ya da gayeleri olan insanları bir araya getirmek gibi de faydalı bir fonksiyonu var. Ruhan Bey ile yollarımız, sosyal medyada başlattığı ‘koşan adam’ projesi ile kesişti. Bir meydan okuma başlatmıştı, herkesi hareket etmeye çağırıyordu. Sonrasında hayat amacı ve bu yönde hayata kattığı yürekli ve gönüllü renkler, sesler ve adımlar dikkatimi çekti. Yine yeniden, gerçeği arayan ve bu yolda bulduğu her şeyi bütünün hizmetine seren bir yol arkadaşı ile karşılaşmak keyifliydi.  Bu tadı röportajımızda sizlerle paylaşıyoruz.

01 Mayıs 2019 Çarşamba 20:03
156 Okunma
Ayın Konuğu – Ruhan Maral

Ruhan Maral kimdir?

Hayalleri olan, İzmir’de doğup büyüyen ve beş çocuklu aileden gelen bir yolcuyum. Hayallerinin peşinden gidiyorum. Bunlardan bir kısmı gerçekleşti, bir kısmı gerçekleşmek üzere.

Endüstri mühendisiyim, yüksek lisansımı da Ankara Üniversitesi’nde İnsan Kaynakları Yönetimi ve Kariyer Danışmanlığı üzerine yaptım. 1998-2009 yılları arası, insan kaynaklarında çalıştım fakat sonra mühendislik tarafım ağır bastı ve 2009’dan itibaren yazılım dünyasına dahil oldum. 2018’e kadar insan kaynakları yazılım çözümleri geliştirdim. 

Hani derler ya “hayat kırkından sonra başlar” fakat farkından sonra başlıyormuş. Fark ettiğim şey paylaşmanın hayat amacıma hizmet etmesiydi. Bunu fark etmemle birlikte 2014 yılında, yaptığım işlere eğitmenlik ve kariyer danışmanlığını ekledim; insanlara öğretme değil, paylaşma yolculuğuna girdim.

Başkalarıyla paylaşma yolculuklarımız, ilk kendimize yolculuklarımızla başlıyor. Sizin kendinize yolculuğunuz nasıl başladı?

Bir otobüs yolculuğunda kafamı cama yaslamıştım ve bir trafik kazası atlattık. O trafik kazasını atlatınca aklımda birtakım düşünceler harekete geçti. Aklımda oluşan sorular, yanağımla otobüs camının arasına sıkıştı. Ben niçin varım bu dünyada? Ne yapmak için gönderildim? 

Deepak Chopra’nın güzel bir sözü var, diyor ki; hepimiz bu dünyaya eşsiz yeteneklerle gönderildik, belki de hayatın anlamı ve amacı, o eşsiz yeteneğimizi bulup insanların faydasına sunmak. O gün ben, bir an için, hayatımın sonlanacağını düşündüm, aslında bu bir fark etme anıydı. 2014 yılında ciddi bir sağlık sorunu yaşadım ve bu iki tane olay benim yolculuğumu belirledi sonra hayatımla ne yapmam gerektiğini bulmaya çalıştım.

Bir çoğumuz hayatın akışında, işe gidip geliyoruz, paralar kazanıyoruz, ailemizle ilgileniyoruz ama karbon döngüsü içinde kalıyoruz. İste o “fark etme anı” için ille de kötü bir şey olmasına gerek kalmaması gerekiyor. Benim fark etme anım iki tane sıkıntılı duruma denk gelmişti. Acaba insanlar bir problem yaşamadan onların hayatlarındaki bu farkındalığı nasıl oluşturabiliriz? 

Benim yolculuğum böyle başladı ve bu niyetle devam ediyor.

O halde misyonunuz insanlarda farkındalık yaratmak diyebilir miyiz?

Kesinlikle. Aslında kendi yolumu arıyorum, benim şamanik sembolüm geyik. Maral’ın Şamanizm’de yenilenme, rehberlik ve dönüşüme hizmet anlamları var. Geyik mitolojide; ormanda yolunu kaybedenlere rehberlik eder. Kimseye yolu gösterecek bir misyonum olduğunu sanmıyorum çünkü ben de yolu arayan birisiyim. O yüzden yol arkadaşıyım diyebiliriz. 

Yolda birçok arkadaşla karşılaşıyoruz, onların sorularıyla ben bazen kendi cevaplarımı buluyorum, birlikte ormanın içinde yolu bulmaya çalışıyoruz. Şu an yaptığımız sohbet de hayat amacımı kesinlikle destekleyen bir şey çünkü birileri, bir yerlerde sorularına cevap arıyor ve birlikte birbirimizin sorularına bu vesile ile cevap oluyoruz. 

Tüm anlattıklarınıza spritüel seviyede bu kadar dokunan bu isminiz, gerçekten nüfusta kayıtlı isminiz mi?

Evet. Ruhan Farsça kökenli bir isim, ruhu güzel olan demek. 

Doğumum esnasında babam endişelenmiş ve beni görmek istemiş, fakat bir türlü göstermemişler. Sonra babam çok ısrarcı olunca oradaki yaşlı hemşirelerden birisi üzülmüş ve babama yardımcı olmuş. Babama beni gösterdiklerinde, vücudumun mosmor olduğunu ve göbek bağımın çözüldüğünü görmüşler. Nöbetçi doktor “çocuk ölebilir” demiş. Babam da o an; “çocuk yaşarsa sizin isminizi vereceğim ve ömrü boyunca sizin adınızla yaşayacak” diye söz veriyor. İşin trajikomik tarafı, söz verdiği kişi bir kadın doktor! Babama yıllar sonra “baba ya ismi Ayşe ya da Fatma olsaydı, ne yapacaktın?” diye sorduğumda bana şunu söyledi “biz verdiğimiz sözü tutarız”. Ben bir kadının ismini onurla taşıyorum, hayat kurtaran bir kadının ismini taşıyorum ve bana verdiğimiz sözleri her ne pahasına olursa olsun tutmamız gerektiğini hatırlatıyor.

Ruhan’ın ruhu anlamakla ilgili bir yükümlülüğünün de olduğunu düşünüyorum hem kendi ruhunu hem beraber yolunun kesiştiği insanların ruhunu.

Maral da soyadım, o da geyik demek zaten.

Sizin Şamanizm ile tanışmanız nasıl oldu?

Anadolu kültüründe ve tasavvufta şöyle bir söz var: “tesadüf yoktur, tevafuk vardır”. Aslında o an gelir ve kavuşmanız gerektiği zaman kavuşursunuz. 

Bir eğitimin sonunda değişik insanlarla yolum kesişti ve bunlardan birisi Kaz dağlarında birlikte şamanik yolculuk yaptığım arkadaşımdır. Kendisi bir Aikido hocası, onun tabiatla ve başka hayvanlarla iletişimine şahit oldum. İnsanlara belki uçuk gelebilir ama elimde videoları var, örneğin ormanın kenarında ormana seslenip bunun üzerine vahşi bir çakalın gelip onun elinden yemek yediğini gördüm. Onun dövüş salonundan çıktığında, ağacın üzerinde duran kargaya seslenip karganın gelip onun omzuna konup dudağından öptüğünü de görünce ona inancım arttı ve onunla yaptığımız şamanik yolculuklarda da belli sembollerle buluşmalarım gerçekleşti. Bir şaman değilim ama Şamanizm ile ilgili konular ilgimi çekiyor. 

‘Koşan adam’ projenizden de bahseder misiniz?

Ben eski bir lisanslı atletim, sekiz yıl profesyonel kısa mesafe koştum. Biliyorsunuz, sosyal sorumluluk projeleri kapsamında maratonlar oluyor. Bu kapsamda başkalarına bağış toplamak için de koştum. Koşarken rahatlayan insanlardanım. Koşmak benim için bir tür meditasyon. Daha önce yoga da yaptım fakat günlük hayatın içinde en çok spor yaparken sakinleştiğimi fark ettim. Sonra koşarken aklıma gelen şeyleri, sosyal medyada paylamaya başladım ve bir çağrı yaptım. Başka bir deyişle meydan okuma başlatmış oldum. Birileri de cevaben video çekip gönderince, kendiliğinden, planlanmadan videolar yayılmaya başlayınca sadece koşmak değil spora insanları teşvik etmeye başladık. Sizden kick-box videosu aldığımız gibi birçok kişiden güzel videolar aldık; yüzücüsünden, bisiklet sürücülerinden, fitnessçılardan, dövüş sporcularından. Videoları izledikçe spor yapasımız geldi, gidip spor kıyafetler aldık. Ve projenin amacına ulaştığını hissettim. 

Biraz da ormanda gerçekleştirdiğiniz grup çalışmalarından bahseder misiniz?

Kaz dağları, dünyada oksijen oranı en yüksek olan ikinci yer. Biz de şehrin o stresli hayatından biraz uzaklaşmak için altı samimi arkadaş doğa ile iç içe bir yerde bir nevi inzivaya çekildik. Sevdiğimiz bir arkadaşımızın kendisi için yarattığı bir cennet var, oraya gittik. Orada gecenin karanlığında bir takım şamanik yolculuklar yaptık, bize çok iyi geldi. Dostlarımız gördü ve dediler ki “siz gittiniz bizi niye çağırmadınız”? Orayı bize kiralamasını, sahibinden, rica ettik. O da dedi ki “burada yaptığınız şey, o kadar güzel ve temiz ki, burası benim evim, cennetim; ben burayı size ücretsiz bir şekilde açarım yeter ki iyi insanlar gelsin buraya”. Bize mesaj atan kişiler içerisinde, gerçekten orada olması gerektiğine inandığımız kişileri davet ettik. Gelenlerin ortak özellikleri, hayatlarında derin dönüşümler yaşayan insanlar olmalarıydı.

Tarihi netleştirmeye çalışıyorduk, bir türlü ortak tarih belirleyemeyince şöyle hissettim ve gruba yazdım; “aramızda olması gereken bir kişi daha var. Fakat biz o kişiyle henüz tanışmadık, o kişi gelinceye kadar Kaz Dağları’na gitmeyeceğiz.” Sonra beklediğimiz kişinin kim olduğunu, sosyal medya üzerinden ilginç sorular soran birisinin hayatımıza girmesi ile öğrenmiş olduk. Kendisinin müsait olduğunu söylediği tarih hepimiz için en uygun tarihe dönüşüverdi. Hani “tesadüf yoktur” diyoruz ya biz oraya öyle gittik.

Orası bir farkındalık ve ruhsal yolculuk kampı, sorularınızla gelin, cevaplarınızla dönün dediğimiz.

Ben aynı zamanda cesaret yönetimi uzmanıyım, gecenin karanlığında, ormanın içine girip tüm korkularımızı o ormanda bırakıyoruz. Zaten riskli, tehlikeli bir şey yok, her şey kontrolümüzün altında, her türlü tedbiri alıyoruz. Bu da özgüveni artırıyor.

Kamp sonrası katılımcılar, dönüşümler yaşadı ve yeni başlangıçlar yaptılar. İnsanlar, oradan dertlerini bırakarak, yeni kararlar alarak ve güçlenerek döndüler. Oksijen oranı çok yüksek olduğu için insanlar orada zihinlerini alfa boyutuna getiriyorlar. Hiperventilasyona giriyorlar, oksijenden dolayı zihin ve düşünce bilinci bir şekide kesintiye uğruyor ve işte o zaman da farklı bir bilinç ortaya çıkıyor ruhsal bilinç dediğimiz; o bize doğruları söylüyor.

Mesleki olarak tamamen koçluğa mı odaklandınız yoksa kurumsal hayatınıza da paralelden devam ediyor musunuz?

Kurumsal bir şirkette, şu an yurtdışı yapılanmasından sorumlu yönetici olarak çalışıyorum. Bunun dışında kalan zamanımda eğitmenlik ve danışmanlık yapıyorum aynı zamanda sosyal sorumluluk kapsamında eğitime bütçe ayıramayan yerlere gidip seminerler veriyorum. Çalıştığım kuruma vefa borcum var, bir süre sonra kurumsal hayatımdan ayrılacağım. Yerime birilerini yetiştirdikten sonra tamamen eğitmenlik ve danışmanlık yolculuğum devam edecek ve memleketim olan İzmir’e yerleşeceğiz.

Tamamen eğitim ve danışmanlığa yöneldiğinizde, hangi alanları seçeceksiniz?

Biri, kariyer koçluğu. İki çeşit kariyer danışmanlığı var birisi henüz kariyerini belirlememiş olanlarla yollarını belirleyip devam etmek diğeri de belli bir kariyer yapıp o kariyerinde mutlu olmayıp ikinci kariyerini belirleyenler için. 

Diğeri de hızlı bir şekilde özgün eğitim içerikleri üretiyorum. Piyasada çok eğitmen var fakat özgün eğitimler yok, insanlara sunabilecekleri içerikler sınırlı. Onlarla eğitmen mentörlüğü yolculuğumuz olacak. 

Profesyonel içerik oluşturma alanında bir kitabım şu an yazım aşamasında, kısmetse o da çıkacak.

Kaz dağlarına, insanların gerçek amaçlarını bularak ruhlarını onurlandırmaları için neler yapmaları gerektiğine dair keşiflerimiz olacak. Hem profesyonel hem de özel hayatlarında mana arayışlarına hizmet edecek -adını ne koyarsanız koyun- cevap bulmakla ilgili bir niyetteyiz.  

Yol arkadaşı olarak bu alanlarda bazen çocuklara, bazen yetişkinlere yardımcı olacağım. Zaten hayat amacım da bu olduğu için bu amacın içinde var olmayı hayal ediyorum.

Bir uygulama üzerinden de cesaret yönetimi eğitimleriniz başladı, değil mi?

Evet, İzgören Akademi’nin mikro eğitimlerin yer aldığı Vizgo uygulaması. Bu uzaktan eğitim uygulamasında bana ait 23 mesajı olan, 23 video içinde üç başlık var; cesaret yönetimi, çatışma yönetimi ve kariyer belirleme. 

Bir kariyer koçu olarak kendi kariyerinize dair planlarınız da oldukça net. Pekiyi, sizin yolculuğunuzla insanlara bırakacağınız etki ne olacak?

Şimdi söyleyeceklerimi, kardeşlerim bilmiyor ama okuyacaklardır, olsun! Demek ki bugüne öğrenmeleri nasipmiş. 

Benim babamın kalbi; benim kollarımda, onun gözlerinin içine bakarken durdu ve bu dünyadan giderken bir mesaj bıraktı. Hayatta hiçbir pişmanlığı yoktu, huzurla kendi yolculuğunu tamamladı oysa biz o hastanede yan taraftaki bir hastanın başka, kötü bir yolculuğuna da şahit olduk. Ve bu iki yolculuğu karşılaştırdığımda şunu gördüm: hayatta yaşadığımız her şey aslında o veda anıyla ilgili; neler yaptığımız ve neler yapmamız gerektiği ile ilgili. 

İki tip hayat var, bunlardan biri; hayat amacını bulmuş, amacına göre yaşamış ve giderken vedalaşıp huzurla ayrılmayı basarmış. Diğeri ise, hayat amacını bulamamış veya bulmasına rağmen uygun yaşamamış, çok acı bir şekilde veda eden hayatlar.  

Bu dünyada hangi amaç için bulunduğumuzu keşfedip ona uygun yaşamaya başladığımız zaman bütüne hizmet edebiliyoruz ve bir olabiliyoruz. Aynı Mevlana’nın Konya çarşısında, birden dönmeye başlaması gibi. Diyor ki; her şey birbiri etrafında dönüyor. Ay, dünyanın etrafında, dünya, güneşin etrafında, güneş ve gezegenler de kendi galaksilerinin etrafında ben de onlar içinde bütünüm. Ama o bütünü yakalayabilmek için kendi döngümüzün ritmini bulmamız lazım. Bu ritim nedir derseniz; o ritim bizim varoluş amacımız ile ahenkli yaşamamızdır. Ver her birimizin bu dünyaya bir takım ruhsal kontratlarla gönderildiğimize inanıyorum. Onları deneyimlemek için geldik. 

Bunları keşfederken de şöyle bir şeyle karşılaştım, benim eşim doktor; hematolog. Bir gün ona, “sence bizim amacımız ne, Darvinci anlayışla, bu dünyada niçin varız” diye sordum. Bana dedi ki; “ben uzmanlık alanım kan, onun üzerinden bahsedebilirim. İnsanın en küçük yapı taşı hücre. Kan hücresine baktığımız zaman, hücrenin bilinci yoktur derler ama o da evrensel bilinçle hareket ediyor. Hücrenin amacı yanındaki hücreye yardım etmek, başka bir amacı yok.” 

Biz o yardım etmek isteyen parçanın bütünüyüz ve iki tip hücre var bir tanesi dokunduğu her şeye değer katıyor, bir tanesi de sağlıksız, kanserli hücre her şeyi yok ediyor. Aynı gece ve gündüz gibi, iyi ve kötünün savaşı gibi. Ben bu dünyada iki tip de insan olduğuna inanıyorum. Hani bazen ayırılıyor ya kadın, erkek, çocuk, yaşlı, şucu, bucu ben bunların hepsini reddediyorum. Dünyada 2 tip insan var iyiler ve kötüler. Kötü dediğimiz kişi de henüz amacını yakalayamamış kişi olabiliyor, yolunu kaybetmiş olabiliyor, aslında onlar da nihayetinde iyi. İnsanları fark edelim! Ben de fark ediyorum hâlâ, ben de hatalar yapıyorum, kendi yolculuğumun içinde yeni şeyler buluyorum. Bir ömrümüz var ve onun içinde “fark ettiğimiz” andan sonra başlıyor her şey… 

Konusu İngiltere’de geçen, fenomen bir gangster dizi izledim. Dizinin sonunda savaştan sonra ölümden döndükleri bir gün var ve o gün bir sözleşme yapıyorlar. Diyorlar ki; biz bugün neredeyse ölecektik ama yaşadık. Öyleyse hayatlarımızın bundan sonrası fazladan yaşadığımız günlerden ibaret. Öyleyse bundan sonrasında ne yaşamamız gerekiyorsa cesurca onu yaşayalım. Aslında benim cesaretle yolumun kesişmesi de aynen burada söylenenler gibi… 

Ve az önce paylaştıklarımı toparlayıp bir araya getirdiğimizde; o otobüsün camına kafamı yaslamışken, kazayı atlatıp, o bir dakika içinde neredeyse hayat elden gidiyorken başlamış oldu her şey. Arkamda ne bırakacağım derseniz; cesurca hayat amacımı bulmak için harekete geçmek ve geçirmektir arkamda bırakacağım etki.

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.